Engelli Kadınların Çalışma Hakkına Genel Bakış - Avukat Gizem TANAY AKSAÇ

Per, 07/11/2024 - 23:58 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

ENGELLİ KADINLARIN ÇALIŞMA HAKKINA GENEL BAKIŞ

Avukat Gizem TANAY AKSAÇ

 

Toplum içinde her birey, taşıdığı kimlikleri ile var olmaktadır. Farklı kimlikleri bulunan bu bireylerin birçoğu sahip oldukları etnik köken, dini inanç, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, siyasi görüş, felsefi inanç, engellilik gibi özelliklerinden dolayı ayrımcılık ve ihlale maruz kalmaktadır.

Bu çalışmada, hem engellilik hem de cinsiyet temelinde çoklu ayrımcılığa maruz kalan engelli kadınların çalışma hakkına ilişkin bazı tespit ve veriler paylaşılacaktır.

Türkiye de engellilerin istihdama katılımına ilişkin gerek ulusal gerekse de uluslararası birçok yasal düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemeler ile, temelde istihdama katılımda ayrımcılık yasağı, kota uygulaması, korumalı işyeri, makul uyumlaştırma gibi engelli bireylerin istihdam hakkını tam ve eşit kullanmalarını sağlayan birçok asgari ölçüt belirlenmektedir.

Toplumda ayrımcılığa maruz kalma riski bulunan engelliler için yapılan bu düzenlemelerin, eksiklerine rağmen engelli istihdamını arttırmadığını söylemek mümkün değildir. Ancak, artan engelli istihdamının erkek eğilimli olduğu görülmektedir. Bu durumun en önemli nedenlerinden biri, yasal düzenlemelerin, toplumsal cinsiyet eşitsizliği göz ardı edilerek yapılması, engelli kadınların engelli ve kadın olmaktan kaynaklı çoklu ayrımcılığa maruz kaldıkları gerçeğinin dikkate alınmamasıdır.

T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından, Devlet İstatistik Enstitüsü’ne 2002 yılında yaptırılan “Türkiye Özürlüler Araştırması” sonuçlarına göre; Türkiye’ de her beş engelliden yalnızca biri (% 21,7) iş gücü piyasasında yer almaktadır. Engelli erkekler için % 32,2 ve engelli kadınlar için ise % 6,7 olan bu oran, kentlerde % 25,6 ve kırsal alanda % 17,7 olarak açıklanmıştır.

Örnekleme yöntemiyle yapılan ve rakamsal değerlerin yaklaşık olarak hesaplandığı araştırma sonuçlarına baktığımızda, engelli kadınların çalışma oranının engelli erkeklere göre oldukça düşük olduğunu ve kentten kırsala gidildikçe bu oranın daha da düştüğünü görmekteyiz. Bu noktada belirtilmesi gereken başka bir gerçek ise, Türkiye’de yaşayan engelli sayısı ve demografik yapısının net olarak bilinmediğidir. Hal böyle iken, engelli kadınlara ilişkin tüm veriler de güvenilir olmaktan uzaklaşmakta ve veri analizine dayalı politika oluşturulması, engelliler açısından mümkün olmamaktadır.

İstihdam verilerine bakıldığında engelli kadın istihdamının engelli erkeklere oranla oldukça düşük olduğu görülmektedir. Engelli kadınların istihdamdan dışlanmalarının temel nedenlerinden biri, eğitim olanaklarından engelli erkeklere oranla daha az faydalanmalarıdır. Aynı araştırmaya göre, okuma yazma bilmeyen engelli kadınlar ile engelli erkekler arasındaki oransal fark %25 olarak açıklanmıştır.,

“Türkiye Özürlüler Araştırması”’ndan dokuz yıl sonra, 2011 yılında yapılan Nüfus ve Konut Araştırması’na göre ise; en az bir engeli bulunan nüfusun işgücüne katılma oranı erkeklerde %35,4, kadınlarda %12,5, toplamda ise %22,1 olarak tespit edilmiştir.

