Hazırlayan: Avukat Hikmet KARADAĞ
Bu bölümde, Engelli Hukuku ve engelli hakları konusunda çalışan; akademisyenler, hak savunucuları, avukatlar, meslek elemanları, sivil toplum ve kamu temsilcileri, sendikalar, partiler, birlikler, odalar ve baroların çalışmalarını kolaylaştırmak ve gerekli hukuki ve toplumsal nosyonu sağlamak amacıyla; engellilerin toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel ve diğer hukuksal sorunları hakkında yayınlanmış veya yayınlanmamış kitap, çeviri, derleme, araştırma, inceleme, makale ve raporların indeksli listeleri yayınlanacaktır.
Dergimizin bu sayısında 2023-2024 yıllarında; Anayasa Hukuku, Borçlar Hukuku, Ceza Hukuku, Eğitim Hakkı, Eğlenme ve Dinlenme Hakkı, Engelliler Hakkında Kanun, İdare Hukuku, Karşılaştırmalı Hukuk, Medeni Hukuk, Sağlık Hakkı, Sağlık Kurulu Raporu, Sosyal Devlet ve Sosyal Yardımlar, Vergi Hukuku ve Yerel Yönetimler gibi alanlara ilişkin engelli hukuku çalışmalarına yönelik yayınlanmış makaleler ve engellilerin hakları ile ilgili tespit edebildiğimiz makalelerin indeksi sunulacaktır.
Bu çalışmaları yaparak kamuoyunun yararlanmasına sunan herkese en içten duygularımızla teşekkür ediyoruz. Umarız, bu tür çalışmaların ve bu çalışmalardan yararlananların sayısı artar. Yaptığımız bu yayınla, bu amacın gerçekleşmesi için biraz da olsun katkımız olacaksa, işbu çalışma amacına ulaşmış demektir.
Engelli Erişilebilirliğinin Yasalarda Yer Alma Süreci ve İtalya Yasalarında Müzeler İçin Erişilebilirlik Düzenlemeleri Araştırma Makalesi Zeynep AKTOP, (2022), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 22, Sayı 2, 2022, 121 - 142, 10.54961/uobild.1179184
Öz
Engellilik ilk çağlardan itibaren topluluk içinde farklılık yaratmıştır. Engelli kişiler günümüz şartlarında yasal hakları olsa da bu durum çeşitli küresel faktörler sonucunda gerçekleşmiştir. Farklı ülkelerin engellileri için yaptığı ilk düzenlemeler genellikle ekonomi alanında hazırlanarak öncelik, kişilerin topluma fayda sağlaması olmuştur. Ancak artan sosyal hareketler sonucunda engellilerin sosyal ve kültürel yaşamdaki ihtiyaçları yasalarla desteklenmeye başlamıştır. Bu yasalar özellikle müzelerin engelli düzenlemeleri yapmaları için birincil adım olmuştur.
Çalışma, engelli erişilebilirliğini sağlayan yasaların oluşum sürecinin değerlendirilmesi ve İtalyan yasalarındaki detaylarla, engellilerin müze erişilebilirliği için oluşturulan yasal gerekliliklere dikkat çekilmesi açısından önemlidir. Hazırlanan makalede küresel etki yaratan durumların, engellilere bakıştaki etkisi ele alınmıştır. Ardından sosyal hareketlerle ortaya çıkan erişilebilirlik yasaları irdelenerek ve yasal sürecin bir sonucu olarak engellilerin müzelerdeki varlıklarını destekleyen düzenlemeler İtalya örneğinde incelenmiştir. Bu kapsamda engellilerin sosyal çevrede görünür olma süreçleri irdelenerek müzelerin engelli ziyaretçileri için oluşturulabileceği detayların yasalarla belirlenmesi değerlendirilmiştir.
Zihin Farklı Bireyler için Tasarlanacak Bağımsız Yaşam Merkezlerinde Kullanıcı Özellikleriyle Şekillenen Mekânsal İhtiyaç Programı Araştırma Makalesi Nuriye Nida ÇELEBİ ŞEKER, Saadet AYTIS, (2023), Sanat ve Tasarım Dergisi, Sayı 31, 2023, 75 - 96,
Öz
Engelli olarak tanımlanan bireylerin hem özel eğitime hem de aile içinde eksik kalmayan ama aşırıya da kaçmayan özel muameleye ihtiyaçları vardır. Hayatları boyunca yardıma ihtiyaç duymaları ve ebeveynlerinin kendilerinden önce dünyadan ayrılacağı gerçeğiyle, bu bireyler için yabancılık çekmeden, mutlu bir şekilde hayatlarını sürdürebilmelerini sağlayacak ve ebeveynlerinin yaşamları sırasında alışık hale geldikleri yaşam standart ve alışkanlıklarını sürdürebilecekleri bir yaşam merkezinin varlığı önem taşımaktadır.
Çalışma kapsamında zihin farklı bireyler için tasarlanması düşünülen Bağımsız Yaşam Merkezi (BYM)’nin mekânsal ihtiyaç programı kullanıcısının yani zihin farklı bireylerin özellikleri baz alınarak oluşturulmuştur.
Oluşturulan bu mekanların; yer ve zamanlardaki özel koşullara göre; temel olan fonksiyonlar baz alınarak, bazı fonksiyonlar sadeleştirilerek/değiştirilerek ve/veya eklenerek uyarlanabilmesinin önemi vurgulanmış, genel yerleşim yaklaşımı ve tasarlanma amacı doğrultusunda benzer bir konuda hazırlanacak bir merkez için yol gösterici olması hedeflenmiştir.
Eğitim Politikaları Oluştururken Belirlenen Hedefler Arasında Denge Kurma: IDEA’nın Eşitlik ve Refah Hedefleri Yasa İncelemesi Mustafa KARNAS, (2023), Turkish Journal of Special Education Research and Practice, Cilt 5, Sayı 1, 2023, 18 - 28, 10.37233/TRSPED.2023.0135
Öz
National policies, federal laws, such as the Individuals with Disabilities Education Act (IDEA) of 2004, and federal regulations have played an important role in the improvement of special education in the United States. Especially, IDEA (2004) has been crucial to achieving the federal government’s national disability policies. However, political decision making is not easy and when a law or its provisions were intended to meet a goal, they may create a trade-off with another goal. This trade-off may cause conflict or harm for the people who are intended to get benefit from the policy. Therefore, it is important to consider possible trades-off when making a policy decision. This study first described the goals that individual government policies were designed to meet through IDEA. Then, emphasized the specific role of the procedural safeguards provisions of IDEA in meeting government’s intended policy goals. Finally, this study discussed how procedural safeguards provisions of IDEA create trades-off between intended policy goals and other policy goals.
Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik Verilen Eğitim Hizmetlerinin Karşılaştırılması: Türkiye-Almanya ÖrneğiDerlemeTuğba ÖZTÜRK, (2023), İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 9, Sayı 1, 2023, 67 - 84,
Öz
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Almanya’da özel gereksinimli bireylere yönelik verilen eğitim hizmetlerini karşılaştırmaktır. Bu çalışma, derleme bir araştırma niteliğindedir. Yapılan literatür incelemesi sonucunda her iki ülkede konuya yönelik farklı çalışmalar bulunmasına rağmen özel gereksinimli bireylere yönelik verilen eğitim hizmetlerini karşılaştıran herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle, bu çalışmanın özgün bir niteliğe sahip olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bu çalışma, iki farklı kültür ve ülkedeki eğitim sistemi arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları belirlemeye yardımcı olabilir, özel gereksinimli bireylere yönelik müdahalelerin planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesinde kuruma ve politika yapıcılara veri sağlayabilir. Ayrıca literatürde yer alan verilerin ortaya konulması ile Türkiye ve Almanya’daki özel eğitim hizmetlerinin karşılaştırılması konuya ilişkin benzer ve farklı sorunların tanımlanmasına ve çözüm önerilerinin sunulmasına da yardımcı olabilir.
Literatür incelendiğinde Türkiye’de engelli bireylere yönelik eğitim faaliyetlerinin sınırlı olduğu, bu bireylerin eğitim olanaklarının anayasa ile güvence altına alındığı belirlenmiştir. Almanya’da ise bu bireyler eğitim sistemi içerisine iyi şekilde entegre edilmiş ve kaynaştırma faaliyetleri üzerinde önemle durulmuştur. Günümüze özel eğitim kapsamındaki faaliyetler genişletilmiştir. Eğitim gereksinimi olan engelli birey sayısının yüksek olması nedeniyle eğitimde ve özellikle kaynaştırma sınıflarının fiziki alt yapıları ve eğitimci sayıları yetersiz kalmaktadır. Uygun fiziki altyapının sağlanması, bu imkânların ücretsiz ve sosyal devlet çatısı altında verilmesi ve geliştirilmesinin eğitim ihtiyacını karşılayacağı düşünülmektedir.
Kırgızistan’daki Engelli Çocuğu Olan Ebeveynlerin Karşılaştıkları Sorunların İncelenmesi Araştırma Makalesi Aynazım MAYRAMBEG KIZI, Mehmet Arif ÖZERBAŞ, (2023), MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 12, Sayı 2, 2023, 445 - 458, 10.33206/mjss.1215755
Öz
Bu araştırmanın amacı, engelli çocuğu olan ebeveynlerin karşılaştığı sorunlarını belirlemektir. Çalışmada, nitel araştırma desenlerinden biri olan durum calışması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Kırgızistan’da yaşayan engelli çocuk sahibi olan 30 ebeveynden oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Form içeriğinde engelli çocuğu olan ebeveynlerin karşılaştıkları sorunları belirlemeye yönelik toplam 13 açık uçlu soru yer almıştır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formu aracılığı ile her biri ortalama 20-25’er dakika süren yüz yüze görüşmelerle toplanmıştır. Yapılan görüşmelerin ses kayıtları alınmış ve yazılı metne dökümü yapılmıştır. Araştırma nitel veri analizi türlerinden betimsel ve içerik analiz teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre engelli çocuğu olan ebeveynlerin aile içinde çocuğu kabullenememe, şoka girme, eşini suçlama, kendini suçlama, boşanma, gelecek kaygısı, çevresinden utanma, psikoloji bozukluğu, diğer çocuklarına zaman ayıramama gibi etkilerin olduğu görülmüştür. Bir diğer bulgulara göre engelli çocuğu olan ebeveynlerin çevre içinde akraba, arkadaş, komşularından uzaklaşma, çocuğunun yanlış hareket yapmasından utanıp ziyaretlere gitmeme gibi etkilerin olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin eğitim ve ekonomik boyuttaki bulgulara göre, Kırgızistan’da rehabilitasyon merkezleri ve özel eğitim veren kurumların uygun şartlara sahip olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca köylerdeki özel eğitim veren kurumlarda yeterli sayıda alan uzmanlarının olmadığı görülmüştür. Araştırmadaki bulgular ve sonuçlar dikkate alınarak; engeli çocukların eğitim, tedavi ve bakımlarınn yapılabileceği kurumların çoğalması ve uygun şartların geliştirilmesi, ebeveynlerin erken dönemlerde çocuklarının engellerine göre uygun kurumlara yönlendirilmesi, sosyal destek gruplarının oluşturulması, toplumun engelli çocuk ve aileleri konusunda bilinçlendirilmesi, ebeveynlere umutsuzluk düzeylerini azaltacak, olumsuz duygu ve sorunları ile başa çıkabilmelerini sağlayacak şekilde psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verilmesi, engelli çocuk sahibi olan ebeveynleri uzmanlar tarafından özel eğitim konusunda eğitilmesi önerilmektedir.
Linda Mclean’in Any Given Day Oyununda Engellilik, İnsan Hakları ve Kırılganlık Araştırma Makalesi
Öz
Linda McLean’s Any Given Day (2010) delineates the act of violence inflicted on the characters with learning disability by touching on its physical, emotional, and psychological impacts. The violence directed at disabled characters is motivated by social alienation, which renders disabled characters vulnerable and fragile, as well as a lack of responsibility and care. The incidence of violence reveals the complex facets of the relationship between the abled and the disabled in a particular cultural arena where preconceived notions of the body operate to determine their social interactions, their experiences of their bodily impairment, and the distribution of health care and justice. This essay, therefore, aims to analyze McLean’s play in the context of debates concerning disability violence, human rights, and vulnerability, and what abuses of disability rights speak about the social and cultural margins that place disabled individuals in a vulnerable and powerless position. Furthermore, it examines the ways violations of disability rights reveal the insufficiency of care and lack of social responsibility which hugely affect how disabled characters experience an embodied life.
Türk Sineması’nda Engelli Kadın Temsilinin Sosyal Hizmet Bakış Açısıyla İncelenmesi Araştırma Makalesi Fatma KAHRAMAN GÜLOĞLU, Bircan KARASU, (2023), Selçuk İletişim, Cilt 16, Sayı 1, 2023, 1 - 33, 10.18094/josc.1190237
Öz
Sinema filmlerindeki mesaj izleyicisi üzerindeki temsil gücünü aktive etmektedir. Bu gücün engelli kadınlarla ilgili toplumsal algıyı nasıl şekillendirdiğini anlayabilmek için sinema filmlerinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi gereklidir. Engellilik ve toplumsal cinsiyet dezavantajlarına sahip olup kesişimsel ayrımcılığa uğrayan engelli kadınlar sinemada çoğunlukla negatif imajlar ile tasvir edilmektedir. Bu çalışmanın amacı Türk Sineması’nda yer alan engelli kadın karakterlerin sunumunu ahlaki, tıbbi, sosyal ve insan hakları engellilik modelleri çerçevesinde inceleyerek filmlerdeki imajlarını sosyal hizmet bakış açısı ile ortaya çıkarmaktır. Böylece sosyal hizmetin güçlendirici yaklaşımının sinema aracılığıyla engelli kadınları nasıl güçlendirilebileceğini tartışmaktır. Eleştirel söylem analizindeki Siegfried Jäger’in yaklaşımının yöntem olarak kullanıldığı araştırmada baş rolünde engelli kadın karakter sunumu olan 8 film analiz edilmiştir. Böylece hem söylemin yapısal analizine hem de dönemlere odaklanan bir analiz yapılmıştır. Filmlerin içerikleri sekiz tema öbeği altında toplanmıştır: Kurban edilme, kurbanlaştırma; cinsiyetsizleştirme veya kadın olduğunu vurgulama, erkeksilik, cinsel şiddet mağduru olma; muhtaç, çaresiz, savunmasız olma, desteğe ihtiyaç duyma; kısıtlama, aşırı koruyup kollanma; duyarsız kalma, dışlanma, aşağılama; saklı, sessiz, pasif; bağımlı olma; negatif imajlarla mücadele. Çalışmada Yeşilçam Sineması’nda tıbbi ve ahlaki model ağırlıklı bakış açısıyla engelli kadın temsilinin hasta, muhtaç, bağımlı ve cinsiyet rollerinden uzak tasvir edildiği tespit edilmiştir. 2000 Sonrası Türk Sineması’nda ise sosyal modelin hâkim olduğu, topluma adapte olmaya çalışan ancak iş, eğitim ve aile kurma noktasında toplumsal bariyerler ile karşılaşan bir temsil söz konusudur. İnsan hakları modeline ise çok az vurgu yapılmıştır.
