Engelliliğe Anayasa Perspektifinden Bakmak
Hüseyin VAROL
ÖZ
Bu çalışmada bir hak süjesi olarak engellinin anayasa metinlerindeki durumu karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. İzlek olarak gelişmiş olarak nitelendirilen on devlet anayasası seçilerek, odağına Türkiye Cumhuriyeti Anayasası alınarak incelenmeye çalışılmıştır. Bu anayasalar, Türk Anayasası’ndaki engelliliğe dair hükümler bağlamında bir tasnife tabi tutulmuş, eksiler ve artılar ortaya konmuştur. Öte yandan engelli diye bir hak süjesinin anayasalarda varlığının gerekliliği, gerekliyse şekli tartışılmıştır. Son kertede de yapılan incelemeler de gözetilerek Türk anayasal sistemi özelinde mevcut durum değerlendirilerek, anayasal değişiklik önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler
Engelli, anayasa, hak süjesi, dünya anayasaları, Türk Anayasası
Kapsam ve Temel İlkeler
Engellilik, geniş kitleler açısından anlaşılamamış, yeti kaybına sıkıştırılmış bir olgudur. Yeti kaybıyla ilişkilendiren bu tavır engelli kişinin birçok faaliyeti yekten yapamayacağı gibi bir varsayıma ulaşmaktadır. Literatürde tıbbi bakış açısı olarak nitelendirilen bu yaklaşımın terk edilmeye başlaması felsefi alanda post modernitenin ortaya çıkışı, 90’lar sonrası SSCB’nin çöküşü ile ortaya çıkan yeni anayasacılık hareketinin doğuşu, teknolojinin on yılda yüzyıllık gelişme katetmesi engelliliği dar bir çevrede dahi olsa bugünkü konuşulabilir haline getirmiştir. Türkiye’de ise bu gelişmeler çok yeni sayılabilecek bir geçmişte yaşanmıştır. Yaşanmaya da devam etmektedir. Bu kapsamda bir toplumun örgütlenmiş hali olan devletin modern zamanlardaki ana belgesi olan anayasaların bu konuda ne dediği meraka muciptir. Bu çalışmada izlek olarak gelişmiş olarak nitelendirilen devletlerin bazılarının anayasaları kullanılacaktır. Açıklamalarımıza geçmeden birkaç hususu daha vuzuha kavuşturmamız faydalı olacaktır.
Anayasa, bu çalışmada modern anlamıyla kullanılmaktadır. 1787 Amerikan Anayasası başlangıç olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmanın çerçevesini çizerken modern anlamıyla anayasa, anayasacılık hareketleri ve bunların temel hak ve özgürlüklerle ilişkisi üzerinden bir bağlam oluşturulmaya çalışılmıştır.
Bu çalışmanın amacını billurlaştırmak adına neden başka bir norm türünü değil de anayasaları değerlendirdiğimizi izah etmemiz faydalı olacaktır. Bilindiği üzere şu an yeryüzünde var olan tüm devletler birer ulus devlettir. Ulus devletlerin ülkesi ve milleti üzerinde egemenliği vardır. Devlet ile vatandaşları arasındaki ilişkiyi belirleyen temel metin ise anayasadır. Modern seküler dünyada devletin adeta “kutsal kitabı” anayasadır. Yukarıda çerçevesini çizdiğimiz anayasa ve anayasacılık hareketinin doğal bir sonucu olarak hakların yazıldığı temel metindir. Öte yandan gerek başlangıç metni gerek temel ilkeleri ile asli veya kurucu iktidarın bakış açısını yansıtmaktadır. Normlar hiyerarşisinin tepesinde bulunması hasebiyle de hukuk binasında yer alan alt normları şekillendiren çatı da anayasadır. Devletin ana kitabı olması, temel hak ve hürriyetlere mündemiç olması, kurucu iktidarın yaklaşımını yansıtması, alt normları şekillendirdiği düşünüldüğünde devlet, hukuk, engellilik bağlamında ilk bakılması gereken metinlerin anayasalar olduğu açıktır.
