Literatür Beşinci Bölüm- Engelli Hukuku Çalışmaları ve Engelli Haklarına Yönelik Makaleleri İçeren Bibliyografya - Avukat Hikmet Karadağ

Cu, 07/12/2024 - 00:11 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

LİTERATÜR BEŞİNCİ BÖLÜM: ENGELLİ HUKUKU ÇALIŞMALARI VE ENGELLİ HAKLARINA YÖNELİK MAKALELERİ İÇEREN BİBLİYOGRAFYA

 

Hazırlayan: Avukat Hikmet KARADAĞ

 

Bu bölümde, Engelli Hukuku ve engelli hakları konusunda çalışan; akademisyenler, hak savunucuları, avukatlar, meslek elemanları, sivil toplum ve kamu temsilcileri, sendikalar, partiler, birlikler, odalar ve baroların çalışmalarını kolaylaştırmak ve gerekli hukuki ve toplumsal nosyonu sağlamak amacıyla; engellilerin toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel ve diğer hukuksal sorunları hakkında yayınlansın, yayınlanmasın yazılmış; kitap, çeviri, derleme, araştırma, inceleme, makale ve raporların indeksli listeleri yayınlanacaktır. Dergimizin bu sayısında bugüne kadar; Anayasa Hukuku, Borçlar Hukuku, Ceza Hukuku, Eğitim Hakkı, Eğlenme ve Dinlenme Hakkı, Engelliler Hakkında Kanun, İdare Hukuku, Karşılaştırmalı Hukuk, Medeni Hukuk, Sağlık Hakkı, Sağlık Kurulu Raporu, Sosyal Devlet ve Sosyal Yardımlar, Vergi Hukuku ve Yerel Yönetimler gibi alanlara ilişkin engelli hukuku çalışmalarına yönelik yayınlanmış makaleler ve engellilerin hakları ile ilgili tespit edebildiğimiz; makalelerin indeksi sunulacaktır. Bu çalışmaları yaparak kamuoyunun yararlanmasına sunan herkese en içten duygularımız ile teşekkürü borç biliyoruz. Umarız, bu tür çalışmalar ve bu çalışmalardan yararlananların sayısı artar. Yaptığımız bu yayınla, bu amacın gerçekleşmesi için birazcık olsun katkımız olacaksa, işbu çalışma amacına ulaşmış demektir.

 

ANAYASA HUKUKU

2007 ENGELLİLER: SİYASETİN PERİFERİNDE KALANLAR, Kasım KARATAŞ, Bayram ORAN, (2007), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Sayı 2, 2007, 4 - 19

Öz: Çağdaş demokrasilerde siyasal yaşama katılma, herkes için vazgeçilmez bir haktır. Ancak engelliler bu hakları, son derece sınırlı bir biçimde kullanabilmektedirler. Siyasal yaşama katılma, günümüz demokrasilerinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Her bireyin siyasal yaşama katılma düzeyi aynı değildir. Alanyazına göre siyasal katılmayı etkileyen sosyo-ekonomik değişkenler; gelir, meslek, eğitim, cinsiyet, yerleşme biçimi, göç, sınıfsal konum ve yaştır. Ruhbilimsel değişkenler ise etkenlik duygusu, yurttaşlık görevi duygusu, empati, sosyal girişkenlik duygusu, yabancılaşma, anomi ve sinik olma duygusudur. Son olarak bireyle ve çevreyle ilgili siyasal değişkenlerden söz edilmektedir. Engellilerin siyasal yaşama katılımı, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de oldukça düşüktür. Özellikle siyasal alana etkin katılım konusunda önemli güçlükler bulunmaktadır. Siyasal partilere üye olmak, parti organlarında görev almak, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üyesi olmak, milletvekili seçilmek gibi ölçütlerden bakıldığında engellilerin özellikle dışlandığını söylemek yanlış olmaz. Bilindiği gibi siyasal alana katılımın önemli bir aracı da sivil toplum örgütlerinde etkin görev almaktır. Engellilerin gerek engelli örgütlerinde gerekse diğer sivil toplum örgütlerinde üyelik, yöneticilik gibi pozisyonlarda yeterince yer almadıkları da bilinmektedir

***2009 ANAYASA MAHKEMESİ’NİN 4857 SAYILI İŞ KANUNU’NDAKİ ENGELLİ VE ESKİ HÜKÜMLÜ ÇALIŞTIRMA ZORUNLULUĞUNUN ANAYASA’YA UYGUN OLDUĞUNA DAİR VERDİĞİ KARAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER, Tamer BOZKURT, (2009), Ankara Barosu Dergisi, Sayı 2, 2009, 98 - 105

Öz İş Kanunu’nda kamu sektörü ile özel sektörde, eski hükümlü ve engelli personel çalıştırma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu Kocaeli İdare Mahkemesi tarafından iddia edilmiş ve konu Anayasa Mahkemesi’ne intikal etmiştir (AY m. 152 gereğince). Anayasa Mahkemesi, İş Kanunu’nun 30. maddesini Anayasa’ya uygun bulmuştur. Bu kararın sonucu itibariyle doğru olduğunu düşünmekle birlikte, kararın gerekçesini doyurucu bulmadık. Zira, konunun özellikle sözleşme hürriyeti açısından incelenmemiş olması, bizce eksikliktir.

2012 SİYASAL YAŞAMA KATILIMDA YENİ BİR PERSPEKTİF ÖNERİSİ: ENGELLİLİK BAKIŞ AÇISI, Bayram ORAN, (2012), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Sayı 1, 2012, 19 - 36

Öz Çağdaş demokrasilerde siyasal yaşama katılma, toplumun tüm bireyleri için vazgeçilmez haklardan biridir. Ancak engelliler bu hakları, sahip oldukları olanakların kısıtlılığı ve karşılaştıkları toplumsal engeller nedeniyle son derece sınırlı bir biçimde kullanabilmektedirler. Siyasal yaşama katılma, günümüz demokrasilerinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Her bireyin siyasal yaşama katılma düzeyi aynı değildir. Alanyazında siyasal katılmayı etkileyen değişkenler olarak gelir, meslek, eğitim, cinsiyet, yerleşme biçimi, göç, sınıfsal konum ve yaş gibi sosyo-ekonomik değişkenler; etkenlik duygusu, yurttaşlık görevi duygusu, empati, sosyal girişkenlik duygusu, yabancılaşma, anomi ve sinik olma duygusu gibi ruhbilimsel değişkenler ve bireyle ve çevreyle ilgili siyasal değişkenlerden söz edilmektedir. Engellilerin siyasal yaşama katılımının, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de oldukça düşük kaldığına ilişkin gözlemler yaygındır. Özellikle siyasal alana etkin katılım konusunda önemli güçlükler bulunmaktadır. Siyasal partilere üye olmak, parti organlarında görev almak, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üyesi olmak, milletvekili seçilmek gibi ölçütlerden bakıldığında engellilerin özellikle dışlandığını söylemek yanlış olmaz. Bilindiği gibi siyasal alana katılımın önemli bir aracı da sivil toplum örgütlerinde etkin görev almaktır. Engellilerin gerek engelli örgütlerinde gerekse diğer sivil toplum örgütlerinde üyelik, yöneticilik gibi pozisyonlarda yeterince yer almadıkları da yaygın bir gözlemdir. Bu durum siyasal yaşama katılımda yeni bir perspektif olarak engellilik bakış açısının önerilmesini gündeme getirmeyi gerekli kılmaktadır

2015 ENGELLİLERİN SİYASAL YAŞAMA KATILIMINI SAĞLAMADA BİR MAKUL DÜZENLEME YÖNTEMİ OLARAK KOTA SİSTEMİNİ ENGELLİ BAKIŞ AÇISIYLA YORUMLAMAK, Bayram ORAN, (2015), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 14-15, Sayı 1, 2015, 64 - 82

Öz : Demokratik yönetimlerde tüm yurttaşların siyasal yaşama katılımı önemsenen bir durumdur. Toplumun en dezavantajlı kesimi olan engelliler, siyasal yaşama katılma sürecinde çeşitli güçlüklerle karşılaşırlar. Engellilerin siyasal yaşama katılamamaları durumu, siyaset kurumunun engelliler bakımından meşruiyetini yitirmesine neden olur. Doğal gelişim süreci içerisinde siyasal yaşama katılamayan engellilerin, siyasal yaşama etkin ve adil katılımlarını sağlamak üzere, bir makul düzenleme yöntemi olarak, kota sistemine gereksinim duyulmaktadır.

2017 BİRİNCİ KUŞAK İNSAN HAKLARINDAN SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜNE TÜRKİYE’DE ENGELLİLER AÇISINDAN BAKIŞ, Ümmühan KAYGISIZ, (2017), Uluslararası Global Turizm Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 2017, 51 - 59

Öz: Birinci kuşak haklar, bireyi korumaya yönelik haklardır. Seyahat özgürlüğü temel bir insan hakkıdır. Seyahat hakkı engelli bireyler içinde en temel haklardan bir tanesini teşkil etmektedir. Engelli bireylere seyahat hakkı imkânları tanınmalıdır. Bu konuda birincil rol, devlete, yerel yönetimlere, turizm alanındaki sektör yöneticilerine düşmektedir. Bu kapsamda çalışmanın amacını engellilerin seyahat hakkı ile ilgili mevcut düzenlemeleri ortaya koyarak, geniş literatür taraması ve mevcut mevzuat düzenlemeleri üzerinden var olan durumu tespit etmeye çalışmak oluşturmaktadır. Sonuç olarak kara, deniz, hava ulaştırma yönetmelikleri incelendiğinde engellileri içeren düzenlemeler olduğu görülmektedir. Uygulamada çoğu ülkenin gerisinde olan bu düzenlemeler insan hakları odaklı olarak daha da işler hale getirilmelidir. 

***2018 ENGELLİLERİN ANAYASAL HAKLARINI KULLANMALARINI ZORLAŞTIRAN SEBEPLER, Eyyup Günay İSBİR, (2018), İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2018, 1 – 30

Öz :Engellilik tarih boyunca insanoğlunun anlamaya, tanımlamaya ve ortadan kaldırmaya çalıştığı bir olgu olmuştur. Engellilerin yaşadığı zorluklar ilk önce bir sağlık sorunu olarak algılanmıştır. Ancak daha sonra zorlukların nedeni olarak toplum görülmeye başlanmıştır. Engellilerin öncelikli sorunları erişim, istihdam ve ayrımcılık olmaktadır. Devletler bu sorunları çözmek için çeşitli hukuki düzenlemeler yapmaktadırlar. Özellikle engelli ayrımcılığına karşı ciddi önlemler alınmıştır. Engellilerin hakları her zaman korunmalıdır. Zira sonuç olarak insanlar ya engellidir ya da bir gün muhakkak engelli olacaklardır.

2019 TÜRKİYE’DE ENGELLİ BİREYLER VE SEÇİMLERE KATILIM, Betül AKYOL, Ender AKYOL, (2019), İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, 2019, 145 - 163

Öz: Bu çalışmanın amacı, engelli bireylerin seçimlere katılım sürecinde ve oy kullanma sırasında karşılaştıkları sorunları tespit etmek, bu sorunları gidermek için çeşitli ülkelerdeki alternatif uygulamaları ortaya koymak ve ülkemizde uygulanmaya yeni başlayan engelli bireylere dönük uygulamaları değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak Türkiye’de seçimlerin yasal ve kurumsal çerçevesi engelli bireyler açısından incelenmiş, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından ön görülen oy kullanma yöntemleri gözden geçirilmiştir. Çalışmada ikinci olarak Malatya’da yaşayan seçme ve seçilme haklarına sahip, kısıtlı olmayan, yalnızca bedensel ve görme engelli bireylerin seçimlerde oy kullanma süreçleri ve deneyimlerini belirleyebilmek amacıyla yüz yüze derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmede dikkat çekilen “tesisler”, “seçim materyalleri” ve “seçim usulleri”nden oluşan üç eksen üzerine oturtularak analiz edilmiştir. 

2020 KENTSEL KATILIM: KENTSEL POLİTİKALARIN OLUŞUMUNDA DEZAVANTAJLI GRUPLARIN KONUMU, Yakup BULUT, Zehra KURT, (2020), Journal of Politics Economy and Management, Cilt 3, Sayı 1, 2020, 21 - 33

Öz: Kent üzerinde ortak bir yaşam sürdüren yerel halkın ihtiyaçlarını karşılamak, yönetim birimlerinin en temel amaçlarından biridir. Bu noktada kentsel politikalar, toplumsal hayatın bünyesinde yer alan eksiklikleri tamamlama, artan ve çözüm bulamayan kentsel sorunları çözüme kavuşturma ve yöntem belirleme noktalarında önem taşımaktadır. Bu özellikleri itibariyle politika üretimi, kentsel yaşam kalitesinin artmasına katkı sağlayan bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Toplumsal yaşamın yönetimini amaçlayan ve aşınma sürecine girmiş kentin kendini savunmasına yardımcı olan kentsel politikaların oluşum ve uygulama sürecinin toplumun tüm kesimlerini içine alan bir yapıda olması önemlidir. Bu yüzden çalışmada toplumsal yapıda yer alan kadınlar, çocuklar, engelliler, göçmenler, yaşlılar gibi dezavantajlı olarak değerlendirilen grupların kentsel politika oluşumuna katılım durumları ortaya konulmuştur. Bir yönetim yapılanmasının demokratik olarak nitelendirilmesinin öncelikli koşulunun dezavantajlı grupların da kentsel politikalara katılımını ön planda tutması olduğundan çalışma önem taşımaktadır. Çalışma kapsamına dezavantajlı olarak nitelendirilen gruplar arasından kadınlar, çocuklar, engelliler ve yaşlılar dâhil edilmiştir.

2021 ENGELLİLERİN TOPLUMSAL ENTEGRASYONUNDA SİYASAL TEMSİL ÜZERİNE BİR DENEME: TÜRKİYE ÖZÜRLÜSÜ İLE MUTLUDUR PARTİSİ, Ersin ERASLAN, Melih COŞGUN, (2021), OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt 17, Sayı 38, 2021, 5764 - 5790

Öz: Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de engellilerin sosyal hakları bağlamında siyasal katılım ve siyasal temsilin toplumsal/siyasal hayattaki yerini belirlemektir. Engellilerin toplumsal yaşamdaki yerini açıklama ve anlamlandırma çabaları neticesinde ortaya atılan “engelliliğe yönelik temel yaklaşımlar” çalışmanın teorik çerçevesinin bir ayağını oluşturmaktadır. Bununla birlikte teorik kısmın diğer ayağı ise insan hakları ve siyasal temsil kavramlarının hangi bağlamda ele alındığıdır. Bu makale engelliliği açıklama-ya yönelik temel yaklaşımlardan olan “insan hakları modeli” üzerine inşa edilen düşünce sistemine Jellinek’in “aktif statü haklarını” da eklemlendirmeyi önermektedir. Buna ek olarak çalışmada, siyasi partilerin işlevleri ile insan hakları modeli arasında bir rabıta kurularak siyasal temsilin engellilerin toplumsal entegrasyonunda önemine ve gerekliliğine dair bir anlatıya yer verilmiştir. Batı’da yer alan güncel temsil örneklerinden yola çıkarak “küçük parti” tanımlaması üzerinden “Türkiye Özürlüsü ile Mutludur Partisi” deneyimine de çalışma içerisinde yer verilmiştir. Çalışmanın temel iddiası engellilerin toplumsal entegrasyonunda siyasal katılım ve temsilin eğitim hakkı, sağlık hakkı, işsizlik sorunu gibi konularla ilişkili olup, bir o kadar da önemli olduğudur.

 

BORÇLAR HUKUKU

***2012 TÜRK BORÇLAR KANUNU VE HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NUN İMZA ATAMAYANLARLA İLGİLİ YENİ DÜZENLEMESİNE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ, Sema TAŞPINAR AYVAZ, (2012), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 61, Sayı 1, 2012, 321 - 350

Öz: İmza, belirli bir konudaki iradeyi dışa yansıtan bir araçtır. İmza sayesinde bir beyanın veya işlemin sahibine olan aidiyeti tespit edilebilir. İmzanın bu denli önemli oluşu, imza atamayanların hukuki işlem yapabilmesi veya uyuşmazlık çıkması halinde bu kişilerin delil sağlaması bakımından da özellik taşımaktadır. İmza atamayanların senet düzenlemesi ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndan (HUMK) çok farklı bir düzenleme getirmiştir. Öte yandan konu, hem mevcut Borçlar Kanunu’nda (BK) hem de 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) ele alınmış; hatta henüz yürürlüğe girmemiş TBK m. 15, yayımından sadece 21 gün sonra değişikliğe uğramıştır. Bütün bunlar konunun her iki Kanunun mevcut ve müstakbel görünümünü incelemeyi gerektirmekte; eş zamanlı yapılan temel kanun değişikliklerinin birbirini ne derece etkilediğini de ortaya çıkaracak bir örnek teşkil etmektedir

***-AKIL HASTASI KISITLININ ARACININ KAZAYA KARIŞMASI HALİNDE SORUMLULUK VE SİGORTACININ RÜCU HAKKI, İsa AKANSEL, (2022), Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt 0, Sayı 52, 2022, 97 - 124

Öz: 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7/2-b maddesinde belirlenen engelli tanımı kapsamında bulunanların özel tüketim vergisinden muaf tutularak araç alımları kolaylaştırılmaktadır. Maddede belirtilen engelli kapsamına çoğunlukla akıl hastası olan kişiler de girmektedir. Akıl hastası bu kimselerin kısıtlanması için genellikle sulh hukuk mahkemesine başvurularak vasi atanması istenilmektedir. 4760 Sayılı Kanun uyarınca vergiden muaf olan araçlar kısıtlı adına alınarak bu kişiler malik olmakta, çoğu zaman da vasi bu aracı kullanmaktadır. Ancak motorlu araçlar işletilmesi sebebiyle her an tehlike yaratma ihtimali içindedir. Kısıtlı adına alınan aracın kazaya karışması durumunda akıl hastası kısıtlının ve vasinin sorumlulukları farklılık arz eder. Çalışmamızın konusunu kısıtlının malik olduğu aracın kazaya karışması halinde, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında kısıtlı ve vasinin zarar görene karşı sorumluluğu oluşturmaktadır.

 

CEZA HUKUKU

***-1971 TÜRK CEZA VE DİĞER KANUNLAR BAKIMINDAN SAKATLIK VAKALARI ÜZERİNDE ARAŞTIRMA, Adnan ÖZTÜREL, (1971), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 28, Sayı 1, 1971, 0 - 0

***-2005 SUÇU BİLDİRMEME SUÇU (TCK m.278), İsa DÖNER, (2005), Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt IX, Sayı 3-4, 2005, 63 - 94

Öz: Suçu bildirmeme suçu, 5237 sayılı TCK.’nun özel hükümlerin yer aldığı ikinci kitabın, dördüncü kısmında, “adiiyeye karşı suçlar” başlıklı ikinci bölümünde 278 inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde; {l)”İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Mağdurun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yan oranında artınlır “ şeklindedir.

***-2011 CEZAİ MES’ULİYETİ TAMAMEN VEYA KISMEN KALDIRAN AKLİ MALULİYET, Naci ŞENSOY, (2011), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 16, Sayı 1-2, 1950, 110 - 156

***-2011 CEZAİ MES’ULİYETİ TAMAMEN VEYA KISMEN KALDIRAN AKLİ MALULİYET (İKİNCİ BÖLÜM) AKLİ MALÜLİYETİN İLMİ CEPHEDEN TETKİKİ, Naci ŞENSOY, (2011), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 16, Sayı 3-4, 1950, 615 - 658

2016 Zihin Engelli Çocuklarda Cinsel İstismar S. Sunay YILDIRIM DOĞRU, (2016), Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, 2006,

***-2016 Havayolu İle Yolcu Taşımacılığında Hava Taşıyıcısının Sorumluluğu ve Yolcu Hakları, Hülya GÖKTEPE, (2016), Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 3, 2016, 211 - 223

Öz: Havayolu taşımacılığı uluslararası yönü ağırlıklı olan ve bu yüzden uluslararası kuralların geçerli olduğu bir taşıma şeklidir. Havayoluyla yapılan iç taşımalarda ulusal mevzuat geçerli olurken uluslararası taşımalarda taraf olunan uluslararası sözleşme hükümleri uygulanır. Ulusal mevzuatlar da uluslararası sözleşme hükümlerine uygun olarak hazırlanmaktadır. Havayolu taşımacılığında yolcu hakları konusunda karşılaşılan sorunlar şöyle sıralanabilir; fazla rezervasyon nedeniyle yolcuların bir kısmının uçağa kabul edilmemesi, uçuşun iptal edilmesi, uçağın geç kalkması (tehirli uçuş) veya varış noktasına zamanında varamaması nedeniyle gecikmelerin meydana gelmesi, uçuşla ilgili yanlış bilgi verilmesi, kaza veya gecikme nedeniyle yolcunun ölümü veya yaralanması, bagaj kaybı veya hasarı, engelli ve hareket kısıtlı yolcuların reddedilmesi. Uluslararası havayolu taşımacılığında 1929 tarihli Varşova Konvansiyonu hükümleri uygulanırken, 2003 yılından itibaren 1999 yılında imzalanan Montreal Konvansiyonu hükümleri de uygulanmaya başlanmıştır. Konvansiyonu elli iki ülke imzalamıştır, 2003 yılında otuz ülkede yürürlüğe girmiştir. Her yıl Konvansiyonu onaylayan ve yürürlüğe koyan ülke sayısı artmaktadır. Montreal Konvansiyonu kaza ve gecikme durumlarında yolcunun ölümü, yaralanması, bagaj kaybı ve hasarı durumlarında hava taşıyıcısının sorumluluğu konusunda önemli değişiklikler getirmektedir. Bu çalışmada havayolu ile yolcu taşımacılığında karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlar karşısında Avrupa Birliği’nde, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Türkiye’de yolcu haklarının neler olduğu incelenmektedir. Kaza ve gecikme nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması, bagaj kaybı ve hasarı halinde hava taşıyıcısının sorumluluğu Varşova ve Montreal Konvansiyonu hükümlerine göre açıklanmaktadır.

2017 MAĞDUR HAKLARI VE GEREKSİNİMLERİ BAĞLAMINDA ENGELLİ MAĞDUR BİREYLER, Aslihan AYKARA, Semra ÖZKAN, (2017), Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, 2017, 143 - 165

Öz: Suç mağduru olma konusunu engelli bireyler özelinde ele alan bu çalışmada, engelli bireylerin maruz kaldıkları suçun ardından uğradıkları zararın giderilmesi sürecinde nasıl bir yaklaşımın izlenmesi gerektiği konusunda öneriler sunulması amaçlanmıştır. Bununla birlikte onarıcı adalet yaklaşımının temel alınması gerektiğine ilişkin görüşlere yer verilmiştir. Bu kapsamda öncelikle mağdur ve suçtan zarar gören kavramlarına değinilmiş, engellilik, mağdur birey, engelli bir mağdur birey olmak gibi kavramların üzerinde durularak konunun daha iyi anlaşılabilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Daha sonra engelli mağdur bireylerin hakları, sorunları ve gereksinimlerine yer verilmiş, bu haklarının yasal düzenlemelerde nasıl ele alındığına değinilmiştir. Engelli mağdur bireylere yönelik olarak onarıcı adalet yaklaşımı ile sosyal hizmet açısından engelli mağdur bireylere yönelik bakış açısı arasındaki ortak noktalara yer verilmiştir. Çalışma, engelli mağdur bireylere yönelik toplumun bakış açısının nasıl değişmesi gerektiğine, bu bireylerin suça maruz kalmalarının ardından gereksinimlerinin giderilmesi sürecinde nelere dikkat edilmesi gerektiğine ve onarıcı adalet yaklaşımının bu noktada nasıl ele alınabileceğine ilişkin önerilerle sonlandırılmıştır.

2018 ENGELLİ BİREYLERİN CİNSEL, FİZİKSEL VE DUYGUSAL İSTİSMARI, Sefa BULUT, Hüseyin Buğra KARAMAN, (2018), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, Cilt 19, Sayı 2, 2018, 277 - 301

Öz: Bu çalışmanın amacı engelli bireylere yönelik olan cinsel, fiziksel ve duygusal istismarın 2005 ve 2015 yılları arasında ulusal düzeyde yayın yapan basına yansıdığı şekliyle incelenmesidir. En çok satan 10 gazete seçilmiş ve bu amaç için taranmıştır. Arama kelimeleri olarak da “engelli bireylerin cinsel istismarı” “engelli bireylerin cinsel tacizi”, “engelli bireylere yönelik tecavüz” ve “engelli bireylerin fiziksel ve duygusal istismarı” kavramları arama motorlarında aranmıştır. Araştırmacılar engelli bireylere yönelik cinsel, fiziksel ve duygusal istismar alanyazınını incelemiş ve bu konuyla ilgili 13 soru belirlenmiştir. Sorular istismarcı, istismar türü, istismarın olduğu yer ve olduğu bağlam şeklinde olmak üzere daha çok istismarın doğasını anlama ve açığa çıkarmaya yöneliktir. Tespit edilen vakalar oluşum sıklıkları açısından aylara ve yıllara göre sıralanarak bir “trend analizi” yapılmış ve daha geniş bir çerçeveden istismar olgusu incelenmiştir. Bu araştırmanın ana hedeflerinden birisi, engelli bireylere karşı yapılan ve fark edilmeyen istismar olgusunu görünür kılmak ve koruyucu önlemlerin gelişmesine katkıda bulunmaktır. 

***-2019 ULUSLARARASI VE ULUSAL HUKUK ÇERÇEVESİNDE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN MAHRUM BIRAKILAN ENGELLİLERİN TUTULMA KOŞULLARI, Merve SİSLİ, (2019), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Sayı 2, 2019, 79 - 105

Öz: İşkence ve kötü muamele, hem uluslararası hem de ulusal mevzuatta mutlak olarak yasaklanmıştır ve devletler, özgürlüğünden mahrum bırakılan kişiler dâhil herkesi işkence ve kötü muameleden koruma yükümlülüğü altındadır. Bu kapsamda devletlerin hem negatif hem de pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Ayrımcılık yapmama ise insan hakları hukukunun merkezinde yer alan bir ilkedir ve ayrımcılık ile işkence arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Özgürlüğünden mahrum bırakılan kişiler kapsamında ise işkence ve kötü muamelenin önlenmesi yükümlülüğü, bu kişilere yönelik doğrudan ve dolaylı muamelelerin yanı sıra insani koşullarda tutma şartını da kapsamaktadır. Bu çerçevede devletlerin alıkonulma merkezlerinde insan onurunu koruyacak şartları oluşturması gerekmektedir. Aksi bir durum, işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edilmesine neden olabilmektedir. Özgürlüğünden mahrum bırakılan engelliler bakımından da devletin insan onuruna uygun koşullarda tutma yükümlülüğü devam etmektedir; ancak engellilerin insani koşullarda tutulması, diğer alıkonulanların tutulma koşullarına ek olarak, erişilebilirliğin sağlanması ve makul düzenleme yapılması gerekliliğini beraberinde getirmektedir. Söz konusu düzenlemelerin yapılmaması, ayrımcı alıkonulma koşullarına yol açmakta ve işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edilmesine neden olabilmektedir. 

2020 ENGELE SAHİP İNSANLARA İLİŞKİN HABERLERİN BİRGÜN, CUMHURİYET, HÜRRİYET VE YENİ ŞAFAK GAZETELERİNDEKİ SUNUMU, Bülent ÖZDEMİR, Nejdet ATABEK, (2020), Dördüncü Kuvvet Uluslararası Hakemli Dergi, Cilt 3, Sayı 1, 2020, 1 - 20

Öz: Çalışmanın konusunu, Birgün, Cumhuriyet, Hürriyet ve Yeni Şafak gazetelerinin engele sahip insanlara ilişkin yaklaşımlarının, bu gazetelerde 1 Ocak-31 Aralık 2005 tarihleri arasında yayınlanmış haberler üzerinden analizi oluşturmaktadır. Sözü edilen gazetelerin engelliliğe ilişkin yaklaşımları değerlendirilirken, engele sahip insanlar hakkındaki toplumda hâkim olan inanç, değer ve kalıp yargılar göz önünde bulundurulmuştur. Bunun yanında gazetelerin yaklaşımları, 1980’li yıllardan itibaren iletişim ve medya alanındaki teknolojik ve ekonomik dönüşümün ortaya çıkardığı arz yönlü ve kâr odaklı habercilik anlayışı ekseninde değerlendirilmiştir. Ayrıca engele sahip insanları sosyal katılımdan sistemik olarak dışlayan fiziksel ve sosyal bariyerleri öne çıkaran engelli çalışmaları da önemli referans noktalarından birini oluşturmuştur. Bu bağlamda çalışmada, basının engele sahip insanlara nasıl yer verdiğinin açığa çıkarılması amaçlanmıştır ve nicel analiz, nitel analiz yöntemlerinden birlikte yararlanılmıştır. Nicel analiz bölümünde, gazetelerin bütün sayfalarında engele sahip insanlar hakkında yayınlanmış haberlerin sayısal dağılımları belirlenmiştir. Nitel analiz aşamasında ise gazetelerde yer alan haberlere eleştirel söylem analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak, engellilik olgusu ve engele sahip insanlar hakkında yayınlanan haberlerin, belli bazı temalar etrafında toplanmış, merhamet etme, acıma, üzülme gibi duyguların açığa çıkarılması yoluyla tiraj ve kâra odaklanmış, yayıncı kuruluş ve ajanslar tarafından sıkça üretilen haberler olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu haberlerin engele sahip insanların sosyal dışlanmışlıklarını kişisel “yetersizlikler”ine indirgeyen yaygın inanç ve değerler ile genellikle fikri benzerlikler taşıdığı gözlemlenmiştir.

2021 KRONİK BİR SOSYAL SORUN: ENGELLİLERE YÖNELİK AYRIMCILIK, Zehra EROL KARACA, Dilek NAM, (2021), Bilgi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 23, Sayı 1, 2021, 167 - 194

Öz: Ayrımcılık sosyal bir sorun olarak engellilerin topluma tam katılımının ve bağımsız yaşam amacının önünde en önemli bariyer niteliğindedir. Ayrımcı davranışlar ve uygulamalar ile engelliler eğitime, istihdama, boş zaman aktivitelerine ve toplumun tüm sistemlerine katılımda güçlükler yaşamaktadır. Özellikle salgın hastalıklar gibi olağanüstü durumlarda engellilerin toplumun diğer kesimlerine göre ayrımcılık ile karşılaşma riskleri daha fazladır. Bu durumlarda engelliler en fazla sağlık, eğitim hizmetlerine, bilgiye erişim konusunda ayrımcılıkla yüzleşmektedir. Ayrımcılığın bilişsel boyutunu oluşturan önyargılar düşünüldüğünde engellileri içeren bir toplum yapısının oluşturulması uzun zaman alacaktır. Ayrımcılık engellilerin haklarını tanımlayan ulusal mevzuatların ve uluslararası sözleşmelerin engellilere yönelik sosyal içerme politikalarının ve ulusal düzeyde sosyal politikaların etkinliğini belirlemektedir. Bu nedenle ayrımcılığın bilişsel boyutunun anlaşılmasının ve engellilere yönelik sosyal bir sorun olarak değerlendirilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada ayrımcılığın bilişsel boyutunu oluşturan önyargılar ve sosyal bir sorun olarak engellilere yönelik ayrımcılık teorik ve ampirik çalışmalar bağlamında değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile engellilerin topluma katılamamalarının nedeni olarak baskın kültüre göre şekillenen toplumsal yapı ve bu toplumsal yapının neden olduğu ayrımcılık gerçeği bir kez daha vurgulanmıştır.

2021 OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU VE ZİHİN YETERSİZLİĞİ OLAN BİREYLERE YÖNELİK CİNSEL İSTİSMAR HABERLERİNİN İNCELENMESİ, Nurgül AKMANOĞLU, Şükran ALAN, Esin PEKTAŞ KARABEKİR, Şerife ŞAHİN, Ezgi ALAGÖZOĞLU, Çetin TOPUZ, (2021), Ege Eğitim Dergisi, Cilt 22, Sayı 2, 2021, 77 - 94

Öz: Cinsel istismar, istismarı gerçekleştiren bireyin, rızası olmayan mağduru tehdit etmesi, zor kullanması ya da mağdurdan faydalanması yoluyla ortaya çıkan istenmedik cinsel eylemlerdir. Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Zihin Yetersizliği (ZY) olan bireyler yaşadıkları gelişimsel yetersizlikler nedeniyle farklı güvenlik tehditleriyle karşılaşmakta ve cinsel istismara maruz kalabilmektedirler. Bu araştırmada, Türkiye’de 2015-2019 yılları arasında yayımlanan yaygın, yerel ve bölgesel gazetelerdeki ZY ve OSB olan bireylere yönelik gerçekleştirilen cinsel istismar haberleri incelenmiş ve bu konuya dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada “cinsel taciz”, “cinsel saldırı”, “cinsel istismar”, “tecavüz” anahtar kelime grubu ve “zihinsel”, “özürlü”, “engelli”, “otizm”, “Down” anahtar kelime grubunu birlikte içeren haberlere ilişkin 11351 doküman incelenmiştir. Benzer içerikli haberler birleştirilerek toplam 168 haber, elektronik ortamda dosyalanmıştır. Araştırmada OSB ve / veya ZY olan bireylere yönelik gerçekleştirilen cinsel istismar haberleri, nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi tekniğiyle incelenmiş, verilerin analizinde tümdengelimli içerik analizi kullanılmıştır. Bulgular; haberlere ilişkin genel bilgiler, cinsel istismara uğrayan bireylere ilişkin bilgiler, cinsel istismarı geçekleştiren bireylere ilişkin bilgiler ve cinsel istismara ilişkin genel bilgiler olmak üzere dört başlık altında tartışılmıştır. Bulgular doğrultusunda yasa koyuculara, ailelere, uzmanlara, öğretmenlere, habercilere ve araştırmacılara çeşitli önerilerde bulunulmuştur.

2022 TÜRKİYE’DE YAYINLANAN GAZETELERDE YER ALAN ÖZEL GEREKSİNİMLİ ÇOCUKLARA YÖNELİK İSTİSMAR HABERLERİNİN ANALİZİ, Fikriye SEZER, Figen GÜRSOY, (2022), Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 21, Sayı 81, 2022, 442 - 458

Öz: Dünyada ve ülkemizde çocuğa yönelik istismar ve ihmal sorunu insanlık tarihi kadar eski bir toplumsal ve sağlık sorunudur. Kayıt altına alınmış olaylara bakıldığında günümüzde çocuğa yönelik istismar ve ihmal giderek artmış ve bir o kadar da gün yüzüne çıkarılmayan olaylarında varlığıyla çok önemli bir sorun haline gelmiştir. Normal gelişim gösteren çocuklar için zor ve atlatılması güç olan ihmal ve istismar özel gereksinimli çocuklarda daha büyük sorunlara sebep olmaktadır. Bu sorunla mücadelede yasalar, yönetmelikler, politikalar, eğitim ve sağlık alanındaki düzenlemeler, ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan anlaşmalar, sivil toplum örgütleri, yazılı ve görsel medya katkı sağlayabilecek unsurlardır. Bu çalışmanın amacı, 01.01.2014 - 31.12.2020 yılları arasında Türkiye’deki 10 ulusal gazetede (Akşam, Cumhuriyet, Evrensel, Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah, Sözcü, Türkiye, Vatan) yayımlanmış engelli çocuklara yönelik istismar haberleri incelemek ve betimlemektir. Toplam 136 habere ulaşılmıştır. Haberler kategorilere ayrılarak frekans analizleri yapılmıştır. Engelli çocukların maruz kaldığı istismar ve ihmal haberleri analiz edildiğinde çocukların sırasıyla cinsel, fiziksel, duygusal istismar ve ihmale uğradığı tespit edilmiştir. Engel türleri bakımından istismara veya ihmale maruz kalan çocukların büyük çoğunluğunun zihinsel engele sahip olduğu görülmüştür. İstismarcılar yakınlık derecesi bakımından incelendiğinde çoğunluğunu çocuğun tanımadığı yabancıların oluşturmaktadır. Araştırma sonuçları doğrultusunda ebeveyn, öğretmen ve devlete yönelik öneriler sunulmuştur.

***-TOPLUMSAL CİNSİYET AÇISINDAN ORTOPEDİK ENGELLİ KADINLARA YÖNELİK AYRIMCILIĞIN İNCELENMESİ: ZONGULDAK İLİ ÖRNEĞİ, Gürcan BAL, (2022), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 2022, 117 - 156

Öz: Engellilik, tarihsel süreç içerisinde her dönemde üzerine araştırmalar yapılan bir alan olarak karşımıza çıkmıştır. Özellikle engelli bireylerin yaşamış oldukları problemleri konu edinen araştırmaların sayısı oldukça fazladır. Engelli bireyler dışında toplumsal yaşamdan soyutlanan ve ayrımcılığa maruz kalan bir başka grup ise kadınlardır. Engelli bireyler gibi kadınlar da ayrımcılık nedeniyle toplumsal yaşamdan uzaklaşmışlardır. Konuyla ilgili literatür incelemesinde çoğunlukla bu iki grubun yalnız birinin maruz kaldığı ayrımcılığı konu edinen araştırmaların sayısının fazla olduğu görülmektedir. Ancak hem kadın hem de engelli bireyler, tek bir ayrımcılık yerine çok yönlü ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Bu sebeple engelli kadınların maruz kaldıkları ayrımcılıkları kuramsal bir çerçeveyle inceleyerek engelli kadın ayrımcılığına sosyolojik bir bakış açısı getirmek, yapılan araştırmanın temel amacıdır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanan çalışmanın diğer bir amacı ise ortopedik engelli kadınların toplumsal cinsiyetten kaynaklı yaşadıkları ayrımcılıkların ortaya çıkarılmasıdır. Araştırmada engelli nüfüsun fazla olduğu bir nüfus üzerinde çalışmak hedeflendiğinden, Türkiye’de engelli nüfusunun en fazla olduğu 21. il durumundaki Zonguldak ili, araştırmanın çalışma evreni olarak belirlenmiştir. Örneklemin ulaşılması zor bir grup olması nedeniyle amaca yönelik örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 15 ortopedik engelli kadın araştırmaya katılmıştır. Araştırmada yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış ve verilerin analizinde betimsel analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Veriler; engelli kadınların birey, sosyal yaşama katılma, mesleki, ev kadınlığı, annelik, eş olma ve akrabalık rolü ile şiddete maruz kalma durumları başlıkları altında yorumlanmıştır. Çalışmada engelli kadınların günlük ihtiyaçlarının karşılanmasında sorunlar yaşadığı, eğitim hayatında aileleri ve yakın çevrelerinden engellemelerle karşılaştıkları saptanmıştır. Çalışma yaşamında işverenler başta olmak üzere aileleri ve yakın çevreleri tarafından engelli olmaları nedeniyle sorunlarla karşılaşan engelli kadınların evlilik kararı alma noktasında ise iyi bir eş ve anne olamayacaklarının düşünülmesi nedeniyle evlenmelerine ve çocuk sahibi olmalarına karşı çıkıldığı belirlenmiştir. Son olarak katılımcıların ev işlerinin yerine getirilmesinde eşlerinden destek alamadıkları, bu işleri engelleri nedeniyle yapamadıkları durumlarda eşleri ile şiddete ve boşanmaya varan sorunlar yaşadıkları ortaya çıkmıştır.