Yaya bölgeleri erişebilirliğinin kullanıcı ve peyzaj karakteri açısından irdelenmesi Araştırma Makalesi Banu BEKCİ, Merve SİPAHİ, (2023), Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dergisi, Cilt 38, Sayı 4, 2023, 2155 - 2166, 10.17341/gazimmfd.812513
Öz
Kamusal açık alanların artan bir popülariteye sahip olması mekânların kalitesini arttırarak erişebilirlik bileşeninin daha çok sorgulanmasına hatta mekânların sunduğu etkinlik alanlarındaki erişebilirlik olanaklılıklarının da irdelenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda çalışmada ele alınan yaya bölgesinin engelli kullanımına yönelik peyzaj karakter analizi, fiziksel engelli bireyler tarafından kullanılabilirliği ve davranış haritaları üzerinde durulmuş olup nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Farklı kullanıcı gruplarının kentsel alanlardaki yaya bölgelerine yönelik beklentilerinin sorgulanarak ihtiyaçlarının ortaya konulması kent için gerekli planlama ve tasarım kararlarını ortaya çıkaracaktır. Bu kriterler doğrultusunda kurgulanan çalışma, nüfus artışına bağlı olarak artan yoğun kentleşme ile karşılaşan kentlerde kamusal alanların erişilebilirliği ve peyzaj karakter analizlerinin tespit edilerek kentlerin yaşanabilirliğine katkı sunmasını amaçlamaktadır. Çalışmada engelli bireylerin bireysel eğitimlerini geliştirme konusunda verdikleri çabaların sosyal sorumluluk kapsamında ciddi bir farkındalık yarattığı, yaya ulaşımında kentsel donatıların, yollar ve kaldırımların, engelli bireylerin hakları, mimari yapılar ve açık kamusal mekânlardaki erişememe problemlerinin de en önemli ihtiyaçlar olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak “Herkes için Tasarım” ilkesi doğrultusunda şehir planlamalarına yönelik daha erişebilir ve sürdürülebilir kentsel yönetim modellerine yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Cinsel Bütünlüğe Müdahalelere İlişkin Doğal İradenin Önemi Derleme Özge YÜCEL, (2023), Türkiye Biyoetik Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2023, 28 - 37,
Öz
In this paper, the procedure of decision-making on behalf of mentally incapable persons within medical interventions is discussed with a critical approach. The legal system generally authorizes the legal representative to take medical decisions on behalf of persons who lack the mental capacity. When deciding whether the intervention is necessary in non-emergency medical interventions, reasons beyond the medical indication may also render the intervention legal. In this context, especially the expected benefits of the intervention are compared with the risks. However, the irreversibility of the intervention, which is not medically necessary, and the purpose for which it is performed become important criteria in determining whether the decision can be left to someone else. Medical interventions related to sexual integrity have significant psychosocial effects upon the person involved. Despite the person involved does not have legal capacity because of minority or disability, her/his natural will cannot be denied. As a consequence of the right to autonomy, even if the involved person is too young or unable to express herself/himself or unable to discern things properly, her/his feelings and ideas are essential just becauses/he is alive. In interventions like circumcision, abortion, sterilization or sex/gender assignment surgeries, there is no prevailing personal interest requiring such interventions. Even, such interventions can be carried out with heteronormative or/and discriminative motives. For this reason, if medical intervention is not necessary and urgent for the person involved, her/his natural will should be the deciding factor for her/his legal representative. Forcing the termination of pregnancy or sterilization, as well as forcing the continuation of pregnancy, is considered a form of gender-based violence. So there is no justifiable reason to deny the pregnant person the opportunity to decide to terminate the pregnancy just voluntarily on the grounds that she is mentally disabled or a child. Therefore, the further the medical intervention becomes from necessity and urgency for the person concerned, the more the natural will of the person concerned should become decisive for the decision of the legal representative or the judge.
Özel Gereksinimli Bireyler ve Ebeveynleri Açısından Afet Zorlukları: 2011 Van Depremi Örneği Araştırma Makalesi Mehmet Baki BİLİK, Murat AKDAĞ, (2023), Afet ve Risk Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, 2023, 243 - 256, 10.35341/afet.1233201
Öz
Afetler toplumsal normların askıya alındığı, gündelik yaşamın derinden yarıldığı zor süreçlerdir. Özellikle depremler çok daha sarsıcı olup, kısa süre zarfında toplumsal sistemi işleyemez hale getirebilmektedir. Bu süreçte afetzedelerin yaralanmadan tahliye olmaları, acil toplanma alanlarına geçmeleri ve evlerinden uzakta, sınırlı koşullar içerisinde yaşama tutunmaları gerekir. Toplumun her kesimini zorlayan afet dönemleri özellikle özel gereksinime ihtiyaç duyan engelli bireyleri ve onların ailelerini çok daha derinden etkilemektedir. Kendi ihtiyaçlarını gideremeyecek düzeyde bir engele sahip bireyler ve onlardan sorumlu ebeveynler için bu dönemler çok daha kırılgan olmaktadır. Bu araştırma tam da böyle bir süreci ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Zihinsel yetersizliği nedeniyle özel gereksinim ihtiyacı duyan engelli bireylerden sorumlu ebeveynlerin, acil akut süreçlerinde yaşadıkları zorluklar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırma, 2011 Van Depremlerine maruz kalmış özel gereksinimli çocuklara sahip 10 anneyle yarı yapılandırılmış görüşmeye dayanmaktadır. Tespitler bu ailelerin dezavantajlı durumlarının kurbanı olduklarını ortaya koymaktadır. Tahliye sürecinde önemli zorluklar ile karşılaşan aileler, temel ihtiyaçlarını uzun süre karşılayamadılar. Ekonomik yetersizlikleri nedeniyle kırılganlıklarının çok daha arttığı tespit edilen bu aileler, birçok konuda kendilerini çaresiz hissetmişlerdir. Tahliye, barınma, temel ihtiyaçların giderilmesi konusunda yeterince destek alamadıklarını belirten aileler, kamu hizmetlerine erişimde sıkıntılar yaşamışlardır. Acil akut sürecindeki barınma koşullarının (konteyner kentler) özel gereksinimli bireylere uygun olmadığını belirten aileler, bu süreçte yaşadıkları zorlukların katlanarak arttığını belirtmişlerdir.