Araştırma kapsamında on devlet anayasası taranmıştır. Bunlar; ABD, Danimarka, Japonya, Kanada, İrlanda, İspanya, İtalya, Fransa, Hollanda ve Almanya Anayasası’dır. Engelli, engel, özür, özürlü, sakat gibi kavramlar üzerinden tarama yapılmıştır. Odağa Türk anayasası konmuş, Türk Anayasası’ndaki engelliliğe dair hükümler diğer devlet anayasalarıyla karşılaştırılmıştır.
Son kertede engelli diye bir hukuk süjesinin varlığı sorgulanmış, neden böyle bir anayasal hak öznesi vardır ve gerekli midir diye sorulmuştur. Bu sorunun cevabı peşinden gidilirken Türk Anayasası için önerilerde bulunulmuştur.
Terminolojik ve Etimolojik Olarak Anayasa Kavramı
Constitution, Fransızcada kurmak, teşkil etmek, oluşturmak anlamına gelmektedir. İngilizce constitution, İtalyanca constituzione, İspanyolca constitucion, Almanca Verfassung kavramları kullanılmaktadır. Türkçede ise sırasıyla Kanun-ı Esasi, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Anayasa kavramları kullanılmıştır. Türkçede ilk kez 1945 değişiklikleri ile anayasa kavramı kullanılmıştır. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ifadesinin anayasanın Fransızca’daki anlamına daha uygun olduğu görülmektedir. Anayasa ifadesi yasaların anası manasıyla normlar hiyerarşisine gönderme yapan bir anlamdadır. Bu etimolojik ve terminolojik açıklamaların neden anayasaların izlek olarak seçildiği yönündeki açıklamalarımızı desteklediği umarız ki daha açık bir şekilde görülmüştür. Zira hem devletin teşekkülünü normatif olarak gerçekleştiren hem de normlar hiyerarşisinin tepesindeki temel düzenleme olma manası düşünüldüğünde engellilik açısından anayasaların merkezi konumunun teslimi bir zorunluluk olacaktır.
Türk Anayasası’nda Engellilik
Bu başlık altındaki izahlarımıza geçmeden bir hususu ifade etmek isteriz. Burada engelliliği hassaten konu alan hükümler aktarılmıştır. Örneğin seyahat özgürlüğü gibi, eğitim hakkı gibi tüm vatandaşlar açısından geçerli genel düzenlemelere değinilmemiştir.
Anayasamızın “Kanun Önünde Eşitlik” kenar başlıklı 10. Maddesinde herkesin kanun önünde eşit olduğu ve devlet organları ve idari makamlarının bütün işlemlerinde bu hususu gözetmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Yine aynı maddede bu eşitliğin hayata geçmesi için engellilere dair alınacak ilave tedbirlerin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı yorumlanamayacağı da belirtilmektedir. Bu düzenleme Kanun önündeki eşitlik düzenlemesine yer verdikten sonra engelliler açısından bunun hayata geçmesinde bazı sorunları tespit etmiş olmalı ki buna ilişkin tedbirlerin alınmasını hüküm altına almıştır. Alınacak bu tedbirlerin de kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı yorumlanamayacağını aktarmıştır. Bu perspektifi bir örnekle izah edecek olursak boyları farklı, önlerinde bir duvar olan kimselerin duvarın ötesini görebilmeleri için her birine eşit yükseklikte koltuk vermek yerine boylarına göre farklı yükseklikteki koltuklar verilmesidir. Böylelikle tüm izleyiciler açısından duvarın ötesini izlenebilir kılmaktır. Bu devlet-vatandaş hukukuna yaraşır, insancıl bir tavırdır. Olması gereken budur.
Yine Anayasa’nın “Devletin Temel Amaç ve Görevleri” kenar başlıklı 5. Maddesinde “…kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya” şeklinde bir ifadeye yer verildiği görünmektedir. Bu hükümdeki engeller ifadesinin engelliliği karşılayıp karşılamadığı çokça su götürür durumdadır. Eğer yorum ilkeleri açısından tarihsel yoruma başvurularak, kurucu iktidarın niyeti önemsenecekse bizim kanaatimize göre bu hüküm ihdas edilirken engellilik kast edilmemiştir. Ancak amaçsal yoruma başvurularak hükmün yaşayan toplumda değer kazanacağı, amaçsal olarak yorumlanması gerektiği söylenirse de bu çalışma kapsamındaki engelliliği kast ettiği söylenebilir.
