Yapay Zekanın Hukuki Sorumluluğu (Cihan ÖZEN)

Cu, 07/21/2023 - 19:35 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

YAPAY ZEKANIN HUKUKİ SORUMLULUĞU

 

Avukat: Cihan ÖZEN

      

MIT Bilgisayar Bilimleri laboratuvar yöneticilerinden Edward Fredkin; “Tarihte üç büyük olay vardır. Bunlardan ilki kainatın oluşumudur. İkincisi yaşamın başlangıcının olmasıdır. Üçüncüsü de yapay zekanın ortaya çıkışıdır.” ifadeleriyle yapay zekanın önemini ortaya koymaktadır.

En basit ifadeyle yapay zeka, görevleri yerine getirmek için insan zekasını taklit eden ve topladıkları bilgilere göre sürekli olarak kendilerini iyileştirebilen sistemler veya makineler anlamına gelmektedir. Örneğin; müşterilerin sorunlarını daha hızlı bir şekilde anlamak ve daha verimli cevaplar vermek için sohbet robotlarında yapay zekadan yararlanır, zamanlamayı iyileştirmek için akıllı asistanlar büyük kullanıcı tanımlı veri kümelerinden kritik bilgileri toplamak için yapay zekâdan yararlanır. Sürücüsüz olarak seyretmesi tasarlanan otomobiller de çevresindeki nesneleri, trafik işaretlerini tanımlamak için de yapay zekadan yararlanır.

İlk olarak İngiltere›de New Hampshire›da bulunan Dartmouth College’da yapılan bir konferansta ortaya atılan yapay zeka kavramına ilişkin ilk önemli gelişme 1997 yılında International Business Machines’in ürettiği Deep Blue adlı bilgisayarın, dünyanın en ünlü satranç ustası Garry Kasparov’u yenmesiyle gerçekleşmiştir. Başlangıçta karmaşık işleri daha hızlı ve hatasız yapabilmek gibi amaçlarla kullanılan ve insan müdahalesi gerektiren yapay zeka teknolojisi, zaman içinde gelişerek toplanan verileri işleyecek düzeye ulaşmıştır. Kullanıcılar da günümüzde kendilerini gereksiz ve tekrarlı işleri yapmaktan kurtaracak, hayatı kolaylaştıracak zeki yazımları tercih etmektedir. Zekanın sözlük anlamı; insanın düşünme, akıl yürütme, nesnel gerçekleri algılama, kavrama, yargılama, sonuç çıkarma yeteneklerinin tümüdür. Ayrıca; soyutlama, öğrenme ve yeni durumlara uyma gibi yetenekler de zeka kapsamı içindedir. Yapay zeka ise, bu özelliklere sahip organik olmayan sistemlerdeki zekadır.

Yazılımların öğrenebilmesi, tecrübelerine dayanarak davranışlarını değiştirebilmesini sağlamaktadır. Öğrenebilen yazılımlar ve robotlar gibi bu yazılımları içeren donanım destekli sistemler günlük yaşamda giderek yaygınlaşmaktadır.

İşte bu durumda çevresini algılayabilen, öğrenebilen ve tecrübelerine dayanarak davranışlarını değiştirebilen sanal ya da donanım destekli yapay zekalı sistemlerin eylemlerinin hukuk dünyasındaki yerinin tartışılması gerekmektedir.

Sorumluluk; uyulması gereken bir kurula uyulmaması davranışının sonuçlarına katlanılması olarak tanımlanabilmektedir. Sorumluluk kavramı; ceza hukuku, idare hukuku ve özel hukukta farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıda yalnızca özel hukuk açısından sorumluluk kavramı ve yapay zekalı varlıkların durumu ele alınacaktır.