ENGELLİ EVDE BAKIM HİZMETLERİNDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Derleme Hilal KÖK, (2023), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 23, Sayı 58, 2023, 45 - 62, 10.21560/spcd.vi.1092868
Öz
Engelli evde bakım hizmetlerinin temel amacı engelli bireyin yaşamını aile içinde destekleyerek bağımsız yaşamına katkı sunmaktır. Engelli evde bakım hizmetleri engellinin evinde ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik çalışmaları içermektedir. Engelli evde bakım aylığı ise informal bakım olarak nitelendirilen ağır engelli bireye akrabası tarafından bakım sorumluluğunun yerine getirilmesi karşılığında her ay düzenli olarak ödenen nakdi yardımdır. Bu derleme makalede öncelikle evde bakım kavramı, evde bakım hizmeti ihtiyacı, evde bakım hizmetinin amacı ve bu hizmetin mevzuat temellendirmesine değinilerek evde bakım hizmeti ve evde bakım aylığı uygulamalarında karşılaşılabilecek birbirinden farklı sorunlar tartışılmıştır. Sorunlara ilişkin değerlendirme ve çözüm önerileri mevcut uygulamalar, engelli birey, bakım veren ve uygulayıcılar perspektifinden ele alınmıştır. Çalışmada engelli evde bakım hizmet sunumu, gelir kriteri, mevzuat, yapılan sosyal incelemeler, uygulayıcıların niteliği, bakım verenin ihtiyaçları vb. pek çok konunun ele alınarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Son olarak yapılan değerlendirmeler ışığında uygulamalardaki olası sorunların giderilerek hizmet sunumundaki kalitenin artırılmasına dair pek çok öneri sunulmuştur.
Kentsel Rekreasyon Alanlarının Engellilere Yönelik Tasarım ve Planlama İlkeleri Açısından Değerlendirilmesi: Göztepe 60. Yıl Parkı Araştırma Makalesi Alev Perihan GÜRBEY, (2023), Kırklareli Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2022, 87 - 107,
Öz
Eylemin nesnel, ruhsal ve toplumsal açıdan kısıtlanması anlamına gelen engeller her insanın hayat döngüsü içerisinde bir yerde karşısına çıkmaktadır. Düzenlemelerin, planlamaların ve tasarımların mümkün olduğunca herkese yönelik olması, özellikle çocuk ve yaşlıların, farklı bir büyüklük ve yeteneğe sahip kişilerin ve engelli bireylerin bu engelleri rahatlıkla aşabilmelerini sağlamaktadır. Bu doğrultuda ön plana çıkan evrensel tasarımın amacı, herkesin aynı olanakları kullanmasını sağlamak için teori, ilke ve çözümler geliştirmektir. Sözü geçen kişilerin günlük yaşam rutinlerini aksatmadan hayatlarına devam edebilmeleri evrensel tasarımın 7 ana ilkesini temel alan düzenlemeler ile mümkün olabilmektedir. İster geçici, ister kalıcı nitelikte bir engele sahip olan kişilerin kent yaşamı ve aktiviteleri ile bütünleşebilmeleri için özellikle mimarlara, peyzaj mimarlarına ve endüstriyel tasarımcılara büyük görev düşmektedir.
Peyzaj mimarları için, engelli bireylerin özel yaşam alanlarından kentsel açık yeşil alanlara ulaşımı ve bu alanları kullanımına yönelik temel hedefler engelsiz fiziksel çevreler oluşturmak, mevcut çevrelerin niteliğini iyileştirmek ve erişilebilirliğini arttırmaktır. Bu çalışmanın amacı, evrensel tasarım ilkeleri ve sözü edilen temel hedefler doğrultusunda İstanbul-Göztepe 60. Yıl Parkında yapılmış olan düzenlemeleri değerlendirmek ve öneriler getirmektir.
KÜLTÜR MERKEZLERİNİN ERİŞİLEBİLİRLİĞİ; ANKARA’DA BİR ARAŞTIRMA Akademik Sanat, Yıl 2023, Sayı: 18, 1 - 20, 20.06.2023 Merve Şahika TAN Ayşe Gülce TUNÇBİLEK KARAKAYA
Öz
Toplumsal gelişmenin temeli olan kültür ve buna bağlı olarak kültür mekanları; toplumsal hayatın işleyişinin açıkça gözlemlenebildiği, çeşitli kültürel ve sanatsal faaliyetlerin gerçekleştirildiği, entelektüel birikimin artmasını destekleyici etkinliklere ev sahipliği yapan mekanlardır. Bu anlamda bu alanların, toplumun tüm fertlerinin eşit bir şekilde kullanabildiği, herkesin erişimine uygun, farklı fiziksel gereksinimlere sahip bireylerin ihtiyaçlarına cevap verebilen mekanlar olarak tasarlanmaları gerekmektedir.
2005 yılında yürürlüğe giren 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunda belirtildiği üzere; engellilerin kendi seçimlerini yapma özgürlüğünü ve bağımsızlığını kapsayacak şekilde bireysel özerkliğine saygı gösterilmesi, tüm hak ve hizmetlerden yararlanması için fırsat eşitliğinin sağlanması ile topluma tam ve etkin katılımları için erişilebilirliğin sağlanması esastır. Diğer yandan, dünya çapında önemli bir yeri olan Evrensel Tasarım Merkezi’nde tasarım ve sağlık alanlarından uzmanlarla “Evrensel Tasarımın 7 Prensibi” belirlenmiştir. Bu prensipler; eşit kullanım, esnek kullanım, basit ve sezgisel kullanım, algılanabilir bilgi, hataları düzeltebilme, düşük fiziksel çaba, yaklaşmak ve kullanım için boyut ve alan olarak belirlenmiştir.
Bu bağlamda Ankara ilinde halka açık kültür merkezlerinden bir kısmı, engelli erişilebilirlikleri açısından incelenmiş ve hem “Engelliler Hakkında Kanun” hem de evrensel tasarım prensipleri açısından değerlendirilmiştir.