Yine Anayasa’nın 61. Maddesinde devletin sakatların topluma intibaklarına dair gerekli önlemleri alacağı ve onları koruyacağı söylenmektedir. Öncelikle buradaki özneleri koruma yaklaşımının yapı bozuma tabi tutulması ve modern hukuk açısından birey-devlet ilişkisinde nereye tekabül ettiğinin analizi gerekir. Zira devlet pederşahi bir bakışla vatandaşlarını mı korumalıdır yoksa onları birer hak öznesi görerek hak ve özgürlüklerini mi korumalıdır? Bu soruya verilecek yanıt bu hükme olan yaklaşımı da belirleyecektir. Bizim kanaatimiz elbette ki ikincisinden yanadır. Yine bu hükmün sosyal-ekonomik haklar içerisinde yer alması engelliliğini algılanma biçimini ortaya koymaktadır. Toplumsal olarak korunması gereken bir grup olarak göründüğü anlaşılmaktadır. Yine bu sistematik yorumdan hareketle, engelliliğin kuşak haklar içerisindeki sonralığı düşünüldüğünde gerek tarihsel süreçteki genel bakışın gerek kurucu iktidarın bu olguyu oturttuğu yerin tespitinde bize kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz.
Türk Anayasası’ndaki engelliliğe dair hükümler bunlardan ibarettir. Aslında Anayasa’nın ilk halinde var olan 61. Madde ile 2010 yılında yapılan değişiklikte 10. Maddeye eklenen bakış açısı arasında yaman bir tezat ortaya çıkmıştır. Yine Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar kanunların üzerinde yer almaktadır. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin imzacısı olması, bu sözleşmenin engellilik alanında adeta bir kutup yıldızı oluşu ve hükümleri itibariyle engellilik olgusunu neredeyse ihatalı bir şekilde ele alışı da düşünüldüğünde Anayasamızın “yamalı bir bohça” görünümünde olduğunu söylememiz gerekir. Bütünlüklü bir yaklaşımdan ziyade değişikliğin yapıldığı dönemin rüzgarının etkisini taşıyan, meseleye bakış açısı olarak ne deve ne kuş olmayan bir durumdadır. Zaten bu makalenin amacı da gelişmeleri yakalamak isteyen birileri olursa bu çabalara katkı yapmak, bu çabaları bütünlüklü bir şekilde son gelişmelere uygun bir yere oturtmaktır. Buna ilişkin önerilerimizi sona saklayarak bu çalışma kapsamında incelenen devlet anayasalarına bakalım.
Dünya Anayasalarında Engellilik
Bu çalışma kapsamında on devletin anayasasının tarandığı söylenmişti. Bu on devletin beşinin anayasasında engelliliğe dair hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Bunlar; ABD, Danimarka, Fransa, Hollanda ve Japonya’dır. Bu devletlerin anayasalarında tanımlanan temel hak ve özgürlüklerin süjeleri engellilik açısından herhangi bir özellik göstermeyen, genel, herkesi kapsayan niteliktedir.
Türkiye’den hareketle ilk bakılması gereken hüküm Anayasa’nın 10. Maddesi benzeri hükümlerin olup olmadığıdır. Alman Anayasası’nın 3. Maddesi ve İrlanda Anayasası’nın 40. Maddesinde bu minvalde hükümler bulunmaktadır. İrlanda Anayasası’nın 40. Maddesi şu şekildedir: “ Her vatandaş, insan olarak kanun önünde eşittir. Bunu, Devletin kanunlarında yetenek, bedensel ve ahlaki ve toplumsal işlev farklılıklarına dikkat etmeyeceği şeklinde anlamamak gerekir.” Görüleceği üzere bu düzenleme Türk Anayasası’nın 10. Maddesi ile paralellik göstermektedir. Alman Anayasası’nın “yasa önünde eşitlik; ayırım yapılmaması” kenar başlıklı 3. Maddesi ise “Hiç kimse özür ve sakatlığından dolayı mağdur edilemez.” Demektedir. Görüleceği üzere burada Türk Anayasası’ndan yöntem olarak farklılaşan bir düzenleme şekli bulunmaktadır. Zira eşitliğin hayata geçirilmesi ve bunun için yapılması gerekenlerden ziyade engelinden sebeple bir kimsenin mağdur edilemeyeceği belirtilmektedir.
