KATILMA HAKLARI ÜZERİNE
Av. Kamer BEYAZTAŞ
Hak denildiğinde ilkin ülkesel coğrafyada yaşayanların devlet kurumuyla olan ilişkilerindeki sahip oldukları olanaklar akla gelir. Hakların kapsamı çeşitleniyor, içerdiği anlam giderek genişliyor. Devletin bir şey yapması yapmaması veya herkesin insani düzeyde yaşanabilir dayanaklar sağlaması ve ortamlar oluşturması gibi sınırlayıcı olmayan üst başlıklara atıfta bulunmakla yetinmek isterim. Tarihsel süreçte şu ya da bu ölçüde devlet yapılanmalarında değişmeler olduğu gibi haklar bağlamında da bazı içerik değişmelerinin veya yeni hakların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu yazı var olan katılma haklarının neler olduğuna ilişkin olmayıp ağırlıklı olarak bu haklar etrafındaki halkalar üzerinden nelerin yapılabileceğine dair yaklaşım geliştirmeye yöneliktir. Bu da olası ya da yasallaşmış haklar ile ilgili olarak eleştirel bir tutum almayı gerektirir. Var olup da eleştiri dışlı tutulabilecek katılma hakları da örtük olarak kendine yer bulacaktır.
Yazı ister istemez Türkiye’deki mevcut durum ve geçmişi üzerinden okunacaktır. Bu okuma tarzı doğru olmakla beraber uygun düştüğü ölçüde günümüz dünyasına egemen olan anlayışlara yönelik de bir eleştiridir.
Katılma hakları çok yönlülük oluşlarıyla kendine özgü bir karakter taşır. Bu da temelde demokrasinin uygulanabilirliğine karşılık gelir. Verili durumda bunun beklentilere uygun bir biçimde gerçekleşmesi olanaksız görülmekle beraber kısmi dönüşümlerin de anlamlı olacağı yadsınamaz. Dar anlamda katılma haklarının yeni nesil haklardan olduğu ifade edilmektedir. Kapsamın geniş tutulması halinde ise seçme ve seçilme gibi bazı hakların ortaya çıkışı görece uzun bir tarihsel sürece yayılan birbirinin devamı haline gelen yasama organının oluşumuna kadar geri gidilebilir. Peki katılma hakları neyi ifade eder. Katılma hakkı kabaca, her türden karar alma süreçlerinde yönetilen veya ilgililerin etkin olarak yer alması olarak ifade edilebilir. Kararlar bir anda alınabilecek ve uygulanabilecek çıktılar değildir. Kararların öncesi ve sonrasından da söz edilmelidir. Başka bir anlatımla karar alam bir dizi sürece yayılan Bir özellik taşımaktadır. Karar alındığında onun etkili olması beklenir. O halde bir kararın alınması öncesinde bir hazırlık aşaması vardır. Alınan karar sonrasında ise uygulama aşaması söz konusudur. Katılma süreçlerinde bu unsurlar olmazsa olmaz niteliktedir.
Tam burada şu hususa da değinmekte yarar vardır. Öteden beri süre gelen tek başına veya bir kişi etrafında kümelenen sayısal çokluğu önemli olmayan kurulların karar vermede tek yetkili olma alışkanlık, çaba ve hevesli oluşları ligi yatkınlıklar ağrılığını sürdürmektedir. Katılma hakları bu olumsuzluğu aşmak açısından da dikkate değerdir.
Son dönem katılma haklarının ortaya çıkışı bir bakıma yasamaya dayalı temsili demokrasinin girdiği bunalımın sonucu olarak karşımıza çıkar. Artık temsil ile yönetme sistemi siyasal iktidar partileri zaman zaman değişse bile adeta aynı iktidar yapısının bir tekrarı haline dönüşmüştür. Oy vermede azalma yönelimi, oy verenlerin yanıltılması veya bilinçli tercihlerin azalması vb. nedenler yasamaya dayalı temsili demokrasinin tartışılır hale gelmesine yol açmıştır.