Hukuki anlamda sorumluluktan bahsedilebilmesi için ilk ve en önemli koşul kişiliğin varlığıdır. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 8’inci maddesi kapsamında hak ehliyeti; hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada ehliyeti olarak tanımlanmaktadır. Kanun’un 9’uncu maddesinde ise fiil ehliyeti; kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi olarak ifade edilmektedir. Bu durumda hak ve borçlanma ehliyetinin varlığında söz edilebilmesi için kişiliğin varlığı zorunluluktur. Türk Medeni Kanunu’nda kişilik, gerçek kişilik ve tüzel kişilik olarak iki sınıfta tanımlanmıştır. Kanun’un 28’inci maddesine göre gerçek kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Kanun’un 47’nci maddesinde ise tüzel kişilik, özel kanun hükümlerine uygun olarak başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları olarak tanımlanmıştır. Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar. Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Bu durumda Türk hukukunda, hak sahibi olmak ya da borçlanabilmek ve hukuki işlemlerden ve eylemlerden sorumluluğun söz konusu olabilmesi için kişiliğe sahip olmak ön koşuldur. Temelde özgür iradesiyle karar veren insanın davranışları hukuki sonuca bağlanmıştır. Her ne kadar tüzel kişilerin sorumluluğundan bahsedilmekteyse de tüzel kişilerin organlarının kişisel sorumluluğu saklı tutulmuştur. Hayatımızın her alanında kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zekalı sanal ve donanımsal varlıkların, kendilerini oluşturanlardan ve kullananlardan bağımsız olarak verdikleri kararlardan doğan sorumluluğun kime ve ne şekilde yükleneceği hususu önem kazanmaktadır. Örneğin; ABD’nin Michigan eyaletinde bir fabrika işçisi olan 25 yaşındaki Robert Williams, Ocak 1979’da, depolama raflarından nesneleri almak için tasarlanmış bir endüstriyel robot kolunun kafasına çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir. Böyle bir durumda hukukumuz çerçevesinde haksız fiilden doğan zararı kimin tazmin edeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.

Yukarıda yer verilen kişilik tanımları çerçevesinde yapay zekanın hukukumuzda kişiliğinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısı ile yapay zekanın kendi kararlarıyla ortaya çıkan sonuçlardan bizatihi sorumlu olmasından bahsedilmesi de mümkün değildir. Yapay zekalı varlıkların üreticilerinin/kullanıcılarının da yapay zekanın özerk kararlarıyla neden oldukları sonuçlardan sorumluluklarını düzenleyen bir düzenleme de bulunmamaktadır. Yapay zekanın hukuki durumu hakkında doktrinde; “eşya”, “köle”, “tüzel kişi” ve “elektronik kişi” yaklaşımları bulunmaktadır. “Eşya yaklaşımı” uyarınca yapay zeka, bir hak süjesi olarak değil,

yalnızca üzerinde hukukun kişilik bahşettiği süjelerin mülkiyet haklarının cereyan edeceği bir obje olarak değerlendirilmektedir. “Köle” yaklaşımda ise yapay zekanın alelade bir eşya olarak görülmemekle birlikte buna eşya statüsünden tümüyle farklı bir statü verilmesinin de isabetli olmayacağı savunularak; yapay zekayı, çağdaş hukuk sistemlerinde artık var olmayan bir statü olan “köle” statüsünde değerlendirmektedir. “Tüzel kişilik” görüşünde ise eşya ve köle görüşlerini reddederek, yapay zekanın niteliği gereği tüzel kişi olarak değerlendirilmesinin isabetli olacağı ileri sürülmektedir. Zira bu görüş taraftarlarınca yapay zeka ile onu yaratan ve/veya yöneten kişi arasında dernek ve dernek yönetim kurulunu andırır bir ilişki olduğu ifade edilmektedir. Bir diğer yaklaşım olan “elektronik kişi” Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komisyonu tarafından 27 Ocak 2017 tarihli Robotikler Hakkında Medenî Hukuk Kuralları Tavsiye Raporu’nda ortaya atılmıştır. Bu yaklaşıma göre; yapay zekanın özerk kararlar alabildiği durumlarda geleneksel kuralların -yapay zekanın kendi kendine öğrenmesi ve öngörülemez davranışlar sergileyebilmesi karşısında- yapay zekanın neden olduğu zararlar karşısındaki yasal sorumlulukların doğumunda yeterli olmayacağı öngörülmektedir. Bu çerçevede Komisyon, robotlar (yapay zeka) hakkında (otonom kararlarından kaynaklanan sorumluluk açısından) kendine özgü bir “elektronik kişilik” statüsünün ihdas edilmesini tavsiye etmiştir.

Hukuk sistemimizde yapay zekanın hukuki durumuna dair açık bir düzenleme bulunmadığından, mevzuatta yer alan sorumluluk türleri çerçevesinde, yapay zekanın özerk kararlarıyla neden olduğu sonuçların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekecektir.