Türk Anayasası’nın bir diğer düzenlemesi ise 5. Maddesi idi. Bu hükmün amaçsal yorumundan hareket edersek İtalya Anayasası’nın 3. maddesi ve İspanya Anayasası’nın 9. maddesinde bu bağlamda hükümler bulunduğu söylenebilir. İtalya Anayasası’nın 3. Maddesine göre: “Bütün vatandaşlar, cinsiyet, ırk, dil, din, siyasi görüş, kişisel ve sosyal şartlar açısından ayrım gözetmeksizin eşit sosyal derecededir ve kanun önünde eşittir. Vatandaşların özgürlük ve eşitliğini fiilen sınırlayan, beşeri kişiliğinin tam gelişmesine ve bütün işçilerin ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal örgütlenmesine etkin katılımına engel oluşturan ekonomik ve sosyal nitelikteki engellerin kaldırılması Cumhuriyetin görevidir.” İspanya Anayasası’nın 9. Maddesinin 2. Fıkrası ise şu şekildedir: “Bireylerin ve ait oldukları grupların özgürlük ve eşitliğinin gerçek ve etkili olabilmesini sağlayacak koşulları geliştirmek, bunları tam olarak kullanmalarının önündeki engelleri kaldırmak ve tüm vatandaşların siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal yaşama katılmalarını kolaylaştırmak kamu makamlarının görevidir.”
Anayasamızın 61.” Maddesi minvalinde de hükümler içeren anayasalar bulunmaktadır. Portekiz Anayasası’nın 63, İtalyan Anayasası’nın 38 ve İspanya Anayasası’nın 52. Maddeleri bu bağlamda incelenebilir. Portekiz Anayasası’nın 63. Maddesi şu şekildedir: “Sosyal güvenlik sistemi, vatandaşları hastalıklarında, yaşlılıklarında ve sakatlandıklarında, dul veya yetim kaldıklarında ve ayrıca işlerini kaybettiklerinde veya geçinme araçlarını veya çalışma yeteneğini tamamen kaybettiklerinde veya sıkıntıya düştüklerinde korur.“ İtalyan Anayasası’nın 38. Maddesi de şu şekildedir: “İş göremez durumdaki ve yaşamını sürdürebilmek için gerekli kaynaklardan yoksun olan her vatandaş bakım ve sosyal yardım hakkına sahiptir. Çalışanların, kaza, hastalık, iş göremezlik ve isteği dışında işsizlik durumunda, yaşam gereklerine uygun olanakların hazırlanması ve sağlanmasına hakları vardır. Engelli ve özürlülerin öğrenim görme ve mesleki eğitim alma hakkı vardır.” İspanya Anayasası’nın 52. Maddesi de Benzeri hükümler içermektedir. Şöyle ki; “Aynı şekilde, ailelerinin engellilere karşı yükümlülüklerinden bağımsız olarak, kamu makamları, özel sağlık sorunları, konut, kültür ve dinlenmeleriyle ilgili sosyal hizmetler sistemi yoluyla refahlarını arttırır.” Demektedir.