Dijital Erişilebilirlik : Kapsam, Kavramlar, Standartlar, YasalarTasarım Mimarlık ve Mühendislik Dergisi, Yıl 2023, Cilt: 3 Sayı: 1, 57 - 68, 21.06.2023Belgin ÇETİN
Öz
Dijitalleşmenin yoğun yaşandığı son 30 yılda, erişilebilirlik kavramı bilgi ve iletişim araçları da dahil olmak üzere hayatın her alanını kapsayacak şekilde genişledi ve yasalarda yer almaya başladı. Teknolojideki hızlı gelişim birçok alanı etkilerken teknolojinin insan hayatı içindeki yeri ve önemi her geçen gün artmaktadır. Bilgiye, sosyal hizmetlere, sağlık hizmetlerine, eğitime ve daha birçok hizmete erişimin sanal ortamda gerçekleştirildiği günümüzde dijital ara yüzlerin bizlere sunduğu olanaklar önem kazandı. Fiziksel ve dijital ortamda erişilebilirliğin sadece engelli ve fizyolojik yaşlanan bireyler için bir tanımlama olmasının ötesinde, herkes için eşit erişilebilirlik önemli bir kavramdır. Makale, sanal ortamlarının herkes için erişilebilir olmasının nasıl sağlanabileceği sorusuna cevap ararken akademik literatürü dayanak alarak, öncelikle erişilebilirlik ve tasarım arasındaki önemli ilişkiden bahseder. Sonra dijital erişilebilirlik özelinde erişilebilirliğin sağlanmasında önemli faktörler olan evrensel tasarım, tasarımda kapsayıcılık, kullanıcı odaklı tasarım, insan bilgisayar etkileşimi, erişilebilirlik standartları, yönergeleri, yardımcı teknolojiler konuları ekseninde bütünsel olarak konuya açıklık getirmeye çalışır. Makalenin sınırlılığı sadece erişilebilirlik ile ilgili olduğu öngörülen anahtar kelimeler üzerinden akademik literatür araştırmasına dayanması ve bulgular üzerinden makalenin kurgulanmasıdır. Konu hem mühendislik, dijital üretim hem de sosyal farkındalıkların oluşması, standartlar ve hukuki süreçler de dahil birçok farklı akademik disiplini ilgilendirecek geniş bir konudur ve gelişen teknolojiler bağlamında yeni araştırmalara açık bir alandır.
Depreme Hazırlar Mı? Özel Gereksinimli Bireylerin Deprem Anında Güvenliği İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, Yıl 2023, Cilt: 8 Sayı: 2, 795 - 802, 21.06.2023Burcu PAKALIN Fulya MERSİN
Öz
Doğal afetler, ekonomik ve sosyal hayatı kısa sürede kesintiye uğratan, insan faaliyetlerini durduran, büyük maddi kayıplara, ölümlere ve yaralanmalara neden olan olaylardır. Nerede, hangi zamanda, nasıl ve ne düzeyde etki edeceği kestirilemeyen bu tür afetlere karşı herkesin uygun bir afet yönetim planı olmalıdır. Toplumun her kesimi üzerinde olumsuz etkiler bırakan afet dönemi, özellikle özel gereksinimli bireyler, ebeveynleri ve yakın çevrelerini daha fazla etkilemektedir. Özel gereksinimli bireyler için afet hazırlıkları, normal gelişim gösteren bireyler için yapılan hazırlıklarla aynı olmamalıdır. Bilişsel, duyuşsal ve bedensel yetersizlikleri, iletişim becerilerinde kısıtlılıklar ve farkındalık düzeylerinin yüksek olmayışı özel gereksinimli bireyleri tehlike/risk anlarında savunmasız hale getirmektedir. Onlara kazandırılacak güvenlik becerileri bağımsız yaşama bir adım daha yaklaşmalarını sağlayacaktır. Türkiye’de oluşum oranı en yüksek olan afet depremdir. Bu çalışmanın amacı, deprem anında özel gereksinimli bireylerin ve yaşamlarında yer alan aile, öğretmen ve yerel yönetimlerin riski azaltmak için ne yapmaları gerektiği hakkında bilgilerin derlenmesini sağlamaktır. Çalışmaya görme, işitme, zihin ve bedensel yetersizlik olmak üzere dört yetersizlik türü dâhil edilmiştir.
Engelli Bireylerin Denizli-Pamukkale’deki Kentsel Dış Mekânlara Erişebilirliğinin İncelenmesi Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, Yıl 2023, Cilt: 14 Sayı: 1, 73 - 84, 22.06.2023Defne ŞEN Cengiz YÜCEDAĞ https://doi.org/10.29048/makufebed.1245415
Öz
Çalışmanın amacı, Denizli-Pamukkale’de bulunan beş ayrı odak noktasında (İncilipınar Parkı, Bağbaşı Yaylası, Nihat Zeybekçi Kongre ve Kültür Merkezi, Pamukkale Travertenleri ve Pamukkale Belediyesi) kentsel dış mekânlara engelli bireylerin erişilebilirliğini incelemektir. Bu amaçla, odak noktalarında yaya yolları, rampalar, merdivenler, otoparklar, kentsel donatı elemanları incelenmiş ve elde edilen bulgular engellilere yönelik standartlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, Pamukkale ilçesindeki odak noktalarına engelli bireylerin erişilebilirliğinin yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışılan odak noktaları arasında standartlara en uygun noktanın Nihat Zeybekçi Kongre ve Kültür Merkezi olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, kentsel dış mekânların yapı ölçeğinden başlayarak kentsel ölçeğe kadar yeniden tasarlanması gerekmektedir.
AFETLERDE SOSYAL HİZMET: KOVİD-19 AFET SALGINI VE YAŞLILAR, Yıl 2023, Cilt: 7 Sayı: 1, 37 - 50, 27.06.2023 Metin ZAFER
Öz
Sosyal hizmet toplumda içinde yer alan risk altındaki grupların korunması ve onların temel haklarının sağlanmasında önemli görevler üstlenmektedir. Bu durumda yaşlılık diğer bir ifade ile yaşlanma, sosyal hizmetin doğal olarak önemli çalışma alanı olmaktadır. Diğer taraftan sosyal hizmet için, afetler başlı başına önemli bir çalışma alanı olarak görülmektedir. İnsanların fiziksel, psiko-sosyal ve ekonomik olarak olumsuz etkilemesinin yanı sıra hayata dair varoluşsal riskler taşımasından dolayı afetler, sosyal hizmet özelinde fazlasıyla çalışması gereken bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda 2019 yılının son çeyreğinde ilk olarak Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde vakaların başlamasının hemen birkaç ay sonra, tüm dünyayı etkisi altına alan kovid- 19 salgını, 30 Ocak 2020’de “uluslararası boyutta halk sağlığı acil durumu” olarak sınıflandırmıştır. Çin’in hemen ardından, 113 ülkede kovid-19 vakalarına rastlanması ile birlikte 11 Mart’ta küresel salgın (pandemi) olarak tanımlanmış ve epidemik birer afete dönüşmüştür.
Tüm afetlerde olduğu gibi salgın afetinde de daha çok engelli ve 65 yaş üstü kişiler etkilenmişlerdir. Yaşlıların afete bağlı en başta fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları olmak üzere, yaş ayrımcılığı, sosyal dışlanma, ihmal, yalnızlık, sosyal izolasyon gibi pek çok yaşlılığa özgü sorununu pekiştirmiştir. Üstelik toplumlarda gizil olarak var olan yaşlılara yönelik ihmal, ayrımcılık, dışlanma ilk defa salgınla birlikte bu kadar uluslararası mecrada görünür hale gelmiştir. Özellikle Batı toplumlarında yaşlılar ölüme terkedilmiş, kimi devletlerin üst makamlarınca değersizleştirilerek ötekileştirilmişlerdir. Aynı zamanda medyanın salgın sunumundaki söylemleri, yaşlılarda korku ve endişenin artmasında etkili olmuştur. Sosyal medyada ise gençler tarafından yaşlılar ayrımcılık ve alay konusu olmuşlardır. Bu bağlamda afetlerde özelde kovid-19 salgının neden olduğu afetin, sosyal hizmet boyutuyla yaşlılar ile ilgili temel insan hakları çerçevesinde gerekli müdahalenin yapılmasını gerektirmektedir. Sonrasında afetlerde yaşlı ayrımcılığı ile ilgili politikalar yürütmek, ihmal ve sosyal dışlanmaya karşı savunuculuk rolünün üstlenilmesi, kurumsal iş birliğinin sağlanması, psiko-sosyal desteğin sağlanması gibi sosyal hizmetin pek çok rolünü ön plana çıkarmaktadır. Böylelikle yaşlıların herhangi bir afete karşı başetme kapasitelerinin geliştirilmesi ve uyum sağlamalarına yönelik uygulama alanının yön bulmasında, bilimsel çalışmaların rolü önemli olmaktadır.