ENGELLİ BİREYLERE YÖNELİK CİNSEL SALDIRILARIN İNTERNET HABERCİLİĞİNDE TEMSİLİ: BURSA’DA ENGELLİ BİR BİREYE YÖNELİK CİNSEL SALDIRI ÖRNEĞİ, Veli BOZTEPEÖzlem ÇELİK, (2022), Beykoz Akademi Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2022, 1 - 19

Öz: Bu çalışmada, engelli bir bireye yönelik cinsel saldırının internet haber sitelerinde nasıl temsil edildiği incelenmiştir. Çalışmanın amacı, söz konusu temsil biçimlerinin toplumda var olan engellilerle ilgili yaklaşımlarla ne ölçüde örtüştüğünü, sorunlu temsil biçimlerinin nedenlerini ortaya koymaktır. Çalışmada bir engeli bireye yönelik cinsel saldırının mahkeme süreciyle ilgili internet haber sitelerinde yer alan haberler ele alınmıştır. Çalışma 2019 yılındaki haberlerle sınırlandırılmıştır. Evrenin çok geniş olması nedeniyle çalışmada Türkiye’de en fazla ziyaret edilen internet haber siteleri arasında yer alan haberturk.com, sozcu.com.tr, hurriyet.com.tr ve sabah.com.tr örneklem olarak seçilmiştir. Büyük medya gruplarına ait olan söz konusu internet sitelerinde yer verilen haberler, eleştirel söylem çözümlemesi kullanılarak incelenmiştir. Bulgular farklı yayın gruplarına ait olmalarına rağmen internet sitelerinin sorunlu temsil biçimlerinde genel olarak benzeştiklerini göstermektedir. Cinsel saldırıya uğrayan engelli bireyin kimliğinin teşhir edilmesi; saldırının erotize edilmesi, olaya dramatik unsurlar açısından haber değeri atfedilmesi; olayın art alan bilgisi verilmeden, bağlamından koparılarak aktarılması; engelli bireyi suçlayan, iddiaları zanlıların lehine olacak bir biçimde aktaran haber sunumu incelenen internet sitelerinin benzeştikleri temel noktalardır.

 

EĞİTİM HAKKI

2013 ENGELLİLER KONUSUNDA VERİLEN EĞİTİM PROGRAMININ ENGELLİLERE YÖNELİK TUTUMLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ, Feyzullah ŞAHİN, Birkan GÜLDENOĞLU, (2013), Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2013, 214 - 239

Öz:Bu çalışmanın genel amacı üniversite öğrencilerine özel eğitim ve kaynaştırma konularında verilen bir eğitim programının onların engelli bireylere yönelik tutumları üzerindeki etkililiğinin belirlenmesidir. Çalışmaya Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu (SHMYO) Çocuk Gelişimi Bölümünde kayıtlı 56 öğrenci dâhil edilmiştir. Araştırmada, deneme modellerinden tek grup ön test – son test kontrol grupsuz deneysel desen kullanılmış ve katılımcılara 12 haftalık, toplamda 56 saat süren bir eğitim programı uygulanarak, program öncesi ve sonrasında engellilere yönelik tutumları karşılaştırılmıştır. Çalışma sırasında katılımcıların engelli bireylere yönelik tutumlarına ilişkin program öncesi ve sonrasında toplanan tüm veriler Özürlülere Yönelik Tutum Ölçeği (ÖYTÖ, 2009) aracılığıyla toplanmış ve elde edilen veriler SPSS.18 paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar incelendiğinde ise katılımcıların engelli bireylere ilişkin program öncesi ve sonrasındaki tutum puanları arasında program sonrası lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu durumda katılımcılara uygulanan eğitim programının onların engelli bireylere ilişkin tutumları üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.

2014 TÜRKİYE’DE KİTLESEL BİR EĞİTİM TOPLULUĞU: GEZEREK ÖZEL EĞİTİM HİZMETİ VEREN ÖĞRETMENLER VE SORUNLARI (BATMAN ÖRNEĞİ), Yusuf ARSLAN, (2014), Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 3, Sayı 4, 2014, 139 - 153

Öz: Bu çalışmada çeşitli engelleri nedeniyle örgün eğitime devam edemeyen özel gereksinimli öğrencilere “gezerek özel eğitim hizmeti veren öğretmenlerin” karşılaştıkları sorunlar incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmada nitel ve nicel yöntemler bir arada kullanılmış, veriler anket ve görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma, Batman kent merkezinde gezerek özel eğitim hizmeti veren 30 öğretmen ile sınırlıdır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin düşük ücret, ulaşım sıkıntısı, ders materyallerinin yetersizliği, ev ortamının fiziki şartlarının uygunsuzluğu gibi sorunlarla karşı karşıya kaldıkları ve bu durumun öğretmen verimliliğini azalttığı görülmüştür

2014 ENGELLİLER AÇISINDAN EŞİTLİK, AYRIMCILIK VE EĞİTİM HAKKI, Yener ŞİŞMAN, (2014), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 0, Sayı 32, 2014,

Öz: Engelli bireyler iş bulabilmede, sağlık kurumlarında, ulaşımda vb. gündelik yaşamın diğer tüm alanlarında olduğu gibi eğitim alanında da engelliliğe dayalı farklılıkları dolayısıyla ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. Toplumun önemli bir bölümü eğitim sisteminden dışlanmakta, marjinalize edilmekte, yalnızlaştırılmaktadır. Örneğin Türkiye Özürlüler Araştırması’nın (2002) verilerine göre, genel nüfusun %12,9’u okuma yazma bilmezken, engellilerde bu oran 3 kat daha yüksek çıkıyor (%36,3). İlkokul ve öncesi eğitim düzeyine sahip engellilerin oranı %84,2. Özürlülüğe Dayalı Ayrımcılığın Ölçülmesi Araştırması’na (2010) göre ise örneklem grubundaki engellilerin %70’i eğitim alanında bir ayrımcılık algılıyor ve kendisinin de bir gün ayrımcı bir uygulama ile karşılaşacağını tahmin ediyor, %51’i bu alanda bir ayrımcı deneyim yaşadığını belirtiyor. Bu anlamda, ülkemizde en azından engelliler açısından eğitim hakkının teorik bir söylem olarak kaldığı gözleniyor. İşte bu nedenle engelliler açısından eğitim hakkının ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında ele alınarak vazgeçilmez unsurlarının, ilke ve standartlarının netleştirilmesi, böylece toplumsal farkındalık ve ayrımcılık karşıtı bir bilinç oluşturulması gerekiyor.

2015 ÖZEL EĞİTİM ÜZERİNE YAPILAN PROJE ÇALIŞMALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ, Sunay YILDIRIM DOĞRU, Özge ÖZLÜ, Cansu KANÇEŞME, Süleyman DOĞRU, (2015), Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 0, 2015,

Öz: This study aims to state the distribution of the special education projects done in Turkey between the years 2000-2012 according to different criteria. This study is thought to be useful to see the general framework of the projects by examining them from different aspects. Descriptive method is used, and content analysis is done for special education projects done between the years 20002012 in Turkey. While analyzing the data, projects are encoded. Document review is done and these projects are collected under six headings; according to their (1) institutions and organizations that supports, (2) subjects, (3) years, (4) sustainability-generalization, (5) target audience, (6) originality. As a result of this study, it is determined that the 38.5% of the projects were concluded via European Union grants, 43.5% were about the education of disabled individuals, 88% were awareness projects that can only be applied once, 95.7% were on classical subjects and 45.8% were held between the years 2008-2011

2015 ULUSAL YASALAR VE YÖNETMELİKLER İLE ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER AÇISINDAN ENGELLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKI, Bayram SEYHAN, Gülümser AKDUMAN, (2015), Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, 2015,

Öz: Her çocuk sağlık içinde yaşama ve sağlığını koruyup geliştirme hakkına sahiptir. Engelli çocuklarında diğer çocuklarla fırsat eşitliği içerisinde toplumsal yaşama katılımlarının sağlanması, devletin en önemli görevlerinden biridir. Yapılan araştırmalar bugün ülkemizde sekiz milyon civarında engelli bireyin yaşadığını göstermektedir. Yapılan tüm yasal düzenlemeler, hizmet ve çabalar, ancak toplumun genelinin engelli çocukların ihtiyaçlarına duyarlı hale gelmesi ile bir anlam ifade edebilecektir. Bu da toplumun engelli çocukların sorunları konusunda bilgilendirilmesi ile mümkün olabilecektir. Engelli çocukların eğitimi bir takım çalışmasını gerektirir. Bu nedenle bu konuda ailelere, topluma ve eğitimcilere danışmanlık hizmeti verilmelidir.

2016 ENGELLİLERE YÖNELİK ÜLKEMİZDEKİ ÖZEL EĞİTİM HİZMET UYGULAMALARI VE ÖRNEK ÜLKE KARŞILAŞTIRMASI, Yrd. Doç. Dr. Serdar ORHAN, Kemal Gökmen GENÇ, (2016), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 0, Sayı 35/2, 2015,

Öz: Modern sosyal devlet, eğitim haklarını tüm vatandaşlarına ayrım yapmadan anayasal bir hak olarak veren devlettir. Engelli vatandaşların da bu noktada eğitim hakları güvence altındadır. Özellikle doğuştan engelli olanlar için eğitim imkânlarının sağlanması onların gelecekleri açısından önemlidir. Engelli çocukların kaynaştırmalı eğitim yöntemi vasıtasıyla diğer öğrencilerle birlikte eğitim almaları, sosyal hayata uyumlarını sağlamak için gereklidir. Ancak bazıları engelleri nedeniyle formel eğitim imkânlarından faydalanamazlar. İşte bu noktada özel eğitim hizmetleri devreye sokularak engellilerin eğitim hakları sağlanır. Bu çalışmada, ülkemizde engellilere verilen özel eğitim hizmetlerinin uygulanması tarihî süreç içerisinde incelenerek yabancı ülkeler ile kıyaslaması yapılmıştır.

2017 KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİ POLİTİKALARININ DEĞERLENDİRİLMESİNE YÖNELİK BİR ÇALIŞMA: ENGELLİ ÖĞRENCİLERİN OKUL SORUNLARI, Figen EREŞ, Ayten CANASLAN, (2017), İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, 2017, 553 - 570

Öz: Kaynaştırma eğitimi, normal özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin birlikte eğitim alma sürecidir. Kaynaştırma eğitiminin farklı boyutlarda incelenmesi politika belirlemek için önemlidir. Bu çalışmanın amacı, çocuğu devlet ilkokulları ve ortaokullarında kaynaştırma eğitimi alan velilere göre engelli öğrencilerin okul sorunlarını belirlemektir. Kaynaştırma eğitiminin sorunlarına yönelik veli görüşlerini belirlemeyi amaçlayan bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada Kastamonu ili merkezi devlet ilkokullarında ve ortaokullarında kaynaştırma eğitimine devam eden öğrencilerin velilerinin görüşlerine başvurulmuştur. Kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin okul sorunlarını belirlemede okul sorunları; okul yöneticileri, öğretmenler ve arkadaşlar boyutu olarak ayrı ayrı incelenmiştir. Elde edilen bulgular genel olarak değerlendirildiğinde, kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin en fazla öğretmenlerle en az ise arkadaşlarıyla sorun yaşamaktadır. Çalışmanın bulgularına dayalı olarak araştırma ve uygulamalara yönelik öneriler, çalışma sonunda sunulmuştur. 

2019 ÇOCUK KİTAPLARINDA SORUN ODAKLILIK: ENGELLİLİK ALGISI, Yasin Mahmut YAKAR, Oğuzhan YILMAZ, Hatice Derya YILMAZ, (2019), Avrasya Dil Eğitimi ve Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2019, 56 - 76

Öz: Çocuk kitaplarının edebî duyuş kazandırma yanında bir başka işlevi de çocuğa hayata dair bir takım farkındalıklar kazandırmasıdır. Çocuk kitaplarında temel amaç eğitmek olmasa da, çocuğu hayatta karşılaşabileceği bir takım olay ve durumlara karşı hazırlama görevi de üstlendiği söylenebilir. Çalışmanın amacı çocuk kitaplarında yer alan engelli kahramanların kendilerini algılama biçimleri ile çevrenin engellilik algısının tespitidir. Bu sebeple çalışmada doküman analizi deseni kullanılmıştır. Çalışmada incelenen eserlerde kimi zaman toplumun, kimi zaman da engelli bireyin kendini “öteki”leştirdiği görülmektedir. Özellikle engel gruplarında bedensel engele yönelik kahramanların ağırlıkta olduğu görülmektedir. Bu durumun zihinsel engelli bireylerin duygu dünyalarını anlatmalarının zor olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Eserleri engelli bireylerin de okuyacağı göz önünde bulundurulduğunda yaşadıkları pek çok deneyimin somutlaştırıldığı söylenebilir. Bununla birlikte eserlerde olumlu tavır/bakış açısından ziyade olumsuz bakış açılarının daha yoğun hissedildiği görülmüştür. Çalışma sonucunda engelliliğin farklı boyutlarıyla ve edebîlik göz önünde tutularak incelenen eserlerde kendine yer bulduğu tespit edilmiştir.

2019 ENGELLİ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN EĞİTİM YAŞAMINDAKİ SORUNLARI: KONYA ÖRNEĞİ, Hasan Hüseyin TEKİN, (2019), MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, 2019, 1531 - 1548

Öz: Engelli bireyler gündelik yaşamlarını devam ettirirken birçok sorunla karşılaşmaktadır. Engelli bireylerin sorun yaşadıkları alanlardan biri de eğitim alanıdır. Eğitim, tıpkı diğer bireylerin olduğu gibi engelli bireylerin de temel haklarından biridir. Bu haktan faydalanma sürecinde yaşadıkların sorunların ortaya konması, yaşanan sorunlara çözüm üretilebilmesi açısından önemlidir. Bu araştırmada engelli öğrencilerin üniversite eğitimi sürecinde karşılaştıkları sorunların belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Konya İlinde eğitim veren Necmettin Erbakan Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesine kayıtlı 15 (5 görme, 5 işitme ve 5 ortopedik) engelli öğrenciye ulaşılmış ve bu öğrencilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde, araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu kullanılmıştır. İki aşamalı olarak gerçekleştirilen görüşmede, ilk aşamada engelli öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerini ortaya koyacak sorulara cevap aranmış ikinci aşamada ise araştırmanın amacına yönelik hazırlanan soruların cevapları aranmıştır. Yapılan bu görüşmeler yaklaşık 15-45 dakika arasında sürmüş olup her bir görüşme için öğrencilerin izni doğrultusunda ses kayıt cihazı ile kayıt yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda engelli üniversite öğrencilerinin eğitim süreçlerinde birçok sorunla karşılaştıkları ve eğitim sürecindeki ihtiyaçlarının üniversiteler tarafından yeterince karşılanmadığı görülmüştür. 

2019 ÖZEL EĞİTİMDE YENİLİKÇİ UYGULAMALAR GÖRME ENGELLİ BİREYLER İÇİN İNOVATİF VE YENİLİKÇİ TEKNOLOJİK ARAÇ TASARIMLARI VE YAŞAM DOYUMLARINA ETKİSİ, Serap ÇİFTÇİBAŞI İYİGÜN, Hasan Said TORTOP, (2018), Journal of Gifted Education and Creativity, Cilt 5, Sayı 2, 2018, 31 - 43

Öz: Engelli bireyler içinde, en fazla zorluk çeken gruplardan birisi görme engelli bireylerdir. Engel durumlarından dolayı bireyler, özel ve kamusal alanda; eğitim eksikliği, destek ve ekipman eksikliği, önyargılar gibi fiziksel, çevresel ve toplumsal birçok sorunla karşılaşmaktadır. Ayrıca bir insana bağlı yaşamak, ayrımcılık ve toplumsal önyargılar görme engelli bireylerin yaşam doyumu düzeylerini olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuzlukları azaltmak ve görme engelli bireylerin hayata kolay uyum sağlayabilmesi ve bir insana bağlı olarak yaşama durumunun onlara verdiği psikolojik yükten kurtulması adına, yenilikçi teknolojiler ve onun insana sağladığı kolaylaştırıcı erişilebilir teknolojik araçlar devreye girmektedir. Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz erişilebilir yenilikçi teknolojik araçların sağladığı avantajlarından en önemlisi, görme engelli bireylerin beklentilerine ve ihtiyaçlarına en kısa sürede ve istenilen ölçüde cevap vermeyi hedeflemesi ve eğitim, iletişim, haberleşme gibi hızla gelişen alanlarda farklı alternatifler sunmasıdır. Bu sayede, erişilebilir yenilikçi teknolojik araçların görme engelli bireylerin yaşam doyumlarına katkısı sağlayacağı söylenebilir.

2019 TÜRKİYE’DE ENGELLİLERE YÖNELİK ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ ARAŞTIRMALARINDAKİ EĞİLİMLER, Arzu DEVECİ TOPAL, Aynur KOLBURAN GEÇER, (2019), Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 48, Sayı 1, 2019, 604 - 622

Öz: The following study has been conducted in order to provide a survey of the research being done into disability and education in the Turkish context. The purpose of this study is to investigate the trends in the researches related to the educational environment of the disabled individuals from various aspects by analyzing the content of the scientific research articles in the field of instructional technology. It is hoped that the findings can help more disabled people in Turkey benefit from the opportunities information and communication technologies now provide.

2019 EĞİTİM HAKKINI YENİDEN TANIMLAMAK, Nurettin BELTEKİN, Ufuk ÇETE, (2019), HAFIZA, Cilt 1, Sayı 1, 2019, 27 - 39

Öz: Bu çalışmanın amacı hak kavramının tarihsel bir inşa boyutu olduğundan hareketle eğitim hakkının sürekli bir inşa hali olduğunu göstermektir. Çalışmada fenomenoloji yaklaşımını esas almıştır. Bir veri toplama aracı ile eğitim aktörlerinin eğitim hakkına müdahil olma stratejilerini belirlemek için aday öğretmenlerin eğitim hakkı ihlallerine ilişkin düşünceleri toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Aday öğretmenlerin en fazla belirttiği ihlaller kız çocuklarının okula gönderilmemesi, savaş, anadilinde eğitim alamamak, maddi yetersizlik/yoksulluk, eğitim harcamaları, kılık-kıyafet yasakları, çocuk işçiler, eşit olmayan eğitim koşulları, doğu-batı okulların nitelik farkı, çocuk yaşta evlilik, okula ulaşım ve engelli çocuklar şeklinde olmuştur. Aday öğretmenler daha çok toplumsal ve siyasi talebe dönüşmüş sorunları eğitim hakkı ihlali olarak tanımlamışlardır. Bu şekilde toplumsal ve siyasi talepleri eğitim hakkı içine alarak toplumsal ve siyasi taleplerini teminat altına almaya çalışmaktadırlar. Aday öğretmenlerin bu stratejileri eğitimin hakkının tanımlanmış ve bitmiş bir metin olmadığını aksine sürekli bir inşa ve tanımlanma sürecinde olduğunu göstermektedir.

2019 TÜRKİYE’DE OTİZMLİ BİREYLERE YÖNELİK EĞİTİM POLİTİKALARINDA ÜNİVERSİTELER VE YEREL YÖNETİMLER İŞBİRLİĞİ: SOBE ÖRNEĞİ, Erdal BAYRAKCI, Selçuk KAHRAMAN, Selçuk DİNÇER, (2019), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 41, 2019, 329 - 347

Öz: Türkiye’de dezavantajlı toplumsal gruplara ya da bireylere yönelik eğitim politikalarının etkin ve etkili bir şekilde yürütülebilmesi için çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmalarda ilgili sorun alanlarında farklı aktörler arasında işbirliği çabaları geliştirilmektedir. Ancak otizmli ve engelli çocukların eğitim süreçlerine yönelik kurumsal ve yönetsel politika tercihleri konusunda arzu edilen düzeylere ulaşılamadığı görülmektedir. Bununla birlikte Türkiye’de yaklaşık 550 bin otizmli birey yaşadığı belirtilmektedir. 0-14 yaş arası otizmli çocuk sayısı ise 140 bin olarak ifade edilmektedir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de devlet okullarında yalnızca 2 bini aşkın otizmli çocuk eğitim görmektedir. Bu açıdan özellikle yerel ve ulusal düzeyde otizmli çocuklara yönelik kapsamlı kurumsal pratiklerin yaşama geçirilmesi oldukça önemlidir.Esasında otizm alanında ulusal düzeyde çeşitli politikalar benimsenmiş ve bu politikaların yerel düzeyde bazı yansımaları olmuş olmakla birlikte ciddi anlamda otizm konusunda istenilen düzeylere erişilememiştir. İşte bu noktada yönetişim anlayışına da uygun bir şekilde bu alandaki kısmen politikasızlığın da etkisiyle otizmli bireylere yönelik politikalar konusunda Konya’da Selçuklu Belediyesi’nin bir yerel yönetim birimi olarak öncülüğünü yaptığı, süreç içerisinde farklı aktörlerin de dahil edildiği bu anlayış, esasında ulusal düzeyde ilgili bakanlıkların temel eksikliği ya da sorununu da ifade etmektedir. Türkiye, gönüllü çaba ve çalışmaların verdiği başarıları iyi değerlendirmek ve desteklemek konusunda bu alandaki politikalarını tekrar gözden geçirmelidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye’de otizmli bireylere yönelik olarak üniversiteler ve belediyeler arasındaki işbirliği çabalarının kurumsal düzeyde ulaştığı boyutlara dikkat çekmektir. Bu bağlamda Konya’da Selçuklu Belediyesi öncülüğünde kurulan Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı SOBE ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Otizm Çalışmaları, Araştırma ve Uygulama Merkezi önemli bir işbirliği modeli göstermektedir. Aynı zamanda bu kuruluşlar Türkiye açısından örneği az bulunan bir işbirliği modeli de sunmaktadır.

2019 ENGELLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKI: İDARENİN GÖREVLERİNE DAİR HUKUKİ BİR DEĞERLENDİRME, Memduh Cemil ŞİRİN, (2019), Çocuk ve Medeniyet, Cilt 4, Sayı 8, 2019, 131 – 158:

Öz:Anayasa’nın 42. maddesinde kimsenin eğitim hakkından yoksun bırakılamayacağı; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddesinde taraf devletlerin çocukların eğitim hakkını fırsat eşitliğini gözetecek biçimde tanıdığına dair hükümler yer almaktadır. Ancak, çocukların bu temel hakkının uygulamada tam olarak tesis edilemediği, idarenin bu konuda üzerine düşen görevleri etkin biçimde yerine getiremediği görülmektedir. Bu durum, eğitim hakkının sosyal hak olarak nitelendirilmesi ve idarenin bu haklar bakımından mali kaynaklarla sınırlı olarak sorumlu olduğu şeklindeki yaklaşım ile ilgilidir. Her üç engelli çocuğumuzdan en az biri eğitim hakkına hiç erişememektedir. Erişenlerin ise bir kısmı eğitimini bütün kademelerde sürdürememekte, eğitim kesintiye uğramaktadır. İdareye görev olarak verilmesi itibariyle kamu hizmeti niteliğinde olan eğitim hizmetlerinin, kamu hizmeti ilkeleri bağlamında değerlendirilmesi konu bakımından önemlidir. Bütün engelli çocukların eğitim hakkından daha etkin şekilde yararlanabilmesinin hukuki zemininin ne şekilde oluşturulabileceği ve böylece hakkı sınırlandırıcı görüşlerin nasıl aşılabileceği üzerine düşünmek gerekmektedir

***2019 ULUSLARARASI ANTLAŞMALAR ÇERÇEVESİNDE ENGELLİLERİN EĞİTİM HAKKI, Zülfü DEMİRTAŞ, (2019), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Sayı 2, 2019, 39 - 59.

Öz :  Bireyin çevresine uyumunu ve gelişmesini sağlamayı hedefleyen eğitimin toplumda yaşayan her birey açısından bir hak olarak kabulü İkinci Dünya Savaşı sonrasında benimsenen bir düşüncedir. Dünyada yaşanan insan haklarına yönelik olumlu düşünceler, eğitim alma hakkının da her birey için vazgeçilmez haklar arasında olması gerektiği anlayışını egemen kılmıştır. Bu dönemde yapılan pek çok antlaşmada eğitim hakkının devletler tarafından bütün vatandaşlarına tanınması, eğitimin en azından temel eğitim düzeyinde ücretsiz olması, ortaöğretimde eğitimin çeşitlendirilmesi, yükseköğretimin fırsat ve imkânları ölçüsünde herkese açık olması hükümleri yer almıştır. Bununla birlikte eğitimde dezavantajlı gruplara ayrımcılık yapılmamasının yanında pozitif ayrımcılık yapılması düşüncesi egemen olmuş ve bu düşünce de uluslararası sözleşmelere yansımıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan antlaşmaların neredeyse tamamını onaylamıştır. Bundan dolayı Türkiye bütün bireylerin eğitim hakkı ile birlikte, engellilerin eğitim hakkını tanımaktadır. Engellilerin eğitim hakkını normal eğitim sistemi içerisindeki normal okul ve sınıflarda kullanabilmesinin önünde önemli engeller vardır. Bu engellerin kaldırılabilmesi için özel eğitim ve kapsayıcı eğitimi seçeneklerinin devreye girmesine gereksinim vardır. Özel eğitim seçeneği, gereksinimlerinden dolayı engellilere ayrı okul ve sınıflarda eğitim verilmesini gerektirir. Kapsayıcı eğitim seçeneği ise genel okul ve sınıfların, özel gereksinimi olan bireylerin gereksinimlerini karşılayabilecek düzenlenmesini gerektirir. Özel gereksinimi olan bireyler bu sınıflarda eğitime devam ederek akranları ile kaynaşabilmektedir. Bu sayede, engelli bireylerin temel eğitimden yükseköğretime olan bütün eğitim basamaklarında eğitime erişim ve devam oranları artırılabilir.

2020 ÖZEL EĞİTİMDE MONTESSORİ METODUNUN KULLANIMI, Gökçen İLHAN ILDIZ, Yeşim FAZLIOĞLU, (2020), Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 22, Sayı 2, 2020, 869 - 884

Öz: Maria Montessori, yirminci yüzyıl eğitimindeki en önemli figürlerden biri olarak kabul edilmektedir. Tıp eğitimi alan Montessori, araştırmaları sırasında engelli çocuklarla karşılaşarak çalışmalarında bu çocukların eğitimine ağırlık vermiştir. Uygun yaklaşımlarla engelli çocukların eğitilebileceğine inanan Montessori; Itart ve Seguin’in engelli çocuklarla yaptıkları çalışmaları inceleyerek kendi eğitim materyallerini geliştirmiştir. Materyallerin sunumlarına ve çocuklara sunulan eğitim ortamının engelli çocukların ihtiyaçlarına hitap etmesini,  ilgilerini çekmesini ve onları motive etmesini temel alan Montessori geliştirdiği materyallerle engelli çocuklarla uygulamalar yapmış ve bu çocukların ihtiyaçları doğrultusunda materyallerinde değişiklikler yaparak sistematik bir şekilde çalışmıştır. Çalışmaları sonucunda engelli çocukların beklediğinin çok ötesine ilerleme kaydettiğini fark etmiştir. Kendi adını verdiği eğitim metodunu geliştiren Montessori dönemin şartları nedeniyle normal gelişim gösteren çocukların eğitimine yönelerek çalışmalarına devam etmiştir; fakat Montessori’nin ilk özel eğitimcilerde olduğu araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir. Montessori eğitim metodunun bireysel eğitim, çocukların kendi hızıyla ilerlemesi, duyu temelli materyaller kullanılması gibi temel ilkeleri özel eğitimin müfredatına girmiştir. Montessori eğitim metodu ülkemizde ve dünyada halen kullanılmaya devam edilmektedir. Metot ülkemizde normal gelişim gösteren çocukların eğitimlerinde kullanılırken, yurt dışında özel gereksinimli çocukların eğitimlerinde de kullanıldığı literatür incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, fiziksel engel, işitme ve görme bozuklukları, Montessori eğitim metodunun eğitimleri için kullanıldığı engel gruplarının içerisinde yer almaktadır. Bu çalışmada Montessori eğitim metodu özel eğitim çerçevesinde ele alınmış, çeşitli engel gruplarında metodun kullanılabilirliği irdelenmiştir. Çalışmanın yerli literatürdeki bu açıklığı gidereceği ve yerli literatüre yeni bir bakış açısı kazandıracağı beklenmektedir.

2020 İŞİTME ENGELLİ ÖĞRENCİLERE SUNULAN EĞİTİM HİZMETLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİNE İLİŞKİN NİTEL BİR ARAŞTIRMA, Kısmet DELİVELİ, (2020), SDU International Journal of Educational Studies, Cilt 7, Sayı 1, 2020, 26 - 44

Öz: İşitme engelli çocuklar işitme duyarlıklarını kaybetme derecelerine bağlı olarak konuşmayı edinmede, iletişim becerilerinde ve okul çağına geldiklerinde de öğrenme sürecinde akademik sorunlar yaşayabilmektedir.  Bu nedenle temel eğitimde işitme engelli öğrencinin bireysel özellikleri tanımlanarak gereksinimlerinin karşılanması gerek okul ve gerekse okul dışı eğitsel hizmetlerin sağlanması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı ilkokullarda farklı sınıf düzeylerinde görev yapan öğretmenlerin işitme engellilerin eğitimini nasıl gerçekleştirdikleri, ne tür sorunlarla karşılaştıkları ve işitme engelli öğrenciler için ne tür destekler aldıklarını ortaya koymaktır. Nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik yönteme göre desenlenen araştırmanın çalışma grubunu ilkokullarda görev yapan 10 öğretmen oluşturmuştur. Görüşmeler sırasında öğretmenlere görüşme formunda bulunan 11 açık uçlu soru uygulanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi ve betimsel analize tabi tutulmuştur. Araştırmada bulgular araştırmanın alt amaçlarına da bağlı olarak ‘öğretmenlerin işitme engelli öğrencilere sundukları eğitim hizmetleri, uygulamalar sırasında karşılaşılan sorunlar, öğretmene sunulan destek hizmetler ve öğrencilere daha nitelikli ortam sunulabilmesi için geliştirilen öneriler’ olmak üzere dört temada değerlendirilmiştir.

2020 SÜREKLİ EĞİTİM MERKEZLERİNİN FAALİYETLERİNİN DEZAVANTAJLI GRUPLAR AÇISINDAN İNCELENMESİ, İbrahim CANKAYA, (2020), Turkish Academic Studies - TURAS, Cilt 1, Sayı 1, 2020, 44 - 56

Öz: Bu çalışmanın amacı Üniversite Akademik Değerlendirme Merkezi (URAP) tarafından yapılan 2012-2017 yılları arasında bilimsel yayın ve projeler bakımından başarılı üniversitelerin sürekli eğitim merkezlerinin faaliyetlerini riskli gruplar bakımından incelemektir. Çalışma, nitel araştırmada durumsal desenli bir çalışmadır. Veriler üniversitelerin web siteleri üzerinden elde edilmiştir. Sürekli eğitim merkezlerinde verilen eğitimler kurumsal, mesleki ve kişisel gelişim biçiminde kategorilendirilmiştir. Dezavantajlı bireylere ilişkin veriler ise 2016 yılında İstanbul, Ankara ve İzmirdeki İŞKUR’a kayıtlı olan işsiz kadın, işsiz engelli ve işsiz hükümlüler ile sınırlıdır. Bu doğrultuda en başarılı üniversiteler de İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Ege Üniversitesi sürekli eğitim merkezlerinde verilen eğitimler genelde kurumlara yöneliktir. Bu üniversitelerde doğrudan dezavantajlı gruplara ilişkin sadece “pastacılık ve aşçılık”, “amatör denizci”, “biyoenerji terapisi” ve “cankurtaran” eğitimleri verilmiştir. Çalışma grubunda bulunan üniversitelerde engellilere ve hükümlülere yönelik eğitimler verilmemiştir. Üniversiteler toplumun dezavantajlı gruplarına karşı sosyal sorumluğu olan örgütlerdir. Üniversiteler, dezavantajlı gruplara yönelik iş eğitimleri vererek bu gruplara sosyal destek sağlayabilir.

2021 VELİ GÖRÜŞLERİNE GÖRE ENGELLİ BİREYLERİN EĞİTİM HAKKINA ERİŞİM DURUMLARI: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ, Elif SEYLİM, (2021), Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 20, Sayı 80, 2021, 2272 - 2292

Öz: Engelli bireyler, eğitim sürecinde engel durumları göz önünde bulundurulduğunda birçok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bu çalışmada engelli öğrenci velilerinin görüşlerine göre engellilerin eğitim hakkından faydalanma durumu ve karşılaşılan sorunları belirlemek, sorunlara olası çözüm önerileri geliştirmek amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışma grubu Ankara ilinde ikamet eden 27 engelli öğrenci velisinden oluşmaktadır. Veriler öğrenci velileri ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeden elde edilmiş, içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre sorunlar, ağır düzeyde zihinsel yetersizliği bulunan öğrencilere yönelik yeterli okul öncesi kurumunun olmayışı, okul öncesinin ücretli olması, kaynaştırma öğrencilerinin sınıflarında dışlanmasından dolayı yeterli destek eğitim alamamaları, özel eğitim sınıfı öğrencilerinin ulaşım ve yemek sorunu, ağır engelli öğrencilerin devamsızlık sorunları ve sınıfların fiziki şartlarının yetersizliği, özel eğitim öğretmeni eksiği, özel eğitim kurumlarında sık öğretmen değişimi ve yeterli sayıda alanında uzman öğretmen olmamasıdır. Bu sorunların çözümü için özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilere yönelik okul öncesi eğitim sınıf/okul sayıları ülke çapında artırılmalı ve ücretsiz olmalı, evde eğitim uygulamasının okul öncesi dönemde de uygulanmalı, özel eğitim okul öncesi öğretmenliği açılması, özel eğitim sınıfı ve destek eğitim odalarını engel gruplarına göre dizayn edilmesi, özel eğitim rehabilitasyon merkezlerinde özel eğitim öğretmenlerinin görev alması sağlanması önerilmiştir.

2021 ENGELLİ BİREYLERE SAHİP AİLELERİN EĞİTİM ALANINDA YAŞADIĞI ZORLUKLARIN OKUL SOSYAL HİZMETİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ, Emine ÇAKIR, Zeynep ÖZKAN, Aylin ARICI, Gizem Burcu BOLAT, (2021), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 21, Sayı 2, 2021, 188 - 210

Öz: Amaç: Bu çalışmanın amacı engelli birey ve ailelerinin eğitim sürecinde okul ortamında karşılaştıkları sorunları belirlemek ve bu sorunları okul sosyal hizmet modeli ekseninde değerlendirmeye tabi tutmaktır. Yöntem: Çalışma grubunu Şırnak ve İstanbul illerinde yaşayan, farklı engel gruplarına sahip aile bireyleri bulunan 15 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup, derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılara kartopu tekniği kullanılarak ulaşılmıştır. Bulgular: Engelli bireylerin ve ailelerin yaşadığı sorunlar incelendiğinde, çevreninin fiziksel yetersizliklerine bağlı gelişen sorunlar, ulaşım sorunu, dışlanma, akran zorbalığı ve çevre baskısı öne çıkan problemleri oluşturmuştur. Mevcut sosyal destek mekanizmalarının yeterli olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca ailelerin okul sosyal hizmet modelinden haberdar olmadıkları ancak böyle bir uygulamaya ihtiyaç duydukları gözlemlenmiştir. Sonuç: Yapılan çalışmada ortaya çıkan bulgular okul sosyal hizmetinin gerekli ve eksikliği hissedilen bir alan olduğunu göstermektedir. Bununla beraber görüşme yapılan kişilerin bu alanı tanımaması ve haklarından haberdar olmaması da başka bir eksikliktir. Okul sosyal hizmet modeli ülkemizde pilot çalışmalar üzerinden ilerlese bile bu durum tüm öğrencilere ulaşmayı imkânsız kılmaktadır. Ayrıca fiziksel olarak yaşanan sorunların yanı sıra ailelerin ihtiyaç duyduklarında destek alabilecekleri farklı mekanizmaların varlığından ve bu imkanlardan nasıl faydalanacaklarından haberdar olmamaları, okulda rehberlik ve danışmanlık öğretmenlerinin aile, engelli çocuk ve okul arasındaki ilişkide yetersiz kalması, ailelerin gereken desteği alamaması, sınıf öğretmenlerinin yeterli bilince sahip olmaması, okul sosyal hizmetine duyulan ihtiyacı artırmaktadır.

2021 EĞİTİM HAKKI: BİR SİSTEMATİK DERLEME ÇALIŞMASI, Ümit BİNBİR, Gökhan ARASTAMAN, (2021), OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt 18, Sayı Eğitim Bilimleri Özel Sayısı, 2021, 5067 - 5098

Öz: Bu çalışmada, Türkiye’de eğitim hakkına ilişkin yayımlanmış akademik çalışmaların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada sistematik derleme yöntemi kullanılarak YÖK Ulusal Tez Merkezi, TR Dizin ve Dergi Park veri tabanlarından 2000-2021 yılları arasındaki çalışma başlıkları üzerinden tarama yapılmıştır. Yapılan tarama sonucu 16 çalışma bu çalışmanın kapsamına alınmıştır. Bu çalışmalar; türleri, desenleri, katılımcıları, amaçları, sonuçları ve önerilerine göre incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre; Türkiye’de, özellikle kızların ve sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerden gelen bireylerin temel eğitim hakkından yararlanmasında, engelli, çalışan, cezaevinde bulunan ve mülteci çocukların eğitim hakkından yararlanmalarında ve bazı azınlıkların anadilde eğitim hakkından yararlanmasında sorunlar bulunmaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda, eğitim hakkının sağlanmasında öncelikli yükümlülük sahibi olarak devletin, sosyal devlet olması itibariyle eğitim hakkına ilişkin ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi ve eğitim hakkının kullanımına ilişkin sorun alanlarına yönelik bir çaba içerisine girmesi gerektiği önerisinde bulunulmuştur. Ayrıca Türki-ye’de eğitim hakkıyla ilgili olarak az sayıda ampirik çalışma bulunduğu için bu konuda daha fazla çalışma yapılması önerisinde de bulunulmuştur.

2021 GÖRME YETERSİZLİĞİ OLAN TÜRK ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN DENEYİMLERİ, Mehmet Akif CİHAN, (2021), İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 22, Sayı 1, 2021, 556 - 577

Öz: This study examined experiences of Turkish university students with visual impairments. Semi-structured phone interviews were conducted with eight students with visual impairments from six different universities across the country about their experiences in higher education. The qualitative data analysis techniques including classical content analysis and constant comparison were utilized. As the result, it was understood that university students with visual impairments face academic and social challenges. Academic challenges included a lack of course materials available in alternative formats, reliance on audio-recorder in following instructions, and instructors’ lack of knowledge. Social challenges that the students face was identified as dependency to parents and others’ rude attitudes toward them. Lastly, accommodations and support services provided to these students were explored. It was observed that a very few universities offer necessary technical equipment to these students. In addition, student disability services at universities do not work sufficiently to meet the needs of students with visual impairments. The findings of this study are parallel to what was found in the previous studies on the same topic conducted in Turkey. Therefore, as the developing country, there is an urgent need for improvement in several areas to provide equal educational opportunities to students with visual impairments at universities. Some of the suggestions for the improvement in practice are organizing professional developments for university personnel and preparing students with visual impairment starting in kindergarten for universities by teaching all the skills they would need in the future.

2021 YABANCI DİL VE İKİNCİ DİL OLARAK İNGİLİZCE SINIFLARINDA SAĞLAMCILIK İLE MÜCADALE: ÖĞRETMENLER İÇİN ÖNERİLER, Sezen ARSLAN, (2021), Dünya Dilleri, Edebiyatları ve Çeviri Çalışmaları Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, 2021, 127 - 138

Öz: There are millions of disabled people across the world, and they are often vulnerable to discrimination. As a result, they experience difficulties concerning health, education, and employment because non-disabled people are considered more normal and superior than disabled people. This kind of segregation leads to ableism which is based on the belief that disabilities are flaws and disabled people are inferior, more fragile, and less strong. Ableism is an understanding that values the general physical and/or mental abilities of the people. It can manifest itself in different forms. Among them are the verbal expressions which refer to the ableist language. Considering that one’s perception of the world is immensely affected by the language that s/he uses, it is of crucial importance to eliminate ableist language. Apart from non-ableist language, a non-ableist pedagogy should also be promoted. To achieve a more inclusive world, the education settings should reflect a non-ableist pedagogy by including disability themes and related activities. English as foreign and second language classrooms can provide convenient contexts to develop an awareness of non-ableist language and pedagogy. Therefore, drawing on the extant literature, this study sets out to suggest pedagogical implementations that can be used in English classes to promote non-ableism. 