Buraya kadar Türk Anayasası’ndaki mevcut hükümler minvalindeki düzenlemeler karşılaştırmalı bir şekilde incelendi. Şüphesiz Türk Anayasası’ndaki düzenlemelerle örtüşmeyen hükümler içeren dünya anayasaları da bulunmaktadır. Şimdi onlara bakalım. İspanya Anayasası’nın 49 ve Portekiz Anayasası’nın 71. maddelerinde engelliliğe dair münhasıran hükümler konduğu görülmektedir. İspanya Anayasası’nda sosyal güvenlik hakları bağlamında münhasır bir hükümle engellilik ele alınmaktadır. İnceleme kapsamındaki anayasalar içerisinde Portekiz Anayasası engelli süje üzerinden münhasır hüküm içeren tek anayasadır. İspanya Anayasası’nın “bedensel engelliler için hizmetler” kenar başlıklı 49. Maddesi şu şekildedir: “Kamu makamları, kendilerine gerekli olan uzman bakımı verilecek olan ve bu Bölümde tüm vatandaşlara tanınan hakları kullanabilmeleri için özel koruma sağlanacak olan bedensel, duyumsal ve zihinsel engellilerin önleyici bakımı, tedavisi, rehabilitasyonu ve toplumla bütünleşebilmesi yönünde bir politika yürütür.” Portekiz Anayasası’nın “engelli vatandaşlar” kenar başlıklı 71. Maddesi ise şu şekildedir: “Bedensel veya ruhsal engelli vatandaşlar hakların tamamından yararlanır ve kendi durumlarının uygulamalarını veya yerine getirmelerini imkansız kıldıkları hariç, Anayasada yer alan ödevlere tabidir. Devlet, sakatlıkların önlenmesi ve tedavisi ve engelli vatandaşların rehabilitasyonu ve entegrasyonu ve ailelerine yardım sağlanması için ulusal bir politika üstlenir, toplumu eğitir ve bu vatandaşlara yönelik saygı ve dayanışma ödevlerini hatırlatır ve ebeveynlerinin veya vasilerinin haklarına ve görevleri saklı kalmak üzere, kendi haklarını etkin olarak kullanmalarını temin eder. Devlet, engelli vatandaşların örgütlerine destek olur.” “
Anayasalardaki düzenlemeleri karşılaştırmalı bir şekilde inceledik. Şimdi bunlardan hareketle yapılan düzenlemelerin gerekliliğine; gerekli ise hangisinin daha doğru olduğunu tartışalım ve Anayasamız açısından somut önerimizi sunalım.
Anayasalarda Süje Olarak Engelliye Veya Haklarına Gerek Var Mı?
Bilindiği üzere anayasalarda hak ve özgürlükler tanımlanırken bu hakların süjeleri de belirtilmektedir. Bunlar kimi zaman Herkes, hiç kimse gibi genel süjeler olmaktadır. Bazen de yalnızca vatandaşlar bir hakkın süjesi olarak zikredilmektedir. Bazı durumlarda ise vatandaş olmak da yetmemekte, belirli kriterlere sahip vatandaşlar bir hak süjesi olarak zikredilmektedir. Burada şu soru akla gelmektedir: Engelliler diye bir grup öznesine yahut haklarına anayasada ihtiyaç var mıdır? Bu soruya yanıt vermeden önce bu şekilde yapılan süje tercihlerini analiz edelim. Bizim tespitimize göre bu konudaki düzenlemelerin iki kategorideki süjeleri içerdiği görülmektedir. İlk grup şehit yakınları ve gazilerdir. İkinci grup ise engelli, kadın, çocuk, yaşlıdır. İlk grup olan şehit yakınları ve gazilerin devletin devamlılığı için gösterdikleri fedakarlığa karşı anayasalarda zikredilerek kadirşinaslık gösterilmeye çalışılmaktadır. Yani devlet, ulusun varlığı ve devamlılığı için canını feda etmiş kişilerin geride kalan yakınlarını veya bir uzvunu bu yolda feda etmiş kişilerin hayatlarını kolaylaştırmak için bir vefa göstergesi olarak böyle düzenlemelere yer vermektedir. Birde korumaya muhtaç olarak gördüğü, dezavantajlı diye nitelendirdiği kişilere dair münhasır düzenlemeler yapmaktadır. Burada amaç korumaya muhtaç veya dezavantajlı olarak gördüğü grupları korumak yahut dezavantajlarını azaltmaktır. Yalnız dezavantajlı gruplar içerisinde bazılarını seçerek makbul vatandaşları belirlemektedir. Bu da hukuku yapan ama asli ama tali kurucu iktidarın değer dünyasının yansımasıdır.