***-VESAYET MAKAMI MOTORLU ARAÇ ALIMINDA ENGELLİNİN VERGİ İSTİSNASINDAN YARARLANMA HAKKINI ENGELLEYEBİLİR Mİ? Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2023, Cilt: XIII Sayı: I, 627 - 655, 17.07.2023 Enes KARA https://doi.org/10.54704/akdhfd.1253821
Öz
Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda motorlu araç alımı için engellinin belli koşulları taşıması veya alınan motorlu aracın belli niteliklere sahip olması şartıyla engelliye vergi istisnası tanınması söz konusudur. Bazı engelliler çeşitli nedenlerle vesayet hükümlerine tabi olmaktadır. Bu nedenle vesayet altındaki engelliye motorlu araç alınabilmesi için kural olarak Türk Medeni Kanunu m. 462/2 çerçevesinde vesayet makamından izin alınması gerekmektedir.
Uygulamada engellinin motorlu araç almasına ilişkin vesayet makamından alınan izin kararlarının istinaf veya temyiz yoluna tabi olmaması nedeniyle yeknesak kararlar ortaya çıkmamaktadır. Engelli adına ve hesabına motorlu araç alımında vesayet makamının verdiği izin kararları belli ilkeler ve deliller çerçevesinde yeknesak hale gelmelidir. Zira vesayet altında olmayan engellilerin motorlu araç alımındaki vergi istisnasından yararlanabilmelerine rağmen onlarla aynı koşuldaki vesayet altındaki engelliler bu istisnadan belirsiz ve istikrarsız gerekçelerle yararlanamamaktadır.
Sağlanan vergi istisnası ile engellinin motorlu araç sahibi olması veya motorlu aracın sürekli olarak engellinin istifadesinde bulundurulması engellinin topluma dâhil olmasını ve bağımsız olarak yaşayabilmesini sağlamaktadır. Bu çerçevede engellinin topluma intibakını kolaylaştıran motorlu araç alımındaki vergi istisnasının kanun koyucunun öngörmediği şekilde engellenmemesi gerekmektedir. Özellikle engelliyi hiçbir surette borçlandırmadan engelliye motorlu araç alımına izin verilmesi talebinin vesayet makamı tarafından reddedilmesinde vesayet altındaki engellinin yararının ne surette gözetildiği sorgulanmalıdır. Bu nedenle vesayet makamının engellinin vergi istisnasından yararlanmasını hangi durumlarda engelleyebileceği ortaya konulmalıdır. Burada motorlu araç alımında engellinin menfaatinin, malvarlığının ve kişilik haklarının korunması hususları göz önünde bulundurulmalıdır.
Vesayet makamının TMK m. 462/2 gereğince vereceği kararlarda kamu gelirlerini gelirleri gözetmek, engellinin mirasının paylaşılmasındaki muhtemel sorunları engellemek ve benzeri görevlerinin olmadığı ortaya konulmalıdır. Engellinin menfaatini koruması gereken vesayet makamının engellinin sahip olduğu ayrıcalıkları engelleyen bir aygıta dönüşmesi engellenmelidir.
Tarihi bölgelere erişilebilirliğin engelli bireyler açısından değerlendirilmesi: Diyarbakır Suriçi bölgesi örneği GRID - Mimarlık Planlama ve Tasarım Dergisi, Yıl 2023, Cilt: 6 Sayı: 2, 699 - 724, 17.07.2023 Türkan KEJANLI Canan KOÇ Muhammet Can ALKANhttps://doi.org/10.37246/grid.1208072
Öz
Engelli bireylerin sosyal, kültürel, ekonomik ilişkileri genellikle fiziksel çevreye erişmede sağlanan olanaklar doğrultusunda mümkün olur. Erişilebilirlik herkes için bir haktır ve bu hak bireylerin bulundukları toplumlara ait yasal düzenlemelerle çözülmeye çalışılır. Kent yaşamına katılma koşulları, toplumda yaşayan tüm bireylerde olduğu gibi engelli bireylerin de bağımsız hareket edebilmesine olanak sağlayan uygun planlama ve bir dizi önlemlere ihtiyaç duyar. Türkiye’de engelli bireyler kent yaşamına katılmaya daha az eğilimlidir. Bu yönde son yıllarda engelli bireylerin erişilebilirliği adına yapılan yasal düzenlemeler kentlerin yeni yerleşim alanlarında olumlu uygulamalarla karşılık bulurken tarihi alanlarda koruma ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu bölgelerde erişilebilirlik kısıtlı olmaktadır. Bu nedenle engelli bireylerin tarihi bölgeleri ziyaretlerinin nüfusun geneline göre daha az olduğu varsayılmaktadır. Bu çalışma engelli bireylerin Diyarbakır tarihi Suriçi bölgesi ve bu bölgede bulunan tarihi yapılara erişebilirliğin sağlanmasında fiziksel çevrenin zorluklarını ortaya çıkarır ve bu alandaki bilgiye katkıda bulunur. Engelli bireylerin tarihi alanlarda yaşadıkları sorunları ortaya koymak için Diyarbakır’da bulunan üç Sivil Toplum Örgütü ile iletişime geçilmiştir. Fiziksel çevreden daha fazla etkilenen bu örgütlere üye 54 bireye anket yapılmıştır. Çalışmada, Suriçi’ne erişim, Suriçi’nde dolaşım ve tarihi yapılara erişebilirliğin engelli bireylerin bakış açısıyla ortaya konulması amaçlanmıştır.
***-Avrupa Birliği (AB) Ülkelerinde Engellilere Yönelik Yasal Düzenlemeler: Fransa, İspanya ve Almanya Örneği Uluslararası Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi, Yıl 2023, Cilt: 3 Sayı: 2, 121 - 136, 30.07.2023 Hilmi SÖZEN
Öz
Çalışmanın amacı, AB ve örnek üye ülkeler bağlamında engelli bireylerin korunması ve entegrasyonunun yasal çerçevede nasıl sağlandığı konusunda derinlemesine bir bakış açısı sağlamaktır. Çalışmanın kapsamı, farklı refah rejimlerine sahip üç AB ülkesini kapsamaktadır: Fransa, İspanya ve Almanya. AB ve örnek üye devletlerin engellilere yönelik yasal düzenlemelerini içermektedir. Bu üç ülke, diğer ülkelere örnek teşkil eden refah sistemlerine ve engelli kişiler için farklı yasal yaklaşımlara sahip oldukları için seçilmiştir. Araştırmanın yöntemi, nitel araştırma kapsamında literatür taraması yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Veriler ilgili ülkelerin resmi kaynaklarından, akademik makalelerden ve raporlardan derlenmiştir. Çalışmanın bulguları, incelenen AB üyesi üç ülkenin engellilere yönelik yasal düzenlemelerinin AB mevzuatına uygun olduğunu göstermektedir. Bu ülkelerin engelliliğe ilişkin benzer anlayışlara sahip olmalarına rağmen uygulamalarında farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın sonucu, AB’nin engelli bireylere yönelik yasal mevzuat sağlamadaki rolünün önemli olduğunu, ancak ulusal düzeydeki sosyal politika mekanizmalarının da etkili olduğunu göstermektedir.