2021 GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İŞİTME ENGELLİLERİN EĞİTİMİ VE TÜRK İŞARET DİLİNİN ROLÜ, Yeliz ARSLAN, (2021), Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2021, 163 - 178

Öz: İşaret dili, işitme engelli bireylerin birbirleri ile ya da diğer insanlarla iletişim kurmak için kullandıkları en yaygın iletişim yoluna verilen isimdir. Çalışmada Türk işaret dilinin gramer yönünden bir çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Türk işaret dilinin kullanımıyla ilgili kendisini gösteren bütün dilsel çıktıların aynı zamanda Türkçenin kullanımındaki yansımalarıyla ilgili de örnekler verilmiştir. Çalışmada aynı zamanda, Türk İşaret Dili (TİD)’nde kullanılan iletişim yöntemleri, Türk İşaret Dili ve engelliler için yapılan çalışmaların kısa tarihçesi ile ilgili birtakım başlıklardan yola çıkarak işitme engellilerin özellikle eğitim hayatında maruz kaldıkları olumsuzluklara değinilmiştir. Bu açıdan yararlanılan kaynaklar ekseriyetle 2000’li yıllarda yayınlanmış makaleler olup, günümüze yakın olmaları açısından da önem arz etmektedir.

TÜRKİYE’DE ENGELLİLİK VE ENGELLİLERİN EĞİTİMİ ÜZERİNE BİR DERLEME, Adnan ARI, (2022), Humanistic Perspective, Cilt 4, Sayı 3, 2022, 589 - 605

Öz: Bir derleme çalışması olan bu çalışmada, Türkiye’de engellilik ve engellilerin eğitimi ile ilgili meydana gelen gelişmelere ve değişimlere değinmek ve ulaşılan bilgilerin bağımsız yaşam, kaynaştırma/bütünleştirme çerçevesinde tartışılması amaçlanmıştır. Engellilik kavramıyla ilişkili olan zedelenme, yetersizlik ve engel kavramları örneklerle açıklanmıştır. Geçmişten günümüze engeli birey kavramı, özel eğitime muhtaç çocuklar, özel eğitim gerektiren birey, özel eğitime ihtiyacı olan birey olarak farklı şekillerde ifade edilmiştir. Engelli bireylerin devam ettikleri eğitim ortamları, kaynaştırma/bütünleştirme ortamları ve ayrı eğitim ortamları olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim ortamları dışında, evde eğitim ve hastanede eğitim de ihtiyaç halinde verilmektedir. Bu eğitim ortamları kaynaştırma/bütünleştirme çerçevesinde açıklanmıştır. Engelli bireylerin eğitimi için önemli olan öğretmen eğitimi için açılan bölüm sayısı zamanla artmıştır. 2021-2022 eğitim-öğretim yılında bu sayı 36 devlet, 8 vakıf, 6 KKTC olmak üzere toplam 50 olmuştur. Bu eğitim öğretim yılında özel eğitim öğretmenliğinin olduğu devlet üniversitelerinde 2479, vakıf üniversitelerinde 404 ve KKTC üniversitelerinde 320 olmak üzere toplam 3203 kontenjan ayrılmıştır. Bu bilgiler tartışma, sonuç ve öneriler kısmında, bağımsız yaşam ve kaynaştırma/bütünleştirme çerçevesinde tartışılmıştır.:

TÜRKİYE VE İNGİLTERE’DE ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ, Ekrem ERDOĞANKemal Gökmen GENÇ, (2022), Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, Cilt 10, Sayı 2, 2022, 177 - 221

Öz: Bu çalışmanın amacı; Türkiye ve İngiltere’de özel eğitim hizmetlerini incelemektir. Dünya nüfusunun yaklaşık %15’inin engelli bireylerden oluştuğu tahmin edilmektedir. Engellilerin toplumsal yaşama tam katılmaları için en önemli araçlardan biri eğitimdir ve bu konuda çoğu yerde eğitim faaliyetleri planlanmaktadır. Ancak engellilerin özel gereksinimlerindeki farklılıklar nedeniyle özel eğitim hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu özel eğitim hizmetleri de ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesine göre farklılaşmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye ve İngiltere’nin özel eğitim hizmetleri; uygulama ve istatistik yönünden değerlendirilmiştir. Türkiye için Milli Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim (2020) ile Engelli ve Yaşlı İstatistik Bülteni (2021) verilerinden yararlanılmıştır. İngiltere için, DfE İstatistik Servisi (2021) verilerinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda Türkiye ve İngiltere’de; 1700’lü yıllarda özel eğitim adına ilk kurumsal gelişimlerin olduğu, benzer özel eğitim temel ilkelerinin benimsendiği ve uygulama ile istatistik yönünden farklılıklar bulunduğu çalışma kapsamında tespit edilmiştir. Ayrıca özel eğitim hizmetleri bağlamındaki faaliyetlerden yararlanan çocukların, eğitim öğretim kademeleri açısından belirlenen kilit noktalarda okullarını bırakma oranının yüksek olduğu görülmüştür.

 

EĞLENME VE DİNLENME HAKKI

2019 TURİZMDE ZİHİNSEL ENGELLİ BİREYLERİN YAŞADIKLARI ZORLUKLARIN BELİRLENMESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA, Mehmet SARIIŞIK, Senem DÜŞÜNÜR, (2019), Güncel Turizm Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2019, 5 - 25

Öz: Bu araştırmada turizmde zihinsel engelli bireylerin yaşadıkları zorluklar belirlenmeye çalışılmıştır. İstanbul’da eğitim veren özel eğitim uygulama okulları ve rehabilitasyon merkezlerindeki 404 zihinsel engelli birey velilerinden anket tekniği kapsamında veri toplanmıştır. Veriler SPSS 21 istatistik programında analiz edilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler frekans, yüzde dağılımı ve Ki Kare analizi ile test edilmiştir. Anket, zihinsel engelli bireyler duygularını yeterince ifade edemeyeceğinden zihinsel engelli bireylerin duygularını gözlemleyen ve her zaman yanlarında bulunan annelerine uygulanmıştır. Çalışmada zihinsel engelli bireylerin demografik özellikleri ile turizmde yaşadıkları zorluklar arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığı analiz edilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda zihinsel engelli bireylerin turizmde yaşadıkları zorlukların engel derecelerine göre değiştiği tespit edilmiştir. Ayrıca zihinsel engelli bireylerin aylık gelir durumlarının turizme katılmalarını etkileyerek zorluklar yaşamasına neden olduğu sonucuna varılmıştır.

 

ENGELLİLER HAKKINDA KANUN İLE İLGİLİ

2012 TÜRKİYE’DE ÖZÜRLÜLERE YÖNELİK YASAL DÜZENLEMELER, Yener ŞİŞMAN, (2012), Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Cilt 0, Sayı 60, 2011, 169 - 221

Öz: Anayasamız özürlü bireylere yönelik diğer yasal düzenlemelere hukuki bir dayanak sağlayan maddeleri nedeniyle ve 5378 sayılı Özürlüler Kanunu özürlü bireylerin haklarını koruma altına alan özel bir yasal düzenleme olarak ülkemizdeki diğer yasal metinlerden ayrılarak öne çıkmaktadır. Bu temel gerekçeden hareketle çalışmamızda özürlülere yönelik yasal düzenlemeler ele alınırken ilk olarak Anayasamızdaki düzenlemelere değinilmiş ardından 5378 sayılı Özürlüler Kanununun eğitime, istihdama vb. alanlara yönelik düzenlemeleri ayrıntılı bir biçimde irdelenmiştir. Konunun açıklanmasında gerekli görüldükçe diğer yasal metinlerden de yararlanılmıştır.

2018 SORUNLU, KUSURLU VE ENGELLİLERDE FARKINDALIK BOYUTU ÜZERİNE DÜŞÜNCELER, M. Arif AKŞİT, Ömür ŞAYLIGİLNurettin BAŞARAN, (2018), Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yenidoğan Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2018, 65 - 250

Öz: Amaç: Sorunlu, kusurlu veya sekelli bireylere farkındalık temelinde yaklaşım boyutu irdelenmektedir.

Dayanaklar/Kaynaklar: İnsan Hakları, Engelli Hakları ile İlgili Birleşmiş Milletler Sözleşmesi dikkate alınmış, ancak düşünce boyutu olarak ele alınmıştır.

Giriş: Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme engellerin sağlık açısından engellerin kaldırılması şeklinde olmadığı, kişilerin onuru, değeri, eşit ve devredilmez haklarına vurgu ile dünyada özgürlüğün, adalet ve barışın temeli olan, ayrımcılığa uğramadan, ayırımcılığın önlenmesi, eşit koşulların sağlanması, yaşam koşullarının gelişmesi, temel özgürlükler, bireysel varlığın ve bağımsızlığın önemi, dezavantajlarının kaldırılması, fırsat eşitliği ve empati yapmak olarak belirtilmektedir.

Genel Yaklaşım; Farkındalık değerlendirmesi: objektif olmak, birey hakkı önceliklidir, tüm yaşam boyu kapsamlıdır, ayrıştırma değil bütünleştirmeli, gruplaştırmamalı, sınıflandırmamalı, hak edişe göre hakkı vermek, kibir, benlik ile değil, gerçek üzere olmak, eğitilmek, eğitilebilmek, gelişimi ve bilimi talep etmek, peşin hükümlü değil, duruma ve gelişime göre uyarlama yapabilmek, aklı bilimi yorumlamak üzere kullanmak, yaklaşımların bireye ve soruna göre özel ve özgül olması, değerleri algılamak olarak vurgulanmaktadır.

Yaklaşım: Bireylerin farkındalığı konusunda bir düşünce oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Sonuç: Farkındalık insanın sorunlu, kusurlu ve engelli olması değil, insan olmasını algılamasıdır.

Yorum: Farkındalık bilinç durumu ile algılamaktır ki, oluşmasında en önemli yöntem empatidir.

***2020 ENGELLİLERE YÖNELİK AYRIMCILIK VE MAKUL UYUMLAŞTIRMA KAVRAMI, Enes ERSÖZ, (2020), Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2020, 149 - 163

Öz: Günümüzde engellilere yönelik yaklaşım, onların toplumsal hayata dahil edilmesi, diğer bireylerle eşit fırsatlara sahip hale getirilmesi yönünde değişmektedir. Bu bağlamda geçmişteki koruyucu ve bakıma muhtaç kişiler oldukları yönünde bakışın bugün değiştiği söylenebilir. Engellilere yönelik yaklaşımın değişmesi hukuk cephesinde de birtakım değişikliklerin yapılması ihtiyacını doğurmaktadır. Birçok uluslararası sözleşmede kendine yer bulan ayrımcılık yasağı engelliler için de geçerlidir. Engellilerin toplumsal yaşama dahil edilebilmesi, hukuki anlamda maruz kaldıkları ayrımcı yaklaşımların ortadan kaldırılmasıyla da ilişkilidir. Bu noktada makul uyumlaştırma kavramı gündeme gelmektedir. Kavram özellikle dezavantajlı grupların maruz kaldıkları eşitsizlikçi yaklaşımların hukuki anlamda ortadan kaldırılması için ortaya çıkmıştır.

 

İDARE HUKUKU

2016 ENGELLİ BİREYLERİN YAŞADIKLARI SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE BEDENSEL ENGELLİ FEDERASYONUN YERİ VE ÖNEMİ, Neslihan SUCU, (2016), Uluslararası Medeniyet Çalışmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 2016, 203 - 213

2019 CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNİN YEREL YÖNETİM MEVZUATINA ETKİLERİ, Şerif ÖNER, (2019), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, 2019, 303 - 332

Öz: Türkiye’nin kamu yönetimine ilişkin kurumsal değişim Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar devam etmiştir. Küresel ilişkiler, nüfus artışı, kentleşme, teknolojik değişimlerin yanı sıra, işçi, memur, genç, engelli gibi farklı toplumsal kesimlerin ortaya çıkışı yönetim anlayışını etkilemiştir. Önceleri hizmet odaklı kurumsal yapılara olan talep yeni dönemde etkin, verimli, demokratik, denetlenebilir ve katılımcı kurumlara doğru evrilmiştir. Türkiye’de siyasi karar alıcılar başta olmak üzere diğer aktörlerin toplumsal ve küresel değişim taleplerine ilişkin yaklaşımları sistem üzerine odaklanmıştır. Sosyo-ekonomik, siyasal sıkıntılar ve toplumsal ayrışma vb. sorunların giderilmesi için önerilen model Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) olmuştur. 2017 yılındaki referandum ile parlamenter sistemden CHS’ne geçiş kabul edilmiştir. CHS tüm kamu yönetimini ve yerel yönetimleri keskin bir değişime uğratmıştır. Belediyeler başta olmak üzere, özel idare, köy ve birlik mevzuatında bazı önemli değişimler gerçekleşmiştir. Çalışmamızın amacı CHS ile yerel yönetimler alanında ortaya çıkan bu değişimi ortaya koymaktır. CHS tüm kamu yönetimini etkilemekle birlikte çalışmanın kapsamı yerel yönetimler sınırlandırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ve TBMM tarafından çıkarılan Kanun metinleri üzerinde araştırma yapılmıştır. Bu çerçevede yapılan inceleme sonucunda yerel yönetimlerin teknik ve yapısal açıdan önemli değişimler geçirdiği bulgusuna erişilmiştir. Araştırmanın sonuçları yerel yönetim alanındaki ilgililere yönelik kapsamlı bir özet ve değerlendirmeler şeklinde sunulmuştur.

***2019 CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ VE ENGELLİLERE YÖNELİK DÜZENLEMELER, Naci Münci ÇAKMAK, (2019), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 23, Sayı 3, 2019, 265 - 284

Öz: Engellilerin istihdam, ayrımcılık ve erişilebilirlik sorunları vardır. Bu sorunların etkili bir şekilde çözülebilmesi konusunda öncelikli olarak devlet görevli ve yetkilidir. Devlet engellilere kamu hizmetleri ile ulaşır. Devletin yanında özel sektör de engellilere hizmetler sunma konusunda faaliyet göstermektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile idari teşkilat yeniden oluşturulmuştur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, engellilere yönelik hizmetler ve uygulamalarla ilgili bazı konuları yeniden düzenlemiştir. Yönetim sisteminin merkezileşmesi karşısında engellilere sunulan hizmetlerde bürokrasinin artması ihtimali söz konusudur. Bürokrasinin artması engelli haklarına ulaşımda eksikliğe neden olacaktır. Bürokrasinin azalması yolunda çeşitli tedbirler alınmıştır. Sistemin yeni olması nedeniyle bürokrasinin gelecekte nasıl olacağı ise henüz belirsizdir.     

2020 ENGELLİ BİREYLERİN KAMU HİZMETLERİNDEN MEMNUNİYETİ: NAZİLLİ İLÇESİ ÖRNEĞİ, Aslı YENİPAZARLI, Funda ÇONDUR, Necmiye CÖMERTLER, (2020), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2020, 77 - 93

Öz: Dünya Sağlık Örgütü, 2011 tarihli Dünya Engellik Raporu’nda dünyada 18 yaş üzeri nüfusun %15.6’sının engelli olduğunu belirtmektedir. OECD, AB ülkeleri ve Türkiye’de de %15’inin üzerinde engellilik durumu söz konusudur. Yaşlılık ve kronik hastalıkların giderek artması ile birlikte engelli birey sayısı da artmaktadır. Bu durum ülkelerde engelli bireylerin ihtiyaçlarının ve beklentilerinin de dikkate alındığı politikaları ve uygulamaları gerekli kılmaktadır. Çalışmanın amacı Nazilli ilçesindeki engellilerin kamu hizmetlerinden memnuniyetlerinin ortaya konulması, durum ve ihtiyaç analizinin yapılmasıdır. Bu konuda sosyal farkındalık düzeyinin arttırılması da amaçlanmaktadır. Çalışmada yerel ölçekte bir alan çalışmasıyla engellilerin kamu hizmetlerinden ve belediyecilik hizmetlerinden memnuniyet durumları belirlenerek memnuniyet düzeyinin engel türüne göre farklılaşıp farklılaşmadığı analiz edilmektedir. Ankete katılan 142 engelli bireylerin yaklaşık olarak yarısını fiziksel engelli bireyler oluşturmaktadır. Engellilerin çoğunluğu kadın, bekar, ilkokul mezunu ve 35-44 yaş aralığındaki bireylerden oluşmaktadır. Engelli bireylerin önemli bir çoğunluğu istihdama katılmamaktadır. Betimleyici istatistikler tüm kamu hizmet kalemlerinde ve genel olarak kamu hizmetlerinden memnuniyetin oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak belediyenin altyapı, sosyal ve kültürel aktiviteler ve sportif aktivitelerinden memnuniyet genel memnuniyet düzeyinin altında kalmaktadır. ANOVA testi sonucu adli ve idari hizmetlerden memnuniyetin engel türüne göre farklılaştığını göstermektedir. Engel türüne göre hizmetlerden memnuniyet çoklu karşılaştırmalar analizi fiziksel engelliler ve birden fazla engeli bulunan bireylerin adli ve idari hizmetlerden memnuniyetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğunu göstermektedir. Çoklu karşılaştırma sonucu yaygın gelişimsel bozukluk engeli olan bireyler ile birden fazla engeli bulunan bireylerin adli ve idari hizmetlerden memnuniyetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu saptanmıştır.

***SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA VAKIFLARININ 2022 SAYILI KANUN KAPSAMINDAKİ İŞLEMLERİNE KARŞI AÇILAN DAVALARDA GÖREVLİ YARGI YERİ SORUNU, Mücahit GÜLŞEN, (2022), Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2022, 149 - 166

Öz: Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na göre özel hukuk tüzel kişileridir. 2022 sayılı Kanun uyarınca, engelli aylığı ve yaşlı aylığı başvuruları bu vakıflara yapılmaktadır. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından, aylık başvurularının kabulüne veya reddine karar verilmektedir. Bunun yanında, aylık bağlandıktan sonra yapılan incelemeler neticesinde aylıkların kesilmesi de söz konusudur. Aylık başvurusunun reddi ve aylığın kesilmesi işlemleri, kişilerin menfaatini ihlâl eden idari işlemlerdir. Bu idari işlemlerin iptali için açılan davalarda, bir özel hukuk tüzel kişisi tarafından idari işlem tesis edilemeyeceği yönündeki yargı kararları nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır. Hâlbuki idare hukukunda, yasalarla yetkilendirilmiş özel hukuk tüzel kişilerince de idari işlem tesis edilebileceği kabul edilmektedir. Bu makalede, aylık başvurusunun reddi ve aylığın kesilmesi işlemlerine ilişkin davalarda görevli yargı yeri konusu incelenmiştir.

 

KARŞILAŞTIRMALI HUKUK

1996 LONDRA’DA FİZİKSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR İÇİN BİR OKUL VE ÖZEL EĞİTİMDE BİLGİSAYARIN ÖNEMİ, Mesude ATAY, (1996), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, Cilt 2, Sayı 02, 1996,

2012 ENGELLİ ÇALIŞANLARIN SOSYAL HAYATLARI VE ÇALIŞMA ŞARTLARININ KARŞILAŞTIRILMASI: İTALYAN VE TÜRK ÖRNEKLEMLERİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA, Yrd. Doç. Dr. Susran Erkan EROĞLU, (2012), Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, Sayı 13, 2012, 172 - 187

Öz: «Sosyal Yaşam ve Çalışma Koşulları Anketi» bu araştırma için geliştirilmiştir. «Sosyal Yaşam ve Çalışma Koşulları Anketi» vasıtasıyla toplanan veriler engellilerin yaşam koşulları hakkında objektif bilgi verirken, bu koşulların nasıl değiştirilebileceğine ilişkin bilgi vermemiştir, çünkü bu anket sadece engellilerin mevcut durumlarını belirlemek için geliştirilmiştir.

2014 DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ENGELLİ ÇOCUKLAR, Zümrüt BAŞBAKKAL, Elif BİLSİN, (2014), Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Cilt 30, Sayı 2, 2014, 65 - 78

Öz: Engellilik insanlığın bir parçasıdır. Küresel Hastalık Yükü 2004 verilerine göre dünya nüfusunun %15.3’ü orta veya şiddetli derecede engellidir, Türkiye Özürlüler Araştırması 2002 sonucuna göre engelli nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %12.29’dur. Bu makalede engelli bireylere bakım verecek olan sağlık profesyonelleri arasında önemli bir yeri olan hemşirelere, dünyada ve ülkemizde engelliliğin kabul görmüş tanımları, sınıflandırılması, engelli çocuklar ile ilgili sayısal verileri, dünyada ve ülkemizde engelli çocukların hakları, eğitim ve sağlık durumları hakkında bilgi verilmiştir

2016 RUSYA FEDERASYONU ve TÜRKİYE’DE ENGELLİLERİN GENEL SOSYO-EKONOMİK GÖRÜNÜMLERİ, Bülent KARA, (2016), Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, Cilt 30, Sayı 30, 2016, 126 - 140

Öz: Dünyada bir milyardan fazla insan herhangi bir tür engellilik ile yaşamakta. Bu insanların yaklaşık 200 milyonu hayatlarını devam ettirme konusunda kayda değer zorluklar çekmektedir. Engellilik önümüzdeki yıllarda daha da büyük bir kaygı konusu haline gelecektir, çünkü yaygınlığı artmaktadır. Nüfusların yaşlanması ve yaşlı insanların engelli hale gelme riskinin daha yüksek olması ile birlikte diyabet, kalp ve damar hastalıkları, kanser ve akıl sağlığı bozuklukları gibi kronik sağlık sorunlarının da küresel olarak artış göstermesi engelliğinin artmasının nedenleridir. Dünya çapında, engelli olmayan insanlara kıyasla engelli insanlar daha kötü sağlık durumuna, daha düşük eğitim başarısı ve iktisadi katılıma ve daha yüksek yoksulluk oranlarına sahiptir. Birçoğumuzun varlığına alıştığı sağlık, eğitim, istihdam, ulaşım ve bilgi edinme gibi hizmetlere erişimde engelli insanların bariyerlerle karşılaşıyor olması bu farkları kısmen açıklayabilir. Daha az avantajlı toplumlarda bu sorunlar daha yakıcı hale gelmektedir. (Dünya Engellilik Raporu) Toplumlarda engelli bireyler her zaman bulunmaktadır. Devletler yasal düzenlemeler ve politikalarla onları hayata bağlamayı hedeflerler. Bu çalışmada, Dünya Sağlık Örgütü tanımı, Türkiye tanımı, Türkiyede ve Rusya`da engellilerle ilgili yasal düzenlemeler, istatistik rakamlar, rehabilitasyon,engellilerin aldıkları sosyal hizmetler, eğitim, ulaşım, sağlık, rekreasyon, istihdam gibi sorunlar ele alınmış, kıyaslamalar yapılmıştır. 

2016 AVRUPA YÜKSEKÖĞRETİM ALANI (AYA) ÇERÇEVESİNDE YÜKSEKÖĞRETİME ERİŞİMİ VE KATILIMI GENİŞLETME POLİTİKALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ, Hilal BÜYÜKGÖZE, Murat ÖZDEMİR, (2016), Yükseköğretim Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, 2016, 40 - 46

Öz: Bologna Süreci 1999’da 29 ülkenin katılımıyla İtalya-Bologna’daki toplantı ile başlamış ve sonrasında Avrupa Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Toplantısı’nın birkaç yılda bir düzenlenmesiyle gelişmiştir. Bu çalışma kapsamında, Belçika’nın Leuven ve Louvain-la-Neuve şehirlerinde 2009 yılında düzenlenen konferans bildirgesinde belirtilen gelecek on yıllık süreçte «yükseköğretime erişimi ve katılımı genişletmeye» yönelik önceliğin Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA) ülkelerinin ulusal yükseköğretim politikalarına ne derece yansıtıldığı ve bu doğrultuda ne tür somut adımların atıldığının belirlenmesi hedeflenmektedir. Bulgular, 48 üyesi bulunan AYA dahilinde yalnızca dört ülkenin ‘yükseköğretime erişimi ve katılımı genişletme’ hedefine ulusal eğitim politikalarında yer vermediğini göstermiştir. Ayrıca, bu kapsamdaki politikalar ve önlemler incelendiğinde, ülke çapında genel bir politika izlenmesi ya da yalnızca dezavantajlı grupların erişim ve katılımının arttırılmasına yönelik politika izlenmesi şeklinde makro ve mikro düzeyde uygulamalar olduğu belirlenmiştir. Makro politikalar arasında yükseköğrenim harcının kaldırılması, üniversite bulunan yerleşim yeri sayısının ve yükseköğrenim programlarının sayısının arttırılarak daha esnek bir yapıda sunulması yer almaktadır. Mikro düzeydeki önlemler arasında ise bedensel engelli öğrencilere yönelik farklı yükseköğretime geçiş sınavlarının uygulanması, engelli öğrencilere ait ayrı kontenjanların ayrılması ve göçmen ve etnik gruplara yönelik imkanların arttırılması sayılabilir. Genel olarak, makro düzeyde ilerleme sağlansa da tüm politika ve önlemlere rağmen yükseköğretimin dezavantajlı gruplardan gelen öğrenciler (engelliler, öksüz/yetim, düşük gelirli, kırsal kesimde yaşayan, etnik köken) için halen kolay erişilebilir olmadığı belirtilebilir.

2016 İSPANYA’DA KAMU İDARELERİ İLE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN ENGELLİLİĞE İLİŞKİN TOPLU HAREKETLERİNİN İLİŞKİSİ, Miguel Ángel GARCÍA OCA, Natacha LEÓN ÁLVAREZ, Luis JAÉN CAPARRÓS, (2016), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 0, Sayı 35/2, 2015,

Öz: The relationship between Public Authorities and the Associative Movement of Non-Governmental Organizations (hereinafter P.A and NGOs, respectively) in Spain is fairly recent. Although great advances have been achieved due to the constant activity of the associations, the focus on these advances has to be localized within the last twenty years, in which the associative movement has progressed enormously. This paper focuses in the progression of the movement related to the historical development of Spain in the second half of the twentieth century, as well as the current situation regarding regulations, laws and orders that defend and promote accessibility and the rights of people with disabilities, which are the main focus and raison d’être of the associative movement. The review also describes the current situation and provides examples on how the relationship between Public Administration and NGOs works currently, as well as the newly founded links with new initiatives aligned with the development lines of the European Union and higher entities. A case study to further explain this situation is also included, applied to the Spinal Cord Injury Foundation in Madrid.

2016 TANIDAN EĞİTİME KOSOVA CUMHURİYETİ’NDE İŞİTME ENGELLİ ÇOCUKLARA YÖNELİK DÜZENLEMELERİN İNCELENMESİ, Murat DOĞAN, Hasan GÜRGÜR, Ümit GİRGİN, H. Pelin KARASU, Zerrin TURAN, (2016), Turkish Online Journal of Qualitative Inquiry, Cilt 7, Sayı 2, 2016, 31 - 70

Öz: Bağımsızlığını 2008’de tek taraflı ilan etmesinin ardından Kosova Cumhuriyeti diğer tüm alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bunun bir yansıması olarak Kosova Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı ile Anadolu Üniversitesi arasında yapılan bir protokol çerçevesinde gerçekleştirilen bu araştırmanın amacı, Kosova’daki işitme engelli çocukların tanı, değerlendirme ve eğitimlerine yönelik düzenlemelerin incelenmesi yoluyla sorun ve gereksinimlerin ortaya konmasıdır. Karma yöntem araştırmalarından eşzamanlı çeşitleme deseniyle ve toplam 92 katılımcıyla yürütülen çalışmada Kosova’daki işitme engelli çocukların ailelerine (n = 34), öğretmenlerine (n = 28) ve sağlık personeline (n = 20) anket uygulanmı?, ayr?ca bir grup aile (ş, ayrıca bir grup aile (n = 4) ve öğretmenle (n = 6) yarı-yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Nicel bir araç olan anket ve nitel bir teknik olan yarı-yapılandırılmış görüşmelerin betimsel analizi iki temel alanda ciddi sorunlara işaret etmiştir: (a) tanı, değerlendirme ve müdahale ve (b) eğitimsel düzenlemeler. İlk grupta öne çıkan sorunlar işitme kaybının tanılanması, değerlendirilmesi, çocuğun cihazlandırılması, tanı sonrası aileye destek hizmetleri ve okul öncesi eğitim alanlarında belirgin yoksunluk ya da yetersizliklerdir. İkinci gruptaki sorunlar ise ailelerin istediği iletişim yaklaşımı ile okullarda kullanılanın örtüşmemesi, öğretmen sayı ve niteliğinin, eğitim ortamındaki fiziksel düzenlemelerin, öğretim planlanması ve uygulanmasının ve kaynaştırma uygulamalarının ciddi derecede sorgulanabilir olmasıdır. Araştırma, anılan problem alanlarında ciddi yapısal düzenlemelerin acil olarak gerçekleştirilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştur. 

2017 BAŞARILI KENT PARKI PLANLAMA VE YÖNETİMİ YAKLAŞIMININ TEARDROP PARK (NEW YORK) ÖRNEĞİNDE ARAŞTIRILMASI, Banu ÖZTÜRK KURTASLAN, (2017), OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt 7, Sayı 13, 2017, 742 - 760

Öz: Parks which provide opportunities to feel the nature and recreation for centuries, have gained increasing importance and value with the opportunities they offer, especially in urban areas. Urban parks that are formed by cultural values, political and socio-economical structures of the societies are formed with social changes and with these qualities, they also became the reflectors of them. Some criteria have been determined for urban parks to be more useful for individuals and societies and some studies have been carried out. In this study, Harnik’s (2003) seven criteria which have been determined for the parks considered as successful were investigated. After that, Teardrop Park which is designed by Michael Van Valkenburgh and his team has been investigated in terms of these seven criteria. Through these evaluations it can be said that Teardrop Park is a successful urban park. The park which has designed and is being managed with the ecological approach is an active park which is addressed to all age groups. However, park is completely accessible for disabled people.

2018 JAPON KÜLTÜRÜNDE ENGELLİLİK, Süleyman TURAN, Emine BATTAL, (2018), Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 17, Sayı 2, 2017, 9 - 19

Öz: Engellilik konusunda Japonya’daki düşünceleri etkileyen üç temel dinsel gelenekten -Budizm, Konfüçyanizm ve Şintoizm- söz edilebilir. Bu makalede kısaca Budizm ve Konfüçyanizm’in engellilik konusundaki yaklaşımı ve Japon kültürüne etkisine değinildikten sonra engellilik konusunda Şinto metinlerindeki algılamalara ve bunların pratik yansımalarına işaret edilmektedir. Bu metinlerden hareketle, bir bebeğin dünyaya engelli olarak gelişinin ebeveynlerinin günahının/kirliliğinin bir neticesi şeklinde yorumlandığı sonucuna ulaşılmaktadır.

2018 TÜRKİYE VE AMERİKA’DA ENGELLİ ÖĞRENCİLER İÇİN YAPILAN GENİŞ ÖLÇEKLİ SINAVLARIN YASAL SORUMLULUKLAR, UYGULAMA YÖNTEMLERİ VE GEÇERLİK AÇISINDAN İNCELENMESİ, Derya ÇOBANOĞLU AKTAN, Gökhan AKSU, Mehmet Taha ESER, (2018), Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, 2018, 69 - 83

Öz: Bu çalışma ile Türkiye ve Amerika’da (Amerika Birleşik Devletleri) engelli oldukları belirlenen öğrenciler için yapılan geniş ölçekli sınavların yasal sorumluluklar, uygulama yöntemleri ve geçerlik açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında Türkiye’de ÖSYM tarafından yapılan sınavlar ile Amerika’da ETS tarafından gerçekleştirilen büyük ölçekli sınavlarda uygulanan yöntemlerin belirlenerek iki ülke arasındaki benzer ve farklı yönler ortaya çıkarılmıştır. Araştırma, Türkiye ve Amerika’da engelli oldukları belirlenen öğrenciler için gerçekleştirilen geniş ölçekli sınavların dayandıkları yasal sorumluluklar ve uygulama yöntemleri açısından karşılaştırılmaya çalışıldığı için betimsel çalışma örneğidir. Çalışmanın ilk bölümünde yurtdışında ve yurt içinde yayınlanan hakemli dergiler ile basılı kitaplar, ikinci bölümde ise engelli öğrenciler için şekil-grafik sorularının cevaplanmamasının kapsam geçerliğini nasıl etkilediğini belirlemek ve bu konuda neler yapılabileceğini ortaya çıkarmak amacıyla ölçme değerlendirme uzmanları ile engelliler konusunda çalışmaları bulunan akademisyen ve uzmanlaşmış personelden görüş alınması amacıyla hazırlanmış sorular kullanılarak görüşme yoluna gidilmiştir. Çalışma sonucunda Amerika’da uygulanan testin sunum şekli, zamanlamada yapılan değişiklikler, cevapların veriliş formatı ve sınava ilişkin genel düzenlemeler olmak üzere genel olarak dört başlık altında toplanan uyumsama çalışmalarının Türkiye’de tam olarak bir karşılığı olmadığı belirlenmiştir. Türkiye’de ekstra süre verme ve sınavı özel bir ortamda gerçekleştirme dışında diğer uygulamaların hiçbirinin gerçekleşmediği belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Amerika’da 1970’li yıllarda ele alınan engellilere yönelik düzenlemelerin Türkiye’de de de biran önce yetkililer tarafından ele alınarak yasal düzenlemelerin yerine getirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

2019 FRANSA’DA SOSYAL YARDIMLAR, Bircan REÇBER, (2019), International Journal of Social Inquiry, Cilt 12, Sayı 1, 2019, 239 - 260

Öz: Devletlerin Anayasaları ve diğer düzenlemeleri itibarıyla benimsediği sosyal yardımlar, çeşitli şekillerde gerçek kişilere sunulmaktadır. Bu yardımların içeriğinin ideal oluşu, fazlalığı veya azlığı ilgili devletin ekonomik, hukuki, sosyal, kültürel vb. yapısıyla doğrudan ilintilidir. Aşağıda Fransa Devleti için sunmaya çalıştığımız sosyal yardımların çeşidi ve verilme şekli, Fransa’nın gelişmişlik düzeyi ile ilgilidir. Çalışmada Fransa’nın sosyal yardım uygulamasının tercih edilmesinin sebebi, yazar olarak bizzat bu yardımların bazılarından uzun süre yararlanmamdan kaynaklanmaktadır. Bu türden bir çalışmanın, özellikle Türkiye’deki sosyal yardımlar konusunda çalışanlara referans olma özelliği de bulunmaktadır.

2019 DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE GÖRME ENGELLİLİK: ZAMAN ÇİZELGESİ, Fatoş SUBAŞIOĞLU, Zeynep Zeren ATAYURT FENGE, (2019), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 59, Sayı 1, 2019, 595 - 645

Öz: Görme engellilik, tarihte her toplumda farklı şekillerde yorumlanmış olmakla birlikte, insanın en değerli duyusunun kaybı olarak düşünülmüştür. Antik Çağ’dan itibaren görme engellilik, merak uyandıran fiziksel bir durum olarak algılanmış; Antik Çağ’da «doğaüstü güçlerin» körlüğe yol açtığına inanılmış; Orta Çağ’da ise insanın görme yetisinden mahrum bırakılması yaygın bir ceza şekli olarak uygulanmıştır. Bu çağrışımın etkisiyle de görme engellilik, toplumda olumsuz bir algı yaratmış ve görme engelli bireyler Orta Çağ Avrupası’nda toplum yaşamına tam olarak dâhil edilmemişlerdir. Rönesans Avrupası’nda da görme engellilik, bir yandan «ceza», diğer yandan ise «ruhanî içgörü»nün yansıması olarak bir «ödül» şeklinde değerlendirilmeye devam etmiştir. Bununla birlikte, artan hastalıkların çeşitli engellilik durumlarını beraberinde getirmesiyle, görme ve diğer engellilerin toplumsal açıdan görünürlüğü artmıştır. Sanayi Devrimi ile birlikte ise görme engelli bireylere yönelik toplumsal düzenlemelerin ivme kazandığı görülmektedir. Bu zaman çizelgesi, insanlık tarihi kadar eski olan engelli tarihinde dünyada ve ülkemizde engellilerin, özellikle görme engellilerin yaşamını etkileyen önemli tarihsel olayların, bireylerin, grupların, kurumların, yasal düzenlemelerin, bazı teknolojilerin kronolojik gelişim çizgisini içererek, dünyada ve Türkiye’de görme engellilerin yaşam kalitesini iyileştirme yönünde yapılan toplumsal, kültürel, siyasi, eğitimsel ve tıbbi girişimlerin tarih içindeki gelişimine olan farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.

2019 DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE İŞİTME ENGELLİLİK: ZAMAN ÇİZELGESİ, Zeynep Zeren ATAYURT FENGE, Fatoş SUBAŞIOĞLU, (2019), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 59, Sayı 2, 2019, 1188 - 1207

Öz: İşitme engelli bireyler toplumda özel bir konuma sahiptir. Bu bireyler için gerekli olan; toplumla bütünleşmelerini, toplum yaşamına uyumlarını kolaylaştıracak ve farklılıklarını giderecek olanakları sağlamaktır. Bu zaman çizelgesi, dünyada ve ülkemizde işitme engellilerin yaşamını etkileyen önemli tarihsel olayların, bireylerin, grupların, kurumların, bazı teknolojilerin kronolojik gelişim çizgisini içererek, dünyada ve Türkiye’de işitme engellilerin yaşam kalitesini iyileştirme yönünde yapılan toplumsal, kültürel, siyasi, eğitimsel ve tıbbi girişimlerin tarih içindeki gelişimine olan farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.

2019 AVRUPA ÜLKELERİNDEKİ GELİŞMELER IŞIĞINDA TÜRKİYE’ DE ENGELLİ EVDE BAKIM HİZMETLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: SİVAS İLİ ÖRNEĞİ, Naim KARAGÖZ, Selin ÜSTÜN, Ebrar ILIMAN, (2019), Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 4, 2019, 279 - 291

Öz: Sağlık hizmetleri, herkesçe en önemli hizmet grubundadır. Sağlık hizmetlerinin maliyetli harcamalarının karşılanmasında ihtiyaç sahiplerinedevlet desteğinin sağlanması çok önemli bir politikadır. Özellikle engelli kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması süreklilik arz ettiğinden diğer sağlık harcamalarına göre uzun dönemde daha yüksek maliyetlidir. Bu nedenle engelli kişilerin ihtiyaçlarını karşılarken devlet tarafından desteklenmesi daha da önemlidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2006 yılı itibari ile sunmaya başladığı Engelli Evde Bakım hizmeti, ağır engeli bulunan kişiler ve yakınları için önemli bir destek sağlamaktadır. Bu çalışmada Avrupa ülkeleri (Almanya örneği) ile Türkiye’de engelli evde bakım hizmeti arasındaki farklılıklar, bu farklılığın nedeni ve Sivas ilinde engelli evde bakım hizmetinden faydalanan kişi sayısı incelenmiştir. İnceleme esnasında engelli evde bakım hizmetinden faydalanan kişi sayısının arttığının gözlemlenmesi söz konusu hizmet modelinin amacına eriştiğini göstermektedir. 

2019 AVRUPA’DA ERİŞİLEBİLİRLİK UYGULAMALARI: BORÅS VE CARDIFF ÖRNEKLERİNİN İNCELENMESİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ, Davut ELMACI, (2019), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 19, Sayı 43, 2019, 33 - 60

Öz: Türkiye’de erişilebilirliğin hayata geçirilmesine ilişkin yasal zorunluluk vardır. Ancak erişilebilirliğin hayata geçirilmesinde sorunlarla karşılaşılmaktadır.  Bu çalışmanın amacı, Amasya Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından yürütülen “Avrupa’da Erişilebilirlik Uygulamaları Projesi” kapsamında İsveç ve Birleşik Krallık’ta edinilen erişilebilirlik deneyimlerinin paylaşılmasıdır. Proje kapsamında öncelikle 2015 yılı “erişilebilir şehir birincilik ödülü” sahibi İsveç’in Borås şehri ziyaret edilerek Borås Belediyesinin erişilebilirlik alanındaki çalışmaları ve iyi uygulamaları yerinde görülmüştür. Daha sonra Birleşik Krallığın Galler Bölgesi başkenti Cardiff şehrinde erişilebilirlik üzerine bir eğitime katılarak genel olarak erişilebilirlikle ilgili uygulamalar öğrenilmiştir. Gerek Borås’ta gerekse Cardiff’te erişilebilirlik düzenlemelerinin belli bir süreç sonunda hayata geçirildiği görülmektedir. Erişilebilirlik düzenlemeleri hayata geçirilirken öncelikle fiziksel erişilebilirlikle ilgili düzenlemeler yapılmaktadır. Her iki şehirde de erişilebilirlik düzenlemelerinin hayata geçirilmesi için engelli dernekleriyle yakın işbirliği halinde çalışıldığı görülmektedir. 