Sorumluluk hukuku geniş, dar ve en dar olmak üzere üç farklı anlamda kullanılmaktadır. Geniş anlamda sorumluluk hem akit dışı sorumluluğu hem akdi sorumluluğu kapsamaktadır. Dar anlamda sorumluluk, sadece akit dışı sorumluluğu kapsayacak şekilde kullanılmıştır. En dar anlamda sorumluluktan kastedilen ise yalnızca özel kanunlarda düzenlenmiş olan kusursuz sorumluluk yani sebep ve tehlike sorumluluğunu ifade etmek üzere kullanılmıştır. Türk hukukunda sorumluluk hukuku denildiğinde dar anlamda sorumluluk anlaşılmaktadır.

Öncelikle sözleşmeden kaynaklanan sorumluluk açısından bakılacak olursa; hukuk sistemimizde yapay zekanın kişiliği bulunmadığından, bir sözleşmenin tarafı olamayacaktır. Bu durumda yapay zeka kullanıma ilişkin veya yapay zeka aracılığı ile yapılan bir sözleşmede, bu sözleşme hükümlerine aykırılıktan doğan sorumluluk sözleşmenin tarafı olan hukuken kişilik sahibi olan üretici veya kullanıcılara aittir.

Sözleşme dışı sorumlulukta genel olarak, bir kişinin başkasına verdiği zarardan sorumlu tutulabilmesi için kusurun varlığı şarttır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49’uncu maddesinde;

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

hükmü yer almaktadır. Bu durumda, sorumluluktan bahsedilebilmesi için kural olarak; kusur, hukuka aykırılık, zarar ve zarara sebep olan olay ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması şarttır. Türk Borçlar Kanunu’nun 49’uncu maddesinde düzenlenen sorumluluk türü haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk olup bu sorumluluk türü kusur esasına dayanan bir sorumluluktur. Buna göre, bir kimse kendisinden beklenen özenli davranışı yerine getirmediği için sebep olduğu zarardan sorumlu tutulur. Hal böyle iken, eşya statüsünde olan bir yapay zekalı varlığın neden olduğu zararlardan kusuru oranında onu üreten ve/veya kullanan kişi sorumlu olacaktır. Ancak kendi kendine öğrenen ve yeni davranış biçimleri geliştirebilen yapay zaka yaygınlaştıkça, karar almadaki özerkliği artacağından; üreticinin ve kullanıcının duruma ne ölçüde müdahale edebileceğinin belirsizliği karşısında yapay zekalı varlıkların gelecekte özerk kararları sonucunda ortaya çıkacak zararlardan üreticinin/kullanıcının sorumlu tutulmasının hakkaniyete ne ölçüde uygun düşeceği tartışmalarını beraberinde getirecektir.

Kusur sorumluluğunun yanında, istisnai durumlarda kusur aranmaksızın sorumluluk söz konusu olabilecektir. Kusursuz sorumluluk düzenlemelerinde sorumluluğun kurulması kusur yerine özel olarak öngörülen bir olguya bağlanmıştır. Bu nedenle, kusursuz sorumluluk hallerinde zarar verenden değil, zarar gören ile zararın tazmini olgularından hareket edilmektedir. Bu nedenle, kusursuz sorumluluk rejiminin kabul edilebilmesi için sebep olma esasının yanı sıra kusur ilkesinden ayrılmaya neden ihtiyaç olduğunu gerekçelendiren başka esaslar da aranır. Buna göre, başkaları için tehlikeli bir faaliyet yürütenlerin bu tehlikeli faaliyet nedeniyle ortaya çıkan zarara ve tehlikeli bir durum yaratmasalar da kendi hâkimiyet alanındaki diğer kişilerden veya eşyalardan yarar sağlayanların bu kişi ve eşyaların neden olduğu zarara katlanmaları beklenebilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun “Adam çalıştıranın sorumluluğu” başlıklı 66’ncı maddesinde yer alan;

“Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.

Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.”