Doğrudan demokrasi kısmen küçük yerel yönetimlerde uygulama alanı bulabilme imkanına sahip olsa da bir bütün olarak uygulama alanı bulamamaktadır. Zira yetki mekanizmasının küçük yerel birimlere doğru genişletilmesi gerekirken bu konuda çekingenlik gösterilmektedir. Oysa ki mahalle ve semtlere varan yerel karar alma ve bunları uygulanabilmesi önem taşımaktadır. Hatta bu birimlerde oluşan konsey, inisiyatif, komite ve komisyon gibi adlarla geçici veya kalıcı örgütlenmelerin yaşadıkları birimlere ve ülkesel kapsama ilişkin görüş ve önerilerinin dinlenir ve dikkate alınır kılınması gereklidir. Türkiye’de ise tersine bazı yerel birimlerin kapatıldığı bilinmektedir. Dahası yürütmenin yasama ve yargı karşısında var olan geniş yetkilerine rağmen artırılmalarının istenmesi gözlemlenebilmektedir. Artık dördüncü kuvvet olarak görülen basının hareket alanının daha da daraltılması da başka bir olaydır. Bunlar var olan katılma haklarının bile kısıtlanması anlamına gelmektedir.
Yasamanın oluşumu üzerinden tanımlanan temsili demokrasi artık demokrasi idealine darbe vururken neredeyse sınır tanımayan teknolojik gelişmelerin ise gerçek demokrasinin alt yapısının oluşmasına yardımcı olacağı beklenebilir. Günümüzde internet olgusunun yaygınlık kazandığı koşullarda kararların alınmasına katılım daha da gerçekleşebilir noktaya erişmiştir. Elbette ki bunu engellemeye dönük çabaların da varlığını sürdürmekte olduğunu görmekteyiz. O halde verili olanın aşılması konusunda da çabaların artacağı kuşkusuzdur.
Bu sistem yani temsili sissem çok partili seçim sistemine dayanmış olsa bile sadece siyasal iktidarın yasama ve hükümet etme düzleminde değil devletin tüm organları ve demokratik kitle örgütleri için de geçerlidir. Bu örgütlerde de temsili mekanizma üyelerin görüşlerini karar mekanizmalarına ulaştıramadığı bir düzenek halinde işlemektedir.
Seçme ve seçilme hakkının katılma hakkının yaşama geçirdiği düşünülse de ortaya çıkan sonuç bu değildir. Temsili mekanizmadaki temsilciler seçmenin gerçek iradesini yansıtmaktan uzaktırlar. Çünkü onlar artık mensubu oldukları siyasal partiyi veya örgütteki bir eğilimi temsil etmektedir. Ayrıca seçilebilme önünde birçok engel olması yanı sıra ekonomik imkansızlıklar da engel oluşturucu ölçüde varlığını sürdürmektedir. Zira seçilmek isteyen kişi diğer her türlü engeli aşsa bile kendisini seçmene ulaştıracak yolları ancak para ile açık tutabilir. Oy veren seçmenlerle ilgili olarak yukarıda belirtilen unsurlara ek olarak karar almayı başkasına havale etme, sorumluluk almada isteksizlik, sorumluluk taşımama, karar vermede kararsızlık eğilimi gibi birçok kişisel özellik de dikkate alındığında seçmenin oy vermedeki tutumları kendilerinin aleyhine bir sonuç doğurmaktadır. Böylelikle seçmen iradesinin sakatlanması temsili sistemdeki beklentilere aykırı sonucun ortaya çıkışında etkili olmaktadır. Dolayısıyla temsil olunan ile temsilci arasında neredeyse bir karşıtlık meydana gelmiştir. Bu anlamda bir işlevsizlik söz konusu olduğundan seçme ve seçilmeyi artık katılma hakkı kapsamında saymak doğru olmayacaktır. Her ne kadar gönüllük temelinde oluştukları ileri sürülse de benzer durum demokratik kitle örgütü adı verilen oluşumlar içinde geçerlidir. Bu örgütlerde de aynı türden bir işleyiş söz konusudur. Bu yapılanmalar adeta devlet aygıtının küçük bir minyatürü haline gelmişlerdir. Her şeye karşın katılma haklarının uygulanmasıyla yasama ve siyasal iktidarın oluşumunda ve karar almalarında kısmen etkili olabileceği düşünüldüğünde önemsiz olarak da değerlendirilemez.