2019 NORVEÇ’TE REFAH DEVLETİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GELİŞİMİ, Mahmut KÜÇÜKOĞLU, Hüseyin ERCAN, (2019), OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt 11, Sayı 18, 2019, 2275 - 2308

Öz: Norveç, genel olarak sosyal devlet anlayışının ve demokrat refah devletinin iyi bir temsilcisi olarak bilinmektedir. Norveç toplumu diğer gelişmiş dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksulluk düzeyinin düşük olduğu, üst seviyede sosyal güvenin ve kaliteli yaşam standartlarının oluşturulduğu görülmektedir. Norveç refah devletinin üç tane karakteristik özelliğe sahiptir; birincisi, kapsamlı bir sosyal politika ikincisi, kurumsallaşmış sosyal haklar, üçüncüsü dayanışmacı ve evrensel sosyal yasalardır. Norveç refah devleti modeli ülkede yaşayan tüm vatandaşlara gelir güvenliği ve refah hizmetleri sağlamaktan sorumludur. Evrensel ve cömert bir sosyal güvenlik sistemi bireysel hakları ve yükümlülükleri esas alır. Eğitim, sağlık, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri kamu tarafından ağırlıklı olarak karşılanır.  Norveç refah devletinin temel özelliği işgücü piyasası ile refah sisteminin birleştirilmesidir. Refah devletinin yönetimi ve finansmanı merkezi yönetim ile yerel yönetim arasında paylaştırılmıştır.  Bu çalışmada, Refah devleti kavramının tanımı ve tarihsel gelişiminden hareketle Norveç örneği ele alınarak, Norveç refah devletinin temel özellikleri ve diğer gelişmiş bazı dünya ülkeleri ile sosyal politikalar ile kamu gelir ve giderleri açısından karşılaştırmalar yapılarak refah devleti olmanın temel unsurları üzerinde durulacaktır.

2019 AVRUPA BİRLİĞİNİN 181 / 2011 SAYILI TÜZÜĞÜNE GÖRE OTOBÜSLE SEYAHAT EDEN YOLCULARIN HAKLARI, Ramazan DURGUT, (2019), İşletme Bilimi Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2019, 263 - 274

Öz: Amaç: Ülkemizde şehirlerarası yolcu taşımacılığında en çok otobüsler kullanılmaktadır. Genellikle orta ve büyük ölçekli şirketlerin yer aldığı otobüs taşımacılığı şeklinde bir sektör de oluşmuştur. Otobüsle yolcu taşıma sözleşmesinde, daha zayıf taraf konumunda bulunan yolcunun asgari seviyede de olsa korunması gerekmektedir. Otobüs taşımacılığı sektörünün gösterdiği özellikler dikkate alınarak, sektördeki şirketlerin hizmet kalitesi iyileştirilmeli ve yükseltilmelidir. Otobüs kazası sonucunda yaralanan veya vefat eden yolcular ilgili tazminat talepleri Avrupa Birliğine üye ülkelerin iç hukuklarında hali hazırda düzenlenmiştir. Ancak başta yolcuların sigorta edilmesi, engelli yolcuların hizmete erişimi, yolcuların seyahat öncesi ve sonrası bilgi alması, seferin gecikmesi ve iptali hallerinde yolcuların hakları ile yolcuların otobüs işletmeciliği yapan şirketleri şikâyet etmeleri ile şikâyetlerin makul sürede sonuçlandırılması için Avrupa Birliğince 16 Şubat 2011 tarihinde 181/2011 sayılı Tüzük çıkarılmıştır. Böylece AB üyesi ülkelerde otobüsle seyahat eden yolcularla ilgili yeknesak bir düzenleme oluşmuştur. Ülkemizde otobüsle seyahat eden yolcuların haklarına ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Kısmen Karayolu Taşıma Kanunu kısmen de Türk Ticaret Kanununda bir takım düzenlemeler bulunsa da, AB’ye uyum çerçevesinde bu konuda da özel düzenleme yapılması gerekmektedir. Olası Türk Yolcu Taşıma Kanunu ve buna ilişkin çıkarılacak Yönetmeliklerde AB’nin 181/2011 sayılı Tüzüğünün emsal alınması bakımından çalışmamız faydalı olacaktır.

2019 ULUSLARARASI ÇALIŞMALARIN GÜNDEMİNDE ENGELLİ KADIN AYRIMCILIĞININ İFADESİ, Fatma Kahraman GÜLOĞLU, (2019), Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 30, Sayı 1, 2019, 260 - 285

Öz: Birçok çalışmada engelli kadınların engelli erkeklerden ve engelli olmayan kadınlardan farklılaşan dezavantajlı konumları yeterince dikkate alınmamaktadır. Engelli kadınlarla ilgili sosyal çalışmaların planlanması ve uygulamada işlevsel olması için onların dezavantajlılık konumlarının netleştirilmesi önemlidir. Bu makalede hem engellilik hem de toplumsal cinsiyet dezavantajına birden sahip olan engelli kadınlarla ilgili çalışmaların ne zaman başladığı, bu çalışmaların uluslararası alanda nasıl gündeme geldiği ve burada engelli kadınların ayrımcılık durumlarının nasıl adlandırıldığı, çalışmalar arasındaki devamlılığı, engelli kadın ayrımcılığının en doğru ifadesinin ne olduğu keşfedilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla engelli kadınlardan bahseden ya da özel olarak engelli kadınlar hakkında gerçekleştirilmiş olan 14 uluslararası çalışma tarihsel sıralama doğrultusunda ele alınmıştır. Böylece hem literatürde çok dağınık olan bilgiler derlenmiş hem de engelli kadın ayrımcılığını önlemede doğru adımların atılması için doğru bakış açısının tespiti vurgulanmıştır. Buradaki asıl amaç engelli kadın ayrımcılığının kesişimsel ayrımcılık kapsamında ele alınmasını önermektir. Çalışmada engelli kadın ayrımcılığı konusunda geçmişten gelen bir karmaşanın hâkim olduğu, onların durumlarını ifade etmede çoklu ayrımcılık kavramının daha yaygın kullanıldığı, kadın çalışmalarında ve engellilik çalışmalarında hak ettikleri ilgiyi görmedikleri tespit edilmiştir. 

2019 SANAT MÜZELERİNDE SAĞIR VE İŞİTME ENGELLİ BİREYLERE DÖNÜK SOSYAL ERİŞİM PROGRAMLARI “AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ÖRNEĞİ”, Cihan Şule KÜLÜK, (2019), Uluslararası Sanat Kültür ve İletişim Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2019, 40 - 67

Öz: Görevlerinden biri; toplumun tüm üyelerini eğitmek olan müzeler, sergilerini halkın erişimine açmakla ve farklı topluluklara mensup izleyicilerin bu etkinliklerine sürekli katılımını sağlamakla yükümlüdür.  Bu düşünceye bağlı olarak, müze yöneticileri engelli bireyleri de göz önünde bulundurarak hizmetlerini engellilere yönelik olarak geliştirmektedir. Çağdaş müzeler “Engellilere Eşitlik Politikası”ndan hareketle engelli müze izleyicilerini de gözeterek, müzenin fiziksel olanaklarını, müze teknolojilerini ve sergi tasarımlarını bu kişilerin kullanımını kolaylaştıracak biçimde tasarlamaktadır. Gelişmiş ülkelerde toplumun her kesiminden insanın müze ve sanat ile etkileşimini sağlayan farklı sosyal hizmet çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Sanat müzelerinde çalışanlar da dâhil olmak üzere toplumun, sağır ve işitme engelli topluluğunun ihtiyaçlarının farkında olmaları, bu topluluğun sanat müzesiyle tanışması ve müze ile uzun süreli bir ilişki kurması hedeflenmektedir. Sağır ve işitme engelli toplum örgütleri ve müzelerle geliştirilen işbirlikleri kapsamında engelli bireylerin ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda sanat müzelerine eşit erişim sağlamayı önceleyen pek çok çalışma yapılmaktadır. Bu kapsamda müzeler, İşitme engelli ziyaretçiler ile iletişim kurabilmek için işaret dili bilen müze personeli, müze web içerikleri, işitme becerisini artırıcı taşınabilir ses sistemi, konuşmaları “alt yazı” şeklinde yansıtan düzenekler, işaret dili panoları, işaret dilinde özel oturumlar, tematik çalışmalar ve destek programlarını kullanmaktadır. Bu hizmetlerin tamamı engellilere ve refakatçilerine ücretsiz olarak sunulmaktadır. Sağır ve işitme engelli bireylerin sanat konusunda konuşabilecekleri ve düşüncelerini paylaşacakları özel destek programları hazırlayan bu müzelerin Türkiye’deki sanat müzelerine de etkinlikleriyle örnek olacağı düşünülmektedir. “Herkes için sanat” felsefesini önceleyen bu çabalar, sağır ve işitme engelli topluluğun sanat ve kültür yaşantısında yeni bir sayfa açacak, böylece bu bireylerle müzeler arasındaki önemli engellerden birini yıkacaktır. Bir derleme çalışması olarak desenlenen bu çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sanat müzelerinde uygulanmakta olan sağır ve işitme engelli bireylere yönelik hizmetlerin tümünü betimsel analiz yöntemi ile incelemek ve buradan hareketle Türkiye’de bu alanda yapılacak çalışmalara ışık tutmaktır.

2020 DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ZİHİNSEL VE RUHSAL ENGELLİLİK: ZAMAN ÇİZELGESİ, Zeynep Zeren ATAYURT FENGE, Fatoş SUBAŞIOĞLU, (2020), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 60, Sayı 1, 2020, 355 - 389

Öz: Bu zaman çizelgesi, insanlık tarihi kadar eski olan engelli tarihinde dünyada ve ülkemizde engellilerin, özellikle zihinsel engelliler ile ruhsal engellilerin yaşamını etkileyen önemli tarihsel olayların, bireylerin, grupların, kurumların, yasal düzenlemelerin, bazı teknolojilerin kronolojik gelişim çizgisini içererek, dünyada ve Türkiye’de zihinsel ve ruhsal engellilerin yaşam kalitesini iyileştirme yönünde yapılan toplumsal, kültürel, siyasî, hukukî, eğitimsel ve tıbbî girişimlerin tarih içindeki gelişimine olan farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.

2020 İSLÂM ENGELLİLER HUKUKU, Fatma Zehra KARA, (2020), Antakiyat, Cilt 3, Sayı 2, 2020, 327 - 330

Öz: Bu çalışmada, İslam dünyasında engelli bireyler hakkında gerek klasik gerekse çağdaş dönemde yapılan çalışmaların yeterli olmadığı düşüncesinden hareketle alandaki ihtiyaca bir nebzede olsa katkı sağlama adına Ali Kumaş tarafından kaleme alınan İslâm Engelliler Hukuku adlı kitabın kritiği yapılacaktır.

2020 AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NDE KAPSAYICI EĞİTİM: ALGI, POLİTİKA VE YAPIYA BİR BAKIŞ, Hope ZİKPİ, (2020), Journal of Inclusive Education in Research and Practice, Cilt 1, Sayı 1, 2020, 42 - 54

Öz: Inclusion is conceptualized differently around the globe but undoubtedly the word inclusion brings to mind students with disabilities. The notion of inclusion has evolved over time as the fight for the education for all people has evolved over the last fifty years. As populations around the globe become more diverse, the term has been expanded to the inclusion of immigrants, various races and ethnicities, and diverse cultures in America. This article explores the structure of schools in America including the legislation around students with disabilities. Insight is shared about how inclusion is conceptualized in the United States and, in some cases, how it is hindered in public schools in America. There is some discussion on the topic issues of racial disparities in special education. In addition, information on how inclusion applies to immigrants and some issues of educating “newcomers” to America is also included. Teacher and parent perceptions of inclusion of students with disabilities are explored as well.

2020 YÜKSEKÖĞRETİMİN ULUSLARARASILAŞMASI BAĞLAMINDA FARKLILIKLARIN YÖNETİMİNİN FARLILIKLARI ALGILAMA ÜZERİNE ETKİSİ: ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA, Yavuz DEMİREL, Eray AKTEPE, Enes Uğur TOHUM, (2020), Kastamonu Eğitim Dergisi, Cilt 28, Sayı 6, 2020, 2510 - 2524

Öz: Bu çalışmanın amacı, yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören yabancı uyruklu öğrencilerin üniversitelerine uyumlarının kolaylaştırılması için belirlenen/belirlenecek farklılıkların yönetiminin rolünü ortaya koymaktır. Farklılık kavramı, bireylerin; dil, din, etnik köken, yaş, kültürel geçmiş, engelli olma, cinsiyet durumu, kişilik, yaşam tarzı, yetenek ve görevler gibi insanların belirgin veya belirgin olmayan özellikleri olarak tanımlanmaktadır. Farklılıkların yönetimi kavramı ise; kurum içinde bulunan insanların sahip oldukları farklılıklarına hoşgörü ile yaklaşarak, onların farklılıklara değer veren yönetim uygulamalarıdır. Bu bağlamda çalışmada, öğrencilerin farklılıkları algılama düzeyleri ve üniversitenin algılanan farklılıkları yönetebilme durumu farklı kültürlerden gelen öğrencilerin görüşleri alınarak belirlenmiştir. Temel amaç doğrultusunda, Kastamonu Üniversitesi’nde bulunan yabancı uyruklu öğrencilere farklılıkların yönetimi algısı hakkındaki görüş ve düşüncelerini belirlemek amaçlı nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma sonunda öğrencilerin farlılıkları algılama düzeyleri ile farklılıkların yönetimi arasında güçlü pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir.

2021 ÖĞRETİM PROGRAMLARININ ENGELLİLİK AÇISINDAN ULUSLARARASI KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ, Emine Seda KOÇ, Meral DEVECİ, (2021), OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt 18, Sayı 40, 2021, 2924 - 2960

Öz: Engellilik en yaygın tanımı ile bireylerin bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerindeki çeşitli derecelerdeki eksiklikler olarak açıklanmaktadır. Toplumlarda engelliliğe yönelik tutumların oluşturulmasında ve değiştirilmesinde engelli bireylerle etkileşim ve engellilik konusunda yapılan bilgilendirmeler belirleyici olmaktadır. Bu çalışmada okullarda engellilik ile ilgili yapılan bilgilendirmelerde önemli göreve sahip olan öğretim programları engellilik açısından ele alınmıştır. Bir durum çalışması örneği olan çalışmada öğretim programları doküman incelemesi tekniğinden yararlanılarak karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre, Türkiye Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programları’nda yer alan engellilik ile ilişkili kazanımlar aracılığıyla ortak olarak engelliliğin bireysel farklılıklar çerçevesinde ele alındığı bununla birlikte THBDÖP’de engelliliğin yalnızca bedensel özellikler ve farklılıklara dayalı olarak fark ettirilmesinin amaçlandığı; TSBDÖP’de ise engelililiğin bireysel farklılıklar ile birlikte ele alındığı belirlenmiştir. Singapur, Hong-Kong ve İrlanda öğretim programlarında benzer şekilde engellilik fiziksel ve kişisel özelliklerle ilişkilendirilmiştir. Kanada öğretim programında öğrenme-öğretme süreçlerinde engelli öğrencilerin dikkate alınması yönünde bir anlayışın hakim olduğu ancak engellilik ile ilgili herhangi bir hedefe yer verilmemiş olduğu tespit edilmiştir.

2021 SOSYAL DEMOKRAT REFAH DEVLETLERİNİN ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARI: İSVEÇ ÖRNEĞİ, Turgut ÇILĞIN, (2021), Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 8, 2021, 129 - 152

Öz: Dünya genelinde engelli insanlara yönelik sosyal refah politikaları yürütülmektedir. Bu politikalar ülkelerin benimsediği sosyo-ekonomik anlayışlara ve ülkenin ekonomik gücüne göre değişiklikler göstermektedir. Devletlerin sosyal refah politikaları, günümüzde dezavantajlı gruplar için hayati önem arz etmektedir. Dezavantajlı gruplar içerisinde belki de en savunmasız olan grup engelli insanlardır. Bu çalışmada Esping Andersen’in sınıflandırmasına göre Sosyal Demokrat Refah Rejimleri grubunda yer alan İsveç’in engelli insanlara yönelik sosyal refah politikalarının başarılı olduğu noktalar ve devam eden sorunlar literâtür taraması yapılarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda genel anlamda başarılı uygulamaların olduğu görülse de özellikle engelli kadınlar ile ilgili problemlerin yaşandığı görülmüştür.

***2022 ESENLENDİRME (REHABİLİTASYON): Alman ve Türk Hukuku Bakımından Bir İnceleme, Ali Nazım SÖZER, (2022), Yaşar Hukuk Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2022, 5 - 59

Öz:Çalışma yaşamından engellilik nedeniyle uzak kalan sigortalıların işe dönüşünü sağlamayı amaçlayan esenlendirme (rehabilitasyon) sistemi, çalışmanın nüvesini oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında genel itibariyle esenlendirme kavramı irdelendirkten sonra, esenlendirmenin çeşitleri olan tıbbi esenlendirme, sosyal esenlendirme ve mesleki esenlendirme kavramları üzerinde durulmaktadır. Öte yandan, konuya ilişkin olarak Alman Hukuku’ndaki düzenlemelere değinilmekte, daha sonra Türk Hukuku’ndaki mevzuat hükümleri ve uygulama ele alınmaktadır. Türk Hukuku’ndaki durum bakımından, öncelikle sigortalılık statüsüne bakılmaksızın tüm engelli vatandaşlar bakımından uygulama alanı bulan düzenlemeler üzerinde durulmaktadır. Daha sonra, işçiler, kamu görevlileri ve sosyal tazmin alacaklıları bakımından özel düzenlemeler inceleme konusu yapılmaktadır.

TÜRKİYE’DE VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NDE ENGELLİLİK VE POLİTİKASINI ŞEKİLLENDİREN SOSYOKÜLTÜREL DEĞERLERİN KEŞFİ VE MAKUL DÜZENLEME BAĞLAMINDA KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ, Fatma KAHRAMAN GÜLOĞLU, (2022), İnsan ve Toplum, Cilt 12, Sayı 3, 2022, 72 - 100

Öz: Toplumsal bir olgu olan engelliliğe dair sosyal politikaların aktif olarak hayata geçirilebilmesi için o toplumda engellilik ve politikasını şekillendiren sosyokültürel değerlerin bilinmesi gereklidir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) engellilik ve politikasını şekillendiren sosyokültürel değerleri keşfederek bu değerlerin her iki toplumdaki engelliliğe dair çalışmalarla nasıl bir karşılıklı etkileşim içinde olduğunu tartışmak ve makul düzenleme bağlamında her iki ülkedeki çalışmaları karşılaştırmaktır. Tarihsel karşılaştırmalı araştırma türlerinden karşılaştırmalı örnek olay inceleme araştırması ile yürütülen bu çalışmada, tarihsel süreçte engellilik ve politikasını şekillendiren sosyokültürel değerler var olan araştırmalar ve uygulamalar üzerinden yorumlayıcı yaklaşımla karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre Türkiye’de engellilik ve politikasını “muhtaç olana yardım ve güçlü aile bağları” ile Avrupa Birliği’ne (AB) uyum ve Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’nin (BM EHİS) uygulanma sürecinde “insan hakları ve ayrımcılığı önleme” sosyokültürel değerleri birlikte şekillendirmektedir. ABD’de ise engellilik ve politikasını “bireysellik, bağımsız yaşam, ayrımcılığa karşı olma ve yurttaş hakları” sosyokültürel değerleri şekillendirmektedir. ABD’de ortaya çıkan makul düzenleme kavramı ABD’nin engelliliği şekillendiren sosyokültürel değerlerinin tamamıyla uyumludur. Türkiye’ye BM EHİS’le giren kavram engelliliği şekillendiren insan hakları ve ayrımcılığı önleme sosyokültürel değerleriyle uyumludur. Her iki ülkede engelliliğe dair teorik arka plan ve uygulama çalışmalarının başarılı olabilmesi için bu sosyokültürel değerlerin farkında olunması gereklidir.

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDE ENGELLİ ÇOCUK HAKLARI, Emete GÖZÜGÜZELLİ, (2022), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 2022, 15 - 46

Öz: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) engelli çocuk haklarına yönelik özel bir yasa bulunmamaktadır. Ancak KKTC, Engelli Haklarına Dair Sözleşme’yi 2010 yılında kabul etmiş ve iç hukukunun bir parçası haline getirmiştir. Bu çalışmada KKTC’de yaşayan engelli çocukların statüsüne değinilmiş, yasal boşluklara işaret edilmiş ve özellikle de uluslararası hukuk temelinde dünyada alınan kararlara atıf yapılmıştır. Sonuç itibarıyla, KKTC’de engelli çocukların, toplumsal hayatın her alanında daha görünür olması için yasama erkinin, ivedilikle hukuksal boşlukları doldurması ve yükselen talepler doğrultusunda düzenlemeler yapmasının önemi vurgulanmıştır. Bu kapsamda özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda gerçekleştirdiği yasal ve idari düzenlemelerin, KKTC açısından büyük bir şans olduğu belirtilerek, ilerletilecek çalışmalarda kurulacak karşılıklı iş birliği temelindeki programlarla KKTC’de engelli çocuk haklarının güvencesinin Türkiye’nin desteği alınarak güçlendirileceği vurgulanmıştır. İlaveten, Engelli Eğitim Yasası (doğumdan-21 yaşına kadar), engellilere yönelik zorbalık, şiddet, darp gibi ceza suçu açısından işlenen suçlarda ağırlaştırılmış cezaların getirilmesi (oluşturulacak İnsan Hakları Yasası altında), Engelli Aile ve Eğitmenlere Hizmete Özel Yönetmenliği, Fiziksel ve Zihinsel Engelliler için Eğitim Yasası oluşturulmasının yararlı olacağı değerlendirilmektedir. KKTC’de çocuk engellilerin bakımını üstlenecek Engelli Bakıcılar Yasası dahi yoktur. Taslak olduğu belirtilen Özel Eğitim Yasası’nın Türkiye Cumhuriyeti ve uluslararası sözleşmeler dikkate alındığında yalnız başına çare üretemeyeceği belirtilmiştir.

 

MEDENİ HUKUK

2009 TÜRK HUKUKUNDA EVLAT EDİNME, Mahmut KİZİR, (2009), Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, 2009, 151 - 184

Öz: Bu tez çalışmasının konusu, “Türk Hukukunda Evlat Edinme” dir. Evlat edinme, Türk Medeni Kanununun 305. maddesinde “Küçüklerin Evlat Edinilmesi” ve 313. maddesinde “Ergin ve Kısıtlıların Evlat Edinilmesi” olarak düzenlenmiştir. Bu çalışmamızda “Türk Hukukunda Evlat Edinme” konusunun ele alınıp incelenmesindeki amaç, evlat edinme işleminin toplumumuzda gittikçe daha çok uygulama alanı bulmasıdır. Gerek çocuğu olmayan ailelere çocuk sevgisinin tattırılmasına, gerekse ana ve babadan mahrum çocukların sıcak bir aile yuvasına kavuşmalarına hizmet eden böylesine yararlı bir müesseseye açıklık kazandırmakta bir diğer amaç olmuştur. Yine 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile evlat edinme hususunda, esasa ve usule ilişkin olarak çok önemli değişikliklerin yapılmış olması ve bu değişikliklerin yeni baştan ele alınıp incelenmesi gerekliliği bir diğer etkendir. Çalışmamızda, öncelikle evlat edinmenin önemi ve tarihi gelişimi incelenmiştir. Daha sonra evlat edinmenin tanımı ve Türk Medeni Kanununda düzenleniş şekli ve hukuki mahiyeti ele alınmıştır. Nihayet, evlat edinmenin şartları, sonuçları ve evlatlık ilişkisinin sona ermesi ayrıntılı olarak ele alınmıştır

***2014 İSVİÇRE MEDENİ KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER ÇERÇEVESİNDE TÜRK HUKUKUNDA AYIRT ETME GÜCÜNE SAHİP KÜÇÜK VE KISITLILARIN (SINIRLI EHLİYETSİZLERİN) NİŞANLANMA EHLİYETİ (TMK m.16/I, 118/II), Mustafa ŞAHİN, (2014), Ankara Barosu Dergisi, Sayı 4, 2014, 81 - 104

Öz: Bu çalışmada, sınırlı ehliyetsizlerin, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanmaları ve özellikle nişanlanma ehliyetleri ve kaynak Kanun niteliğindeki İsviçre Medeni Kanunu’nda yapılan güncel değişiklikler genel hatlarıyla değerlendirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun, “Kişiler Hukuku” bölümünde sınırlı ehliyetsizlerin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanmalarında, yasal temsilcinin rızasının aranmayacağı açık bir biçimde belirtilmesine karşın, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan birisi olan nişanlanma hükümlerinin düzenlendiği bölümde, yasal temsilcinin rızası olmaksızın yapılan bir nişanlanmanın, sınırlı ehliyetsizi bağlamayacağı hükmü bulunmaktadır. Halbuki birçok kısıtlama sebebi bulunan hallerdeki kişilerin böyle bir rızaya ihtiyacı kalmamalıdır. Bunun yanında Kanun, sadece sınırlı ehliyetsizi değil karşı tarafı da korumalıdır. Sınırlı ehliyetsizlerin, yapmış oldukları nişanlanma ile rıza olmasa dahi bağlı olmaları hakkaniyete ve hukuk sistematiğine daha uygundur.

 

SAĞLIK HAKKI

2013 RUH SAĞLIĞI VE SOSYAL POLİTİKALAR: ENGELLİ BİREYLERE TOPLUM TEMELLİ HİZMETLERİN SUNUMU SAĞLIK BAKANLIĞI TOPLUM RUH SAĞLIĞI MERKEZLERİ, Sibel ÖRSEL, (2013), Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2013, 73 - 74

2014 İŞLEVSEL DÜZENLEMELERİN, ENGELLİ HASTA MEMNUNİYETİNE OLAN YANSIMASI “ERCİYES TIP ÖRNEĞİ”, Kudret DOĞRU, Borlu MURAT, Özyurt ÖZCAN, Kayabaşı AYDEMİR, Yenisu MURAT, İbrahim BARIN, (2014), Sağlık Akademisyenleri Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2014, 128 - 135

Öz: Amaç: Bu çalışma, ERÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Polikliniklerine başvuran engelli hastaların, daha kolay sağlık hizmeti almalarına yönelik olarak yapılan işlevsel düzenlemeler ile tutum, bilgi ve görüşlerin memnuniyete olan yansımalarını ölçmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalışma; Mart, Nisan ve Mayıs 2014 döneminde gerçekleştirilmiştir. Engelli hastalara, yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulanmıştır. Anket, tanımlayıcı bilgiler ile 27 soruluk formdan oluşmuştur. İstatistiksel analizde; yüzde dağılımı, Ki-Kare ve Friedman Testleri uygulanmıştır. Bulgular: Engelli hastalara yönelik yapılan ankete; %66.4’ü Erkek, %33.6’sı Kadın olmak üzere toplam 214 kişi katılmıştır. Hastaların %78.5’i Evli, %18.2’si Bekar, %3.3’ü Diğer olarak bulunmuştur. Hastaların yaş ortalamaları 37.69±15.711’dir. Çalışmada en fazla 26-45 yaş aralığında olan 115 (%60.5) kişi vardı. Eğitim durumları açısından değerlendirildiğinde %41.1’i “İlkokul/Ortaokul” grubundaydı. Engelli kişilerin % 53.7’sinin çalışan kişiler olduğu belirlendi. Çalışmaya katılan hastaların %81.9’u Kayseri içerisinden, %87.9 ise Hastaneye daha önceden de gelmişti. Engel durumları açısından değerlendirildiğinde sırasıyla, % 50.0 Süreğen, %44.9 Ortopedik, %2.8 Görme, % 1.9 İşitme ve % 0.5 zihinsel engelli hastalar idi. Çalışmada; Sosyal Güvence ile Cinsiyet, Eğitim Durumu, Medeni Durum, Yaş ve Geldiği Yer, Yaş ile Eğitim, Medeni Durumu ve Engel Durumu arasında anlamlı bir fark vardı (p<0.05). Ayrıca, Engel Durumu ile Hastane Krokilerinden Yararlanma, Hasta Hakları Tabelaları , Yön Tabelaları, Asansör Kullanma Talimatları, Görme Engelli Takip Yüzeyleri, Engelli Tuvaletlerinin Kullanımı arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Sonuç ve öneriler: Memnuniyete yönelik, hastanenin başkalarına önerilmesi, hastaneye gelmesi gerektiğinde tekrar bu hastaneyi tercih etmesi, engellilere yönelik yapılan düzenlemelerin yeterli olduğunun düşünülmesi oranları iyi olarak değerlendirildi. Engelli kişilere, en fazla hekimler yardımcı olmaktadır. Sağlık personeli ve hekimlerin, hizmet içi eğitimlerde engelli hastalara yönelik işlem ve muayenelerde daha hassas bir yapı içerisinde olmaları yönünde eğitimler verilmeli, engelli hastaların ise engelli hakları konusunda bilinçlenmeleri gerekmektedir.

2015 YAŞLILARDA SAĞLIK HİZMETLERİNE VE SOSYAL HİZMETLERE ERİŞİM SORUNLARI, Elife GÖKSAL, Kayıhan PALA, (2015), Türkiye Halk Sağlığı Dergisi, Cilt 13, Sayı 1, 2015, 83 - 86

Öz: Bu yazıda, yalnız yaşayan, yaşlı ve engelli bir hastanın sağlık ve sosyal hizmetlere erişimi açısından yaşadığı sorunlar ele alınmış ve hizmetler açısından neler yapılması gerektiği tartışılmıştır. Hastanın aile hekimliği sisteminde yok sayılmış olması, ileri tarihe verilen randevular ve kullanıcı ödentisi belli başlı sorunlardır. Sağlık ve sosyal hizmetler arasında büyük bir kopukluk söz konusudur. Aktif yaşlanmanın desteklenmesi için sağlık ve sosyal hizmetler entegre olarak kamu tarafından erişilebilir ve ücretsiz olarak sunulmalı, kapsamlı bir yaşlı izlemi programı uygulanmalıdır.

2016 EVDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYAL HİZMET BOYUTU, Oğuzhan ZENGİN, (2016), Tıbbi Sosyal Hizmet Dergisi, Cilt 0, Sayı 8, 2016, 36 - 42

Öz: Tıptaki ilerlemelerle birlikte hastalıkların tanı ve tedavisindeki başarı oranı artmış, ortalama yaşam süresi uzamış ve bebek ölüm oranları azalarak demografik değişimler meydana gelmiştir. Toplumdaki nüfus artışına paralel olarak artan sayıdaki hasta, özürlü ve yaşlı bireyler, sağlık hizmetlerinin sunumunda daha etkin ve etkili yolların aranmasını gerektirmiş ve bu da sunulan sağlık hizmetlerinde çeşitli uygulamalara gidilmesine neden olmuştur. Bu sağlık hizmetlerinden biri de evde sağlık hizmetleridir. Evde sağlık hizmetleri sadece fiziksel/tıbbi boyuttaki hizmetler değil aynı zamanda psikolojik ve sosyal boyutu da içeren bir hizmettir. Dolayısıyla dünyada evde sağlık hizmetleri; hekim ve asistanlar, hemşireler, diyetisyenler, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, hasta bakıcıları, din görevlileri ve eczacılardan oluşan bir ekip çalışması anlayışıyla verilmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada evde sağlık hizmetlerini sunan ekibin bir üyesi olan sosyal hizmet uzmanın bu alandaki rol ve işlevleri ele alınacaktır

2016 EVDE SAĞLIK HİZMETİ ALAN HASTALARIN PROFİLİ VE SUNULAN HİZMETİN DEĞERLENDİRİLMESİ, Oğuz IŞIK, Aysun KANDEMİR, Mehmet Akif ERİŞEN, Cuma FİDAN, (2016), Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, Cilt 19, Sayı 2, 2016, 0 - 0

Öz: Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık hizmetlerini mobilize hale getiren “Evde Sağlık Hizmetleri” ilk olarak 2011 yılında uygulamaya konulmuştur. Bu uygulama ile yaşlı, yatağa bağımlı, engelli, eklem-kas hastalıkları gibi kronik hastalığı olanlar, ameliyat sonrası bakıma ihtiyacı olanlar, kanser hastaları gibi tanısı konulmuş bu tür hastalara kendi ev ortamında uzman bir sağlık ekibi tarafından düzenli ve nitelikli sağlık hizmeti verilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, Kırıkkale’de evde sağlık hizmeti alan hastaların profili ve aldıkları hizmete ilişkin görüşlerinin yanı sıra verilen hizmetin niteliğinin ve ihtiyaçları karşılama özelliğinin tanımlanması amaçlanmaktadır. Araştırma sonucu elde edilen verilere göre hastalar hizmet veren personelin en fazla nezaket ve güler yüz davranışlarından (%4,0), sorunları ile ilgilenirken gösterdikleri tavırlardan (%3,97) ve personelin eğitiminden (3,87) memnun olduklarını belirtmişlerdir. Bunun yanında hastalar personelin yaptıkları açıklamaların yetersiz olduğunu (%21,3) düşünmektedirler. Genel olarak değerlendirildiğinde Kırıkkale’de verilen evde sağlık hizmetleri hastaların ihtiyaçlarını karşıladığı görülmektedir.

2016 2012 TÜRKİYE SAĞLIK ARAŞTIRMASI’NIN ENGELLİLİĞE İLİŞKİN YAYGINLIK ÖLÇÜMÜ AÇISINDAN İNCELENMESİ, Mert Tunga EKENCİ, (2016), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 0, Sayı 35/2, 2015,

Öz : Çok boyutlu bir olgu olan engelliliğe ilişkin yaygınlığın ölçülmesinde pek çok yöntem kullanılmaktadır. Ancak engelliliğe ilişkin yaygınlığın ölçümünde, verinin hangi amaçla toplanacağı hususu kullanılacak ölçümün yönteminin belirlenmesinde genellikle belirleyici olmaktadır. Örneğin hizmet sunumu, nüfusun işlevsellik düzeyinin ölçümü veya engelli bireylerin sosyal hayata katılım düzeylerini değerlendirme gibi amaçlarla toplanacak veriler ölçüm yöntemiyle doğrudan ilişkilidir. Bu çalışmada bireylerin işlevselliklerine odaklanan, kısa soru setini geliştiren Washington Engellilik İstatistikleri Grubu’nun çalışmaları değerlendirilmiş ve 2012 yılında Türkiye’de gerçekleştirilen sağlık araştırmasında yer alan soru seti, farklı sonuçlar elde etmek amacıyla incelenmiştir. Türkiye’de bireylerin genel sağlık durumunu ortaya koyan “Türkiye Sağlık Araştırması” soru formunda, bireylerin belirli işlevleri yerine getirme düzeylerini ölçen soru setine yer verilmiştir. Washington Engellilik İstatistikleri Grubu’nun (WG) bir çalışması olan bu soru seti, engelliliği işlevsellik yaklaşımıyla bağdaştırmakta ve engellilik istatistiklerinin toplanma amaçlarıyla uyumlu bir şekilde esneklik sağlamaktadır.

2017 ENGELLİ BİREYLERİN SAĞLIK HİZMETLERİ KULLANIMINDA YAŞADIKLARI SORUNLAR: KONYA ÖRNEĞİ, Musa ÖZATA, Salih KARİP, (2017), Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, Cilt 20, Sayı 4, 2017, 397 - 407

Öz: Bu araştırmanın amacı engelli bireylerin sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlik düzeylerinin belirlenmesi, sağlık hizmetine ulaşımda yaşadıkları problemlerin belirlenerek, engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesidir. Araştırma Konya’da faaliyet gösteren üç farklı hastaneden sağlık hizmeti alan toplam 300 engelli birey üzerinde, yüz yüze anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilen “Engelli Birey Sağlık Hizmeti Kullanım Envanteri” kullanılmıştır. Toplanan veriler üzerinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi uygulanmıştır. Araştırmaya katılan engellilerin %65,7’si erkek, %58,3’ü evli, %42,0’si 31-50 yaş grubunda, %46,7’si ilköğretim mezunu olup, %37,7’si genel sağlık sigortasına sahiptir. Engellilerin %32,7’si en az iki haftada bir defa sağlık kuruluşuna başvurduğunu, %52,0’si sağlık tesislerine ulaşımda sorun yaşadığını ve %58,3’ü hastane içinde hareket güçlüğü çektiğini dile getirmiştir. Araştırma kapsamında incelenen engelli bireylerin %52,0’si de engellilere yönelik sunulan sağlık hizmetlerinin yeterli olduğunu belirtmiştir. Araştırma sonuçlarına göre engellilerin; ulaşım, engelli otoparkının kullanılamaması, engellilere yönelik hostes hizmetinin sunulmaması, sağlık tesisi içerisinde hareket güçlüğü yaşama, öncelik hakkının kullanılamaması, sağlık tesislerindeki işlemlerinin başka günlere ertelenmesi gibi problemler ile karşılaştıkları belirlenmiştir. Sorunların çözümü ve engellilerin sağlık hizmetlerinden daha kolay faydalanabilmesi için politika belirleyicilerin, yerel yönetimlerin ve hastane yöneticilerinin gerekli önlemleri alması gerekmektedir.

2017 ENGELLİ BİREYLERİN SAĞLIK HİZMETİ ALIMINDA KARŞILAŞTIKLARI PROBLEMLER, Mustafa Kemal KÖRDEVE, (2017), Uluslararası Sağlık Yönetimi ve Stratejileri Araştırma Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2017, 14 - 24

Öz : Dezavantajlı gruplar içerisinde olan engelli bireyler sosyal hayat içerisinde birçok problem yaşamaktadırlar. Bunlardan en önemlisi de sağlık problemleridir. Engelli bireylerin sağlık hizmetlerinden faydalanırken yaşadıkları problemleri en aza indirmek önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı engelli bireylerin sağlık hizmeti alırken karşılaştıkları problemleri tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaçla İstanbul ilinde hizmet vermekte olan dört engelli vakfı üyeleri üzerinde anket çalışması yapılmıştır. 102 kişi katılan araştırmada 5’li Likert ölçeği kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda engel durumu ile sosyal güvenlik faktörü arasında %5 anlamlılığa göre r=,196 düzeyinde bir ilişki tespit edilmiştir. Bununla beraber evli olan engelli bireyler bekar olan engelli bireylere göre sağlık hizmeti alırken daha az problem yaşamaktadırlar.

2019 TÜRKİYE’DE MESLEKİ REHABİLİTASYON HİZMETLERİ VE İHMAL EDİLMİŞ BİR ALAN OLARAK REHABİLİTASYON DANIŞMANLIĞI, Elif ÇİMŞİR, (2019), Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, 2019, 114 - 124

Öz: Türkiye’de mesleki rehabilitasyon hizmetleri açısından son yıllarda oldukça önemli gelişmeler kaydedilmiş olmasına rağmen söz konusu hizmetlerin henüz yeterli kalite ve yaygınlığa erişememiş olduğu görülmektedir. Nitekim, Türkiye’de mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin etkililiği ve yaygınlığı ile ilgili yeterince istatistiki veri ve araştırmanın mevcut olmadığı, hizmetlere bakış açısının ağırlıklı olarak tıbbi modele dayandığı ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin çok disiplinli yapısının göz ardı edildiği dikkati çekmektedir. Daha da önemlisi, başta ABD olmak üzere birçok ülkede mesleki rehabilitasyon alanında öncülük eden ve etkililiği bilimsel araştırmalarla kanıtlanan bir alan olan rehabilitasyon danışmanlığının Türkiye’de var olmadığı görülmektedir. Tüm bu faktörlerin, engelli bireylere sağlanan mesleki rehabilitasyon hizmetleri üzerinde olumsuz etkilerinin bulunduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu makalede öncelikle Türkiye’de yeterince tanınmayan ve özel eğitim veya fizik tedavi gibi alanlarla karıştırılan rehabilitasyon danışmanlığı alanının tarihsel gelişimi, tanımı ve işlevlerine yer verilmekte, daha sonra ise rehabilitasyon danışmanlığının en çok ön plana çıkan hizmet alanı olan mesleki rehabilitasyonun kapsam ve dayanaklarına değinilmektedir. Son olarak, Türkiye’deki ve ABD’deki mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin mevcut durumu gözden geçirilerek Türkiye’de mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin geliştirilebilmesi amacıyla önerilerde bulunulmaktadır. 