 Yine 2013-2014 yılları için Toplumsal Haklar ve Araştırma Derneği (TOHAD) tarafından yapılan araştırma verilerine göre ise; engelli bireylerin İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirilmesinde engelli kadın ve engelli erkek arasındaki oransal farkın 2002 yılından bu yana çok fazla değişiklik göstermediği ve ortalama her 5 erkeğe karşın sadece bir kadının istihdam olanağı bulduğu görülmektedir.

2024 yılına gelindiğinde ise; Engelli Kadın Derneği tarafından “Hak Temelli Yaklaşımla Türkiye’de Engelli Kadınların Konumu, İhtiyaçları ve Öncelikleri: Engelli Kadın Kimdir?” araştırma raporuna göre, engelli kadınların %62,3ünün gelir getirici bir işte çalışmadığı tespit edilmiştir.

Gelir getirici bir işte çalışanların %50,9’u ise, çalışma hayatlarında işveren/ çalışma arkadaşlarının önyargılı davranışları, işyerlerinin erişilebilir olmaması veya makul uyumlaştırma taleplerinin karşılanmaması gibi zorluklarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir.

Araştırmaya katılanların %25,7’si kadın kimliği nedeniyle iş arama sürecinde ayrımcılığa maruz kaldığını beyan etmişlerdir.

Araştırma verileri incelendiğinde; katılımcıların yarısının çalışma hakkını kullanırken engellilik temelinde, dörtte birinin ise; toplumsal cinsiyet temelinde ayrımcılığa maruz kaldığı görülmektedir. Kaldı ki; istihdama katılan katılımcıların yalnızca %47,2’si kendi gelirlerini nasıl harcayacakları konusunda kendilerinin karar verebildiğini ifade etmiştir.

Görülmektedir ki; Türkiye’de son yirmiiki yıldır Engelliler Hakkındaki Kanun’dan, BM Engelli Hakları Sözleşmesi’ne kadar birçok yasal düzenlemeye rağmen, engelli kadınların hak ve özgürlüklerini tam ve eşit olarak kullanmaları açısından büyük farklar yaratılamamıştır.

Engelli kadınların çalışma haklarını engelli erkeklere oranla tam ve eşit olarak kullanamamalarının nedeninin yukarıda yazılı verilere baktığımızda, yalnızca “engelliliğe dayalı ayrımcılık” ile açıklanmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Engelli bireylerin işgücüne katılım oranının düşük olması, engelli bireylerin eğitim haklarını tam ve eşit olarak kullanamamaları, işyerlerinin erişilebilir olmaması, gerek kamuda gerekse de özel sektör işyerlerinde çalıştırmakla yükümlü olunan en az engelli çalışanın dahi çalıştırılmaması, ayrımcı muameleler gibi nedenlerle açıklanabilir. Ancak, engelli bireyler arasında işgücüne katılım oranının engelli kadınlarda engelli erkeklere oranla daha düşük olması tek başına engellilik temelinde açıklanamaz. Bu durumun temel nedeni, toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir.

Engelli kadınların engelliliğe dayalı ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle gerek engelsiz kız çocuklarından gerekse de engelli erkek çocuklarından daha az eğitim olanaklarına sahip olduğu istatistiklere de yansıyan bir gerçektir. Hal böyle iken, iyi eğitim alamayan engelli kadın, işgücüne katılmakta zorlanmaktadır. Bu durumun sonucu olarak ise; eğitim alamayan engelli kadın kentte ya hane içinde ev ve bakım işlerinin sorumlusu olarak hanenin görünmeyen işçisi ya da engel durumuna bağlı olarak düşük ücretli ve güvencesiz enformel istihdamın parçası olmaktadır. Kırsalda ise engelli kadının, hane içi işlerde cinsiyetçi işbölümünden kaynaklı ev ve bakım işlerinin yanı sıra, geçimlik üretimin ücretsiz aile işçisi olma kaderi de değişmemektedir. Çünkü, engelli kadın her ne kadar engelli olsa da cinsiyeti kadındır ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden payına düşeni diğer kadınlar gibi almaktadır.