Şimdi bu bağlamda engelli diye bir anayasal süjenin varlığını tartışalım. Şüphesiz 1787 Amerikan Anayasası’ndan beri hak ve özgürlükler belirlenerek anayasalarda güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. Böylelikle bireyin, devlet iktidarını kullanacak kamu otoritesi karşısındaki korumasız durumu giderilmeye çalışılmaktadır. Ama o günden bugüne hak ve özgürlüklerin makbul sahipleri olduğunu da tespit etmemiz gerekir. Köleler, kadınlar, engelliler, çocuklar, sömürgelerde yaşayan insanlar… Şüphesiz bu özneleri çoğaltmak mümkün. Bunları tarihsel önemi olan birer olgu olarak değerlendirmek de ne yazık ki mümkün değil. Hala birçoğu açısından sorunların güncelliğini koruduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu durumda herkes olmayı başaramayan(!?), kasten veya ihmalle dışarıda bırakılan engellilerin de tıpkı diğer gruplar gibi anayasal bir hak süjesi olarak vurgulanması gerektiği kanaatindeyiz. Yalnız hak süjesi olarak vurgulama hali topyekun ayrıksılığa da götürmemelidir. Engelli haklarından değil engelli insanın haklarından bahsetmek daha doğru olacaktır. Burada da perspektifin anayasalarda herkes için tanımlanmış temel hak ve özgürlüklerden engellilerin de faydalanabilmesini sağlamak olmalıdır. Anayasal düzeyde yapılması gereken bu hak ve özgürlüklerin engelliler açısından hayata geçirilmesini güvence altına almaktır.
Türk Anayasası’na Dair Değişiklik Önerileri
Sözlerimize son verirken dünya anayasalarındaki düzenlemeler ve ülkemizdeki mevcut durumu beraberce değerlendirdiğimizde Anayasamızda değişiklik yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Naçizane yapılması gerekenler şunlar olmalıdır:
Öncelikle 61. Maddede yer alan “devlet sakatları korur” ifadesinin, bakış açısıyla beraber tarihin çöp sepetine gönderilmesi gerekir. Zira yukarıda da vurgulandığı üzere bu ifade hak temelli olmayan, yeti kaybı sebebiyle bir grubu topluca korumaya muhtaç gösteren, o grubu nesneleştirmiş bir bakış açısının yansımasıdır. İnsan onuruna yaraşır bir anlayışa geçilmesi için bu düzenlemenin katî surette, evleviyetle ve ivedilikle kaldırılması gerekmektedir.
Anayasa’nın 5. Maddesindeki ifadenin ise engellileri içeren bir düzenleme olmadığı kanaatindeyiz. Zira biz kurucu iktidarın kast etmediği anlamların kelime oyunlarıyla varmış gibi gösterilmesinin hukukumuza zarar vereceği, onu eğen büken, hiçbir şeye benzemeyen bir yapıya sokacağı kanaatindeyiz. Kaldı ki böyle kelime oyunlarıyla geniş kitlelerin ikna edilemeyeceği de ortadadır. Ancak devletin amaç ve görevlerinin sayıldığı bir maddede dezavantajlı grupların haklarını kullanabilmesi için tüm engellerin kaldırılacağı gibi daha net şekilde çerçeve çizilmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu çerçeve hükmün açılımı sadedinde de bir hükme ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Zira bizim toplum yapımız bunu zorunlu kılmaktadır. Kamu otoritesini kullanan kişilerin yaklaşımları düşünüldüğünde yazılı kuralları dahi hayata geçirmekte güçlük çekiyoruz. Değil ki genel hukuk ilkeleri yahut Anayasa’da yapılacak genel bir düzenlemeyle bu sorunun çözülebileceğini iddia edebilelim. Şüphesiz sorunun sadece anayasal bir düzenlemeyle çözülebileceğini iddia etmiyoruz. Buradaki arayışımız mevcut Anayasa’da nasıl bir temel oluşturulması gerektiğini belirlemektir. Kanaatimizce Anayasa’nın 10. Maddesinde yapılan 2010 değişiklikleri ile hayatımıza giren “pozitif ayrımcılık” kavramının da hayatımızdan çıkarılması gerekmektedir. Bunun birinci nedeni oldukça kötü bir literal ifade olmasıdır. Pozitif ve ayrımcılık kelimelerinin yan yana gelmesi kulak tırmalayıcı, ötesinde bir mantık hatasıdır. İkinci olarak da bu yaklaşımın engelli kamuoyu açısından pek de hayırhah görülmemesidir. Öznelerin istemlerinden bağımsız ortaya konan bu yaklaşımın terk edilerek, içeriği ve usulüyle hak temelli bir perspektife dönülmesi gerekmektedir. İstenilen ayrıcalık değil eşitliğin tesisidir. PR’ye kurban edilmiş bir hükümdür aslında. Zira hükmün içeriği itibariyle belirtilen perspektife uygun olduğunu teslim etmemiz gerekir. Ama olgu ortadadır. Gecikmeksizin engelliliğin hak temelli ve günlük hengameye, bahanelere kurban edilmeyeceği bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.