hükmünde kusursuz sorumluluk hallerinden biri düzenlenmiştir. Burada kişinin kendi kusuru olmasa da, çalıştırdığı kişinin başkasına verdiği zararlardan sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Durum yapay zeka açısından değerlendirildiğinde, bir yapay zekanın özerk kararlarıyla neden olduğu zararlardan, yapay zekanın kullanıcısının sorumlu olacağı düşünülebilir. Kullanıcının tek kurtuluş noktası; yapay zekanın seçimi, talimat verilmesi, denetimi ve gözetimi noktasında gerekli özeni gösterdiğini kanıtlaması olacaktır. İşletmelerinde yapay zeka çalıştıran kişiler ise –örneğin yapay zekaya sahip robotlarla ameliyat yapılan hastaneler- yapay zekanın otonom davranışlarının neden olduğu zararların sorumluluğundan kurtulabilmek için çalışma düzeninin, zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu kanıtlamaları gerekecektir. Ancak, kanunun lafsı incelendiğinde, fiillerinden kusursuz sorumlu olunacak çalışanın gerçek kişi olması gerektiği, çalışanın tüzel kişi olduğu durumların dahi bu düzenlemenin kapsamına girmediği anlaşılmaktadır. Dolayısı ile hukuken kişiliği olmayan –eşya statüsünde olan- yapay zekanın otonom kararlarından doğan zararların bu kapsamda değerlendirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Ancak yine de kanımızca yapay zekanın neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluğun belirlenmesinde hakkaniyete en uygun olan hüküm budur.

Yine başka bir kusursuz sorumluluk türü olan, hayvan bulunduranın sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu’nun 67’nci maddesinde;

“Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz.

Hayvan, bir başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklıdır.” şeklinde düzenlenmiştir. Burada hayvan bulunduran kişinin gerekli özeni göstermemesi halinde hayvanın neden olduğu zararlardan kusuru olmasa da sorumlu olacaktır. Bu kapsamda yapay zeka; talimatla yön verilebilme, henüz yeni sayılabilecek bir teknoloji olması sebebiyle öngörülemeyen davranışlar sergileme ihtimali bakımından hayvanlara yakın bir konumda değerlendirilebilir. Dolayısı ile yapay zekanın öngörülemeyen davranışlarından doğan zararların sorumluluğunun onun kullanıcısı tarafından üstlenilmesinin, kanunun lafsına uygun düşmese de –mevcut durumda- hakkaniyete uygun olduğu değerlendirilebilir. Ancak yapay zeka teknolojisinin hızla geliştiği göz önünde bulundurulduğunda, ilerleyen yıllarda analitik açıdan çok daha gelişmiş olacağı açık olan yapay zekanın durumunun hayvanlardan ayrışacağı kaçınılmazdır. Bu nedenle günümüz koşullarında hakkaniyete uygun görünen bu sorumluluk yorumu gelecekte geçerliliğini yitirecektir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 69’uncu maddesinde, bir başka sorumluluk türü olan, yapı malikinin sorumluluğu;

“Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.

İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar.

Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.”

şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu madde yapay zekanın davranışlarından doğan zararlar bakımında incelendiğinde, açıkça bir bina ya da yapı eserinden kaynaklanan zararların sorumluluğundan bahsedilmesi nedeniyle “yapı” dışındaki herhangi bir varlıktan kaynaklanan zararlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı görülmektedir.

Türk Borçlar Kanunu’nun, başka bir kusursuz sorumluluk türü olan tehlike sorumluluğunu düzenleyen 71’inci maddesinde ise;

“Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.

Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.

Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.

Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilir.”

hükmü yer almaktadır. Tehlike sorumluluğunda, adından da anlaşılacağı üzere temel tibariyle tehlike esası ön plana çıkmaktadır. Tehlike sorumluluklarının ortaya çıkışında, insan ve çevre için önemli ölçüde tehlike arz eden işletmelerin faaliyetlerinden doğan zararlı sonuçların giderilmesi bulunmaktadır. Tehlike arz eden faaliyetlerde bulunan işletmelerin varlığı toplum için gereklidir ve bu nedenle, söz konusu işletmelerin varlığı toplum tarafından arzu edilmektedir. Dolayısıyla, bu faaliyetlerin yasaklanması söz konusu değildir. Nitekim ekonomik, endüstriyel ve teknolojik gelişme sayesinde elde edilecek sosyal ve ekonomik menfaatler, bu faaliyetler nedeniyle ortaya çıkabilecek zararlara katlanılmasını gerektirmektedir. Tehlike sorumluluğu, kusurdan ve objektif özen yükümlülüğünden bağımsızdır. Tehlike sorumluluğunda da sorumlu tutulan kişinin elindeki tek imkan, nedensellik bağını kesen sebeplerin varlığını ispatlamak suretiyle sorumluluktan kurtulmaktır. Bu tür işletmeler faaliyetlerinde yapay zekalı araçlardan faydalandıklarında, yapay zekanın otonom kararlarından doğan zararlardan işletme sahibinin ve/veya işleten kusuru olmasa bile sorumlu olacaktır. Söz konusu düzenleme tehlikeli kabul edilen işletmelerde yapay zekanın neden olduğu zararlar bakımından uygulama alanı bulsa da genel kullanımdan kaynaklanan zararlardan sorumluluk açısından uygulanabilir nitelikte değildir.