Yeni Toplumsal Hareketler Bağlamında Birleşik Krallık’ta Engelli Hakları Hareketi Derleme Meryem SERDAR, (2023), Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2023, 384 - 396,
Öz
Bu çalışmada engelli hakları hareketi yeni toplumsal hareketler teorisi üzerinden ele alınmıştır. 1960’lardan sonra kimlik, katılım ve sivil haklara odaklanarak yükselişe geçen yeni toplumsal örgütlenmeler içinde engelli bireylerin oluşturduğu gruplar bilhassa kamusal alana eşit katılım ve hak temelli yaşama erişme vurgularıyla yer almışlardır. Bu örgütlenmeler yeni toplumsal hareketler içerisinde özel olarak engelli hakları hareketini doğurmuştur. Birleşik Krallık, engelli hakları hareketinin ve ‘engelliliğin sosyal modeli’ fikrinin oluşması ve küresel düzeyde yayılmasında kilit role sahiptir. Literatür çalışması olarak tasarlanan bu çalışmanın amacı; Birleşik Krallık’taki engelli hakları hareketinin çıkış nedenlerini, gelişimini, kazanımlarını ve bugünkü durumunu tarihsel seyir içerisinde anlamaktır. Çalışmanın problemi, bir yeni toplumsal hareket olarak engelli hakları hareketinin Birleşik Krallık’ta nasıl bir ortamda ortaya çıktığı, neyi amaçladığı, hareketin yönlendirici gruplarının hangileri olduğu, hareketin engellilik çalışmalarına katkılarının neler olduğunun keşfedilmesidir. Yapılan çalışma sonucunda; Birleşik Krallık’ta engelli haklarına yönelik oluşumların tarihi oldukça eskiye dayansa da hareketin ilk temsilcisi olarak UPIAS’ın kabul edildiği görülmüştür. UPIAS’ın engellilik tanımı uluslararası düzeyde sosyal model anlayışının gelişmesinde etkili olmuştur. Birleşik Krallık’taki engelli hakları hareketinin hedefleri; medeni haklar, bağımsız yaşam, eğitim, ulaşım, istihdam, eşit katılım üzerinde yoğunlaşmıştır.
TÜRKİYE ve AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE KAMU EĞİTİM ve SOSYAL KORUMA HARCAMALARI Araştırma Makalesi Nihat AKBULUT, (2023), Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, Cilt 21, Sayı 3, 2023, 282 - 297, 10.11611/yead.1352997
Öz
The study compared Turkey’s education and social protection aid with European Union countries’ aid based on EUROSTAT data. The study aims to analyze the adequacy and effectiveness of education expenditures and educational aid provided within the scope of social assistance compared to EU countries. As a method in the study, within the framework of the general screening research model, education aid data within the scope of education expenditures and social protection expenditures in Turkey were analyzed, and these data were assessed comparatively with social protection expenditures in the European Union countries. Considering that the majority of social protection aid in Turkey is generally allocated to general health insurance premiums, pensions for the elderly and disabled, and home care services, the payments made to families with disadvantaged children remain low in terms of both the number of beneficiaries and the total allowance. Compared to EU countries, it seems that the share allocated to families and children remains low in social protection expenditures, and there needs to be increased social aid expenditures in favor of families and children, as in the EU, and to increase the general amount of social aid.
Türkiye’de Engelli İstihdamında Yaşanan Zorluklar DerlemeBurak Can Korkmaz, (2023), Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 23, Sayı 1, 2023, 62 - 81, 10.54961/uobild.1264127
Öz
Engellilerin işgücüne katılımı hem yaşam kalitelerinin artması hem de toplum ile bütünleşmeleri açısından büyük bir öneme sahiptir. Fakat engelli bireylerin işgücüne katılım konusunda istekli olmalarına rağmen birçok sorunla karşılaştıkları görülmektedir. Engelli olmayan bireylere göre çok daha düşük istihdam oranına sahip olan engelli bireylerin yaşadıkları sorunlar geniş bir yelpaze içerisinde yer almaktadır. Bu konuya ilişkin olarak gerekli çözümlerin üretilmesinden önce engelli istihdamında yaşanan sorunların gözler önüne serilmesi önemli bir adımdır. Bu sebeple, bu derleme çalışmasında Türkiye’de engelli istihdamında yaşanan zorluklar literatürdeki çalışmalar ışığında tartışılmıştır. Literatürdeki çalışmalara bakıldığında engelli bireylerin yaşadıkları sorun durumları yalnızca işgücüne katılmaları konusunda değil aynı zamanda işi sürdürmeleri noktasında da etkili olmaktadır. Bu sebeple ülkemizde sürdürülen kota uygulaması ile korumalı iş yeri gibi modeller sorunlara çözüm üretmekten uzaktır. İş verenlerin olumsuz tutumları, damgalanma, kötü söz ve şakalar, dışlanma ve ulaşım sorunu gibi işe başlama ve devam etme konusunda engelli bireylerin karşılaştıkları güçlükler için yasal düzenlemeler tek başına yetersizdir. Yasal düzenlemelerin yanı sıra toplumdaki diğer bireylerin desteğine de ihtiyaç duyulmaktadır.
21. Yüzyılda Türkiye’de ve Dünya’da Engelli Kadınların Çalışma Hayatında Yaşadıkları Sorunların Ulusal ve Uluslararası Yasal Düzenlemelere Rağmen Devam Etmesi Paradoksu Araştırma MakalesiTurgut Çılğın, (2023), Çalışma ve Toplum, Cilt 2, Sayı 77, 2023, 1323 - 1352, 10.54752/ct.1280838
Öz
Dezavantajlı gruplar olarak kabul edilen engellilerin ve kadınların, sosyal ve ekonomik anlamda yaşadıkları kendine has zorluklar bulunmaktadır. Bu iki dezavantajın birleştiği engelli kadınlar ise çifte dezavantajlılık olarak tabir edilen, engelli olmanın ve kadın olmanın sosyoekonomik hayatta yarattığı çifte zorluklar ile mücadele etmek zorundadır. Engelli kadınlar, sosyoekonomik hayatın birçok alanında engelli olmayan tüm bireylere ve engelli erkeklere göre yoksulluk, dışlanma ve benzeri sorunları daha yoğun yaşamaktadır. Bu iki dezavantajın tek bir bireyde birleşmesinin yarattığı zorluklar bu alanda yapılan düzenlemelere rağmen devam etmektedir. Bu çalışmada, engellilik ve kadınlık olgularına dair kavramsal sorgulamalar ile oluşturulan zemin üzerinden hareketle, engelli kadınların sosyoekonomik hayatta yaşadıkları sorunlar, bu sorunların giderilmesine yönelik uluslararası kuruluşlar ve Türkiye’de yapılan yasal düzenlemeler literatür taraması ve doküman analizi yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, yapılan yasal düzenlemelerin yeterli ve makul seviyede olduğu, buna rağmen engelli kadınların, geçmişe göre azalma ve düzelme eğilimine girse de yine de çalışma hayatında değişik boyutlarda sorunlarla karşılaşmaya devam ettikleri görülmüştür. Bu paradoksun nedeninin, yasal düzenlemelerin hayatta karşılık bulması için gerekli olan toplumsal farkındalığın ve bilincin yeterli olgunluk düzeyine ulaşmaması olduğu görülmektedir. Çözüm için ise yasal düzenlemelerin toplumlar tarafından içselleştirilerek bir bilinç haline getirilmelerini sağlamak amacıyla, farkındalık ve eğitim çabalarının akademik çalışmalar eşliğinde sürdürülmesi gerektiği önerilmiştir.