Hane içi ve bakım işlerinin kadın aleyhine cinsiyetçi işbölümü, diğer kadınlar gibi engelli kadınları da hem evde hem de işyerinde çalışmaları nedeniyle çift işyükü altına sokacağından, engelli kadınlar açısından istihdamdan kaçınma sonucunu da doğurabilmektedir.

İstihdama engelli kadınların katılımının düşük olmasının nedenleri arasında tüm kadınlar açısından bir risk olan ancak engelli kadınlar için korunması ve failin cezalandırılması daha sorunlu olan; taciz riskini de sayabiliriz. Engelli kadınlara yönelik yaşanan şiddet vakaları incelendiğinde, işyerinde taciz ve tecavüze maruz kalan engelli kadınların önemli bir kısmının bu durumu yargıya taşıyamadığı görülmektedir. Engelli kadınlar veya yakınları bazı durumlarda istismar riski nedeniyle engelli kadınların çalışmaktansa, engelli aylığı almalarını yeğlemektedirler.

Kayıtlı istihdama katılan engelli kadın oranının düşük olmasının bir diğer nedeni ise; 2022 sayılı yasa gereği engellilere bağlanan aylığının sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı bir işte çalışılması halinde kesilmesidir. Türkiye’de nüfusun önemli bir kısmı yoksulluk sınırının altında yaşamakta ve engelli kadınlar da hane içine giren gelirin arttırılması için engelli aylıklarının kesilmeyeceği enformel işlerde çalışarak, hane gelirine katkıda bulunmak zorunda kalmaktadırlar.

Kayıtdışı istihdamda düşük ücretli, güvencesiz ve sağlıksız iş koşullarında çalışan engelli kadınların bu nedenle sosyal güvenlik, sağlık, bağımsız yaşam gibi birçok hakları ihlal edilmekte ve bazı durumlarda ise iradeleri dışında zorla çalıştırılarak, şiddete maruz kalmaktadırlar.

Görülmektedir ki; engelli kadınların çalışma hakkının ihlal edildiği durumlar, bazen engelli erkekler ile bazen ise engelsiz kadınlar ile örtüşmekte ve her iki grubun maruz kaldığı ihlallerle karşılaştıklarından engelli kadınlar istihdamın alt kademelerine itilmektedirler.

Genel hatlarıyla Türkiye’de engelli kadın emeğinin çizilen portresinin değiştirilmesi noktasında; öncelikle yapılması gereken; BM Engelli Hakları Komitesi tarafından yayınlanan Genel Yorum ile de vurgulandığı üzere ulusal uygulamalarda cinsiyet ve engelliliğe duyarlı veriler toplanmalı ve analiz edilmelidir. Engelli kadınlara ilişkin politika üretilirken mutlaka bilimsel verilerden faydalanılmalıdır.

Tüm bu nedenlerle, unutulmamalıdır ki; Türkiye’de engelli kadın emeği kadın emeğinin bir parçasıdır ve kadınların çalışma hakkını insan onuruna yakışır şekilde kullanmalarının önündeki engellerin yanı sıra başlı başına “engelli” ve “kadın” olmak da engelli kadınların yaşamları boyunca hak ve özgürlüklerini kullanmaları için mücadele etmelerini gerektirmektedir.

 Sonuç olarak, engelli kadın ve kız çocuklarının hak ve özgürlüklerini toplumun diğer bireyleri gibi tam ve eşit olarak kullanabilmeleri için, insan hakları temelli engellilik yaklaşımının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılarak sivil toplumun katılımıyla kamu politikaları oluşturulması gerekmektedir.

 

KAYNAKÇA

* TOKSÖZ, Gülay; Kalkınmada Kadın Emeği, Varlık Yayınları 2012

* Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Türkiye’ de Farklı Temellerde Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu, Türkiye’de Engellilik Temelinde Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu 2011

* TOHAD, Mevzuattan Uygulamaya Engelli Hakları Raporu 2014

* Engelli Kadın Derneği, BM Engelli Hakları Komitesi Genel Yorum’una ilişkin görüş

* Engelli Kadın Derneği, “Hak Temelli Yaklaşımla Türkiye’de Engelli Kadınların Konumu, İhtiyaçları ve Öncelikleri: Engelli Kadın Kimdir?” Araştırma Raporu,2024