Türk Medeni Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 369’uncu maddesinde;

“Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.

Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.” hükmü yer almaktadır. Burada ev başkanının ev halkından Kanun’da sayılanların neden olduğu zararlardan sorumluluğu düzenlenmektedir. İşbu hükmün yapay zekanın özerk kararlarından doğan zararlar bakımından uygulanıp uygulanamayacağı değerlendirildiğinde; söz konusu maddede ev başkanının, neden oldukları zararlardan sorumlu tutulan kişilerin tek tek sayıldığı ve bu listenin genişletilemeyeceği kabul edildiğinden, anılan düzenlemenin yapay zeka bakımından uygulanması imkanı bulunmamaktadır.

Tüm bunların yanında; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (h) bendinde; “Alışverişe konu olan taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi mallar” mal olarak tanımlandığından temelde bir yazılım olan yapay zeka da bir mal statüsündedir ve tüketici işlemine konu olabilir. Dolayısıyla yapay zekanın ayıplı olması durumunda üretici/satıcı, tüketiciye karşı sorumludur.

Sonuç olarak; Türk hukukunda eşya statüsünde olan yapay zekanın kendi kendine öğrenebilen, analitik değerlendirme yapabilen, yeni ve benzemez çıkarımlar yapabilen, talimattan bağımsız hareket edebilen, gelişmeye açık dinamik yapısı göz önünde bulundurulduğunda, mevcut durumda yapay zekanın otonom kararlarından doğan zararlarla ilgili sorumluluğa ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak yapay zekanın özerk davranışları ile neden olduğu zararların tazminine ilişkin olarak olayın özelliğine göre; hayvan bulunduranın sorumluluğu ile adam çalıştıranın sorumluluğu hükümlerinin uygulanmasının hakkaniyete uygun olacağı değerlendirilmektedir. Yapay zeka bugünkü “bebek” haliyle bile insan hayatını son derece kolaylaştırmaktadır. Elbette günümüzde devasa boyutlara ulaşan veri havuzundan beslenen yapay zekanın doğru bilgiyi yanlıştan ayırt etmesinin zor olduğu kabul edilmelidir. Yapay zeka, kararlarında insan gibi ahlaki kaydılar taşıyamaz, duygusallıktan uzaktır. Tüm bu olumsuzlukların giderilebilmesi için yapay zekaya hangi bilginin ve davranışın doğru, hangisinin yanlış olduğunu öğretmeyi içeren “robot etiği” kavramı ortaya çıkmıştır. Mevcut durumun yetersizliği karşısında; tarihsel süreçte gelişen ve değişen kişilik kavramı ile tüzel kişiliğin ortaya çıkması gibi yapay zekanın da hukuki ihtiyaçlara cevap verecek biçimde, sosyolojik ve psikolojik tereddütleri de gidererek meşruiyet kazanacağı kaçınılmaz görünmektedir. Dolayısı ile ilerleyen dönemlerde gereksinimleri tam anlamıyla karşılayacak kölelik gibi tarihsel ayıplardan uzak daha modern bakış açısıyla düzenlemelerin yapılması gerekli be beklenebilirdir.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

https://www.oracle.com/tr/artificial-intelligence/what-is-ai/

http://inet-tr.org.tr/inetconf11/kitap/ugur_kinaci_inet06.pdf “Türkiye’de İnternet” Konferansı Bildirileri 21 - 23 Aralık 2006 TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Ankara, Yapay Zeka Teknikleri ve Yapay Sinir Ağları Kurularak Web Sayfalarının Sınıflandırılması

https://dergipark.org.tr/tr/pub/mdergi/issue/45986/581875 39Yıl 7, Sayı 13, Haziran 2019, Yapay Zekânın Otonom Davranışlarından Kaynaklanan Hukukî Sorumluluk, Dr. Öğr. Üyesi Sinan Sami AKKURT

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/981939 Sorumluluk Hukukunda Kusur, Habip OĞUZ

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/208350 Sözleşme Dışı Kusursuz Sorumluluk Hukuku ve Özellikle Tehlike Sorumluluğuna İlişkin Değerlendirmeler, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt:6 Sayı 2 Yıl 2015 31