2019 ENGELLİ BİREYLERİN SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİMİ VE ENGELLERİ, Özlem KARATANA, Kamer GÜR, (2019), Halk Sağlığı Hemşireliği Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 2019, 43 - 53

Öz: Sağlık doğuştan kazanılmış temel insan hakkıdır. 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ‘tıbbi bakım alma hakkı yaş, cinsiyet, ekonomi gibi durumlara bağlı olmaksızın sağlık hizmetinden yararlanma olarak tanımlanmıştır. Engelli bireylerin herhangi bir nedene bağlı olmadan sağlık hizmetlerinden yararlanması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde de bu konuya yer verilerek tanımlanmış bir hak olduğu belirtilmiştir. Yapılan çalışmalar, engelli bireylerin sağlık hizmetlerine erişiminde yetersizlik olduğunu göstermiştir. Sağlık hizmetlerine erişimin önündeki engeller arasında; hastanelerin mimari tasarımı, tıbbi ekipman ile ilgili fiziksel engeller, sağlık hizmeti sunanların yeterli bilgi ve becerisinin olmaması, engelli kişilerin sağlığı geliştirme ve hastalık önleme hizmetlerini veya programlarını yanlış anlamaları, engelli kişilere karşı olumsuz tutum ve davranış, iletişim zorlukları ve engelli insanlar için sağlık hizmetlerine erişim hakkında yetersiz bilgi sayılabilir. Yapılan araştırmalarda engellilerin en çok sağlık personelinin tutumundan rahatsız oldukları bildirilmiştir. Sağlık hizmetlerine erişim bir halk sağlığı sorunu olsa da engelli bir kişinin sağlık hizmetine erişememesi sağlığını önemli derecede etkilemektedir. Sağlık hizmeti profesyonelleri ve bunlardan biri olan halk sağlığı hemşiresi engelli bireylerin sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında, sağlıklarını korumada ve sürdürmede lider konumdadır. Bu makalenin amacı engelli bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi ve engellerini ortaya koymaktır. Ayrıca bu derleme ile engelli sağlığı ile ilgilenen profesyonellerin ve halk sağlığı hemşiresinin özel gruplara hizmet verirken ışık tutacağı düşünülmektedir.

2019 ÇOCUKLUK DÖNEMİ HABİLİTASYON UYGULAMALARI, Meral HURİ, Filiz ASLAN, Kubra SEYHAN, Esra AKİ, Mintaze KEREM GÜNEL, (2019), Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2020, 85 - 90

Öz: Çocukluk dönemi; tüm çocuklar için, deneyim öğrendiği ve yaşı ile uyumlu günlük yaşam aktivitelerine katılım yolu ile sosyal katılım becerilerinin geliştiği ve toplumun bir parçası olduklarını öğrendikleri önemli bir fırsat dönemidir. Bu nedenle, herhangi bir yapı ve fonsiyon bozukluğu ile aktivite ve katılım kısıtlılığı gösteren çocukların; en üst seviye performans becerilerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olabilecek multidipliner/interdipliner/transdisipliner rehabilitasyon müdahalelerine ve hizmetlere en erken dönemde ulaşabilmelerinin, çocukların toplumsal katılım becerilerinin geliştirilebilmesi için çok önemli olduğu bilinmektedir. Dezavantajlı bir grup olarak tanımlanan gelişimsel riskler ile karşı karşıya kalan çocuklara yönelik habilitasyon anlayışı ve çalışmaları dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla gelişme göstermektedir. Bu derlemede, aktivite ve katılım kısıtlılığı gösteren çocuklara yönelik yeni beceri gelişimi ile farklı performans alanlarında kapasitelerini geliştirerek toplumsal/sosyal katılımlarının sağlanmasını hedefleyen, farklı disiplinlerden profesyonellerin ekip olarak çalıştığı; çocuk merkezli, aile ve bakım verenler ile çocuğun içerisinde bulunduğu fiziksel, sosyal ve kurumsal çevresel faktörlerin farklı boyutları ile detaylı olarak ele alındığı, çocuklara yönelik habilitasyon uygulamalarının incelenmesi amaçlanmıştır. 

2020 ENGELLİLERİN SAĞLIK HİZMET KALİTESİ KONUSUNDAKİ ALGILARININ ÖLÇÜLMESİ: BİR HASTANE ÖRNEĞİ, Cenk Hilmi KILIÇ, Mehveş TARIM, (2020), Sağlık Akademisyenleri Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2020, 83 - 91

Öz: The research has also been carried out in order to research to disabled people’s perceive about health service quality. Disabled people constitute an important part of the people who are using service from the Hospital. There is no doubt that disability has many social and economic effects on individuals, families, society and countries. Inadequate access to health services or lack of equal treatment will lead of more negative impact on the health of people with disabilities. Participants of the study were divided into 2 groups and the perceptions of healthcare service quality examined for each group. Then Servqual scores were evaluated according to disability.

2020 EVDE SAĞLIK HİZMETİ VERİLEN BİREYLERİN HASTALIK DURUMLARININ VE SOSYODEMOGRAFİK ÖZELİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, Rabia AKEL TAŞDEMİR, A.ferdane OĞUZÖNCÜL, (2020), Sağlıkta Performans ve Kalite Dergisi, Cilt 17, Sayı 2, 2019, 11 - 28

Öz: Evde Sağlık Hizmeti Verilen Bireylerin Hastalık Durumlarının ve Sosyodemografik Özeliklerinin Değerlendirilmesi

2021 YAŞLANAN NÜFUS GEREKSİNİMLERİNE YÖNELİK: EVDE SAĞLIK HİZMETLERİ 2020 YILI DEĞERLENDİRMESİ EĞİTİM ARAŞTIRMA HASTANESİ ÖRNEĞİ, Tuğba ÇALIŞKAN, Hatice ESEN, (2021), Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 3, 2021, 514 - 522

Öz: Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık hizmetlerini mobilize hale getiren “Evde Sağlık Hizmetleri” 2011 yılında uygulamaya konulmuştur. Bu uygulama ile yaşlı, engelli, yatağa bağımlı, kronik hastalığı, kanser hastaları gibi tanısı konulmuş bu tür hastalara uzman bir sağlık ekibi tarafından kendi ev ortamında düzenli ve nitelikli sağlık hizmeti verilmesi amaçlanmıştır. Giderek yaşlanan nüfusun gereksinimleri sağlık hizmetlerinin kişiye özgü planlanması gerekliliğini doğurmaktadır. Bu bağlamda yaşlılıkla birlikte gelen kronik hastalıklardaki artış sağlık hizmetlerine olan talebin artmasına, çoğunluğu yatağa bağımlı ya da bakıma muhtaç olan hastaların hastaneye ulaşımındaki zorluklar, poliklinik şartlarında gerekli multidisipliner yaklaşımın uygulanamaması zaman ve mekân kısıtlılıkları, hastanelerde oluşan yoğunluk, özel hastanelerdeki hizmetlerin pahalı olması, hasta ve hasta yakınlarının ev ortamını rahat bulması ve erken taburculuk gibi sebepler yüzünden evde bakım hizmetleri ve bakım verenlere olan gereksinim ortaya çıkmıştır. Yapılan bu araştırmada Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri biriminin 2020 yılı TSİM verileri değerlendirilerek, artan yaşlı nüfus ile sağlık hizmeti gereksinimi arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Çıkan bulgular doğrultusunda evde sağlık hizmetleri verilen hastalar değerlendirilmiş olup; 65 yaş üstü hastaların çoğunlukta olduğu, nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkların ön planda olduğu hastaların çoğunluğunun kadın olduğu görülmektedir. Çalışmanın ileride yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı ve hastane yönetimi açısından hasta profiline göre çalışma planlarının yapılmasını sağlayacağı düşünülmektedir.

2021 ENGELLİ BİREYLERİN SAĞLIK HİZMETİNE VE BAKIMA ERİŞİMİ İLE İLGİLİ YAŞADIKLARI SORUNLAR, Ekin Dila TOPALOĞLU ÖREN, Feyza DERELİ, Hatice YILDIRIM SARI, (2021), İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 3, 2021, 185 - 192

Öz: Toplumdaki bireylerin zamanında, yeterli ve eşit olarak sağlık hizmeti alabilmesi, eşitlik ve erişilebilirlik açısından en önemli göstergelerden biridir. Ancak sağlık hizmeti ve bakıma erişimde bazı bireyler ve gruplar çeşitli boyutlarda engellerle karşı karşıya kalabilmektedir. Tüm dünyada engelli bireyler bu durumdan en fazla etkilenen grupların başında gelmektedir. Engellilik, bireyleri her yaş grubunda, tüm kültürlerde ve sadece fiziksel olarak değil duygusal, ruhsal ve sosyal açıdan da etkileyen önemli bir süreçtir. Engelli bireyler sağlık hizmeti ve bakımı alırken engellerinden kaynaklanan ya da sağlık bakım hizmeti kapsamında yer alan yetersizliklere bağlı olarak sağlık bakımına erişmekle ilgili bazı sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu nedenle, engelli bireylerin sağlık hizmeti ve bakıma erişimiyle ilgili yaşadıkları sorunların ve bu sorunların çözümü için gerekli olan düzenlemelerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu derlemede, engelli bireylerin sağlık hizmeti ve bakıma erişebilirliği ile ilgili yaşadıkları sorunlar; başkalarına bağımlılık/bağımsız olamama ve destek eksikliği, sağlık hizmeti kaynaklarının yetersizliği, finansman ve maliyet karşılanabilirliği, ulaşım ve fiziksel çevre, disiplinlerarası koordinasyon ve ekip çalışması, sağlık profesyonelleri, politika ve mevzuatın yeniden düzenlenmesi ve araştırma ve veri eksiklikleri başlıkları doğrultusunda ele alınmıştır. Bu derlemenin amacı engelli bireylerin sağlık hizmetine ve bakıma erişebilirliği ile ilgili yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini belirlemektir.

ENGELLİ ÇOCUKLAR VE SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNDE YER ALAN HİZMETLER, Ayşe TOSUN, (2022), Sağlık Profesyonelleri Araştırma Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2022, 42 - 48

Öz: Yeryüzünde yaşayan her birey çeşitli kişisel, fiziksel ya da psikolojik özellikleri sebebiyle birbirlerinden farklılık gösterirler. Bireyin doğuştan ya da yaşamının herhangi bir döneminde sahip olduğu ve onu başkalarından ayıran özelliklerinin, bedensel, zihinsel ve sosyal yeteneklerinin kaybedilmesi sonucu engellilik hali meydana gelebilir. Engellilik bireylerin toplumdan soyutlanmasından ziyade onların tam olarak topluma kazandırılıp hayata tutunmaları için gerekli desteğin sağlanması gereken bir durumdur. OECD-AB (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü-Avrupa Birliği) verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık %15’i ortalama 1 milyarı dünyada “en büyük azınlık” olarak nitelendirilen engelli bireylerden oluşmaktadır. Çocuklara bakıldığında ortalama 93 milyon kadar çocuk, başka bir deyişle 14 yaşında veya daha küçük her 20 çocuktan birinin orta ve ileri düzeyde olmak üzere bir tür engeli vardır. Türkiye’de ise Ulusal Engelli Veri Sisteminde kayıtlı ve sağ olan engelli sayısı; 1.422.159’u erkek, 1.107.542’si kadın olmak üzere toplam 2.529.701’dir. Bu bireylerin yaklaşık %10’u 0-14 yaş aralığındadır. Engelli çocukların, günlük hayat içerisinde yaşantılarını sürdürürken birçok sorun ile yüz yüze geldikleri unutulmaması gereken bir gerçektir. Sosyal ve çağdaş devlet anlayışının önemli unsurlarından birisi de engellilerin yaşadığı sorunları göz önünde bulundurarak, yaşamlarını kolaylaştıracak politikaların belirlenmesi ve uygulanmasıdır. Bu derlemede engelli çocukların var olan durumları ile birlikte özgürce yaşayabilmeleri, topluma kazandırılmaları ve sosyal devlet yaklaşımı kapsamında hayatlarını kolaylaştıracak adımların atılmasının önemini vurgulamak amaçlanmıştır.

***ESENLENDİRME (REHABİLİTASYON): Alman ve Türk Hukuku Bakımından Bir İnceleme, Ali Nazım SÖZER, (2022), Yaşar Hukuk Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2022, 5 - 59

Öz: Çalışma yaşamından engellilik nedeniyle uzak kalan sigortalıların işe dönüşünü sağlamayı amaçlayan esenlendirme (rehabilitasyon) sistemi, çalışmanın nüvesini oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında genel itibariyle esenlendirme kavramı irdelendirkten sonra, esenlendirmenin çeşitleri olan tıbbi esenlendirme, sosyal esenlendirme ve mesleki esenlendirme kavramları üzerinde durulmaktadır. Öte yandan, konuya ilişkin olarak Alman Hukuku’ndaki düzenlemelere değinilmekte, daha sonra Türk Hukuku’ndaki mevzuat hükümleri ve uygulama ele alınmaktadır. Türk Hukuku’ndaki durum bakımından, öncelikle sigortalılık statüsüne bakılmaksızın tüm engelli vatandaşlar bakımından uygulama alanı bulan düzenlemeler üzerinde durulmaktadır. Daha sonra, işçiler, kamu görevlileri ve sosyal tazmin alacaklıları bakımından özel düzenlemeler inceleme konusu yapılmaktadır.

ENGELLİ ÇOCUĞA SAHİP ANNELERİN COVID-19 SALGINI SÜRECİNDEKİ DENEYİMLERİ, Emine ÖZMETEMelike PAK, (2022), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 2022, 1 - 19

Öz: Introduction: During the COVID-19 pandemic, conditions such as the limitation of resources and the difficulty of access led to disabled individuals and their families to become more vulnerable to the risks posed by the pandemic. Understanding the experiences, difficulties, and needs of individuals with disabilities and their families during the pandemic, as well as evaluating the effects of the crisis, are essential in creating interventions to mitigate these difficulties. This study has aimed to examine the experiences of mothers, who have the burden of care in families with disabled children, during the COVID-19 pandemic.

Method: In the study, semi-structured interviews were conducted with mothers of children with disabilities (n = 14) using the phenomenological method, which is one of the qualitative research methods. In the data analysis, Miles and Huberman model was followed, and the codes and categories reflecting the investigated phenomenon were determined by using continuous comparison and phenomenological reduction methods.

Findings: According to the results of the study, the difficulties of the mothers’ lives increased during the pandemic, and the perception of restrictions resulting from the measures against the pandemic, as well as the inadequacy of access to services, led to increased concern among mothers. The limited support for children with disabilities and their families, as well as their inability to meet their needs with their resources, caused mothers to feel exhausted. In addition to the difficulties they experienced, mothers stated that they had positive experiences as well, since they could spend more productive time with their family members, use digital resources, and feel stronger at the end of the process.

Discussion: Compelling experiences such as anxiety, feelings of inadequacy, fatigue, and restraint among mothers with disabled children show that these mothers are among the vulnerable individuals adversely affected by the COVID-19 pandemic. Although the pandemic period was challenging, mothers gained resilience in coping with the difficulties and adapted to the situation.

Conclusion and Suggestions: Based on the experiences of families with disabled members for possible future pandemics, services should be provided to facilitate family crisis management, education, advocacy, psychosocial counseling, and empowerment-based studies.

 

SAĞLIK KURULU RAPORU

***1981 BEDEN GÜCÜ KAYIPLI İNSANLARDA EKLENTİ ŞEKLİNDE HUSULE GELEN BEDEN GÜCÜ KAYBININ, ADLÎ TIP BAKIMINDAN TAYİNİ, Adnan ÖZTÜREL, (1981), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 38, Sayı 1, 1981, 293 - 305

Öz: Bu etüdde esasen sakat olan beden gücü kayıplı bir kişide, aradan bir süre geçtikden sonra, ikinci bir sakatlık husule geldiğİ takdirde, sakatlık oranı hesaplanmasında kullanılan, Gabrielli ve Balthazard formülleri uygulması, bu uygulamanın Türk Ceza, Türk Medeni Kanunları tazminat isteklerinde, Türk Ceza Kanununda bulunan Uzuv Zaafı, Uzuv Tatili saptanması İş Kazalarında, tatbikat konusu üzerinde Yorumlar yapıldı. Örnekler verildi. Özel hallerin çözümüne yararlı bilgiler sunuldu.

2012 KİŞİSEL, SOSYAL VE İŞ HAYATINDA ÖZÜRLÜ BİREYLERE TANINAN HAKLAR VE ÖZÜRLÜ OLGULARIN MEDİKOLEGAL DEĞERLENDİRMESİ, U. KAVAKLI, E. ÖZKARA, (2012), Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, Cilt 26, Sayı 1, 2012, 65 - 74

Öz: Doğuştan veya sonradan bazı yetilerini kaybetmiş bireyler olan özürlülerin yaşam kalitesi ve yaşamdan beklentileri sağlıklı bireylerden farklıdır. Günümüzde daha çok farkında olunmaya başlanan insan hakları ve yaşam kalitesi kavramları bize özürlülerin de diğer bireyler gibi daha sosyal, daha iyi koşullarda yaşaması gerektiğini göstermektedir. Ülkemizde özürlülerle ilgili yapılan yasal ve yönetsel düzenlemelerle özürlülerin günlük yaşama ve üretime daha çok katılımlarının sağlanması amaçlanmaktadır. Bu gelişmelerle ilgili olarak özür durumlarını gösterir belge almak için hastanelere başvuru sayısı da artmıştır. Özürlülük yönünden bu kişilerin değerlendirilmesi için Adli Tıp Anabilim Dallarından görüş istenmektedir. Bu yazıda özürlülüğün tanımı, ülkemizde özürlülere verilen hizmetler, kişisel, sosyal ve iş hayatında özürlülere tanınan haklar ve sağlanan kolaylıklar, özürlü olguların medikolegal değerlendirmesi ele alınacaktır

2014 ÖZÜRLÜ ÇOCUK SAĞLIK KURULU RAPORLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ, Nilfer ŞAHİN, Hatice ALTUN, Bilge KARA, (2014), Kocatepe Tıp Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2014, 48 - 53

Öz. Amaç: Bu çalışmada özürlü sağlık kuruluna başvuran çocuk ve ergen olgularda psikiyatrik tanı dağılımını saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Eylül 2011- Eylül 2012 tarihleri arasında Hastanemiz Sağlık Kurulu’na başvuran 018 yaş arası 1112 çocuk ve ergenin dosya verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Olguların % 32,2’si (358) kız, % 67,8’i (754) erkekti. Yaş ortalaması 8,55±4,1 yıl olarak saptandı. Olguların % 68,6’sının (763) 6-18 yaş aralığında, % 31,4’ünün ise (349) 06 yaş aralığında olduğu belirlendi. En sık başvuru nedenleri özel eğitim raporu almak (% 81,8), evde bakım ücreti (% 7,1) ve maaş almak (% 5,2) olarak tespit edildi. Olgularda en sık saptanan psikiyatrik tanılar 0-6 yaş aralığında gelişimsel gerilikler (% 61,1) ve yaygın gelişimsel bozukluklar (% 15) iken, 6-18 yaş aralığında ise zeka gerilikleri (% 61,9) ve özel öğrenme güçlüğü (% 2,8) idi. Sonuç: Özürlü sağlık kuruluna başvuran çocuk ve ergenlerle ilgili verilerin belirlenmesi hem çocuk psikiyatri pratiğinde bu olgulara yaklaşıma ışık tutacaktır, hem de özürlülerle ilgili planlama yapılmasına katkı sağlayacaktır

2015 ÖZÜRLÜ SAĞLIK KURULUNDA DEĞERLENDİRİLEN TRAFİK KAZASI OLGULARI, Muhammed Ziya KIR, Mehmet Sunay YAVUZ, Tarık ULUÇAY, Yıldıray ZEYFEOĞLU, İlknur KAHRAMAN, Gonca TATAR, (2015), Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, Cilt 2, Sayı 4, 2015, 106 - 109

Öz: Dünya Sağlık Örgütü trafik kazalarını; dünyada her yıl bir milyondan fazla insanın ölümüyle sonuçlanan, en önemli mortalite ve morbidite nedeni olarak göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2012 yılı “Trafik Kaza İstatistikleri” raporunda, 2012 yılında meydana gelen 153.552 yaralanmalı trafik kazası sonucu 3.750 kişinin hayatını kaybettiği, 268.079 kişinin ise yaralandığı belirtilmektedir. Yaralanma sonucu birçok olguda; bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerin çeşitli derecelerde kaybedilmesi nedeniyle, toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan, korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık veya destek hizmetlerine ihtiyaç duyan birey olarak tanımlanan özürlülük durumu ortaya çıkabilmektedir. Özürlü Sağlık Kurulu Raporu, özürlü sağlık kurulunca hazırlanan, kişilerin özür ve sağlık durumunu belirten belgedir. Kişiler, bu belge ile kendilerine sağlanan bir takım haklardan yararlanabilmektedir. Bu çalışmada, Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Sağlık Kurulu’na 01.01.2009 ile 31.12.2013 tarihleri arasındaki 5 yıllık süre içerisinde trafik kazası sonrası özürlü raporu almak için müracaat eden, toplam 103 olguya ait raporlar retrospektif olarak incelendi. Olguların 92’si erkek, 11’i kadın olup yaşlarının 14 ile 73 yıl arasında olduğu görüldü (ortalama 39,03±12,87). Olgular en fazla Nisan ayında (28 olgu, %27) muayene edilmiş olup en az Aralık ve Ocak aylarında (2 şer olgu, %2) muayene edildikleri görüldü. Özür durumlarına göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranları, 0 ile 92 derece arasında değişmekte olup, ortalama 32.48±26.51 derece olarak saptandı. Olguların 59’unun Ortopedi uzmanlık alanından, 33’ünün ise birden fazla bölümden özür oranı aldığı görüldü. Özürlülük, gerek kişilerin hayat standartlarım düşürmesi gerekse başkalarının yardımına muhtaç bırakması yönüyle toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Trafik kazaları da özürlülüğe sebep olarak bu sorunu ağırlaştırmaktadır. Aslında birçoğu önlenebilir nitelikte olan trafik kazası sonucu meydana gelen yaralanmaların ve dolayısıyla oluşabilecek özürlülüklerin önüne geçebilmek için, gerekli tedbirlerin mutlaka alınması gerektiği kanaatindeyiz.

2016 SAĞLIK KURULUNA BAŞVURU NEDENLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, Ali Ramazan BENLİ, Şenay DEMİR YAZICI, Onur YAZICI, Mustafa ÇÖRTÜK, Habibe İNCİ, Neriman ÇETİN BENLİ, (2016), Konuralp Tıp Dergisi, Cilt 8, Sayı 3, 2016, 167 - 172

Öz: Aim: Disabled patients are admitted to the medical board to determine the disability rate in order to use the occupational, health and social rights in Turkey. According to the law, over 40% of individuals with disabilities, based on the severity of their disability and illness rate, have different rights. We aimed to contribute to epidemiological data on people with disabilities in our city.

2016 ENGELLİ SAĞLIK KURULUNDA VERİLEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ENGELLİ RAPORLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ, Mesut YILDIZ, Filiz ÖZSOY, Sedat BATMAZ, Emrah SONGUR, Kamuran KARAKÜLAH, (2016), Cukurova Medical Journal, Cilt 41, Sayı 2, 2016, 253 - 258

Öz: Purpose: This study aims to identify the demographic and clinical data of patients presenting for mental health disability reports from these boards.

Material and Methods: In this study, the records of the patients presenting to the medical board for disability due to mental health problems in 2014 were retrospectively investigated.

Results: Among the 5670 patients over 18 years who presented to the medical board for disability, 795 (14.2%) of them were assigned a report due to mental health problems. Four hundred ninety one (61.8%) of them were male, and 304 (38.2%) were female. The most frequent reasons for presentation were for benefits related to law number 2022 (35.8%), and for social benefits / home care services (32.8%). The most frequently encountered diagnoses were mental retardation (52.2%), schizophrenia (18.4%), and depression – dysthymia (7.1%). Three hundred thirteen (39.4%) of the 795 patients with mental health problems were found to be severely disabled, and 510 (64.2%) of the reports were assigned for an indefinite period of time.

Conclusion: We think that this report might be helpful for regulations related to disabled people, and might guide adult psychiatric services for patients who present to medical boards for disability due to mental health problems.

***2016 ÇALIŞMA GÜCÜ KAYBI İLE MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYIP ORANI TESPİT İŞLEMLERİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER, Nüvit GEREK, (2016), Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 3, 2016,

Öz: Ülkemizde sosyal güvenlik ihtiyaçlarının artması ve giderek daha karmaşık hale gelmesi sık sık mevzuat değişikliklerini gündeme getirmektedir. Nitekim 6552 sayılı “İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun”un 41. maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 28. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Çalışma gücü kaybına ilişkin maluliyet ve oran tespitleri 5510 sayılı Kanunun 25. ve 28. maddeleri uyarınca “Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği” hükümlerine göre yapılmaktadır. 5510 sayılı Kanunun 28. maddesinde yapılan değişikliklerden sonra bazı tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla “Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu kararları ile idari açıdan da bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu sınırlı kapsamlı çalışmada Sosyal Güvenlik Kurumunun 2015/23 No’lu genelgesi de dikkate alınarak söz konusu değişikliklerin kısaca değerlendirilmesine çalışılacaktır.

2017 BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ ÇOCUK ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI BİRİMİ’NE BAŞVURAN HASTALARIN SAĞLIK KURULU RAPORLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ, Çiğdem YEKTAŞ, Sümeyra Elif KAPLAN, (2017), Konuralp Tıp Dergisi, Cilt 9, Sayı 3, 2017, 228 - 232

Öz:

Amaç: Bu çalı?man?n amac? bir ?niversite hastanesinin ?ocuk ergen ruh sa?l??? poliklini?inde de?erlendirilerek sa?l?k kuruluna y?nlendirilen ?ocuk ve ergen hastalar?n sosyodemografik ve klinik ?zelliklerini belirlemek olup ?al??ma sonu?lar?n?n ?lkemiz ?ocuk ergen ruh sa?l??? alan?ndaki engellilik ve engelli haklar? konusunda yap?lan ?nceki ?al??malara katk? sa?layaca?? ?ng?r?lm??t?r.

şmanın amacı bir üniversite hastanesinin çocuk ergen ruh sağlığı polikliniğinde değerlendirilerek sağlık kuruluna yönlendirilen çocuk ve ergen hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerini belirlemek olup çalışma sonuçlarının ülkemiz çocuk ergen ruh sağlığı alanındaki engellilik ve engelli hakları konusunda yapılan önceki çalışmalara katkı sağlayacağı öngörülmüştür.

Yöntem: 2016-2017 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği’nde değerlendirilen ve Özürlü Sağlık Kurulu’na yönlendirilen 352 çocuk ve ergenin  alınmıştır. sosyodemografik ve klinik verileri dosya bilgileri üzerinden geriye dönük olarak değerlendirilmiştir.

Bulgular: Hastaların %58’si (n=204) erkek %42’si (n=148) kız cinsiyettedir. Başvuru sebepleri arasında ilk sırada gelişimsel becerilerdeki gecikme ve/veya akademik becerilerdeki geriliğe bağlı olarak özel eğitim ihtiyacı (%74,7 n=263) gelmekte olup bunu bakım ücreti talebi ve özür oranının belirlenmesine yönelik durum bildirir rapor izlemiştir (%25,3 n=89). Hastalarla yapılan klinik görüşme ve değerlendirmelere göre aldıkları psikiyatrik tanılar içinde zeka geriliği (%36,1 n=127), özgül öğrenme güçlüğü (%20,2 n=71) ve otizm spektrum bozukluğunun (%11,1 n=39) en sık psikiyatrik tanılar olduğu belirlenmiştir.

Sonuç: Çocukluk çağ?nda zihinsel engellilik, otizm, ??renme g??l??? gibi durumlar?n ?ok erken tespit edilebilmesi ve yap?lacak erken e?itsel m?dahaleler; ?ocuklardaki engellilik oran?n? azaltabilece?i gibi gerek akademik gerekse sosyal alanda ya?anabilecek i?lev kay?plar?n? b?y?k oranda telafi edilebilmektedir.

ında zihinsel engellilik, otizm, öğrenme güçlüğü gibi durumların çok erken tespit edilebilmesi ve yapılacak erken eğitsel müdahaleler; çocuklardaki engellilik oranını azaltabileceği gibi gerek akademik gerekse sosyal alanda yaşanabilecek işlev kayıplarını büyük oranda telafi edilebilmektedir.

Amaç: Bu çalı?man?n amac? bir ?niversite hastanesinin ?ocuk ergen ruh sa?l??? poliklini?inde de?erlendirilerek sa?l?k kuruluna y?nlendirilen ?ocuk ve ergen hastalar?n sosyodemografik ve klinik ?zelliklerini belirlemek olup ?al??ma sonu?lar?n?n ?lkemiz ?ocuk ergen ruh sa?l??? alan?ndaki engellilik ve engelli haklar? konusunda yap?lan ?nceki ?al??malara katk? sa?layaca?? ?ng?r?lm??t?r.

?şmanın amacı bir üniversite hastanesinin çocuk ergen ruh sağlığı polikliniğinde değerlendirilerek sağlık kuruluna yönlendirilen çocuk ve ergen hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerini belirlemek olup çalışma sonuçlarının ülkemiz çocuk ergen ruh sağlığı alanındaki engellilik ve engelli hakları konusunda yapılan önceki çalışmalara katkı sağlayacağı öngörülmüştür.

 Yöntem: 2016-2017 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği’nde değerlendirilen ve Özürlü Sağlık Kurulu’na yönlendirilen 352 çocuk ve ergenin  alınmıştır. sosyodemografik ve klinik verileri dosya bilgileri üzerinden geriye dönük olarak değerlendirilmiştir.

Bulgular: Hastaların %58’si (n=204) erkek %42’si (n=148) kız cinsiyettedir. Başvuru sebepleri arasında ilk sırada gelişimsel becerilerdeki gecikme ve/veya akademik becerilerdeki geriliğe bağlı olarak özel eğitim ihtiyacı (%74,7 n=263) gelmekte olup bunu bakım ücreti talebi ve özür oranının belirlenmesine yönelik durum bildirir rapor izlemiştir (%25,3 n=89). Hastalarla yapılan klinik görüşme ve değerlendirmelere göre aldıkları psikiyatrik tanılar içinde zeka geriliği (%36,1 n=127), özgül öğrenme güçlüğü (%20,2 n=71) ve otizm spektrum bozukluğunun (%11,1 n=39) en sık psikiyatrik tanılar olduğu belirlenmiştir.

Sonuç: Çocukluk çağ?nda zihinsel engellilik, otizm, ??renme g??l??? gibi durumlar?n ?ok erken tespit edilebilmesi ve yap?lacak erken e?itsel m?dahaleler; ?ocuklardaki engellilik oran?n? azaltabilece?i gibi gerek akademik gerekse sosyal alanda ya?anabilecek i?lev kay?plar?n? b?y?k oranda telafi edilebilmektedir.

ında zihinsel engellilik, otizm, öğrenme güçlüğü gibi durumların çok erken tespit edilebilmesi ve yapılacak erken eğitsel müdahaleler; çocuklardaki engellilik oranını azaltabileceği gibi gerek akademik gerekse sosyal alanda yaşanabilecek işlev kayıplarını büyük oranda telafi edilebilmektedir.

2019 DİYARBAKIR’DA BİR İLÇE DEVLET HASTANESİ ENGELLİ SAĞLIK KURULUNA BAŞVURAN HASTALARDA ZİHİNSEL, RUHSAL, DAVRANIŞSAL BOZUKLUKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ, Ceylan ERGÜL, (2019), Dicle Tıp Dergisi, Cilt 46, Sayı 4, 2019, 763 - 770

Öz: Amaç: Engellilik ülkemizde önemli bir sorun olmasına rağmen bu konuda yapılmış az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı ülkenin kırsal kesimine hizmet veren bir ilçe devlet hastanesinden engelli sağlık kurulu raporu alan kişilerdeki psikiyatrik tanıların sıklığının ve psikiyatrik tanı almış olan kişilerin demografik özelliklerinin ortaya konulmasıdır. Yöntemler: Eylül 2016-Şubat 2019 tarihleri arasında bir ilçe devlet hastanesi engelli sağlık kuruluna alınmış olan 3842 kişinin dosyaları geriye dönük olarak araştırıldı. Psikiyatrik bir tanı ile engel oranı almış olan 576 kişinin demografik bilgileri, engel oranları ve tanı sıklıkları incelendi. Bulgular: Sağlık kurulunda rapor düzenlenen kişilerden psikiyatrik bir tanı ile engel oranı almış olan 576 kişinin 312’sinin erkek (%54,2), 264’ünün kadın (%45,8) olduğu ve yaş ortalamalarının 42,6±17,4 olduğu saptandı. Çalışmaya alınan kişilerin toplam engel oranı ortalaması %62,7±20,9 iken, psikiyatri ile ilişkili aldıkları engel oranı ortalaması %42,5±22,5 olarak bulundu. Engelli sağlık kurulu tarafından günlük yaşam aktivitelerini başkalarının yardımı olmaksızın yerine getiremeyeceği için ‘ağır engelli’ olduklarına karar verilen kişi sayısı 96 (%0,2) idi. En sık engel oranı alınan ilk beş psikiyatrik tanı şizofreni-tedaviye rağmen çalışma olanağı olmayan (%17,4), yaygın anksiyete bozukluğu-tedavi ile işlevselliği kısmen düzelen (%17,4), hafif zeka işlev bozukluğu (IQ: 50-69) (%12,5), sınırda mental kapasite (IQ: 70-80) (%11,7) ve distimi-tedavi ile işlevselliği kısmen düzelen (%8,7) idi. Sonuç: Çalışmamıza göre sağlık kurulu başvuruları arasında psikiyatrik engelliliğe en sık yol açan hastalıklar şizofreni ve yaygın anksiyete bozukluğudur. Bu çalışma ülkemizdeki zihinsel, ruhsal ve davranışsal açıdan engelli olan kişilerin durumunu ortaya koyması açısından faydalı ve engelliler ilgili yapılacak düzenlemeler için yol gösterici olabilir.

2019 ENGELLİ SAĞLIK KURULUNDA VERİLEN VASİLİK RAPORLARI Guardianship Reports given by disableds’ Health Board, Müberra KULU, Filiz ÖZSOY, (2019), Bozok Tıp Dergisi, Cilt 9, Sayı 2, 2019, 6 - 10

ÖZET: Amaç: Bu çalışmanın amacı; engelli sağlık kuruluna vasilik davası için gelen hastaların aldıkları tanılar ve vasilik önerilip önerilmediğinin incelenmesidir.

Yöntem: Bu çalışmada 2017 yılı içinde engelli sağlık kuruluna başvuran hastalar içinde kaçının vasilik davası için başvurduğu, kaçına vasilik önerildiği ve vasilik önerilen kişilerin tanıları geriye dönük dosyalardan taranmıştır.

Bulgular: Sağlık kuruluna başvuran 15.816 kişiden, 232 kişi vasilik davası için gelmiştir. 174 (%75) olguya vasi atanması uygun görülürken 50 (%21,55) olguya vasi atanması uygun görülmemiştir. 8 (%3,44) kişiye ise yasal danışman atanması önerilmiştir. Hastaların en sık aldıkları tanılar sırasıyla; 85 (%36,63) kişi demans, 55 (%23,70) kişi zeka geriliği, 26 (%11,20) kişi organik mental bozukluk ve 15 (%6,46) kişiye psikotik bozukluk (şizofreni ve şizoaffektif bozukluk) olmuştur.

Sonuç: Engellilere sağlık kurulu hizmeti ve hastaların akli melekelerinin değerlendirilmesi gibi muayeneler ruhsağlığı ve hastalıkları asistanı ve uzmanının sık karşılaştığı ve iyi bilinmesi gereken hizmetlerdendir. Bu konudayapılacak çalışmalar ruh sağlığı ve hastalıkları pratiğine önemli katkılarda bulunacaktır.

2019 SAĞLIK KURULU MEVZUATINDA SORUNLAR, Muhtesem Erol YAYLA, (2019), Family Practice and Palliative Care, Cilt 4, Sayı 1, 2019, 36 - 38

2020 SAĞLIK KURULU’NDA DEĞERLENDİRİLEN HASTALARIN NÖROLOJİK ÖZÜRLÜLÜKLERİNİN İNCELENMESİ, Zeynep ÖZÖZEN AYAS, (2020), Sakarya Tıp Dergisi, Cilt 10, Sayı 3, 2020, 373 - 380

Öz: Nörolojik özürlülük, merkezi ya da periferik sinir sisteminin etkilenmesine bağlı oluşan hasarın sonucunu tanımlamaktadır. Nörollojik özürlülükler sağlık kurulu değerlendirmesinin önemli bir parçasıdır. Bu çalışmada, sağlık kurulunda değerlendirilen hastalarda, özürlülüğe neden olan sık ve nadir görülen nörolojik hastalıkların belirlenmesi, yaş, cinsiyet, eşlik eden sistemik hastalıklar ve ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.

2020 ÖZÜRLÜ SAĞLIK KURULUNDA DEĞERLENDİRİLEN ÇOCUKLARDA AĞIR VE SÜREKLİ ÖZÜRLÜLÜĞÜN YORDAYICILARI: TEK MERKEZLİ BİR ÇALIŞMA, Gülen GÜLER AKSU, Pelin DAĞ, Meryem Özlem KÜTÜK, Ali Evren TUFAN, Fevziye TOROS, Didem DERİCİ YILDIRIM, Ali BİÇER, (2020), Düzce Tıp Fakültesi Dergisi, Cilt 22, Sayı 1, 2020, 36 - 40

Öz: Aim: The aim of this study is to determine the severe and permanent disability of the children evaluated in the disabled health boards and to evaluate the predictors of severe and permanent disability.

Material and Methods: Records of 1482 children who were referred to a university hospital health board for disability between the years 2013-2018 were screened retrospectively.

Results: More than half (52.2%) of the children had a single psychopathology. 83.5% of the cases were severely disabled and 66.5% were permanently disabled. Severely disabled children were significantly more likely to have psychiatric, pediatric, neurological, orthopedic and otorhinolaringologic disorders. Permanent disability was significantly more frequent among patients with pediatric, ophthalmologic and cardiac disorders while children with psychopathologies were significantly less likely to have permanent disability. Mental retardation/intellectual developmental disorder levels differed in rates of permanent disability with pair-wise comparisons revealing that severe mental retardation/intellectual developmental disorder was the main factor. Severe disability was significantly more common among children younger than 8 years while permanent disability was more common among children >3 years. Children with psychopathology were 4.1 times more likely to have severe disability and this further increased to 15.3 for those with mental retardation/intellectual developmental disorder.

Conclusion: This is the first study to evaluate the factors that affecting the decisions of permanent and severe disabilities in disability health boards. Comprehensive results have been achieved despite low generalizability. To provide consistent reports, further and multicenter studies on factors associated with severe and permanent disabilities in children are needed.