Siyasal ve sivil toplum ayrımı çerçevesinden bakacak olursak her iki alanda da bu türden katılma süreçlerindeki işleyiş biçimi konuya başka boyutlar eklemeyi gerektirir. Seçme ve seçilme hakları öncelikle siyasal toplumun bir parçası olan yasama kurumu üzerinden irdelenebilir. Zira özellikle yasamanın halkı tamamını temsil ettiği iddiası ileri sürülmektedir. Siyasal iktidarı elde bulunduran parti veya partilerin en azından bir kısmının yasamanın bir parçası olduğu olgusu da temsildeki sorunu gidermemektedir. Yasamada temsil olunmayan siyasal partilerinde süreçlere katılımının oluşmadığı göz önünde bulundurulduğunda sorun giderek büyümektedir. Devlet iktidarının aşağıya doğru yayılmasının bürokratik aygıt üzerinden gerçekleştiği kuşkusuzdur. Bu anlamda devlet aygıtının tüm birimlerinde katılma hakları nasıl yaşama geçecektir. Asıl olarak büyük ölçüde siyasal toplumun bir uzantısı olan sivil toplumda da katılma haklarına nasıl varlık bulacaktır. Hemen belirtelim ki Söz konusu olan sivilin askerlerden ayırt edilmesi değildir. Çünkü sivil asker ayrımı ise savaş haline ilişkin bir kavrayıştır. Sivil toplumun her düzeyden karar verilmesi süreçlerinde etkili olması olanaklıdır. Sivil toplum bunu kendi oluşturduğu örgütleri aracılığıyla yapar. Ya da kitlesel hareketlilik aracılığıyla gerçekleştirir. Kitlesel hareketlilik dar anlamda katılma hakkına işaret etmeyebilir. Zira sadece Siyasal veya yerel iktidar üzerinde bir baskıdan söz edilebilir. Alınan ortak tutumlar da etkili olur. Bu çerçevede toplantı gösteri yürüyüşleri de vb. hakların alınacak kararları etkilemesi kapsamında katılma süreci üzerinde etkili olduğu varsayılabilir. Belki de bu türden etkiyi dolaylı katılım olarak adlandırmak daha yerinde olacaktır.
Maddi olmayan kültürün gelişmesinin engellenmemesi doğru bilgiye erişimi kolaylaştıracaktır. Bu durum aynı zamanda kültürel büyümeye yol açacaktır. Düşünmeye dayalı haklar çerçevesinde düşünceyi yayma hakları da bir işlev görür. Bu bakımdan düşünceyi basılı veya diğer teknolojik araçlarla yayma özgürlüğü önem taşımaktadır. Bu özgürlük alanı kısmi olarak alınan kararlara katılma işlevi görür. Düşünce içeriklerinin doğruluğunun tartışılabilirliği nedeniyle saptırıcı olması olasılığı da bulunmaktadır. Katılım süreçlerinde yanlış bilgilenme veya saptırma eğilimlerinin ne şekilde önleneceği gündem olacaktır. Ancak dolaylı katılımı dayanak olan yan yollar önemli olmakla beraber özellikle devlet aygıtını oluşturan her düzeyden organlarda karar ve denetleme organlarına doğrudan katılabilmektir.
Katılma haklarının önemi çokça dile getirilse de bu hakların olması gerektiği gibi hukuksal güvenceye kavuşmadığı ve var olanların ise uygulamada işlemediği görülmektedir. Katılma haklarının karar alan ve uygulayanların keyfiliğini önlemede önemli bir işlev gördüğü için katılma edimi daha zor gerçekleşmektedir. Çünkü keyfiliğin önünde her zaman için bir direnç oluşmaktadır.
Katılma hakkı çoğu zaman yasamanın oluşumu ve siyasal iktidar çerçevesinde öne çıkar. Oysaki devletin tüm bürokratik aygıtı yanı sıra siyasal parti ve diğer örgütsel yapıların üzerinde de durulmalıdır. Siyasal partiler siyasal iktidarın karar alma sürecinde daha doğrudan bir rol oynayabilirler. Bu anlamda siyasal partilerin yapılanmaları da önem taşımaktadır. Ne var ki siyasal partilerin de iç işleyişindeki katılma süreçlerinin tıkalı olduğu görülmektedir. Çoğu zaman parti tüzükleri veya yasal düzenlemelerin bu tıkanıklığı aşabileceği varsayılsa bile kısmi olumsallıklar dışında bunun sonuç verici olması beklenmemelidir. Siyasal partilerin üyelerinin etkin hale getirilmesi ve üyelerin mensubu oldukları partinin aday gösterebildkileri noktalarda aday gösterebilmeleri gibi değişik yaklaşımların çözüme katkı yapması muhtemeldir. Yine görünürde bir engel olmamasına karşın bazı siyasal örgütlenmelerin önüne çeşitli engellerin konduğu görülmektedir.
Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere katılma hakları daha geniş ölçekte ele alınmalıdır. Hem yazının sınırlılığı hem de konunun çok boyutluluk oluşu nedeniyle bazı kısa değerlendirmelere ve önerilere daha yer vermek isterim. Katılma hakları gündelik yaşamın her alanında karşılık bulmalıdır. Siyasal yapılanmalarla yetinilmeyerek yerel birimlerden demokratik kitle örgütlerine kadar her yerde karar alma süreçlerine ilgililerin katılımı yönündeki akışın işlerliği zorunlu hale getirilmelidir.
Karar verme bir anlamda uygulamanın ön aşamasıdır. Karardan önce ön çalışmalar olabileceği gibi karardan sonra da uygulamaya yönelik düşünsel bir çalışmada gerekli olabilir. Bir konuda karar verildikten sonra uygulamaya geçildiğinde kararın yanlışlığı veya verimli olmaması halinde uygulama da olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu durumda kararlar doğru alınmış olsa bile uygulamanın doğru yapılıp yapılmadığının denetlenmesi durumu da ortaya çıkar.
Genel işleyişe bakıldığında var olan katılma haklarının bile kullanılamadığı gözetilerek sorunun aşılmasının sahip olunan hakların öğrenilmesinin ve yeni hakların elde edilmesiyle sağlanabileceği varsayılabilir. Karar vermenin bir dizi süreçten oluştuğu düşünüldüğünde her aşama önemlidir. Bu çerçevede kendileri hakkında karar verilenlerin sürecin tüm aşamalarına aktif katılımı gerçekleştirilmelidir.
Karar alma süreçlerine katılma gerçek istek ve görüşleri almak kaydıyla kamuoyu yoklamaları gibi bazı ek yollar izlenebilir. Burada ise istenilen soncun alınması değil gerçek isteklerin açığa çıkarılmasıdır. Ancak esas olan karar organlarına, karar alınacak toplantılara ilgililerin katılmasının gerçekleşmesidir. Özellikle Karar organlarına katılım kotası oluşturularak genelde dezavantajlı gurupların ve özelde engellilerin de temsil edilmesi kendileri için doğru kararların alınmasını kolaylaştıracağı beklenebilir. Seçime dayalı organ oluşumlarında her düzeyden seçileni geri çağırma, karar alma organlarının toplantılarına tasarı sunma, toplantıya çağırma ve gelen önerilerin tartışılır kılınması, düzeneği oluşturulabilir. Elbette ki bunun işler halde olması şartıyla. Ülkesel düzeydeki halk oylamaların genel seçim atmosferi gibi yürütüldüğü görülmektedir. Çıkacak sonuç sadece öneri sahiplerinin onayı işlevi görür. Kimi zaman da statükoyu korumaya yarar. Yerel düzeydeki halk oylamalarının görece olarak daha güvenilir sonuçlar verebileceği var sayılabilir. Bu sayılanlar sınırlayıcı olmayıp değişik yollar birbirinin seçeneği değil birbirini tamamlayan yöntemler olarak düşünülmelidir.
Katılma organlarındaki süreçlere dahil olmak istendiğinde olumlu bir tutum takınılacağı yerde bazı bahanelerin ileri sürüldüğünü görmekteyiz. Bu bahanelerin başında hukuksal düzenlemeler böyle ne yapalım gelir. Bu anlayışın haklı görülemeyeceği açıktır. Hukuksal düzenlemelerin nasıl yorumlandığı da önemlidir. Düzenlemelerin olumsal olarak yorumlanması mümkündür. Başka bir anlatımla uygulamada hukuksal düzenlemelerin sınırlayıcı niteliğinin aşılması yönünde pratikler geliştirilebilir.
Tüm bunlar gözetildiğinde kültürel değişim yanı sıra verili olan hukuksal alt yapının kısıtlayıcı karakterinin aşacak biçimde kapsamlı olarak kültürel ve hukuksal alt yapı oluşturulmalıdır. Peki bu kapsamlı hukuksal yapı nelerden oluşmalıdır. Buna verilecek yanıtın da kapsamlı olmalıdır Bununla birlikte var olan düzenlemelere değinmek gerekirse. Çoğu zaman var olan düzenlemeler içerikten yoksun veya uygulama imkânı bulunmayan somut olmayan biçimsel niteliktedir. Buna karşın kısıtlı olan katılma haklarının uygulanmaması için bir çaba gösterildiği gibi alışkanlıkların sürdürüldüğü de görülmektedir. Hal böyleyken var olan hakların bile uygulanmaması sorunu önümüzde durmaktadır. Genel durum böyleyken karar mekanizmalarının tüm süreçlerinde özellikle engelliler ve diğer dezavantajlı kesimlerin sürece nasıl dahil olacakları sorusuna karşılık olarak, dayanakları sağlam olan öneriler geliştirmek de başlı başına özel bir çaba ister. Bu kapsamda devlet aygıtı ve sivil toplum ile siyasal toplum düzleminde durumu ortaya koymak ve önerilerde bulunmak yerinde olacaktır.