Sorunun yakıcılığı, pek de ilerleme katedilememesi, mevcut hükümlerin bakış açıları, pek de gerçekçi olmayan ifadeleri düşünüldüğünde bir paradigma değişikliğine ihtiyaç olduğu ortadadır. Tüm bunlar düşünüldüğünde ülkemiz açısından en efektif olanın Portekiz Anayasası’nın 71. Maddesi gibi münhasır bir düzenleme yapılması olacaktır. Portekiz Anayasası’nın 71/1 maddesinde ortaya konan yaklaşımın Anayasamızın 10. Maddesindeki düzenlemeden daha gerçekçi ve detaylı olacağı kanaatindeyiz. Bu hükümle haklar ve ödevleri ayrı ayrı ele alan, engellilik olgusunu da gözeterek gerçekçi bir çerçeve ortaya konulmuştur. Bu hükmün Anayasamıza aktarılması gerektiğini düşünüyoruz. Diğer önerilerimize geçmeden önce bu maddedeki diğer fıkraları da değerlendirelim. İkinci fıkrada yer verilen farkındalığa dair önlemlerin alınması konusunda devlete yükümlülükler getirilmesi de son derece yerindedir. Üçüncü fıkrada zikredilen sivil toplum örgütlerinin destekleneceğinin de belirtilmesinin ileri bir düzenleme olduğunu teslim etmemiz gerekir. Bizim asıl vurgulamak istediğimiz ise engellilik alanının iki temel sütunu erişilebilirlik ve ayrımcılıkla mücadeledir. Hak ve özgürlüklerden faydalanabilmenin ön koşulu olan erişilebilirliğin hayata geçmesi ve doğrudan ve dolaylı ayrımcılığın her türünün ortadan kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınacağı ifade edilmelidir. Ortaya konan perspektif ve kriterlerin hayata geçmesi için izleme yapacak, gerektiğinde idari para cezaları kesecek Erişilebilirlik ve Ayrımcılıkla Mücadele adıyla münhasır anayasal özerk bir kurum teşkil edilmelidir. Yapısı oluşturulurken de en üst karar mekanizmasının işlevini yerine getirmeye uygun olması gerekmektedir. Bu sebeple de üye çoğunluğunun alandaki sivil toplum örgütleri temsilcileri, kamu görevlisi olmayan alandaki savunucular, muhalefet partileri temsilcileri, barolar ve diğer meslek odalarından oluşması faydalı olacaktır. Seçim mekanizmasının da atama değil demokratik bir yolla gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde geçmiş tecrübeler göstermektedir ki bir kamu görevlisinden bir başka kamu kurumunu denetlemesini istemek sadece mış gibi yapmak, sorunları bir girdaba mahkum etmektir. Artık doğru bir bakış açısına ve bunun hayata geçmesi için sahici mekanizmalara ihtiyaç vardır.
Burada ortaya koymaya çalıştığımız çözüm perspektifi Türkiye’nin kültürel yapısı, toplumun meseleye bakışı, engellilik alanında dünyanın geldiği nokta değerlendirilmek suretiyle bizce en etkin olanıdır. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki anayasal düzenleme sorunlarımızı topyekun çözmeyecektir. Asıl olan uygulamadır. Ama yukarıda izah etmeye çalıştığımız üzere bizzat Anayasa’nın bakış açısı bugün sıkıntı arz etmektedir. Öncelikle bunun değiştirilmesi, hak temelli ve özne odaklı bir yaklaşımın tesisi için Anayasa’nın çatıyı kurması gerekmektedir. Bunu da sahici bir izleme ve denetleme mekanizmasıyla desteklemesi gerekmektedir.
Sözlerimize son verirken erişilebilirliğin sağlandığı, ayrımcılığın önlendiği bir anlayışın ülkemizde ve tüm dünyada bir gün hakim olmasını dileriz…