2020 ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL GEREKSİNİM RAPORUNDA (ÇÖZGER) KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARININ ÖNEMİ VE BAŞVURAN HASTALARIN KLİNİK ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, Yusuf Çağdaş KUMBUL, Mehmet Emre SİVRİCE, Vural AKIN, (2020), Süleyman Demirel Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, Cilt 11, Sayı 3, 2020, 348 - 352

Öz: Amaç: Bu çalışmada Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER) sonuçlarını KBB hastalıkları açısından incelemeyi ve ÇÖZGER’den önce kullanılan yönetmeliği, ÇÖZGER ile kıyaslamayı amaçladık. Materyal – Metot: 20 Şubat 2019 tarihi ile 20 Haziran 2020 arasında başvuran hastaların raporları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, başvuru nedenleri, sosyodemografik özellikleri, KBB tanıları ve ÇÖZGER sonuçları analiz edildi. Bulgular: ÇÖZGER için 89 çocuk hasta başvurusu vardı. Hastaların 59 tanesi erkek (%66,3), 30 tanesi kızdı (%33,7). Hastaların yaş aralığı 5 ile 211 ay arasında değişiyordu. Yaş ortalaması 95,78±55,86 aydı. En sık başvuru nedeninin engelli kimlik kartı için olduğu görüldü (%94,4). Hastaların 14 tanesi yabancı uyrukluydu (%15,7). 41 hastada gecikmiş dönüm noktası, 21 hastada serebral palsi, 16 hastada epilepsi, 10 hastada sensörinöral işitme kaybı ve 9 hastada çocukluk çağı otizmi en sık rastlanan tanılardı. Beş hastada İşitme İşlevi – Kulak Burun Boğaz Alanı’nın sonucu belirleyen alan olduğu bulundu. 89 hastanın tamamında çeşitli derecelerde özel gereksinim varlığı tespit edildi. Bu hastaların 54 tanesinin ÇÖZGER sonucu ‘’Özel Koşul Gereksinimi Vardır’’ şeklinde sonuçlanmıştır. Sonuç: Çocuk ve erişkin hastaların engellilik halinden doğan gereksinimleri tamamen farklıdır. Bu açıdan çocuk hastaların ÇÖZGER’e göre değerlendirilmesi olumlu bir gelişmedir. ÇÖZGER’de en fazla etkiye sahip branşlar Çocuk Nörolojisi ile Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıklarıdır. Sensörinöral işitme kaybı KBB alanında ÇÖZGER’de en etkili olan tanıdır.

2021 ENGELLİ SAĞLIK KURULU RAPORLARININ PSİKİYATRİK AÇIDAN İNCELENMESİ VE YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ İLE ORTAYA ÇIKAN FARKLILIKLARIN ARAŞTIRILMASI, Pınar KIZILAY ÇANKAYA, Burcu BAKAR KAHRAMAN, (2021), Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, Cilt 13, Sayı Ek 1, 2021, 187 - 199

Öz: Çalışmanın amacı, engelli sağlık kurulu raporu için başvuran ve psikiyatrik değerlendirmesi yapılan hastaların sosyodemografik özellikleri, psikiyatrik tanıları, engel oranları, psikiyatrik açıdan bağımlılık durumları ve 20 Şubat 2019 tarihli yönetmelik değişikliği sonrası ortaya çıkan farklılıkların araştırılmasıdır. 1 Eylül 2018-31 Ağustos 2019 tarihleri arasında değerlendirilen 18 yaş ve üzeri 1315 kişinin verileri geriye dönük olarak incelenmiş, yönetmelik değişikliği öncesi ve sonrası değerlendirilen bu hastaların verileri karşılaştırılmıştır. 56.2’si erkek, %43.8’i kadın olan olguların yaşlarının ortanca değeri 46 olup, %32.8’i psikiyatrik engel oranı almıştır. Olguların %22.4’ü, %40 ve üzerinde engel oranı almıştır. Engel oranı %50 ve üzerinde olanlarda eski ve yeni yönetmeliğe göre ağır engellilik/tam bağımlılık kararları yönünden gruplar arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Hakem hastane değerlendirmesi kapsamında başvuruların %16.1’inde ‘ağır özürlü değil’ ibaresi, %1’inde ise ‘ağır özürlü’ ibaresi ‘kısmi bağımlı’ olarak değişmiştir. Psikiyatrik olgularda işlevsellik düzeyi, hastalığın seyri doğrultusunda ve hasta özelinde çeşitli faktörlerle ilişkili biçimde çok boyutlu olarak değerlendirilmelidir. Yeni yönetmelik ile bazı hastalıklara getirilen ‘tedavi ile işlevselliği kısmen düzelen’ ara oranının ve ‘kısmi bağımlı’ tanımının karar sürecinde arada kalınan olgular için çözüm olabileceği düşünülmektedir.

2021 SAĞLIK KURULUNA ENGELLİLİK ORANLARININ BELİRLENMESİ İÇİN BAŞVURAN HASTALARIN RETROSPEKTİF ANALİZİ, Ismet Serhat KAHYA, İlhan UYANER, Abdullah KESKİN, Mustafa Engin ŞAHİN, Ibrahım Serdar KAHYA, Çiğdem ÖZDİLEKCAN, Tarkan ÖZDEMİR, (2021), Journal of Medicine and Palliative Care, Cilt 2, Sayı 4, 2021, 131 - 135

2021 TOPLUM RUH SAĞLIĞI MERKEZİNDEN FAYDALANAN HASTALARIN SOSYODEMOGRAFİK VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ, Gözde BACIK YAMAN, İnci ATAY, (2021), Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Dergisi, Cilt 54, Sayı 2, 2021, 177 - 180

Öz: Amaç: Bu çalışmada Isparta Toplum Ruh Sağlığı Merkezine kayıtlı hastaların sosyodemografik verilerinin, klinik özelliklerinin ve merkeze uyumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Toplum Ruh Sağlığı Merkezine açıldığı 2013 yılından beri kayıt olmuş 294 hasta çalışmaya dahil edildi. Kayıtlı hastaların dosyaları incelenerek sosyodemografik özelliklerine, tanılarına, suisid girişim öykülerine, ev ziyareti alıp almadıklarına ve merkeze düzenli gelme durumlarına bakıldı. Bulgular: Hastaların %41,2’si kadın, %58,2’si erkektir ve çoğu bekar olup (%44,2), en fazla hasta sayısı 35-44 yaş grubundadır (%31,3). Hanedeki ilk çocuklarda ruhsal hastalığın daha fazla oranda (%28,2) görüldüğü ve kendi gelir durumlarına bakıldığında çoğunluğun ya gelirinin olmadığı yada engelli maaşı aldığı anlaşıldı. Hastaların %61,6’sının birinci derece akrabalarında psikiyatrik hastalık öyküsünün olmadığı, olanlar içinde ise en fazla oranda (%18) kardeşlerinde hastalık olduğu, %7,5’inin hayatında 1 kez suisid girişiminde bulunduğu, %2’sinin ise 2 ve daha fazla kez suisid girişiminde bulunduğu tespit edildi. Hastaların çoğunluğunun (%52,4) en az 1 kez mobil ev ziyareti aldığı ve % 2,1’sinin merkeze düzenli geldiği görüldü. Sonuç: Ülkemizde 2008 yılından itibaren toplum ruh sağlığı merkezleri kurulmaya başlanmıştır. Kurulan ekip tarafından ev ziyaretleri yoluyla hizmetlerin hastanın ayağına gidiyor olması ruh sağlığı hizmeti alamayan hastaların tespit edilmesi ve hastaların bu hizmetlerden faydalanmalarının sağlanması açısından önemlidir. Bu sayede hastalara psikososyal destek hizmetlerinin verilmesi, merkezlere düzenli geliş oranlarının arttırılması ile hastalığın alevlenme ve yatış oranlarının azaltılması sağlanabilmektedir. Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri ile ilgili çalışmaların artması, deneyimlerin paylaşılması ve hastaların uyumlarının arttırılması ile bu merkezlerin verimliliğinin daha da arttırılabileceği düşünmekteyiz.

ENGELLİ SAĞLIK KURULU RAPORU (ESKR) OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNİN ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL GEREKSİNİM RAPORU (ÇÖZGER) SÜRECİNDE BİLDİRDİĞİ DENEYİM FARKLILIKLARI, Ezgi ÖZALP AKINHale SANDIKÇI İSKENDERLİSıdıka Canan ATASOYBetül YAĞBASANCansu KELEŞEmine Bahar BİNGÖLLER PEKCİCİ, (2022), Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Dergisi, Cilt 55, Sayı 3, 2022, 156 - 160

Öz: Giriş: Engelli Sağlık Kurulu Raporu (ESKR) Yönetmeliği bilimsel, hukuki ve etik sorunları ve çocukları erişkinlerle aynı yöntemle değerlendirmesi nedeniyle kaldırılmış, Çocuklar için Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER) Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir. Her iki Yönetmelik ile rapor almış çocukların ailelerinin deneyim farklılıkları bilinmemektedir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel desendeki araştırmaya 20.02.2019-20.07.2019 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Gelişimsel Pediatri Bilim Dalı’nda (AÜGPBD) ÇÖZGER, öncesinde ESKR raporu alan çocukların aileleri dahil edilmiş, ÇÖZGER aldıktan üç ay sonra araştırmacı tarafından aile telefon ile aranarak ÇÖZGER ve önceki ESKR süreçlerindeki deneyimleri yarı-yapılandırılmış bir görüşme ile öğrenilmiştir. Bulgular: Araştırma süresince AÜGPBD’da ÇÖZGER düzenlenen 661 çocuktan 110’unun daha önce ESKR’si olup ailesine ulaşılan 104 (%94,5) çocuk araştırmanın örneklemini oluşturmuştur (%53,8 kız, yaş ortancaları:4,7 yıl, dağılım:8 ay- 17,7 yıl). Çocukların %99’unun farklı sistemlerde kronik hastalığı bulunmaktadır. Çoğu annenin (%73,1) eğitim düzeyi 12 yılın altında ve çalışmamaktadır (%77,9). Ailelerden %68,3’ü ESKR, %9,6’sı ÇÖZGER ile ilgili sorun yaşadığını bildirmiştir. ESKR sürecinde sorunların nedenlerini ailelerin %35,6’si rapor sürecinin uzunluğu, %33,7’si ESKR yönetmeliğinde çocukların tanısının bulunmaması %20,2’si “ağır engelli” tanımıyla çocuğunu damgalanmış hissetmesi, %9,6’sı çocuğunun yaşının küçük olması nedeniyle gelişiminin değerlendirilmemesi, %6,7’si hastane sekreteryasının konsültasyonlara karar vermesi olarak bildirmiş; %19,2’si ESKR’ye yasal olarak itiraz etmiştir. ÇÖZGER sürecinde ailelerin %4,8’i ÇÖZGER’deki gereksinim düzeylerinin rehberlik araştırma merkezleri (RAM) ve %3,8’i kaymakamlıkta anlaşılmaması, %2,0’ı rapor sürecinin uzunluğu ve %1,0’ı RAM e-rapor sisteminde gereksinim düzeyinin görülmemesini sorun bildirmiştir. Örneklemin %37,5’i daha önce ESKR ile araçta vergi indirimi, engelli aylığı gibi sosyal haklardan yararlanamıyorken ÇÖZGER ile bu haklara ulaştığını bildirmiştir. Sonuç: Araştırmamız özel gereksinimi olan çocuklar ve ailelerinin ESKR Yönetmeliği döneminde önemli sorunlar yaşadığını ve ÇÖZGER Yönetmeliği ile önceki yönetmelikte saptanan sorunların tamamına yakını ortadan kalktığını göstermektedir. ÇÖZGER sürecindeki az sayıda sorun bu alandaki sağlık çalışanları, RAM ve yerel yönetimlerin bilgi yetersizliğine işaret etmekte, acil olarak gerekli düzenlemelerin ve eğitimlerin yapılması gerekmektedir.

 

SOSYAL DEVLET VE SOSYAL YARDIMLAR

2001 ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR VE AİLELERİNE HİZMET VEREN MODELLERE GENEL BİR BAKIŞ, Pınar BAYHAN, Tuğba KARAASLAN, (2001), Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 12, Sayı 2, 2001, 44 - 49

Öz: Bu çalışmada zihinsel engelli çocuklar ve ailelerini, tüm aile sistemi içine alacak şekilde desteklemek, yönlendirmek ve nitelikli elemanların yetiştirilmesini sağlamak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde oluşturulan hizmet modelleri hakkında bilgi verilmiştir. Özellikle “Çocuk, Ergen ve Aile Destek Ağı” Modeli, gönüllü kuruluşların ve üniversitelerin birlikte çalışarak eğitim ve uygulamanın nasıl yapılacağı konusunda iyi bir örnek teşkil etmesi nedeniyle ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu tür modellerin çalışma sistemlerini bilmek, zihinsel engelli çocuklar ve aileleriyle çalışan uzmanlara sunacakları hizmetlerde ışık tutacaktır.

2007 ENGELLİLERİN SOSYO-EKONOMİK DURUMLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA (MUĞLA ÖRNEĞİ), Yrd. Doç. Dr. Ercan BALDEMİR, (2007), Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, 2007, 117 - 126

2009 İSPARTA’DA HUZUREVLERİNDE KALANLARIN SOSYO- EKONOMİK VE SAĞLIK DURUMLARI İLE HUZUREVLERİNİN İMKANLARI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİ, A.nesimi KİŞİOĞLU, Mustafa ÖZTÜRK, Sema KIRBIYIK, Reha DEMİREL, (2009), SDÜ Tıp Fakültesi Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, 2001,

Öz: Bu araştırmada, İsparta’daki hıızurevlerinde kalan kişilerin sosyal, ekonomik durumları, sağlık sorunları ve huzurevinin imkanları ile ilgili düşüncelerinin belirlenmesi amaçlandı. İsparta il merkezindeki ve Atabey İlçesindeki iki huzurevinde kalan 94 kişinin 85’ine ulaşıldı (%90.4). Bu kişilere anket uygulandı ve fizik muayeneleri yapıldı. Araştırma grubunun yaş ortalaması 65.9±16.9 yıl, %64.7’si erkek ve yarıdan fazlası (%55.3) İsparta’lı idi. Huzurevinde kalanların %64.7’si ücretsiz olarak hizmetlerden yararlanmakta, %91.4’ünün yaşayan yakını bulunmakta idi. Huzurevinden memnuniyetin yüksek olduğu (%81.5) gözlendi. İletişim kurulamayan 14’ü mental retarde ve biri işitme engelli 15 kişi hariç; %57.1’inde en az bir kronik hastalığın olduğu, %60’ının sürekli ilaç kullandığı ve %34.3’ünün sigara içmekte olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, değişik nedenlerle huzurevinde kalan kişilerin her ne kadar sözlü olarak durumlarından fazla şikayetçi olmasalar da çeşitli sosyal ve sağlıkla ilgili sorunlarının olduğu ve daha iyi hizmete gereksinim duydukları söylenebilir.

Anahtar Kelimeler: Huzurevi, imkanlar, memnuniyet

Abstract: Opinions of Nursing Home Desidents About Their Socio Economic Canditions and Health Çare, and Physical Capabilities of Nursing Homes in İsparta Opinions of Nursing Home Residents About Their Socio-Economic Conditions and Health Çare, and Physical Capabilities of Nursing Homes in İsparta This study investigates the opinions of nursing home residents in İsparta about their social, economic conditions, health problems, and physical Capabilities of nursing homes in İsparta. 85 respondents (90.4%) out of 94 residents who live in Atabey coun-ty and downtown İsparta facilities replied to the questionnaires. Survey queslionnaires and physical examinations were conducted with each respondent. The mean age of the research group vvas 65.9+16.9 years, 64.7% them were male and more than half of them (55.3%) w ere f r om İsparta. 64.7% of the residents were receiving benefits at no charge and 97.4% of the residents had at least öne living rela-tive. Satisfaction level about the services of nursing homes was high (81.5%). Out of 15 residents who were not availablefor the survey, 14 were mentally retarded and öne vvas hearing impaired. 57.1% of the residents had at least öne chronic disease, 60% of them were on permanent medication, and 34.3% were smokers. As a result, although the people who stay in nursing homes do not complain about their well being, it is possible to say that t hey hav e variety of soda l and health çare problems to be addressed and they need betler social services. Keyword: Nursing home, Rest home.facilities, satisfaction.

2011 TÜRKİYE’DE BAKIMA MUHTAÇ ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL HİZMET POLİTİKALARI VE BÜTÇELERE YANSIMASI, Hüsamettin ÇETİN, (2011), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Sayı 1, 2011, 29 - 42

Öz: Dünyada 20. yüzyılın son çeyreğinde, siyasal ve ekonomik alanda önemli bir değişim yaşanmıştır. Bu değişimden, ülkelerin sosyal politika ve sosyal hizmetleri etkilenmiştir. Bu çerçevede Türkiye’de de son yıllarda bakıma muhtaç engellilere yönelik yeni politikalar geliştirilmiştir. Bu politikaların başında evde bakım ve özel bakım merkezlerinden hizmet satın alınması gelmektedir

2013 SOSYAL DEVLET BAĞLAMINDA TÜRKİYE’DE SOSYAL YARDIM VE SOSYAL GÜVENLİK, İrfan TÜRKOĞLU, (2014), Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt 8, Sayı 3, 2013, 275 - 305

Öz: Sosyal devlet uygulamalarının kökeni, İlkçağlarda Antik Yunan ve Roma’da ayrıcalıklı sınıfların menfaatlerinin korunmasına yönelik sosyal yardım ve sosyal güvenlik faaliyetlerine dayandırılmaktadır. Bu ayrıcalıklı sınıfların bakış açısı, sosyal devlet anlayışını belirleyen en önemli unsur olmuştur. Avrupa’da sosyal devlet uygulamalarıyla ilgili hukuki düzenlemelerİngiltere’de 1601 tarihinde kabul edilen “Yoksulluk Kanunu” ile yapılmaya başlamış,19. Yüzyıl’da sosyal yardım, sosyal güvenlik, sosyal sigorta ve sosyal hizmet alanda önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1945-1975 yılları arasında Batı Avrupa’da hız kazanan ve 1975’lerden sonra önemli bir dönüşüm sürecine giren “sosyal devlet” anlayışı yerini neo liberal politikalara bırakmıştır. Osmanlı Döneminde, ahilik teşkilatı ve devamı olan lonca teşkilatı tarafından kurulan yardım sandıklarıyla “sosyal devlet” anlayışında kurumsallaşma süreci başlamıştır. Türkiye’deki sosyal yardım ve sosyal güvenlik çalışmaları, Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında, önemli bir düzeye ulaştığı görülmektedir. Bu çalışmada sosyal devlet bağlamında Türkiye’de sosyal yardım ve sosyal güvenlik hizmetlerinin sosyo-ekonomik gelişimi değerlendirilmiştir.

2014 SOSYAL YARDIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN YOKSULLARA YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARI: VAN ÖRNEĞİ, Sevgi İşık EROL, (2014), Journal of Life Economics, Cilt 1, Sayı 2, 2014, 149 - 170

Öz: Ülkemizde en önemli sosyal yardım kuruluşu olan Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü (SYGM) uyguladığı sosyal yardım programlarıyla hem fakru zaruret içinde bulunan ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan yoksul, kimsesiz, engelli ve ihtiyaç sahibi kimselere yardımcı olmakta, hem de istihdam odaklı, mesleki eğitim ve proje destekleriyle işsiz, eğitimsiz kişilere yardımcı olmaktadır. Türkiye’de il ve ilçelerde sayıları bine yaklaşan “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları” aracılığıyla sosyal yardımlarını yurt çapında koordineli bir şekilde yerine getiren SYGM’ nün yoksullara yönelik uyguladığı sosyal politikalar çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Bu nedenle çalışmamızda öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durulacak, hemen ardında da Türkiye’deki yoksulluk verilerine değinilecektir. Sonrasında da SYGM’ nün uyguladığı sosyal politikalar (sosyal yardımlar) “aile yardımları”, “sağlık yardımları”, “eğitim yardımları”, “özürlü ihtiyaç yardımları” ve “özel amaçlı yardımlar” başlıkları altında ele alınacaktır. SYGM il ve ilçelerdeki faaliyetlerini Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) aracılığı ile yerine getirmesi nedeniyle çalışmamızın son kısmında da Van SYDV’nın muhtaç ve ihtiyaç sahiplerine yönelik uyguladığı sosyal yardımlara değinilecektir.

2015 5510 SAYILI KANUN DA DÜZENLENEN SİGORTA BORÇLANMALARI, Murat ÖZDAMAR, (2015), İş ve Hayat, Cilt 1, Sayı 1, 2015, 219 - 230

Öz: Sigortalıların borçlanabileceği süreler, 5510 sayılı Kanunun birden çok maddesinde (m. 41, 46, geçici m.4, 8, 31, 36, 43 ve 44) yer almaktadır. Konu genel olarak 5510 sayılı Kanunun “Sigortalıların borçlanabileceği süreler” başlıklı 41. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ILO’nun 1933 tarihli 43 sayılı Sakatlık, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları Tavsiye Kararı ile de uyum göstermektedir.

2015 ENGELLİLERE UYGULANAN SOSYAL POLİTİKALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ, Adnan KÜÇÜKALİ, (2015), Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2014, 59 - 86

Öz: Engelli insanların daha iyi bir yaşam düzeyine kavuşturulması toplumsal bir sorumluluktur. Engelli bireyleri toplumun ayrı bir kesimi olarak değil, bütünleşmiş bir parçası olarak algılamak ve onların sosyal alanda etkinliğini artırmak adına gerekli düzenlemeleri yapmak toplumun insanlık görevi, engellinin ise temel hakkıdır. Her birey gibi engellilerin de doğuştan sahip olduğu hakları koruyan ve onların onurunu güçlendiren yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve engellilerin medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamlara eşit fırsatlarla katılımının sağlanması kamusal bir zorunluluktur. Bu çalışmada Atatürk Üniversitesi’nde okuyan engelli öğrencilere yönelik politikaların, üniversitedeki uygulamaları araştırma konusu yapılmıştır.

2015 AİLEVİLEŞTİRİLEN BAKIMIN KÜREK MAHKÛMLARI: EVDE BAKIM UYGULAMASI KAPSAMINDA BAKIM VEREN KADINLARIN DENEYİMLERİ, Özge Sanem Özateş GELMEZ, (2015), Fe Dergi, Cilt 7, Sayı 2, 2015, 58 - 71

Öz: Bu çalışmada kadının bakım emeği, 2006 yılında hayata geçirilen ve halen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen evde bakım uygulaması üzerinden değerlendirilmektedir. Bu uygulama, ekonomik yoksunluk içinde yaşayan ve ağır engelli raporu bulunan bireylerin bakımlarının, kendi evlerinde net asgari ücret karşılığında akrabaları tarafından karşılanmasını sağlamaktadır. Yapılan çalışmayla öncelikle, evde bakım uygulamasından yararlanan hanelerde bakım veren kadınların bakım emeği ile uygulamaya ilişkin deneyimlerinin ve değerlendirmelerinin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bu değerlendirmelerden yola çıkılarak alternatif politika ve hizmet önerilerinin getirilmesi ise araştırmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışma nitel bir araştırma olarak gerçekleştirilmiştir

2015 MUHTAÇ YAŞLILAR İLE ENGELLİLERE AYLIK BAĞLANMASI VE BUNLARIN BAKIMINI ÜSTLENENLERE EVDE BAKIM ÜCRETİ ÖDENMESİNİN ŞARTLARI, Murat ÖZDAMAR, Erden ÇAKAR, (2015), İş ve Hayat, Cilt 1, Sayı 2, 2015, 169 - 183

Öz: Sosyal yardım ve sosyal hizmetler toplum içinde yaşayan bireylerin yoksul ve muhtaç duruma düşmeleri halinde asgari bir yaşam düzeyinde hayatlarını devam ettirmeleri için devlet bütçesinden yardım yapılması esasına dayanır. Bu anlamda Türkiye’de 2022 sayılı Kanuna göre muhtaç yaşlı ve engellilere aylık bağlanırken 2828 sayılı Kanun kapsamında bakıma muhtaç engellilerin bakımını üstlenenlere evde bakım ücreti ödenmektedir. Bu çalışmada sosyal devlet ilkesinin bir gereği olan sosyal yardım ve sosyal hizmetler üzerinde durulmuştur

2015 ENGELLİLERE UYGULANAN SOSYAL YARDIMLAR, Adnan KÜÇÜKALİ, (2015), Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, Cilt 16, Sayı 35, 2015, 100 - 115

Öz: Ülkemizde devlet eli ile yapılan sosyal yardımların büyük çoğunluğu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı kuruluşlar aracığıyla yapılmaktadır. Bu yardımlar birey, aile ve toplum refahını artırmak amacıyla dezavantajlı kesimler öncelikli olmak üzere tüm toplumu hedefleyen katılımcı anlayışla, adil ve arz odaklı bütüncül politikalar çerçevesinde oluşturulmaktadır. Engelli birey, önüne çıkan engellerin kaldırılması neticesinde olabildiğince hayatın her kesiminde var olabilmenin mücadelesini yapmaktadır. Sosyal devlet ise engellinin bu mücadelesine aktif veya pasif sosyal politikalar üreterek katkıda bulunan devlettir. Bu çalışmada, engelliler için uygulanan ve pasif sosyal politikalar kapsamında yapılan maddi yardımların yıllara göre nasıl bir gelişme gösterdiğinin Erzurum ili odaklı bir araştırması yapılmıştır.

2016 KİŞİSEL GELİR DAĞILIMINDAKİ ADALETSİZLİĞİN GİDERİLMESİNDE TRANSFER GELİRLERİNİN ETKİSİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ, Tahsin KARABULUT, Levent AHİ, Zeynep GÜRSOY, (2016), Balkan Sosyal Bilimler Dergisi, 2016, 732 - 741

Öz: Bir ekonomide elde edilen gelirin büyüklüğü kadar söz konusu gelirin dağılımında adaletin sağlanması da son derece önemlidir. Gelir dağılımında adaletin sağlanamadığı ülkelerde birçok sosyo-ekonomik sorunla karşı karşıya kalınmaktadır. Gelir dağılımı ile ilgili yapılan çalışmalarda daha çok kişisel gelir dağılımı analizleri üzerinde durulmakta, gelir dağılımının ölçüsü olarak Gini Katsayısı ve Lorenz Eğrisi gibi ölçütler kullanılmaktadır.Sosyal adaletin sağlanması amacıyla devlet tarafından herhangi bir geliri olmayanlara veya düşük gelirli kesimlere yönelik karşılıksız olarak ödenen transfer harcamaları, ödeme yapılan bireyler için sosyal transfer geliri olarak ifade edilmektedir.Bu çalışmada; işsizlik maaşı (işsizlik geliri ve kıdem tazminatı dahil), yaşlı geliri (emekli maaşı, yaşlı geliri, isteğe bağlı emeklilik ve ikramiye geliri dahil), dul yetim geliri (dul yetim geliri ve ölüm tazminatı dahil), hastalık geliri, sakatlık geliri (sakatlık geliri, malullük geliri ve gazilik geliri dahil) ve burs gelirleri ele alınarak, hanehalkı transfer öncesi ve transfer sonrası eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirleri tespit edilmiş transfer öncesi ve transfer sonrası Gini katsayıları hesaplanmış ve sosyal transfer gelirlerinin gelir dağılımı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre; transfer geliri sonrası Gini katsayıları, transfer öncesi Gini katsayılarına göre daha düşük çıkmıştır. Bu nedenle sosyal transfer gelirlerinin kişisel gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermede sosyal politika aracı olarak kullanılmasının doğru bir politika olduğu sonucuna varılmıştır.

2016 SOSYAL REFAH DEVLETİNİN KRİZİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME, Ömer ŞANLIOĞLU, (2016), Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, 2016, 0 - 0

Öz: Sosyal refah devletinde toplumdaki tüm bireyler yaşlılık, hastalık, işsizlik, sakatlık vb. durumlarda çeşitli riskleri kolektif olarak paylaşmaktadır. Yapılan sosyal transfer harcamaları toplumda dayanışma kültürünü güçlendirmekte, zayıf sosyal kesimlerin katı rekabet koşullarından olumsuz yönde etkilenmesini engellemeye çalışmaktadır. Zira “piyasanın görünmez eli” pek çok durumda geniş toplumsal kesimlerin aleyhine işlemektedir. Ancak, sosyal devletlerin çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunduğu ve bunlarla mücadele edilmesi gerçeği gözden kaçmamalıdır. Mevcut finansman sorunları ve bu durumu tetikleyen iktisadi krizler, küreselleşme, AB entegrasyon süreci ve nüfus yapısındaki değişimler sosyal refah devletinin başlıca sorun alanlarını teşkil etmektedir. Belirtilen sorunlar çözülmeden mevcut koşulların sürdürülmeye çalışılması finansal açıdan bir kriz halini ifade etmektedir. Mevcut sorunlarla mücadelede reformlara devam edilmesi kaçınılmaz olarak görünmektedir. Bu çerçevede bütçe kalemleri arasında öncelik sırasına göre bir düzenleme yapılması, işsizlik sorunuyla mücadele edilmesi ve sürdürülebilir büyüme imkânlarının sağlanması önem arz etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Sosyal devlet, sosyal devletin krizi, sosyal devlet ve sorunları, reformlar

2016 ENGELLİLERİN SOSYAL SORUNLARI VE BEKLENTİLERİ, Doç. Dr. Yusuf GENÇ, (2016), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 0, Sayı 35/2, 2015,

Öz : İnsanlık tarihi ile birlikte ortaya çıkan engellilik, günümüz toplumlarında da devam eden dezavantajlı bir durumdur. Tarihin değişik dönemlerinde engellilere yönelik farklı uygulamalar yapılmış, modern dünyada ise sosyal devlet anlayışı kapsamında bu gruba yönelik hizmetler çeşitlilik kazanmıştır. Zaman zaman engelliler veya aileleri toplumun diğer üyeleri tarafından potansiyel suçlu bulunmuş, bazen bu duruma acınma duygusu ile yaklaşılmış bazen de topluma entegre olabilmeleri için farklı projeler üretilmiştir. Engelli nüfusun çoğalması bu alandaki kaygıları arttırmaktadır. Çünkü nüfusların yaşlanması ve yaşlı insanların engelli hale gelme riskinin yüksek olması ile birlikte kronik sağlık sorunlarının da küresel olarak artış göstermesi engelli nüfusun artmasına neden olmaktadır. Dünya çapında, engelli olmayan insanlara kıyasla engelli insanlar; daha olumsuz sağlık durumuna, daha düşük eğitim başarısına ve iktisadi katılıma, bunun yanında daha yüksek yoksulluk oranlarına sahiptirler. Birçok insanın varlığına alıştığı ve kolaylıkla ulaşabildiği sağlık, eğitim, istihdam, ulaşım ve bilgi edinme gibi hizmetlere erişimde, engelli insanların birtakım bariyerlerle karşılaşması bu farkları kısmen açıklayabilir. Bu araştırmada Konya ili Doğanhisar ilçesinde yaşayan engellilerin; sosyal, kültürel, ekonomik, eğitim ve sağlıktan kaynaklanan sorunları ve bu sorunlara karşı alınabilecek tedbirler uygulamalı olarak tartışılmıştır. Ulaşılan sonuçların engellilerin sorunlarını belirlemeye ışık tutması beklenmektedir. Araştırma kapsamında 258 engelli ve aileleri evlerinde ziyaret edilerek anket ve mülakat uygulanmıştır. Bu kapsamda engellilerin topluma etkin katılımının sağlanması; fiziksel, sosyal, ekonomik ve davranışsal engellerle karşılaşmalarının önlenmesi, kendilerine ve ailelerine devletin verebileceği katkıların belirlenmesi ve psiko-sosyal destek hizmetlerinin arttırılmasına önem verilmesi gerektiği varsayımından hareket edilmiştir. Engelli bireyler ve ailelerine yapılan ekonomik yardımlar, onların sağlıklı bir yaşam sürmeleri ve mutlu olmaları için yeterli olmamaktadır. Sosyal hayata katılmak ve toplumun diğer bireyleri tarafından değer atfedilmek istemektedirler. Bu araştırma ile engellilerin bu tür sorunlara nasıl yaklaştıkları ve beklentileri üzerinde durulmuştur.

2017 YAŞLI HASTALARINA BAKIM VEREN KADINLARIN DENEYİMLERİ IŞIĞINDA “EVDE BAKIM HİZMETİNİN” DEĞERLENDİRİLMESİ, Mine GOZUBUYUK TAMER, (2017), Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları (HÜTAD), Sayı 26, 2017, 157 - 186

Öz: Evde bakım hizmeti son yıllarda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bir uygulamadır. Bu uygulamada, aileler ve toplum, yaşlı bireyleri koruma, bakım, destek ve tedavisinde anahtar rol oynamaktadır. Bu çalışma ile yaşlılara evde bakım hizmeti veren aile üyelerinin (kadınların) deneyimleri ışığında bakıma muhtaç olduğu tespit edilen 65 yaş ve üzeri kişilere sunulan evde bakım hizmetinin Trabzon özelinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Öncelikle, yapılandırılmış bir görüşme formuyla bakım veren kadınların ve bu hizmeti alan yaşlıların sosyo-demografik görünümleri ortaya konmuş; ardından yarı yapılandırılmış bir görüşme formu ile evde bakım hizmeti veren kadınlarla mülakat yapılmıştır. Mülakat neticesinde elde edilen verilerin analiziyle, evde bakım hizmetinin kapsamı, sunumu, yaşlı ve bakım veren kişi açısından olumlu ve olumsuz yönleri, bakım verenlerin beklenti/talepleri vb. ortaya konmuştur.

2017 ENGELLİ AİLELERİNİN YAŞADIKLARI SOSYAL VE EKONOMİK SORUNLAR, Tule GÜLTEKİN, Sergender SEZER, (2017), Aydın İktisat Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, 2017, 81 - 100

Öz: Bu makale, Muğla’da engelli nüfus oranlarının yüksek olduğu Köyceğiz, Ortaca, Dalaman ve Fethiye ilçelerinde 646 evde bakım ücreti alan annelerle yapılan araştırmanın sonuçlarına dayanılarak oluşturulmuştur. Makale, engellilerin ve ailelerinin sorunlarını, ailelerinin gözünden ortaya koymayı ve çözümler üretmeyi amaçlamaktadır. Bildiri oluşturulurken, “toplum, engellileri eşit yurttaş olarak görmediğinden onlara ve ailelere karşı dışlayıcı-ayrımcı bir yaklaşım sergilemektedir” varsayımından hareket edilmiştir. Bir diğer varsayım ise, yine aynı nedenle “devletin tüm yasal düzenlemeleri, pozitif ayrımcı uygulamaları ve verdiği hizmetler engelli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı toplumsal dışlanmayı önlemeye yetmemektedir” şeklindedir. Bu makalenin yöntemsel yaklaşımı yorumlayıcı-anlayıcı sosyoloji yaklaşımıdır. Bu yöntemsel yaklaşıma göre, belirli toplumsal sorunları anlamak için elde edilen veriler, sosyolojik bir bilgi birikimi ve deneyimine dayalı olarak yorumlanır. Bu yaklaşım, toplumsal sorunların sosyolojik verilerle yorumlanması, anlaşılması ve açıklanması üzerine kuruludur. Yöntemin kullanılmasındaki asıl amaç toplumsal sorunları ve altında yatan sebepleri objektif ve nesnel olarak ortaya koymaktır. Araştırmanın verileri anket tekniği ile elde edilmiş, örneklem ise kategorik ve sistematik örneklem alma tekniği ile alınmıştır. 

2017 ENGELLİ BİREYLERİN YOKSULLUK İLE MÜCADELESİNDE GİRİŞİMCİLİK VE GİRİŞİMCİLİĞİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER, Ekrem AKBUĞA, Murat ELİÖZ, Ali TEKİN, Mehmet ÇEBİ, (2017), Kesit Akademi Dergisi, Sayı 10, 2017, 570 - 585

Öz: Engellilerin yaşadıkları en büyük sorunlardan birisi yoksulluktur. Engellilerde yoksulluk, kendi özel durumları, uygulanan devlet politikaları ve engellilerin karşılaştığı toplumsal bariyerlerden dolayı büyük ve aşılması zor bir sorundur. Kamu yönetimi, alışılagelmiş uygulamalarla, engellilerin toplumdan daha da soyutlanmasına neden olan sosyal desteklere devam ederek onları pasifleştirmektedir. Engellilere faydalı olmak amacıyla, ancak yan etkileri düşünülmeden, yasalarla onların ekonomik ve toplumsal hayata katılımları gerçekleştirilmek istenmektedir. Engellilerin ekonomik hayata katılımı bir işyerinde çalıştırılmak olarak algılandığından ve bu konuda sahada birçok bariyerin olmasından dolayı amaçlanan stratejiler sağlıklı işlememektedir. Bu stratejilerin işler hale getirilebilmesi için engellilere kendi işlerini kurabilmelerine imkân sağlayan düzenlemelerin ve teşviklerin sağlanması gereklidir. Bu çalışma Türkiye’de engellilerin girişimcilik konusunda karşılaşabilecekleri fiziki bariyerlerin neler olduğu ve ilgili tarafların bu bariyerleri nasıl aşabileceği konusunda öneriler sunmaktadır.

2018 AK PARTİ DÖNEMİNDE (2002-2015) SOSYAL YARDIM UYGULAMALARI, Ramazan TİYEK, Mahmut DOĞAN, (2018), Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, Cilt 6, Sayı 15, 2018, 1045 - 1059

Öz: Sosyal yardımlar ihtiyaç sahibi kişilerin ihtiyaçlarını karşılamada tedavi edici fonksiyonu yerine getirmese de pansuman vazifesi görmektedir. Bu kapsamda sadece sosyal yardım talebinde bulunanların değil, gerçek ihtiyaç sahiplerinin tespit edilip hak temelli sosyal yardım uygulamalarının gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, AK Parti hükümetleri döneminde (3 Kasım 2002-7 Haziran 2015) Türkiye‟de sosyal yardımlarla ilgili uygulamalar nasıl şekillenmiştir, yapılan düzenlemeler ve değişikliklerin üzerinde durulmuştur. AK Parti hükümetleri döneminde sosyal yardım harcamalarında artış olduğu bilinmekle birlikte son dönemde sosyal yardım-istihdam bağlantısının kurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. İş sahibi olmak isteyenlere yapılan proje destekleri, ücretsiz ders kitaplarının dağıtılması, engelli ve yaşlılara evde bakım yardımı dönem içerisinde ilk defa gerçekleştirilen yardım türleridir. Önceki dönemlerle kıyaslandığında sosyal yardımların çeşitlenerek artış gösterdiği görülmektedir.

Sosyal yardımlarla ilgili tartışılan konulardan bir tanesi de sosyal yardımların mükerrer bir şekilde gerçekleştirilmesi meselesidir. Bu kapsamda Sosyal Yardım Bilgi Sistemi (SOYBİS), geç de olsa faaliyete geçirilmiştir. SOYBİS, sosyal yardım başvurusu yapan kişilerin muhtaçlıklarını ve kişisel verilerini merkezi veri tabanlarından temin/tespit etme ve mükerrer yardımların önlenmesine yönelik kurumlararası (online) veri paylaşımını sağlama amacıyla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü (SYDGM) tarafından hayata geçirilmiştir. Sosyal Yardım Bilgi Sistemi vasıtasıyla sosyal yardım başvurusu yapan kişilerin hâlihazırda aktif olan sistemden 13 başlık altında 28 ayrı sorgulaması kısa süre içerisinde sonuçlanabilmektedir.

2018 TÜRKİYE’DEKİ EVDE BAKIM AYLIĞI DÜZENLEMESİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM, Edip AYGÜLER, Mustafa Çağrı AYALP, (2018), Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 16, Sayı 3, 2018, 1 - 22

Öz: Evde bakım; bakım ihtiyacı olan bireylere bakım hizmetini olağan yaşam düzenlerini bozmama ve ailelerinden koparmama adına yaşadıkları yerde verilen ve insan sağlığının tüm boyutlarını dikkate alan bakım türüdür. Engellilerin psikososyal sağlığına yönelik çalışmalar yapma sorumluluğu 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na (ASPB) verilmiştir. Bakanlığın bu kapsamda engellilere yönelik sunduğu hizmetlerden biri evde bakım aylığıdır. Evde bakım aylığı, ağır engelli akrabasına sürekli bakım veren ve aylık geliri kişi başına asgari ücretin 2/3’sini geçmeyen hanelerde yaşayan kişilere verilmektedir. Yürürlükte olan mevcut evde bakım aylığı sisteminde önemli sıkıntılar bulunmaktadır. Mevcut sistem engellinin tüm bakım yükünü sadece bir kişiye yüklemektedir. Evde bakım verdiği için bir yerde çalışamayan bireylere uzun vadeli sosyoekonomik koruma sağlanmamaktadır. Bakım verenlere sosyal güvence yapılmamakta, bakım konusunda sürekli eğitim verilmemektedir. Bu çalışmanın amacı, mevcut evde bakım yardımı düzenlemesinin sıkıntılarını ortaya koyarak, söz konusu uygulamanın hak temelli bir şekilde yeniden düzenlenmesi için önerilerde bulunmaktır.