Sadece yasamayı oluşturan milletvekili sayıları değil yasamanın komisyonları ile komisyonların çalışmasında yer alan teknik yönler üzerinde durulmalıdır. Burada uzman görüşleriyle yetinilmesi yeterli değildir. Bu komisyonlarda ilgililerin aktif katılımının sağlanması ve görüşlerinin yansıtılması kanallarının açılması önem taşır.
Yürütmenin yukarıdan aşağıya doğru örgütlenen devlet yapılanmasının bütünü olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Yönetme yetkisi ve sorumluluğunun yürütmede olması karşısında katılma olgusunun en çok varlık kazanması gereken alan da burasıdır. Hemen belirteyim ki yürütme süreçlerinde temsil yönünün daha da sınırlı işlediğini görmekteyiz. Bu kapsamın içinde yerel yönetimleri ve diğer yerinden yönetim kuruluşlarının semt ve mahalleler ve kültürel alanlarda oluşan geçici veya kalıcı oluşum veya bireysel etkileşimlere açık olmalıdır.
Kamu tüzel kişilikleri ve kamu kurumu niteliğinde olan serbest meslek gruplarının oluşturduğu kuruluşların durumu genelden pek farklı değildir. Bu kurum ve kuruluşların özel yasaları bulunmaktadır. Yasal düzenlemelerde katılıma yeterli önem verilmediğinden işleyişin katılmaya elverişli olması için yaklaşımlar geliştirilirken yönetim kurullarının mutlak hakimiyetine engel oluşturulmalı, yönetim organlarının kendi üyeleriyle görüş alışverişini aşan mekanizmalar ve hedef kitlesiyle aktif olarak etkileşimi için yaklaşımlar geliştirilmelidir.
Yerel yönetim ve tam özerk olması beklenen diğer yerinden yönetim kuruluşların iç işleyişinin katılıma hakların kullanımına elverişli olacak şekilde düzenlenmelidir. Özellikle yerel yönetimlerin semtlere varan örgütlenmeler açık olması önem taşımaktadır. Bu açıdan en küçük yerel birimlerin kendi sorunlarının çözümünde karar alabilmeleri ve bu karaları uygulamak için yerel ve merkezi yönetimin destek vermesinin güvence altına alınması katılma hakları açısından sonuç alıcı olacaktır.
Katılma hakları çerçevesinde özellikle üniversitelerin kurumsal yapılarında öğrenci ve tüm öğretim kadrolarının alınacak kararlarda söz sahibi olmaları için işler halde tutulmalıdır. Varsa öğrenci konseylerinin işlevselliği için önlemler alınmalıdır. Kendilerini ilgilendiren kararlar katılımı gerçekleştirilmeli birden fazla öğrenci konseyi bulunuyorsa hepsinin görüşlerinin alınması sağlıklı bir tutum olacaktır. Özellikle engelli öğrencilerin istek ve beklentilerinin doğru karşılanması açısından karar alma süreçlerine engelli öğrencilerin kendileriyle ilgili kararlara katılımı daha da önemli olmaktadır
Yargı örgütlenmesi çoğu zaman yargıç veya savcı görevleri üzerinden değerlendirilmektedir. Bu indirgeme dışına çıkılarak yargıya bir bütün olarak bakılmalı ve tüm yargı örgütlenmesi ele alınmalıdır. Çünkü bu alanda da büyük bir bürokratik yapı söz konusudur. Bu yapının bünyesinden çıkan ve donuklaşan tüm toplumu ilgilendiren yargısal kararların katılıma elverişli bir biçimde aşılması gereklidir. Yine yargı efradında kümelenen birçok unsur bulunmaktadır. O halde tüm birimler tek tek ele alınarak yargıçların kararları dışındaki karar alıcı birimlerin konumlarına göre ilgililerine açık tutulmalıdır. Bu çerçevede adliye yönetimlerinde yönetsel organların yetkilerinin katılıma uygun hale getirilerek adliyelerden yararlanan herkesin gereksinmelerinin karşılanacağı kararların alınmasına açık olması sağlanmalıdır.