2019 ENGELLİLERİN TÜRK SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDEKİ YERİ, Ertuğrul EVLİCE, (2019), Asya Studies, Cilt 1, Sayı 7, 2019, 79 - 92

Öz: Herkesin toplumsal yaşamaktan doğan bir sosyal çevresi bulunmaktadır. Kişiler iş yaşamı da bu sosyal çevreye dahildir. İş yaşamında gerçekleşen bir kaza sonucunda iş göremez duruma düşmesi kişinin engelli hale gelmesi olarak nitelendirilir. Bu bağlamda herkesin bir engelli adayı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ülkemizde günden güne artan büyüme iş dünyasına da hareketlilik getirmiştir. Bu bağlamda artan iş kazaları ve meslek hastalıkları, kişileri iş göremez duruma düşürmektedir. Anayasamızda herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Devletimiz tarafından sigorta kapsamına alınan sigortalıların sosyal güvencesi yine devlet desteği ile sağlanmaktadır. Engelli bireylere Devlet destekli olarak yapılan yardımların birçoğu primsiz sistem olarak Sosyal Hizmet kurumları tarafından sağlanmaktadır. Bunun yanında primli sistemden sağlanan hakların da bilinmesi gerekmektedir. İş kazası, meslek hastalığı gibi kısa vadeli olarak nitelendirilen; malullük, ölüm gibi uzun vadeli olarak nitelendirilen sigortalılık ile kişilerin sosyal güvenliği sağlanmaktadır. Bahsedilen sigortalılıklar ile engelli bireylere sağlanan hakların anlatıldığı bu çalışma ile toplumda farkındalık yaratılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada engellilik kavramı kapsamlı bir şekilde ele alınarak çeşitli tanımlara yer verilmiştir. Dünya ve Türkiye’de engellilik durumlarına değinilerek sosyal güvenlik sistemi ile engelli bireylere sağlanan haklar anlatılmış.  Bunun yanında engelliler için sağlanan primsiz hizmet yardımlarına kısaca değinilmiştir. Diğer taraftan kamu ve özel sektörde engellilere sağlanan yardım ve indirimler kısaca aktarılmıştır.

***2019 TÜRKİYE’DE SOSYAL DEVLET İLKESİ VE ENGELLİLERE YÖNELİK YAYINCILIK, Simge YILMAZ, İrfan PAÇACI, (2019), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Sayı 3, 2019, 43 - 68

Öz: Sosyal devlet anlayışı 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Yaşanan önemli gelişmelerle birlikte 20. yy ve sonrasında özellikle sanayi toplumlarında sosyal refah anlayışını ve uygulamalarını beraberinde getirmiştir. Türkiye’de sosyal devlet anlayışının temellerinin atılmasıyla birlikte çeşitli kanunlar ortaya çıkmıştır. Sosyal devlet kavramıyla birlikte yerel yönetimlerde sosyal belediyecilik anlayışı benimsenmiştir. Toplumda yer alan sorunlar ile ilgili çözüm arama noktasında sosyal belediyeler ve bazı kurum - kuruluşlar çeşitli çalışmalara imza atmıştır. Bu perspektifle yapılan çalışmalarda yoksul kesimlere yardımcı olmak, toplumu oluşturan bireylerin gelişimini sağlamak hedeflenmiştir. Özellikle genç, yaşlı, engelli ve asgari yaşam sınırında ya da altında bulunan kesimlerin eğitim, sağlık gibi birincil yaşam ihtiyaçlarının yanı sıra kültürel açıdan da gereksinimleri giderilecek şekilde düzenlemeler yapılmıştır. İlgili kanunlarda ve konuyla ilgili düzenlenen sözleşmelerde engelli bireylerin yayıncılık aracılığıyla bilgiye ve iletişime erişimlerinin sağlanması gerektiğinin altı çizilmektedir. Bu bağlamda engelli bireylerin bilgiye ve iletişime erişim hakları göz önüne alınarak çeşitli projeler yürütülmektedir. Fakat her ülkenin bu konu ile ilgili yaptığı çalışma ve verdiği önem aynı derecede değildir. Yürütülen çalışmalar incelendiğinde kanun maddeleri dâhilinde gönüllülük esasıyla oluşturulan projelere rağmen yeterli devlet desteği olmamasından kaynaklanan problemler bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda sosyal devlet anlayışı, yayıncılık alanında ele alındığında engelli bireylere yönelik yapılan çalışmalardaki devlet desteğinin ve verilen önemin yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir. Engelli bireylerin yayıncılık faaliyetlerinde bulunan sorunlara yönelik çözüm yolları uygulamaya geçirilerek bireylerin haklarını eşit kullanabilmesi sağlanmalıdır.

***2019 2022 SAYILI 65 YAŞINI DOLDURMUŞ MUHTAÇ, GÜÇSÜZ VE KİMSESİZ TÜRK VATANDAŞLARINA AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDAKİ KANUNUN DEĞERLENDİRMESİ, Ertuğrul YUVALI, (2019), Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı 37, 2019, 51 - 73

Öz: Sosyal sigorta tekniği, işleyiş prensiplerindeki önemli üstünlüklerine karşın belli riskler karşısında toplumun ancak belli bir kesimine sosyal güvence sunmaktadır. Bu bakımdan salt sosyal sigorta tekniği, toplumun her bireyine insan onuruna yaraşır asgari bir ekonomik güvence sağlanması noktasında hedeflen amaca ulaşamayabilir. Bu noktada sosyal yardımlar, sosyal güvenlik sistemindeki boşlukları tamamlayan ve kapatan bir rol üstlenir. Ülkemizde sosyal yardım uygulamaları bakımından en kapsamlı düzenleme 2022 sayılı “65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” dur. Nitekim söz konusu düzenleme, primli sistemin dışında kalan yaşlıların ve engellilerin sosyal risklere karşı korunmasını, aylık bağlanmasını ve sağlık hizmeti sunulmasını ihtiva etmektedir. Günümüze değin bir çok değişikliğe uğrayan 2022 sayılı Kanun son olarak 14/4/2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanunla değişikliğe uğramıştır. Çalışmamızda; halk arasında “65 Yaş Aylığı” olarak da ifade edilen söz konusu sosyal yardım türü, 2022 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır.

2019 SOSYAL HİZMET UYGULAMALARINDA KÜLTÜREL YETKİNLİĞİ GELİŞTİRMENİN ÖNEMİ, Şerif UZUNASLAN, Elif GÖKÇEARSLAN ÇİFCİ, (2019), Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 30, Sayı 1, 2019, 213 - 230

Öz: Kültürel yetkinliğin temel alındığı bu çalışma kültürün, sosyal hizmet uygulamalarını etkileyebilecek ve yönlendirebilecek şekilde merkezi bir konuma taşınmasının önemli olduğu düşüncesi ile hazırlanmıştır. Postmodern dönemle birlikte farklılıkların giderek daha görünür olması sosyal hizmet alanında kültürel yetkinlik konusuna duyarlılığın artmasına neden olmuş ve sosyal hizmet müdahalelerinde kültürel yetkinliğin ön plana çıkmasını sağlamıştır. Geniş bir yelpazeye sahip olan insan farklılığının günümüzde daha da çeşitlendiği görülmektedir. Bu noktada kültürel yetkinlik, ırk ve etnik köken farklılığının dışında diğer farklılıkları da içine alan bir kapsayıcı kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Daha geniş tanımıyla, ırk ve etnik köken dışındaki renk, sosyal sınıf, dini ve manevi inançlar, göçmen statüsü, cinsel yönelim, cinsel kimlik veya ifadesi, yaş, medeni hal ve fiziksel veya mental anlamda engelli olmak üzere insanların sosyo-kültürel deneyimlerini içermektedir. Sosyal hizmetin mikro, mezzo ve makro uygulama boyutlarını kapsayan kültürel yetkinlikte amaç; kültürlerarası uygulamalarda etkin ve etik sosyal hizmet müdahalelerini mümkün kılmaktır. Dolayısıyla bu çalışma sosyal hizmet ve diğer insan hizmetleri literatürünün kültürel açıdan uygun ve yetkin müdahalelere hitap eden bir içeriğe sahip olması gerekliliğini savunmaktadır.

2019 TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNİN ETKİLERİ BAĞLAMINDA TÜRKİYE SOSYAL POLİTİKASININ DEĞİŞİMİ, Kasım KARATAŞ, Mehmet BAŞCILLAR, Ali TAŞCİ, (2019), Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 17, Sayı 2, 2019, 195 - 218

Öz: Bu çalışmada Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin etkileri bağlamında 2010-2018 yılları arasında Türkiye sosyal politikasının dönüşümü değerlendirilmiştir. Türkiye’nin eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik ve istihdam politikalarındaki değişiklikleri, Katılım Ortaklığı Belgeleri, Ulusal Raporlar ve İlerleme Raporlarıyla açıklanmıştır. Kadın, yaşlı, çocuk ve engelli alanındaki politika değişiklikleri basın yayın organlarından derlenen haberlerin yanı sıra ulusal ve uluslararası ölçekli sivil toplum örgütlerinin raporları ışığında gözler önüne serilmiştir.

2020 EVDE BAKIM HİZMETİ KAPSAMINDAKİ ENGELLİ BAKICILARININ SOSYAL İLİŞKİLERİ VE SOSYAL DESTEK DURUMLARI, Sadiye KAYAARSLAN, (2020), Kesit Akademi Dergisi, Cilt 6, Sayı 24, 2020, 145 - 172

Öz: Bakıcıların sosyal işlevselliğinin artırılması amacıyla sosyal desteklerinin ve sosyal sermayelerinin artırılması hem sosyal hizmetin odağındaki konular arasındadır hem de sosyolojik bir olgudur. Engelli bakıcılarının çok fazla araştırmaya konu olmamasından hareketle bu araştırmanın evrenini Kırıkkale Sosyal Hizmet Merkezi’nde kayıtlı evde bakım hizmeti alan 1763 engellinin bakıcısı oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre; engelli bakıcısı olmak, bakıcıların sosyalliklerinin daha az olmasına neden olmaktadır. Bakıcıların çoğu (%64,2’si), bakım verirken başkalarının yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Engelli bakıcılarının sosyal sermayesine kaynak oluşturan en büyük sosyal destek mekanizmasının yakın aile çevresi olduğu tespit edilmiştir. Bakıcıların yaşı ve eğitim durumları, engellinin evrak işlerinin yürütülmesinde önemli bir etken olmaktadır. Bakıcıların %75,8’i kendilerine danışmanlık ve yönlendirme yapılmasına, %61,4’ü günübirlik bakım kurumlarından sağlanacak sosyal desteğe ihtiyaç duymaktadır.

2020 KIRSAL ALANDAKİ ENGELLİLERİN SORUNLARI VE ETKİLEŞİM FARKLILIKLARI, Serdar NERSE, (2020), Şarkiyat, Cilt 12, Sayı 3, 2020, 603 - 618

Öz: Engellilik kavramsal açıdan sosyal bilim ve diğer bilim alanlarında çokça çalışılan bir konu olsa da “kırsal alandaki engelliler”in sorunları dolaylı bir biçimde çalışılmıştır. Dolayısıyla kırsal alanda engellilerin durumunu ortaya çıkaracak çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı sosyoloji alanyazınında tartışılmayan kırsaldaki engellilerin sorun ve durumlarını farklı bileşenlerle tartışmaktır. Türkiye’de gelişme bakımından en dezavantajlı bölgesi sayılan Mardin, Batman ve Şırnak’ın köylerinde yürütülmüştür. Mardin, Batman, Şırnak ile ilçelerine bağlı köylerde yaşayan iki engelli grubuyla çalışılmıştır. Araştırma kırsal alanda ikamet eden, hastane veya rehabilitasyon merkezlerinde sürekli bir şekilde kalmayan iki farklı grupla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemiyle iki gruba ayrılan toplam 192 kişiye anket uygulanmıştır. Katılımcılar amaçsal ve küme örneklemeyle belirlenmiştir. Kırsal alandaki engellilerin i) eğitim, ii) istihdam, iii) evlilik durumları, iv) duygusal problem, v) sosyal düzenlemeler ve aile algısı ile vi) toplumsal aktivitelere katılım durumlarına ilişkin sorular sorulmuştur. Bu değişkenler bağlamında katılımcıların engellilik durumları ve toplumsal yaşama katılımları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Araştırma neticesinde kırsal alanda yaşayan engellilerin sosyal durumları, ekonomileri ve diğer ilişkilerinde olumsuzluklar olduğu tespit edilmiştir.

2021 PRİMSİZ UYGULAMALARLA YAŞLI VE ENGELLİLERİN SOSYAL GÜVENLİĞİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ, Mete Kaan NAMAL, Aynur YUMURTACI, Bülent ARPAT, (2021), Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 8, Sayı 3, 2021, 1321 - 1342

2021 İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE BİR SOSYAL POLİTİKA ARACI OLARAK MESLEKİ REHABİLİTASYON: ÜLKELERE GÖRE İYİ UYGULAMALARIN İNCELENMESİ, Deniz BOZ ERAVCI, (2021), Hak İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt 10, Sayı 26, 2021, 30 - 45

Öz: Sosyal politika, devlet tarafından toplumun tüm kesimlerinin sağlık, güvenlik, barınma, eğitim, sosyal güvenlik, istihdam gibi, refah seviyesini artırmaya yönelik yapılan tüm hizmetleri ifade eder. Refah seviyesini artırmaya yönelik uygulamalar pek çok çerçevede ele alınabilir. Çalışma hayatında sosyal politikanın uygulaması ve dolayısıyla refah seviyesini artırılması çalışanların istihdamının, sağlık ve güvenliğinin korunması ile gerçekleştirilebilir. Mesleki rehabilitasyon ülkemizde engellilerle sınırlı olarak dar kapsamda ele alınmakta ve yalnızca engellilerin istihdamını kolaylaştırıcı beceriler kazandırılmasına yönelik olarak uygulanmaktadır. Ancak mesleki rehabilitasyon geniş anlamı ile gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, tüm çalışanlar için, iş kazası ve meslek hastalığı sonrası da çalışanların işe dönüşlerini hızlandıran prosedürleri ve uygulamaları kapsar. Ülkemizde mesleki rehabilitasyona ilişkin iş sağlığı ve güvenliği organizasyonu kapsamında ve işe dönüş planı temelinde herhangi bir uygulama mevcut değildir. Bu çalışma kapsamında, mesleki rehabilitasyon kavramının, iş sağlığı ve güvenliğinde bir sosyal politika aracı olarak ve gelişmiş ülkelerdeki iyi uygulamalar temelinde incelenmesi ve bu minvalde Ülkemiz çalışma hayatına yönelik öneriler getirilmesi amaçlanmıştır.

2021 SOSYAL POLİTİKA KAPSAMINDA KAMU KURULUŞLARI TARAFINDAN BİR DEZAVANTAJLI GRUP OLARAK ENGELLİLERE YÖNELİK VERİLEN HİZMETLERİN ETKİNLİĞİ: ISPARTA İLİ ÖRNEĞİ, Murşit IŞIK, Kübra DEMİROK, (2021), Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2021, 111 - 135

Öz: Sosyal devlet ve sosyal adalet gibi birçok ilkeler ışığında hareket ettiği düşünülen bir bilim olarak karşımıza çıkan sosyal politikanın önemli konularından biri dezavantajlı gruplardır. Bu grup içerisinde yer alan “engelliler” ortak yaşam alanlarında devletin de desteğiyle diğer insanlar gibi, kendilerini diğer insanlardan farklı görmeden engellerini hissetmeden ihtiyaçlarını karşılayabilmek hakkına sahiptirler. Bu amaçla devletler bu gruplara yönelik birçok hizmetler vermekte ve vermeye de devam etmektedir. Araştırmanın amacı Isparta İlindeki engelli bireylerin kamu kurumları tarafından sağlık, ulaşım, şehircilik, güvenlik, toplumsal ilişki, kamudan beklentiler, istihdam alanlarında yapılan hizmetlere bakış açısı ve bu hizmetlerden duyulan memnuniyeti ölçmeye çalışmaktır. Bu amaçla Isparta İlinde ikamet eden engelli bireylere anket formları dağıtılmış engelli bireylerin cinsiyet, yaş grubu, medeni durum, çalışma durumları, gelir durumları, çalıştığı sektör, sosyal güvence, eğitim, engel türü ve engel oranına göre verilen kamu hizmetlerine yönelik algıları arasında farklılık olup olmadığı araştırılmış ve yapılan analizler sonucunda anlamlı farklılıklara rastlanmıştır. Sadece cinsiyet, medeni durum ve engel oranında analizler sonucunda anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Araştırma ile yerel yönetimlerin kolaylaştırıcı hizmetler sunması karşılığında özürlü istihdam oranlarını artırabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır. İşyerlerinin fiziksel imkânlarının uygun olması karşılığında, özürlülerin verimli bir şekilde çalışacaklarını içeren beyanları yüksek bir ortalamaya sahiptir.

2021 SOSYAL BİR SORUN ALANI OLARAK YAŞLI YOKSULLUĞUNUN İNCELENMESİ, Gizem KARASOY, (2021), Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 19, Sayı 3, 2021, 155 - 167

Öz: Yoksulluk geçmişten günümüze tüm toplumları etkileyen bir sorun olmuştur. Çeşitli toplumsal gruplarda yaşanabilen yoksulluk özellikle sosyal hizmetin odak noktasında olan yaşlı, engelli, kadın, çocuk gibi dezavantajlı grupları daha derinden etkilemektedir. Yaşlılar yoksulluktan etkilenen önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır ve yoksulluğun çeşitli görünümlerini deneyimlemektedir. Yoksullukla mücadelede önde gelen akademik disiplinlerden biri de sosyal hizmet mesleğidir. Sosyal hizmet uzmanları yoksulluğa dayalı ihtiyaç ve sorunların saptanarak koruyucu önleyici hizmetlerin planlamasında ve sosyal politikaların oluşturulmasında aktif rol alırlar. Bu makalede yaşlı yoksulluğu için risk etmeni olarak görülen yaşlılığa ilişkin fizyolojik değişimler, toplumsal cinsiyet, istihdam, sosyal yardımlar, ayrımcılık, sosyal izolasyon ve yalnızlık konuları sosyal hizmet mesleki bakış açısıyla ele alınarak yoksulluğun önlemesine ilişkin öneriler sunulacaktır.

COVID-19 SALGINI DÖNEMİNDE TÜRKİYE’DE UZUN DÖNEMLİ BAKIM ÖNLEMLERİ, Cemre CANBAZER ŞANLIBaşak AKKAN, (2022), Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Sayı 83, 2022, 0 - 0

Öz: Yakın dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir sağlık krizine yol açan COVID-19 salgını ülkelerin uzun dönemli bakım rejimleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuş; yaşlı, engelli ve bakım gereksinimi duyan tüm bireyleri refah sistemleri içinde daha da kırılgan hale getirmiştir. Özellikle, Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde uzun dönemli bakım kurumlarında gerçekleşen ölümlerin tüm COVID-19 ölümlerinin neredeyse yarısını oluşturması, uzun dönemli bakım politikalarını ve kurumlarını tekrar tartışmaya açmıştır. Türkiye yüzde 4’lük oranıyla uzun dönemli bakım kurumlarında gerçekleşen COVID-19’a bağlı ölüm oranının düşük sayıldığı ülkeler arasındadır. Ancak, Türkiye’de yaşlı nüfus ağırlıklı olarak kurum bakımı dışında aile temelli bakım almaktadır ve salgının ilk dönemlerinde uzun dönemli bakım kurumları dışında ölümlerin çoğunluğunu 65 yaş üstü bireyler oluşturmuştur. Makale, Türkiye’deki COVID-19 salgınının uzun dönemli bakım alanı üzerindeki etkisini Türkiye’nin aile temelli bakım rejimini temel alarak tartışmaktadır. Türkiye yaşlı nüfusunu korumak için uzun soluklu karantina önlemleri hayata geçirmiştir. Bu önlemler, COVID-19 salgınına yönelik birbirini izleyen dört dönem içinden tartışılmaktadır. Makalede ortaya konduğu üzere, uzun dönemli bakım alanında farklı aşama ve düzeylerde geliştirilen bu önlemler aileyi temel alan uzun dönemli bakım politikaları üzerine inşa edilmiştir. Salgının bir sonucu olarak öncelikli hale gelen uzun dönemli bakım rejiminin geleceği, alan yazınında ortaya konan tartışmalar ile paralellik göstermektedir. 

ENGELLİ BİREYLERE YÖNELİK KAMUSAL SOSYAL YARDIM VE SOSYAL HİZMETLER, Sıdıka BULUŞ, (2022), Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, Cilt Prof. Dr. M. Fatih UŞAN’a Dekanlıkta 10. Yıl Anısına Teşekkür Armağanı, Sayı 2022-2, 2022, 835 - 872

Öz: Sosyal güvenlik, her geçen gün artan ve çeşitlenen riskler karşısında herkesin ulaşması gereken bir haktır. Toplumdaki diğer insanlar ile eşit koşullarda hayatını sürdürmek için desteğe ihtiyaç duyan engelli bireyler bakımından ise ayrı bir öneme sahiptir. Türk Hukukunda sosyal sigortalardan faydalanamayan engelli bireyler için sosyal yardım ve sosyal hizmet düzenlemeleri vardır. Geçimini sağlamak için yeterli geliri bulunmayan muhtaç durumdaki kimselere gelir güvencesi sağlamak üzere sosyal yardımlar yapılmaktadır. Engelli bireylerin toplumsal hayata katılması, topluma uyum sağlaması ve faydalı hale gelmesi bakımından ekonomik destek yeterli olmadığından sosyal hizmetler de gerekli görülmüştür. İhtiyaç duyan engelli bireylere evde veya bakım merkezlerinde bakım ve rehabilitasyon hizmeti sunulması, temel ve mesleki eğitim verilmesi gibi hizmetler bu kimselerin topluma kazandırılması bakımından sunulan başlıca sosyal hizmetlerdir. Engelli bireylerin sosyal yardım ve hizmetlerden yararlanmak için herhangi bir karşılık ödemesi gerekmemektedir. İhtiyaç duyan engelli bireylere sunulan bu sosyal yardım ve hizmetlerin amacına ulaşması için günümüz ekonomik koşullarına uygun düzenlenmesi, uzman kişiler tarafından yönetilmesi ve kişiler arasında ayrım gözetilmeksizin adil şekilde uygulanması gerekmektedir.

SOSYAL YARDIMLARA ERİŞİM BAĞLAMINDA ‘HAK EDEN’ YOKSUL VE HAREKET EDEBİLİRLİK KAVRAMLARI: EVDE BAKIM AYLIĞI ÜZERİNE NİTELİKSEL BİR ÇALIŞMA, Simla SERİMBaşak AKKAN, (2022), Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 33, Sayı 3, 2022, 889 - 911

Öz: Bu makale ‘hak eden’ yoksul ve hareket edebilirlik kavramlarını, evde bakım aylığına odaklanarak tartışmaktadır. Tüm dünyada ekonomik krizler sonrası yükselen yoksulluğa bağlı olarak, devletlerin sosyal yardımlara ayırdığı bütçelerin arttırıldığı ve nakit desteği programlarının çeşitlendirildiği görülmektedir. 2001, 2008 yıllarındaki küresel ekonomik krizlerin ve yaşamakta olduğumuz salgının ekonomik ve sosyal sonuçları düşünüldüğünde sosyal yardımlar önemli sosyal politika müdahaleleri olmuştur. Türkiye’de sosyal yardım alanında farklı kategorilerde bir dizi yardım verilmektedir. Bu makalenin konusu olan evde bakım aylığı hem bir sosyal yardım politikası hem de bakım politikası olarak düşünülebilir. Avrupa ülkelerinde de 90’lardan bu yana ev temelli bakımı desteklemek için benzer nakit desteği programları uygulanmıştır. Avrupa’daki yaygın uygulamaların aksine, Türkiye’de evde bakım aylığı bakım ihtiyacı olan engelli ve yaşlı kişinin kendisine değil, engelli veya yaşlısına bakan aile bireyine verilen bir sosyal yardım programıdır. Bu bağlamda makale evde bakım aylığını bir sosyal yardım mekanizması olarak ele alarak hak edebilirlik ve hareket edebilirlik kavramlarını yoksulların sosyal yardımlara erişimleri bağlamında tartışmaktadır. Makalede bulgularını paylaştığımız araştırmamızda farklı sosyal taraflar (sosyal yardım alanında çalışan merkezi ve yerel idareciler, sosyal hizmet uzmanları, engelli hakları alanında çalışan STK temsilcileri ve yardımdan yararlanan engelli birey yakınları) ile derinlemesine görüşmeler yoluyla söz konusu kavramlar ve dolayısıyla sosyal yardımlara dair sosyal adalet görüşleri irdelenmiştir.

ENGELLİ VE ENGELLİ SORUNLARINDA YENİ BİR PERSPEKTİF SOSYAL DIŞLANMADAN SOSYAL ENTEGRASYON VE SOSYAL İÇERMEYE YÖNELİM, Sümeyye Beyza ABAY ALYÜZ, (2022), Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, 2022, 457 - 471

Öz: Engelliler, tarihsel süreç içinde dezavantajlı gruplar arasında sorunları ve sorunların ele alınışı açısından en çok tartışılan gruplardan birini oluşturmaktadır. Tarihsel süreç içinde engelli yaklaşımlarına bakıldığında, bireyi engel durumlarına odaklı merkeze alan yaklaşımlardan, engelli bireylerin etkileşimde olduğu sistemlerin imkanlarına ve yetersizliklerine odaklanan yaklaşımların benimsendiği görülmektedir. Engelliler diğer dezavantajlı gruplara göre belirli gereksinimlerinden ötürü yaşamları boyunca sosyal çevreleriyle çok daha fazla etkileşim içindedirler. Dolayısıyla sorun, ihtiyaç, haklar temelinde engellinin etkileşimde olduğu her sistem (eğitim, iş hayatı, sağlık sistemi vb.) aynı zamanda engelli birey için katılımı kolaylaştırıcı özellikler barındırmalıdır. Bu durum engelli lehine tüm sistemlerle ilişkilerinin düzenlemesini yaşam hakkı mücadelesine dönüştürmüştür. Nitekim tarihsel süreç içinde engellinin insanca yaşam hakkını sağlamada, toplumla bütünleştirme (entegrasyon) çabaları önemli bir yer tutarken günümüzde önemli bir farkla sosyal içerme anlayışının daha fazla ön plana çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada, engelliler için yeni bir söylem olan, sosyal içerme anlayışı ele alınarak, sosyal dışlanma kavramından, önce sosyal entegrasyona daha sonra sosyal içerme kavramına yönelmenin arka planındaki nedenler sosyal hizmet perspektifi açısından değerlendirilecektir.

DEZAVANTAJLILIĞIN BİR ADIM ÖTESİ: ENGELLİ ÇOCUK SAHİBİ KADINLARIN YAŞADIKLARI GÜÇLÜKLER VE SOSYAL POLİTİKA ÖNERİLERİ, Abdulkadir YÜKSELYücel UYANIK, (2022), KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, 2022, 183 - 229

Öz:Bu araştırmanın amacı; engelli çocuk sahibi kadınların yaşadıkları güçlükleri bütüncül bir bakış açısıyla incelemek ve araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda sosyal politika önerileri sunmaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden olgu bilim desenine göre tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak açık uçlu soruların yer aldığı yarı yapılandırılmış görüşme formu geliştirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örnekleme stratejisine göre belirlenmiştir. Bu bağlamda görüşme formu yardımıyla 20 engelli çocuk sahibi kadından nitel araştırma yöntemleri çerçevesinde veri toplanmıştır. Veriler MAXQDA programı kullanılarak içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma bulguları tablolar, şekiller, kod haritaları ve direk katılımcı ifadeleri eşliğinde sunulmuştur. Araştırmadan elde edilen verilere göre engelli çocuk sahibi kadınların yaşadıkları bazı güçlükler; umutsuz, mutsuz ve çaresiz ruh hali, endişe ve kaygı düzeylerinin yüksek olması, ek harcamalar sebebiyle gelir yetersizliği, işgücü piyasalarından uzaklaşma ve bakım yükünün çalışma hayatına girişi engellemesi, engelli çocuğun bakım güçlüğü ve bağımlılığının getirdiği sağlık sorunları, sosyal dışlanma ve ayrımcılığa maruz kalma, aile içi sorunlar ve yalnızlaşma, çalışan kadınlara yönelik uygulanan sosyal politikaların yetersizliği şeklinde ifade edilebilir. Ayrıca engelli çocuk sahibi kadınların beklentileri ve önerileri doğrultusunda mevcut sosyal politikalarda değişiklikler ve yeni sosyal politika önerileri sunulmuştur.

2023 ENGELLİ EVDE BAKIM HİZMETLERİNDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME, Derleme Hilal KÖK, (2023), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 23, Sayı 58, 2023, 45 - 62, 10.21560/spcd.vi.1092868

Öz:Engelli evde bakım hizmetlerinin temel amacı engelli bireyin yaşamını aile içinde destekleyerek bağımsız yaşamına katkı sunmaktır. Engelli evde bakım hizmetleri engellinin evinde ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik çalışmaları içermektedir. Engelli evde bakım aylığı ise informal bakım olarak nitelendirilen ağır engelli bireye akrabası tarafından bakım sorumluluğunun yerine getirilmesi karşılığında her ay düzenli olarak ödenen nakdi yardımdır. Bu derleme makalede öncelikle evde bakım kavramı, evde bakım hizmeti ihtiyacı, evde bakım hizmetinin amacı ve bu hizmetin mevzuat temellendirmesine değinilerek evde bakım hizmeti ve evde bakım aylığı uygulamalarında karşılaşılabilecek birbirinden farklı sorunlar tartışılmıştır. Sorunlara ilişkin değerlendirme ve çözüm önerileri mevcut uygulamalar, engelli birey, bakım veren ve uygulayıcılar perspektifinden ele alınmıştır. Çalışmada engelli evde bakım hizmet sunumu, gelir kriteri, mevzuat, yapılan sosyal incelemeler, uygulayıcıların niteliği, bakım verenin ihtiyaçları vb. pek çok konunun ele alınarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Son olarak yapılan değerlendirmeler ışığında uygulamalardaki olası sorunların giderilerek hizmet sunumundaki kalitenin artırılmasına dair pek çok öneri sunulmuştur.

 

VERGİ HUKUKU

***1980 VERGİLENDİRMEDE SAKATLIK BAREMİ, Adnan ÖZTÜREL, (1980), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 37, Sayı 1, 1980, 441 - 459

2010 ENGELLİLERE YÖNELİK SPOR HİZMETLERİNİN GELİŞİMİ AÇISINDAN SPONSORLUK VE VERGİSEL DÜZENLEMELERE İLİŞKİN ÖNERİLER, Serkan ÇINARLI, Gözde ERSÖZ, (2010), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 12, 2010, 141 - 156

Öz : Bu çalışmanın amacı kamu hizmeti olarak engellilere yönelik sporhizmetlerinin gelişiminde sponsorluk düzenlemelerinin önemini ortayakoymaktır. Günümüzde özrü olan kişilerin toplumdaki yerlerini, özrüolmayan kişiler ile birlikte aynı sırada alabilmeleri için sporun etkin bir araçolarak kullanılması gerekmektedir. Oysa ülkemizde engelli bireylerin sporyapabilecekleri alanlar, spor organizasyonları ve bu organizasyonlarakatılımda maddi destek yeterli değildir. Engelli sporundaki bu handikaplarınaşılması engelli sporuna yapılacak maddi destek yani sponsorluk ilemümkündür. Bu bağlamda çalışmamızda engellilerin spor yapmalarındakihukuksal çerçeve ele alınmış, ülkemizde spor yapan engellilerin mevcutdurumu ortaya konulmuştur. Bunun dışında engellilerde spor hizmetininkalitesinin artırılmasında önemli olduğu düşünülen sponsorlukdüzenlemelerinde vergisel teşvikler açıklanmış ve söz konusu malidüzenlemedeki yetersizliklerin firmaların sponsor olmaya teşvikinde cazipolmadığı belirtilmiştir. Engellilerin spor organizasyonlarında firmalarıntanıtım potansiyeli düşük olduğundan engellilere yönelik sponsorluktafirmalara daha farklı vergisel teşvikler sunulması önerilmiştir

***2012 TÜRK VERGİ HUKUKUNDA YER ALAN SAKAT VE ÖZÜRLÜLERE YÖNELİK VERGİSEL AYRICALIKLAR, Derya YAYMAN, Ali ÇIMAT, (2012), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 16, Sayı 3, 2012, 297 - 322

Öz: En gelişmiş canlı olarak tanımlanan insan, doğuştan veya sonradan meydana gelen nedenlerle sahip olduğu bazı organlarını ve melekelerini tam anlamıyla normal bir şekilde kullanamayabilir. Çeşitli zihinsel ve bedensel engelleri olabilir. Bu engeller, doğumla ya da doğumdan sonra ortaya çıkabilir. Hatta normal olarak yaşamını devam ettiren bizler, her an engelli durumuna düşebiliriz. Öyle ise, vücudunda bulunan organlarını çeşitli nedenlerle eksik kullanan veya kullanamayan, yoksunluğu olan kişilere, engelli diyebiliriz. Bizlerin de her an bir engelli olabileceği gerçeğinden hareketle; engellilerin yaşam şartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi günümüzde bütün toplumların ve devletlerin öncelikli hukuki, sosyal ve ekonomik amaçlarından biri haline gelmiştir. Başta Anayasamızda olmak üzere, birçok mali ve ekonomik yasalarda, özellikle vergi yasalarında sakat ve özürlülere yönelik ayrıcalıkların olduğunu ve bunların da; her geçen gün arttığını ve sistemli ve anlaşılabilir hale geldiğini söyleyebiliriz. Anayasamızın 61’nci maddesinde, Devletin, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına uyumlarını sağlayıcı tedbirleri alacağı, bu amaçla gerekli teşkilat ve tesisleri kuracağı veya kurulmasını sağlayacağı ifade edilmiştir. Diğer yandan, özürlü vatandaşların, içinde bulunduğu zor koşulların giderilmesine katkıda bulunmak ve özürlüler ile özürlü olmayanlar arasındaki rekabet eşitsizliğini gidermek amacıyla öteden beri vergi hukukunda ve Türk Vergi Hukukunda çeşitli düzenlemeler yer almıştır. Vergisel düzenlemelerin büyük çoğunluğu sübjektif karakterli vergilerde olsa bile, bazı ayrıcalıklı hükümlerin objektif karakterli vergilerde de olabildiğini ve genişleyerek sürdüğünü söyleyebiliriz. Bu çalışmada yalnızca, vergisel ayrıcalıklara değil diğer bazı mali ayrıcalıklara da değinilecektir. Bu ayrıcalıkların nasıl bütünleştirilebileceği ve engellilere nasıl daha iyi koşullarda uygulanabileceği ve mevzuat karmaşasının nasıl önüne geçilebileceği gibi öneriler de getirilmeye çalışılacaktır.

2013 ENGELLİLERİN VERGİSEL AVANTAJLARI, Hayriye IŞIK, (2013), Balkan Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 4, 2013, 0 - 2

Öz: Türkiye’de engelli kişilerin hakları, başta Anayasa olmak üzere çeşitli yasalar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Engellilerin hayat standartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi adına Anayasamızda, “Devletin sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alacağı ve bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kuracağı veya kurulmasını sağlayacağı...” ifade edilmiştir. Anayasa’nın 73. maddesinde ise “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” ifadesi yer alır. Engelli olmak vergi mükellefi olmaya engel değildir. Ancak engelli kişilerin içinde bulunduğu zor koşulların giderilmesine katkıda bulunmak ve engelli olanlar ve olmayanlar arasındaki rekabet eşitsizliğini gidermek amacıyla Türk Vergi Sisteminde bazı iyileştirici tedbirler alınmıştır. Bu çalışmada Türk Vergi Sisteminde engellilere tanınan vergisel istisna ile muafiyetler ve yapılan son düzenlemeler ele alınmaktadır.

2018 ENGELLİLİK ORANI %90’IN ALTINDA BULUNAN ÖZÜR DURUMLARINDA TAŞIT ALIMLARININ VERGİSEL ANALİZİ, Mehmet Emrah BİNİCİ, İdris VARICI, (2018), Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 7, 2018, 67 - 82

Öz: Fiziksel engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımının yaygınlaştığı/yaygınlaştırılmak istenildiği günümüz koşullarında yetkili Kamu organlarınca bir takım hukuki düzenlemeler ve sivil toplum kuruluşlarınca da vicdani/sosyal faaliyetlerde bulunulması gerekmekte olup bu kapsamda yetkili otoritelerce ilgililerin yaşamsal ve sosyal aktivitelerini kolaylaştıracak, hayata tutunmaları ve psikolojik olarak özgüven kazanılmasını sağlayacak bazı yasal düzenlemeler getirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu kapsamda kanun koyucu tarafından fiziksel engelli yurttaşlar için yaşamlarını kolaylaştıracak bazı mevzuat düzenlemeleri getirilmiş lakin fiziksel özür dereceleri ve rahatsızlıkların ihtisas gerektiren teknik bir konu olması münasebeti ile uygulamada bazı anlaşmazlıklar ve fikir ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu fikir ayrılılarından da biri olan ve taşıt alım sektöründe engellilik derecesi karine alınarak gerçekleştirilen %90 altı özür durumu mevzuu, bu çalışmada ele alınarak teferruatlı bir biçimde izah edilmeye çalışılmıştır.

2018 ENGELLİLERE YÖNELİK VERGİSEL DÜZENLEMELERİN SOSYAL DEVLET OLMA ANLAYIŞI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, Zeynep ARIKAN, Ahmet İNNECİ, Salih GÜRBÜZ, (2018), Maliye Araştırmaları Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, 2018, 131 – 139

Öz: Bu çalışmanın amacı, Türk vergi kanunlarında yer alan engelli vatandaşlara yönelik vergisel avantajların incelenmesi, vergi kanunlarında yer alan düzenlemelerin sosyal devlet olma anlayışına hizmet edip etmediğinin belirlenmesi ve mevcut düzenlemelerin yeterli olup olmadığının tartışılmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olması ve devletin engellilerin korunması ve topluma kazandırılmaları ile yükümlü olduğu Anayasa ile hüküm altına alındığı düşünüldüğünde, engellilere yönelik vergisel düzenlemelerin ne derece önemli bir konu olduğu anlaşılacaktır. Nitekim devletin engelliler konusunda kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmede kullandığı en önemli araçlardan biri vergi politikalarıdır. Bu bağlamda çalışmada engellilere yönelik Türk vergi kanunlarında yer alan vergisel düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın sonunda ise engellilere yönelik vergisel düzenlemeler hakkında çeşitli öneriler getirilmiştir.

2019 2018 YILINDA UYGULANAN SİGORTA PRİM TEŞVİKLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER, İlhan ORAL, (2019), Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 19, Sayı 4, 2019, 222 - 240

Öz: İşsizlik, günümüzde hem gelişmiş ülkelerin hem de gelişmekte olan ülkelerin en önemli sorunlarından biridir. Teknolojik gelişmelerin iş gücüne olan talebi azaltması ve diğer yandan da çoğalan nüfusun işgücü arzını artırması nedeniyle işsizlik sorununa çözüm bulabilmek çok kolay görünmemektedir. Bu bakımdan işsizlik tüm ülkeler açısından dikkatle takip edilmesi gereken ekonomik sorunların başında gelmektedir. Devletin işsizlikle mücadelede kullandığı belirli politikalar vardır. Bunlar, aktif ve pasif işgücü piyasası politikalarıdır. Aktif politikalar istihdam yaratmaya yönelikken pasif politikalar da işsizliğin olumsuz sonuçlarını gidermeye yöneliktir. İstihdam artırıcı aktif işgücü piyasası politikalarından biri de işverenlere uygulanan sigorta prim teşvikleridir. Prim teşvikleriyle devlet işverenlerin üzerindeki işçilik maliyetini azaltarak istihdamı artırmayı amaçlamaktadır. Türkiye’de de aktif işgücü piyasası politikaları kapsamında istihdamı artırmak için çeşitli prim teşvik programları uygulanmaktadır. Bunlar, genç ve kadın sigortalıların işgücüne katılımının sağlanmasına, mesleki ve teknik eğitimin özendirilmesine yönelik sigorta primi işveren hissesi teşviki, işsizlik ödeneği alan işçileri işe alan işverenlere prim teşviki, sigorta primi işveren hissesinde 5 puanlık indirim, engelli istihdamı sigorta primi işveren hissesi teşviki, ar-ge personeli prim teşviki, yatırım teşvik belgesi sahipleri için sigorta primi işveren hissesi desteği gibi teşviklerdir.