Sivil toplumda etkinlik gösteren tüm örgütsel yapılanmalar da katılım olgusundan bağımsız düşünülemez. Çerçeve yasaların sınırlayıcı karakterinin genişletilmesi gerekli olmakla birlikte bu örgütlerin tüzükleri de katılmaya elverişli olmalıdır. Tüzüklerdeki düzenlemelerin çoğu zaman biçimsel olduğu bilinmektedir. O halde tüzüklerdeki düzenlemeler yeterli olmayacaktır. Bu örgütlerin önemli bir kısmı doğrudan demokrasi uygulamasına elverişli durumdadır. Bu durumda dahi kararların onaylatılması değil tartışılması ve gerçek iradeye dayalı karar alınması önemlidir. Alınacak kararın öncesinde topluluğun iyice aydınlatılmış olması da bir o kadar önemlidir. Sivil toplum örgütlerinin güçlü oluşu demokrasi açısından güvence gibi görülse de kendileri demokratik olmayan bu yapıların güçlü olmaların halinde bile gerçekte devlet kurumunu güçlü kıldığı hususu gözden kaçar. Böylelikle alınan kararlarda etkili olsalar bile sonucun demokrasinin gelişmesine katkısı olmayacaktır.
Zaten bütün insanlar için sorunlu hale gelen temsili sistem katılma haklarının gelişmesini ve var olanların kullanılmasını engelleme karakterine bürünmüştür. Genel olarak dezavantajlı gruplar özelde toplumsal dışlanmaya da uğrayan engelliler açısından ise katılma haklarının kullanılması daha sıkı bir dirençle karşılanmaktadır. Sistemde oluşan açmazın aşılması kolay değilken dezavantajlı kesimler ve özelde engelliler için ek olarak oluşan direncin kırılması bir hayli güç olsa da onu kırmak daha fazla zaman alacaktır. Her şeye karşın ilk anda yapılabilecekler vardır. Engellilerin her düzeyde karar öncesi ve karar alma sırasında kararların uygulanması süreçlerine aktif katılımının sağlanması karar organlarında temsilde kota sistemi getirilmesi ve engellilerle ilgili kararlarda engelli kuruluşlarının görüşlerinin öncelikle dikkate alınması halinde bu durum kısmi bir olumsallık olarak değerlendirilebilir.
Ayrıca kendine Özgü gereksinimlerin varlığından ötürü karar alma süreçlerine engellinin katılımı daha da önem kazanmaktadır. Zira kararların ve uygulamaların yanlışlığı veya hiç alınmaması ve uygulanmaması engellilerin yaşamı üzerinde daha ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Katılma hakları her ne kadar tarihsel süreçlerin günümüzdeki uğrağı olan temsile dayalı sistemin işlemez hale gelen yapısını değiştirme adımı olarak görülse de katılma hakları çevresindeki yaklaşımlar da son çözümlemede temsile dayanmaktadır. Bir farkla bu temsil genellikle daha küçük birimlerde gerçekleştiğinden kısmi olanaklar vermektedir. Bu durum karşısında dolaylı katılım temsil dizgesi içine yerleştirilemediğinden daha etkili olabilecektir. Yasama organı ve yerel yönetimlerde seçilme hakkının kullanılabilmesi çoğu zaman ekonomik imkanlarla paralellik göstermektedir. Bu durumu katılma olgusunu kısıtlayan bir hatta engel oluşturan bir düzeydedir. Siyasal partilere yapılan hazine desteklerinin her partiye verilmeyişi kendi içinde sorunludur. Oysa ki gerçekten siyasal parti niteliğine sahip tüm siyasal partilerin aynı oranda yardım alması kısmen iş görebilir. Yine bireysel çerçevede seçilme hakkının ekonomik olarak da güvence altına alınması zorunludur. Doğrudan katılımı gerçekleştirebilecek kanalların açılması işlevsel olabilir. Sorumluluktan kaçma eğilimi veya diğer kişilik özellikleri nedeniyle kararların alınmasına katılmama davranışlarının elimine edilmesi sorunu çözülmelidir. Kararların alınmasına katılmış olsalar bile bilgisizliklerinin sonucu olarak yanlış seçişler yapılması kararların yanlış verilmesine neden oluyorsa hakkında karar alınanların aydınlatılmasıyla bilgisizliğin nasıl aşılacağı ayrı bir tartışmayı gerektirir.