 

YEREL YÖNETİMLER

2009 BELEDİYELERİN ENGELLİLERE DÖNÜK SOSYAL HİZMET PROJELERİ, Serap FIRAT, (2008), Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 19, Sayı 1, 2008, 89 - 100

Öz: Yerel  yönetimlerin  yetki  ve  sorumlulukları  çoğunlukla  günlük  yaşamın  düzenlenmesine ilişkin  karar  ve  hizmet  alanındadır.  Bu  nedenle, yerel  yönetimler  düzeyinde  katılımın gerçekleştirilmesi  ile  günlük  yaşama  ilişkin eylemlerin  tüm  toplum  için  erişilebilir  kılınması, sosyal  ortama  katılımda  önemli  bir aşama  olacaktır.  Yerel  yönetimlerce  oluşturulacak sosyal  hizmet  politikalarının  geliştirilerek  yaygınlaştırılması  insanların  daha sağlıklı, güvenilir ve mutlu bir çevrede yaşamalarına olanak  sağlayacaktır.  Bu  nedenle toplumda  oluşan  ya  da  olası  olan  sosyal  sorunlara doğru tanının konması, uygun önlem ve yaklaşımların  geliştirilerek  uygulanması gerekmektedir.

2009 GENEL OLARAK ÖZÜRLÜLERE YÖNELİK ÇALIŞMALAR VE İSMEK ÖRNEĞİ, Sedat MURAT, (2010), Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Cilt 0, Sayı 56, 2009,

Öz: İnsan hakları ve sosyal güvenlikle ilgili düzenlemeler tüm insanlığı kapsamakla birlikte, kadınlar, çocuklar ve özürlüler gibi özel olarak korunması gereken bazı gruplar için özel düzenlemelere gidilmistir. Küresellesmenin gelistiği ve yerel yönetimlerin önemli fonksiyonlar yüklendiği günümüzde özürlülere yönelik önemli iyilestirici gelismelere de tanık olmaktayız Ülkemizde özürlülerin korunmasına yönelik olarak genel yasaların dısında yerel yönetimlere de bu alanda bazı imkanlar tanıyan yasal düzenlemelere gidilmistir. İstanbul Büyüksehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (İSMEK) bünyesinde toplumun her kesiminin yanı sıra dezavantajlı gruplar içinde yer alan özürlülere de eğitim verildiği görülmektedir.

2010 BELEDİYE HİZMETLERİNDE KALİTE: GİRESUN BELEDİYESİ ÖRNEĞİ,   Yrd. Doç. Dr. Resul USTA, Öğr. Gör. Levent MEMİŞ, (2010), Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2010, 333 - 355

Öz: Bu çalışmanın temel amacı, seçmenlerin Giresun Belediyesi’nin sunmuş olduğu hizmetlerin kalitesi ile ilgili algılamalarını belirlemektir. Ayrıca, seçmenlerin demografik özelliklerine göre hizmet kalitesi algılamaları incelenecektir. Çalışma, Giresun il merkezinde yaşayan 293 seçmen üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, seçmenler tarafından en olumsuz algılanan hizmet, şehrin alt ve üst yapısının engelli ve yaşlılara göre düzenlenmemesidir. En olumlu algılanan hizmet ise, şehrin su ihtiyacının karşılanmasıdır. Ancak seçmenler, sağlanan suyun içilebilir olduğu konusunda olumsuz düşünmektedirler. Seçmenlerin demografik özelliklerine göre hizmet kalitesi algılamaları ise genellikle benzerdir. Belediye, eğer vatandaş yönlü bir hizmet anlayışı benimsiyorsa, şehirde engelli ve yaşlılar için kolaylaştırıcı çalışmalar yapmalıdır

2012 BİR KATILIMCI DEMOKRASİ UYGULAMA ALANI OLARAK ÖZÜRLÜLER MECLİSİ [BURSA, TÜRKİYE ÖRNEĞİ], Serhat ÖZGÖKÇELER, (2012), Çalışma İlişkileri Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2012, 116 – 130

Öz: Bu çalışmanın amacı, katılımcı demokrasi anlayışı perspektifinde anlam kazanan Özürlüler/Engelliler Meclisi’nin, özürlü insanlar için sosyal içermenin ve eşitlik politikalarının bir aracı olduğunu vurgulamaktır. Çalışmada derinlemesine görüşme metodu uygulanmıştır. Görüşmelerde elde edilen bulgular, özürlülerin iş, siyaset, kültür, eğitim, sağlık  vb. alanlarda söz sahibi olduğuna; özürlülerin kentsel hayata katılma ve kente ait olma duygularını geliştirdiğine; özürlü insanların hak ve menfaatlerinin korunması için gerekli çalışmaların yapıldığına; iletişim araçları yoluyla özürlü insanların sorunlarının çözümü için kamuoyunun oluşturulduğuna; özürlülerin ihtiyaç ve sorunlarından yola çıkılarak, taleplerinin belirlendiğine ve çözümler ve proje üretiminde aktif rol almalarının sağlandığına işaret etmektedir. Görüşmeler, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Bursa Kent Konseyi’ndeki Engelliler Meclisi’ne üye olan özürlüler ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir.

2015 ENGELLİ BİREYLERİN KENTSEL YÖNETİM SÜREÇLERİNE KATILIMININ ANALİZİ: VAN KENT KONSEYİ ÖRNEĞİ, Yrd. Doç. Dr. Zeki DUMAN, Doç.Dr. Elif KARAKURT TOSUN, Dr. Melda Medine GÜLEÇ, (2015), Paradoks Ekonomi Sosyoloji ve Politika Dergisi, 2015, 69 - 96

Öz: Son yıllarda engelli bireylere yönelik farklı disiplinler tarafından akademik düzeyde çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalarla, genellikle engellilik tanımlarını yapmak, toplumların sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklerini tanıyarak engelli bireylere yönelik bakış açılarını belirlemek, engelli nüfusun sorunlarını farklı değişkenlerle ortaya koyup buna göre politikalar oluşturmak hedeflenmiştir. Bu çalışma da benzer bir amaçtan hareketle, Van Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi’ne bağlı Engelli Meclisi üyeleri örneği üzerinden, engellilerin gerek kent içinde yaşadıkları sorunları, gerekse kentsel yönetim süreçlerine olan katılımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Van ilinin araştırmada örneklem olarak seçilmesinin nedeni ise, Van’ın büyükşehir statüsünde olmasına karşın, hem Türkiye’deki illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 75.sırada olması dolayısıyla gelişmemiş bir il olması, hem de kent merkezinde 519 bin, il sınırlarıyla beraber toplamda 1 milyondan fazla bir nüfus kitlesini barındırmasıdır. 

2016 YEREL YÖNETİMLERİN ENGELLİLERE YÖNELİK EĞİTİM FAALİYETLERİ, Metin GÜREK, (2016), Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu Dergisi, Sayı 42, 2016, 131 - 143

Öz: Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Bu belirleme gelişmiş/endüstrileşmiş ülkeler için de geçerlidir. Kuşkusuz bu gerçek, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha çarpıcı ve dramatik yönleriyle yaşanmaktadır. Engelli bireylerin sorunları sadece işsizlik ve yoksullukla sınırlı değildir. Bu bireyler, eğitim alanından seyahat konusuna kadar pek çok yerde engellerle karşılaşmaktadırlar. Medeni bir toplumda sosyal adaletin sağlanabilmesi kilit rol oynamaktadır. Yerel yönetimlerin görevi, yerel topluluğun sorunlarına hizmet üretmek olduğuna göre, bu gruplara, hayatlarını kolaylaştıracak ve idame ettirebilecek ortamı sağlamakla ilgili projeler geliştirmesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir Bu çalışma, yerel yönetimlerin engelli bireylere yönelik eğitim faaliyetlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yerel yönetimlerin, engelliler için sunduğu eğitim hizmetleri ve bu hizmetlerin yeterliliği incelenmiştir.

2016 BELEDİYE HİZMETLERİ VE ENGELLİ VATANDAŞLARIN BEKLENTİLERİ ÜZERİNE AMPİRİK BİR ARAŞTIRMA1, Hilal Onur İNCE, Cenay BABAOĞLU, Aysun Yarali AKKAYA, (2016), Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, 2016, 0 - 0

Öz: Engellilik çalışmaları 20. yüzyılın ortalarında itibaren sağlık temelli bakıştan toplumsal yaklaşıma doğru değişmektedir ve bu değişim ile birlikte kamu hizmeti verenlerin sorumlulukları da artmaktadır. Son dönemdeki uluslararası hukuki düzenlemeler de bu yaklaşımı desteklemektedir. 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ise ulusal düzeyde belediyelerin engelli vatandaşlara yönelik sorumluluklarını arttırmaktadır. Çalışmada Ankara’da yürütülen alan çalışmasından yola çıkılarak engellilerin sorunları ve beklentileri tartışılmış, belediyelerin hizmetleri değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Engelli hakları, engellilik, hak temelli yaklaşım, belediye hizmetleri, sosyal politika

2016 AVRUPA BİRLİĞİ POLİTİKALARI PERSPEKTİFİNDEN TÜRKİYE’DE BELEDİYELERİN SUNDUĞU ENGELLİ HİZMETLERİ, Sülal ŞEMŞİT, Ahmet UÇAR, Mehmet Ali YÜKSEL, (2016), Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2016, 205 - 223

Öz: Türk yönetim sisteminde yapılan reform ve Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarına bakıldığında yerel yönetimlerin en fazla ilerleme kaydedilen alanlardan biri olduğu söylenebilir. 2001 yılından itibaren bu alanda hızlanan uyum sürecinde en başta yerel yönetim yasalarının değiştirilerek AB normlarına uyum sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu anlamda toplumdaki engelli vatandaşlarla ilgili de birtakım reform ve iyileştirme faaliyetleri yapılarak engelli vatandaşların da normal vatandaşlarla her türlü hakka ve olanaklara sahip olması bir devletin sosyal devlet olması açısından ve vatandaşlara eşit davranması bakımından oldukça önemlidir. Nitekim 2010 Anayasa değişikliği ile de toplumda bulunan dezavantajlı grup, çocuklar ve kadınlar için eşitliği bozmayacak şekilde bu gruplara ilave haklar tanınmıştır. Yine engellilerle ilgili yeni yasaların çıkarılması ve bilhassa belediyelerin, engellilerin başkasının yardımına gerek duymadan ulaşımını ve yerel hizmetlere erişimini daha da kolaylaştırmaları Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde oldukça önem arz etmektedir. Bu kapsamda, çalışmanın ana temasını AB’ye üyelik sürecinde Türkiye’de 2000’li yıllardan sonra engellilere tanınan yeni yasal haklar ve belediyelerin bu konuda geliştirdikleri uygulamalar oluşturmaktadır. Bu açıdan, çalışmada öncelikle Avrupa Birliği engelli politikalarına yer verilmekte, sonrasında ise AB’ye üyelik sürecinde Türk mevzuatında engelli hakları uyumlaştırması ve uygulamaları irdelenmektedir.

2017 ENGELLİLER İÇİN BELEDİYELERİN ERİŞİLEBİLİRLİK SORUMLULUKLARI: ÇORUM ENGEL HARİTASI PROJESİ, Nur ŞAT, Tuğçe GÖVER, (2017), Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2017, 521 - 541

Öz: Bu çalışmanın amacı ve önemi; yasal açıdan yetkili ve sorumlu birimler olarak belediyelerin engellilerin yaşam kalitelerinin artmasına yapacağı katkıdan kaynaklanmaktadır. Çalışmanın varsayımları, yaşam kalitesinin kentin dış mekânlarındaki olanaklardan çok etkilendiği; Türkiye’de engelsiz kentlerin önündeki engellerin yasal düzenlemelerde değil, uygulamalarda olduğu ve bu çözümlerin öncelikle belediyelerce sağlanması gerektiğidir. Bu varsayımları doğrulayan veriler, çalışmanın yazarları tarafından Şubat-Ağustos 2015 tarihleri arasında yapılmış olan Çorum Merkez ilçe kapsamındaki “Çorum Engel Haritası” projesiyle ortaya konulmaktadır. Kentin engelliler için ulaşılabilirlik standartlarına uygun olup olmadığı tespiti yapılmıştır. Kent merkezindeki kamusal alanların altyapısı, ortak dolaşım alanlarının ve buralardaki trafik akışının kalitesi, kentsel donatıların durumu, kamu ve özel sektör kurumlarının dış mekânlarının (bina giriş ve bahçelerinin) engelli bireylerin kullanımına hazır bulunmaları açılarından değerlendirilmiştir.

2017 SOSYAL BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI ÜZERİNDEN ENGELLİLERE YÖNELİK HİZMETLER, Fethi GÜRÜN, Şükran KARARAĞAÇ, (2017), Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu Dergisi, Cilt 12, Sayı 48, 2017, 43 - 62

Öz : 1980’li yıllar itibarıyla uygulanan neoliberal politikalar, küreselleşme, bilgi ve iletişim olanaklarının gelişmesiyle birlikte merkezi yönetimlerin sosyal politikalar alanında hizmet sunma yönetmelerinde değişiklik yaşanmasına neden olmuş ve merkezi yönetimlerin yetki ve sorumluluklarının bir kısmı yerel yönetimlere devredilmiştir. Bu bağlamda günümüzde merkezi yönetimler savunma, sosyal güvenlik, adalet, eğitim gibi ülke genelindeki hizmetlere yönelik politikalar üretirken, halka en yakın yerel yönetim birimi olan belediyeler de imar, şehircilik, altyapı, çevre düzenleme gibi görevlerinin yanında sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde sunduğu, bilgilendirme, bilinçlendirme, sosyal ve kültürel faaliyetler, sosyal hizmetler ve yardımlar ile aktif bir rol oynamakta ve hizmeti en etkin, hızlı ve sürdürülebilir şekilde yerine getirmektedir. Bu çalışmada İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyal belediyecilik anlayışı üzerinden engellilere yönelik sunulan hizmetler değerlendirilmiştir. Bu çalışmada engelli ve engellilik kavramları, Dünya, Türkiye ve İstanbul’da yaşayan engellilerin niceliksel değerleri ve yasal haklarının tarihsel gelişimi; yerel yönetim ve sosyal belediyecilik kavramları ile sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde hizmet veren belediyelerin tarihsel gelişimi, fonksiyonları ve faaliyet alanları; engellilere yönelik hizmetleri değerlendirmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü tarafından verilen hizmetler üzerinde çalışılmıştır. Sonuç bölümünde İBB Engelliler Müdürlüğü tarafından verilen hizmetlerin ve istatistiklerin değerlendirilmesi yapılmış ve çözüm önerilerinde bulunulmuştur.

2017 ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARDA YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ: KEÇİÖREN BELEDİYESİ ÖRNEĞİ, Banu METİN, (2017), Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, 2017, 320 - 344

Öz: Günümüzde pek çok ülkede engellilik konusuna ve engellilere, geçmişte olduğundan farklı olarak, sadece medikal açıdan yaklaşılmadığına, engellilik sorununun toplumsal engelleyici faktörler ve insan hakları bağlamında daha kapsayıcı bir anlayışla ele alındığına şahit olunmaktadır. Bununla birlikte, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, refah sistemleri, toplumun engellilere bakış açısı vb. birçok faktörün engellilere yönelik sosyal politikaların kapsamı ve niteliği üzerinde etkili olduğu da bilinmektedir. Tıbbi, ekonomik, sosyal ve yönetsel boyutlarda önemli yansımaları olan engellilik sorununa yönelik sosyal politikaların gelişim seyrinin, gelişmiş ülkelerle mukayese edildiğinde Türkiye’de daha geç bir döneme rastladığı görülmektedir. Bu durumda, engellilere Türkiye’de uzunca bir süre medikal model bağlamında yaklaşılması ve engellilerin bakımları ve korunmaları alanındaki temel rolün ailede olması belirleyici olmuştur. Türkiye’de engellilere yönelik kapsayıcı sosyal politikaların politika gündemine gelmesinde ise 2005 yılındaki yasal düzenleme önemli rol oynamıştır. Engellilere yönelik sosyal politika uygulamalarında, merkezi yönetimin yanında yerel yönetimlerin işlevleri de zaman içerisinde artmıştır. Nitekim 2000’li yıllarda yerel yönetim birimlerine ilişkin çıkarılan yasalarda yerel yönetimlere, özellikle de belediyelere sosyal politika alanında önemli görev ve sorumluluklar verilmiştir. Bu çalışmada da,  engellilere yönelik yerel sosyal politika uygulamaları, Keçiören Belediyesi örneğinde incelenmiştir. Söz konusu inceleme, Belediye’nin faaliyet raporlarından ve Keçiören Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Engelli Birimi’nden elde edilen bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. 

2018 BELEDİYELERİN İSTİHDAM ODAKLI SOSYAL HİZMET UYGULAMALARI, Umut SOLMAZ, (2018), OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt 9, Sayı 16, 2018, 1212 – 1253

Öz: Yerel yönetim kavramı, Osmanlı’dan beri var olan ve belediye sınırları içerisinde ikamet eden vatandaşlarına hizmeti amaçlayan kurumun temsili adıdır. Yerel yönetimler, uzak erimli olarak vatandaşların refahını sağlamak adına çalışmalar yapmayı amaçlamaktadır. Yapmış oldukları istihdam, sosyal entegrasyon çalışmaları bu amacı karşılamaya yöneliktir. Yapılan istihdam odaklı çalışmalar aslında birer sosyal hizmet uygulamalarıdır. Bu uygulamalar yerel yönetimlerde meslek edindirme kursları, engellilerin istihdamı gibi projelerle uygulanmaktadır. Çalışma kapsamında yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik rolünü ortaya çıkarma ve sosyal belediyecilik kapsamında bölge sınırları içinde bulunan vatandaşlara yönelik ne tür istihdam odaklı sosyal hizmet uygulamalarının yapıldığını tespit edip ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu amaçla konuyla alakalı literatür taraması yapılmış, ulaşılan kaynaklar bir düzen halinde sunulmuştur. Bu çalışmayla birlikte belediyelerin engelli, yaşlı, kadın gibi toplumdaki dezavantajlı bireylere yönelik olarak istihdam odaklı sosyal hizmet uygulamaların bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Fakat topluma tekrardan adapte olma çabası içinde bulunan hükümlü bireyler ve engelli gibi dezavantajlı gruplara yönelik istihdam odaklı sosyal hizmet uygulamaların sınırlı kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. 

2018 TÜRKİYE’DE ANAKENTLERDE ENGELLİLERE YÖNELİK HİZMETLER VE SORUN ALANLARI, Cenay BABAOĞLU, (2018), TESAM Akademi Dergisi, 2018, 79 - 110

Öz: Çalışma kapsamında anakentlerin ortaya çıkış süreci ve Türkiye’deki gelişim çizgisi incelenmiş, engelli hizmetleriyle bağlantılı olarak anakent yönetimlerinin görev ve sorumlulukları irdelenmiştir. Engellilere yönelik hizmetlere yönelik yaklaşımlar üzerinden incelenen ve hak temelli yaklaşım üzerinden engellilerin beklentileri ve taleplerine yönelik değerlendirmelerde bulunulmuş, mevcut sorun alanları sorgulanmıştır. Çalışmanın amacı farklı saiklerle ötelenen engellilere yönelik hizmetleri anakent ve kent yönetimleri açısından sorgulamak, sorun alanlarını aşmak için engellilerin süreçlere katılımının önemini ve gereğini ortaya koymaktır. Bu açıdan, yerel düzeydeki engelli hizmetleri ve sürece dâhil olacak aktörler mevzuat üzerinden incelenmiş, resmi raporlar üzerinden uygulamalarla kıyaslamalara gidilmiştir. 

2019 ENGELLİLERE YÖNELİK YEREL SOSYAL HİZMETLERDE BELEDİYELERİN YERİ: MALATYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, Sami KALAYCI, Aziz AKİN, (2019), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi, Cilt 22, Sayı 2, 2019, 663 - 674

Öz: 1950’li yıllardan itibaren engellilere yönelik tıbbi bakım hizmetleri dışındaki diğer hizmetlerin de sunulmasına (Küçükali, 2015: 105) karşın toplum hayatında engelli bireyler kendi varlıklarını gösterebilme konusunda uzunca bir dönem geri planda kalmıştır. Bu durum engellilere yönelik politika ve hizmetlerde merkezi idare dışındaki diğer kurumların görev ve sorumlulukları çok fazla yüklenememesinden kaynaklı olduğu söylenebilinir. Ancak bu olumsuz olgu yerel sosyal politikalar konusunda belediyelere görev ve sorumluluklar verilmesiyle birlikte değişim göstermeye başlamıştır. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren yerel yönetim alanında yapılan reformlarla engellilere yönelik yerel nitelikli hizmetlerde belediyelere bazı yetki ve görevler verilmiştir. Böylece engellilere sunulan yerel hizmet ve politika konusunda merkezi yönetimin yanında belediyeler de temel aktör olarak yerini almaya başlamıştır. Reform döneminde 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası, 5393 sayılı Belediye Yasası ile 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı yasa engelli alanında belediyelere yönelik emredici hükümler ile görevler yükleyerek çeşitli haklar ile hizmetleri ortaya koymuştur. Bu bağlamda belediyeler kendi imkânları dâhilinde hizmetlerin niteliğinden mekânların kullanıma kadar farklı hizmetleri engellilerin kullanımına sunmaya ve toplum hayatına uyum konusunda destek olmaya çalışmıştır. Dolayısıyla çalışmada engelli bireylere yönelik belediyelere verilen görev sorumluluklar ile hizmet ve uygulamalar Malatya Büyükşehir Belediyesi örneği üzerinden ele alınmıştır. Böylece yerel alanda belediyelerin engellilere yönelik sunduğu iyi hizmet uygulamalarını ortaya koymak, var olan eksiklikleri tespit etmek ve ileride yapılacak hizmetlere yol göstermek amaçlanmıştır.  

2019 ENGELLİ ÇOCUKLARA YÖNELİK YEREL KAMU POLİTİKALARININ YÖNETİŞİM ANLAYIŞI ÇERÇEVESİNDE PLANLANMASI, Eyüp ZENGİN, (2019), Strategic Public Management Journal, Cilt 5, Sayı 10, 2019, 12 - 30

Öz: Bu çalışmada, yerel yönetimler ve engelli çocuklar hakkında bilgi verildikten sonra, yerel yönetişim ve yerel kamu politikalarının özellikleri üzerinde durulacak ardından, engelli çocuklara yönelik yerel kamu politikalarının yönetişim anlayışı çerçevesinde planlanması ve yürütülen/yürütülmesi gereken çalışmalar değerlendirilecektir. Engelli çocuklar için geliştirilmesi gereken yerel politikaların eşit vatandaşlık çerçevesinde, farklılıkların göz önünde bulundurulması ve tahammül edilmesi temelinde planlanması ve uygulanması gerekmektedir. Engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları sorunların önemli bir bölümünü yerel düzeydeki politika ve uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede, ilgili mevzuatta yer alan düzenlemeler değerlendirilmeli bu düzenlemelerin etkin bir biçimde nasıl ve ne şekilde uygulanması gerektiği üzerinde durulması gerekmektedir.  Hayatta kalma ve gelişip büyüme engelli çocuklar için özellikle güç olabilir. Yoksul kalma riskleri, engeli olmayan yaşıtlarına göre daha büyüktür. Çocukların aynı dezavantajlarla – örneğin yoksulluk ya da belirli bir azınlık gruba mensup olma gibi- karşılaştıkları durumlarda bile, kendi özellikleri ve toplumun önlerine diktiği birçok engel nedeniyle engelli çocuklar ek güçlüklerle karşılaşmaktadır.

2019 TÜRKİYE’DE SOSYAL BELEDİYECİLİK FAALİYETLERİ ÇERÇEVESİNDE ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖRNEĞİ, Ceyda ŞATAF, Servet TAŞDELEN, (2019), Ekonomi Bilimleri Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, 2019, 1 - 23

Öz: Dünyada yaşanan gelişmeler, değişim ve dönüşümler devlet idaresinde yerelleşme olgusunu beraberinde getirmiştir. Yerelleşme ile beraber halka en yakın yerel yönetim birimleri olan belediyelerin önemi artmış bu önem ile belediyeler, yerel toplumsal ihtiyaçları karşılamak ve sosyal hizmet faaliyetleri gerçekleştirmek için bir takım sosyal politika faaliyetleri ile önemli görevler üstlenmiştir. Belediyelerin sosyal faaliyetlerini arttıran ve belediyelere yeni bir takım görevler yükleyen anlayışa da sosyal belediyecilik denilmektedir. Sosyal belediyecilik; halk sağlığı, eğitim, çevreye yönelik hizmetlerin yanı sıra toplumdan dışlanmış dezavantajlı gruplara ( kadın, yaşlı, dul, engelli, hasta, yoksul, ihtiyaç sahibi vb. kimseler) ayni ve nakdi yardım sağlamayı belediyelere yükleyen sosyal bir modeldir.

2020 SOSYAL POLİTİKA BAĞLAMINDA ENGELLİLERE YÖNELİK HİZMETLERİN ÇANAKKALE BELEDİYESİ ÖRNEĞİNDE ANALİZİ, Canan Öykü DÖNMEZ KARA, (2020), Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Cilt 18, Sayı 1, 2020, 249 - 275

Öz: Sosyal politika, toplumların geniş bir kesimine hitap etmekte ve engellileri de kapsamaktadır. Türkiye’de engelliler 1982 Anayasası tarafından pozitif ayrımcılık tanınan gruplardan biridir. Engellilere yönelik sosyal politikalar başta merkezi yönetim olmak üzere, yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların girişimlerini ve işbirliğini gerektirmektedir. Özellikle merkezi yönetimlerin yetersiz kaldığı konularda belediyelerin engellilere yönelik politikaları önemli hale gelmektedir. Türkiye’de belediyelere yalnızca altyapı hizmetlerinin sunulması konusunda görevler verilmemiş, aynı zamanda 1982 Anayasasında karşılık bulan sosyal devlet ilkesi gereği eğitim, ekonomi, sağlık, kültür, engelliler ve sosyal yardım alanlarında da bazı görevler yüklenmiştir. Sosyal politika kapsamındaki bu hizmetler aynı zamanda sosyal belediyecilik anlayışının temelini oluşturmaktadır. Bu çerçevede araştırmanın amacı, sosyal belediyecilik bağlamında engellilere sunulan hizmetlerden engellilerin memnuniyetinin Çanakkale Belediyesi örneğinde incelenmesidir. Araştırma nitel araştırma desenlerinden söylem/hikâye analizi şeklinde tasarlanmıştır. Hikaye/söylem analizi insanların başlarından geçen olaylarla ilgili anlattıkları hikayeleri analiz etmeye yönelik bir araştırma yaklaşımıdır. Belirlenen amaç doğrultusunda, Çanakkale Belediyesi’nin sunduğu sosyal hizmetlerden yararlanan görme ve ortopedik engelli bireylerle görüşmeler yapılarak veriler elde edilmiştir.  Görüşmelerde dokuz sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Ses kayıt cihazıyla yapılan kayıtlar, Microsoft Office Word programına aktarılarak dokümanlar oluşturulmuştur. Araştırma verileri içerik analizi tekniğiyle çözümlenerek anlamlı bilgiler haline getirilmiştir. İçerik analizi adı altında toplanan bu araç ve teknikler, her şeyden önce kontrollü bir yorum çabası olarak ve genelde tümdengelime dayalı bir “okuma” aracı olarak nitelendirilebilirler. Sonuçta, katılımcıların Çanakkale Belediyesi’nin sosyal belediyecilik kapsamında değerlendirilebilecek hizmetlerinden genel anlamda memnun oldukları, ancak daha hızlı ve kaliteli hizmet sunulması noktasında bazı beklentilerinin olduğu görülmüştür.

2020 YEREL YÖNETİMLERCE ENGELLİLERE SUNULAN İSTİHDAM HİZMETLERİ: İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ENGELLİLER MÜDÜRLÜĞÜ ÖRNEĞİ, Yaşar TINAR, (2020), Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Sayı 78, 2020, 429 - 453

Öz: Sosyal bir varlık olan ve toplum içerisinde yaşayan insan, çaba göstererek ve üreterek içinde bulunduğu topluma faydalı olmayı istemektedir. Bilindiği üzere çalışmayı ve üretmeyi her insan arzu etmektedir. Ayrıca iş gücüne katılma her insanın da hakkıdır. Engellilerin istihdamı adına ortaya konulacak her türlü çalışma ve çözümler ile birlikte engellilerin çalışma haklarına kavuşmaları, toplumla olan adaptasyonları açısından oldukça önemlidir. Çalışmak ve üretmekle birlikte insanlar, ekonomik ihtiyaçlarının yanı sıra sosyal ihtiyaçlarının da karşılanmasını istemektedir. Gerek özel sektörün gerekse kamu sektörünün engellileri istihdam ederek ülke ekonomisine katkısının büyük olacağından hiç şüphe yoktur. Bu çalışmada yerel yönetimlerin dezavantajlı vatandaşlara imkan ve olanaklar dahilinde sunduğu engelli istihdamının İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü örneği üzerinde durulmuştur.

2020 ENGELLİ BİREYLERİN KAMUSAL HİZMETLERE ERİŞEBİLMESİNDE BELEDİYELERİN YERİ, Sami KALAYCI, (2020), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 2020, 83 - 104

Öz: Engelli bireyler, toplum içerisinde yaşayan dezavantajlı gruplar arasında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bireyin sosyal hayata katılmasını engelleyen, bireyin eylem ve faaliyetlerini kısıtlayan zihinsel veya bedensel kısıtlılık şeklinde tanımlanan engellilik, günümüzün devam eden önemli sorunları arasında kabul edilmektedir. Özellikle erişebilirlik kavramı bağlamında insan haklarına erişim, fiziksel mekânların kullanımı ve toplumsal imkânlara ulaşım konusunda engelli bireyler büyük sorunlarla karşılaşmaktadır. Nitekim söz konusu sorunla mücadele konusunda hem uluslararası hukukta hem de ulusal mevzuatta alınan yasal düzenlemelerle başta engelli bireyin kendi yaşam çevresi olmak üzere toplumdaki tüm hizmet ve alanlara erişebilmesine imkân tanınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda belediyeler de eğitimden sağlığa istihdamdan ulaşıma kadar engelliler için gerekli olan tüm gereksinimlerin karşılanmasında önemli görev ve sorumluluklar yüklenen kurumlar arasında bulunmaktadır. Erişebilirlik ölçütüne göre engelli bireylerin hizmet ve imkânlardan yararlanması konusunda avantajlı bir durumda olan belediyeler, fiziki mekânların erişebilir hale getirilmesinden, engellilerin istihdamına kadar üstlendiği çeşitli görevler ile yürüttüğü hizmetler bakımından günümüzde daha fazla önemli bir hale gelmiştir. Dolayısıyla çalışmada engelli bireylerin kamusal hizmetlere ulaşımı ile mekânlara erişebilmesinde belediyelerin sunduğu sosyal hizmetler ele alınarak erişilebilirlik konusunda yürütülen politika ve uygulamalara katkı verilmesi amaçlanmıştır.

2020 ENGELLİLERE YÖNELİK YEREL YÖNETİM ÇALIŞMALARI: ÜMRANİYE BELEDİYESİ ÖRNEĞİ, Fatma BULUT, (2020), Akademik MATBUAT, Cilt 4, Sayı 2, 2020, 41 - 60

Öz: Engellilik kavramı genel olarak, kişinin fiziksel ve/veya zihinsel olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık neticesinde, işlevleri, hareketlerinde ortaya çıkan kısıtlanma olarak tanımlanabilir. Bu kısıtlama engellilerin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olabilmektedir. Engellilere yönelik tarihten günümüze kadar olan kısımda pek çok bakış açısının gelişmesiyle birlikte, söz konusu kısıtlamalara yönelik yapılan politikalarda değişim göstermektedir. Önceleri yalnızca engellilerin hastalığına yönelik yapılan çalışmalardan, fırsat eşitliğine doğru yapılan çalışmalara evirilmiştir. Bu makalenin amacı, yerel yönetimlerin engellilere yönelik yapmış oldukları sosyal içerme çalışmalarının önemini ortaya koymaktır. Araştırma da İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden biri olan Ümraniye örneği üzerinden hareket edilmiştir. Belediye’nin yapmış olduğu çalışmalar ve raporlar ışığında bilgi toplanmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda yerel yönetimlerin sosyal politika açısından önemi ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda; yerel yönetimlerin tüm dezavantajlı gruplara olduğu gibi, engellilere yönelik yapmış olduğu hizmetlerin, toplumsal hayata uyum için büyük bir önemi olduğu, bu öneme binaen yapılan çalışmaların sağladığı katkılar göz önünde bulundurularak tüm alanlara yayılması gerektiği anlaşılmıştır.

2020  ENGELLİLERE YÖNELİK BECERİ KAZANDIRMA VE İSTİHDAM FAALİYETLERİ İLE BU ALANDA YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ, İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ (İBB) ÖRNEĞİ, Ahmet ÜNSÜR, (2020), Hak İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt 9, Sayı 23, 2020, 132 – 164

Öz: Dünya nüfusunun önemli bir kısmı engellilerden oluşmaktadır. Engelliliğe neden olan faktörlerin her geçen gün arttığı ve yaygınlaştığı, bu durumun ise mevcut tabloyu daha da olumsuz hale getirdiği görülmektedir. Engelliliğe yönelik önleyici ve düzeltici tedbirlerin henüz arzu edilen düzeye ulaşmadığı bilinen bir gerçektir. Bu alanda bilgi, veri/ölçüm yetersizliği en önemli sorunlardandır. Engellilerin hayata tutunmaları ve başarı elde etmeleri güçlendirilmeleri ile doğrudan ilgilidir. Bu nedenle, en etkili güçlendirme araçlarından olan kişisel ve mesleki eğitimler oldukça önemlidir. Rehabilitasyon hizmetleri de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Maddi ve manevi (psiko-sosyal) destekler sağlandığı, yetkinliği ve engeline uygun iş ve ortamlarda çalıştırıldığı takdirde, engelli bireylerin verimlilik açısından diğerlerinden farkı olmadığı görülmektedir. Son yıllarda engellilerin güçlendirilmesi, rehabilitasyonu ve işgücü piyasasına kazandırılmaları konusunda yerel yönetimlerin önemli işlevler üstlendiği görülmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde engellilerin çalışma hayatına kazandırılmasına yönelik düzenlemeler kapsamında ilgili kurum/kuruluşlarca yürütülen mesleki eğitim ve istihdam faaliyetleri incelendi ve en büyük yerel yönetim birimi olan İBB’nin bu alandaki faaliyetleri değerlendirildi. Çalışma sonucunda; başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, yerel yönetimlerin engellilerin hayata tutunmaları ve istihdamı konusunda etkin ve verimli hizmetler sunabilecekleri, merkezi yönetimin de bu hususta yerel yönetimleri desteklemesi gerektiği belirlendi.

2021 YEREL YÖNETİMLERİN ENGELSİZ YAŞAM HEDEFİ: İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖRNEĞİ, Sultan KAVİLİ ARAP, Elif YÜCEBAŞ, İbrahim ARAP, (2021), Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 9, Sayı 1, 2021, 139 - 156

Öz: Günümüzde eşitsizliğe uğrayan gruplara sosyal hizmet ve yardımlar sunma konusunda temel aktörlerden birisi olan yerel yönetimlerin sorumluluk alanı genişlemektedir. Araştırmanın amacı yerel yönetimlerin engelli bireylere yönelik sunduğu hizmetlerin değerlendirilmesidir. Bu kapsamda İzmir Büyükşehir Belediyesinin görevleri ve gönüllü yürüttüğü hizmetlere ilişkin mevcut durum analiz edilmiştir. Veri toplamada belge analizi ile yarı yapılandırılmış görüşmelerden yararlanılmıştır. Bulgulara göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi engellilik alanında toplumsal farkındalığı artırma, toplumsal koruma gibi hizmetlerde göreceli olarak başarılıdır. Bununla birlikte çeşitli mali ve fiziksel zorlukların da etkisiyle erişebilirlik konusunda, özellikle kentsel tasarım açısından sorun olduğu, istihdam yaratıcı etkinlikler ve engelli hak savunuculuğu konularında ise etki yaratacak bir uygulama olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak, yerel yönetimlerin etki alanı artmakla birlikte, bazı temel eksikliklerin olduğu görülmektedir.

2021 BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN ENGELLİLERE YÖNELİK HİZMETLERİNİN İÇERİK ANALİZİ YÖNTEMİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ, Çiğdem ULUDAĞ GÜLER, Neşe ÇAKI, (2021), Coğrafi Bilimler Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, 2021, 92 - 127

Öz: Engelli hizmetlerinin yerel ölçekte belediyeler tarafından verilmesi 1990’lı yıllardan sonra sosyal belediyecilik anlayışı ile yaygınlaşmış ve 2005 yılından itibaren yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu tarihten itibaren belediyelerin engelliler, yaşlılar, yoksullar, kadınlar, çocuklar gibi dezavantajlı gruplara sosyal politikalar bağlamında sundukları hizmetlerin niceliğinde ve niteliğinde artış görülmektedir. Bu düzenlemeler kapsamında sosyal bütçede engellilere yönelik hizmetlerin yürütülmesi ve engelli merkezleri oluşturulması, engellilere yönelik ayni ve nakdi yardımların verilmesi sağlanmıştır. Bu araştırmada, söz konusu anlayışa paralel olarak Türkiye’de yer alan otuz büyükşehir belediyesinin engellilere yönelik sunduğu hizmetler kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Sunulan hizmetler tespit edilirken büyükşehir belediyelerinin kurumsal internet siteleri ve bu konuda literatürde yapılmış çalışmalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Elde edilen verilerin analizinde; nitel araştırmalarda sıklıkla kullanılmaya başlanan MAXQDA programı kullanılarak içerik analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda ise, belediyelerin hizmetlerinin belirli kategorilerde toplandığı ancak her hizmeti her belediyenin vermediği yani hizmetler bakımından eşit bir dağılımın olmadığı tespit edilmiştir.

2021 SOSYAL BELEDİYECİLİK KAPSAMINDA ENGELLİ BİREYLERİN ENTEGRASYONU: İZMİR İLİ ÖRNEĞİ, Derya ALİMANOĞLU YEMİŞCİ, Gülşen SARI GERŞİL, (2021), Çalışma İlişkileri Dergisi, Cilt 12, Sayı 2, 2021, 125 - 153

Öz:1970’li yıllardan itibaren neoliberal politikaların sosyal devlet anlayışında yarattığı değişim ve dönüşümler dikkatleri sosyal belediyecilik kavramına yöneltmiştir. Günümüzde dezavantajlarının yanı sıra avantajlarının da tartışıldığı küreselleşme olgusunun yerel yönetimlerin gelişmesi ile birlikte toplumda sosyal dengelerin sağlanmasında olumlu katkıları görülmektedir. Bu dönüşümlerle; dezavantajlı gruplar arasında yeralan engellilerin toplumsal entegrasyonlarının sağlanmasında yerel yönetimlerin sorumluluklarının artmıştır. Araştırma, İzmir ilindeki engellilerin toplumsal entegrasyonlarının sağlanmasına yönelik yerel yönetimlerin etkilerinin tespitine yöneliktir. Bu çerçevede engelli bireylerin sosyal entegrasyonlarında yerel yönetim olarak önemli sorumlulukları bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmalar ve projeler derinlemesine irdelenmiştir. Çalışmada ilk olarak literatür taraması yapılmış sonrasında doküman analiz yöntemiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin stratejik planları ve faaliyet raporları analiz edilmiş ve bilgiler tasnif edilmiştir. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Hizmetleri Şube Müdürü ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile mülakat yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda engelli bireylere yönelik eğitim, sağlık, istihdam, sosyal yardım ve sosyo kültürel faaliyetlerin etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.