Engelli Haklarına İlişkin Mücadele Sürecinde Engelli Aktivistlerin Aktivizme Yükledikleri Anlamlar ve Deneyimleri Araştırma Makalesi Begüm Ardahanlıoğlu, Esra Burcu, (2023), Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 40, Sayı 2, 2023, 369 - 389, 10.32600/huefd.1189178
Öz
Çalışmada aktivistlerin engelliliği ve engellilik aktivizmini nasıl tanımladıkları, aktivist olma amaçları ve süreçleri, aktivist faaliyetleri, bu faaliyetlerde karşılaştıkları kurumsal ve sosyal sorunların neler olduğu ve aktivist faaliyetlerde pandemi döneminin rolüne ilişkin değerlendirmeleri anlaşılmak istenmiştir. Çalışmanın amacı engellilik sosyolojisinin bakış açısı üzerinden şekillendirilmiş ve kuramsal olarak engelliliğin sosyal modeli ile insan hakları modelinden destek alınarak, elde edilen nitel veriler temellendirilmiştir. Nitel yöntem benimsenerek online derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış ve veriler MAXQDA programında analiz edilmiştir. Çalışmada aktivistler engellilik tanımına ilişkin olarak bireyin kendi tercihinin önemsenmesi gerektiği düşüncesini benimsemektedirler. Aktivistler engellilik aktivizmini sorunların giderilmesi ve çözümlerin işlevsel olması yönünde değişimleri sağlayan ve hak temelli mücadele yapma olarak tanımlamışladır. Aktivist olmanın temel amacı değişimi talep etmek ve bunun için harekete geçerek engelli bireylerin lehine düzenlemeler yaratmak yönünde mücadele etmektir. Aktivistlerin bu amaç doğrulusunda benimsedikleri çeşitli yöntemler olmakla birlikte hem eylemlerini yerine getirmede hem de yöntemlerini işletmede çeşitli sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Aktivistler engelli bireylerin karşılaştıkları sorunları ‘ayrımcılık’ ve ‘dışlanma’ temelinde betimlemişlerdir. Aktivistler pandemi döneminin engellilik aktivizminin hem olumlu hem de olumsuz bazı yeni süreçler doğurduğuna ilişkin düşüncelere sahiptirler. Bulgular Türkiye’de engelli aktivistlerin aktivizme ilişkin deneyimlerini, düşüncelerini, sorunlu gördükleri konuları ve değişim yaratılması gereken alanları anlamada ve yorumlamada genelleyici olmayan bazı ipuçları sunmuştur.
BATI’DA ENGELLİ EMEĞİNİN KISA TARİHİ: ENGELLİLİK MODELLERİ BAĞLAMINDA BİR DEĞERLENDİRME Araştırma Makalesi Mesut Aköğretmen, (2023), Hak İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt 12, Sayı 32, 2023, 129 - 144, 10.31199/hakisderg.1209599
Öz
Engelliler, insanlık tarihi boyunca var olmalarına rağmen, insani haklarını elde etme konusunda uzun mücadeleler vermişlerdir. Batı dünyası, engellilere ekonomik ve sosyal haklar tanıma noktasında oldukça geç kalmıştır. Daha 1950’lere kadar bireyleri normal-anormal ya da engelli-engelsiz diye ayrıştıran Avrupa’nın geçmişi normal olmayanları dışlayan örneklerle doludur. Saf bir ırk yaratmak amacıyla engelli ve hastaların katledildiği “Öjenizm” düşüncesi bunlardan biridir. Avrupa’yı yıllarca etkileyen bu düşünce II. Dünya Savaşı’nda Hitler tarafından zalimce uygulanmış ve 250.000 engelli ve hasta birey kobay olarak kullandıktan sonra gaz odalarında yakılmıştır. Bu makalenin amacı, Batı’nın tarih boyunca farklı tutumlarla yaklaştığı engellileri emek piyasasında nasıl konumlandırdığını ele almaktır. Makalede, geçmişten günümüze engelli emeğinin yeri engellilik modelleri üzerinden dönemsel olarak incelenecektir. Çalışmada dört Engellilik Modeli dört ekonomik sisteme karşılık gelmektedir. Bunlar; Geleneksel Model (Feodal Dönem), Medikal Model (Sanayi Devrimi Dönemi), Sosyal Model (Refah Devleti Dönemi) ve İnsan Hakları Modeli (Günümüz) dir. Makalede, engellilerin tarihin neredeyse her döneminde insan haklarıyla bağdaşmayan olumsuz tutum ve davranışlarla karşılaştığı, çalışma haklarını ise ancak 1950’lerden sonra elde etmeye başladığı görülmüştür.
Yeni Toplumsal Hareketler Bağlamında Birleşik Krallık’ta Engelli Hakları Hareketi Derleme Meryem Serdar, (2023), Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2023, 384 - 396,
Öz
Bu çalışmada engelli hakları hareketi yeni toplumsal hareketler teorisi üzerinden ele alınmıştır. 1960’lardan sonra kimlik, katılım ve sivil haklara odaklanarak yükselişe geçen yeni toplumsal örgütlenmeler içinde engelli bireylerin oluşturduğu gruplar bilhassa kamusal alana eşit katılım ve hak temelli yaşama erişme vurgularıyla yer almışlardır. Bu örgütlenmeler yeni toplumsal hareketler içerisinde özel olarak engelli hakları hareketini doğurmuştur. Birleşik Krallık, engelli hakları hareketinin ve ‘engelliliğin sosyal modeli’ fikrinin oluşması ve küresel düzeyde yayılmasında kilit role sahiptir. Literatür çalışması olarak tasarlanan bu çalışmanın amacı; Birleşik Krallık’taki engelli hakları hareketinin çıkış nedenlerini, gelişimini, kazanımlarını ve bugünkü durumunu tarihsel seyir içerisinde anlamaktır. Çalışmanın problemi, bir yeni toplumsal hareket olarak engelli hakları hareketinin Birleşik Krallık’ta nasıl bir ortamda ortaya çıktığı, neyi amaçladığı, hareketin yönlendirici gruplarının hangileri olduğu, hareketin engellilik çalışmalarına katkılarının neler olduğunun keşfedilmesidir. Yapılan çalışma sonucunda; Birleşik Krallık’ta engelli haklarına yönelik oluşumların tarihi oldukça eskiye dayansa da hareketin ilk temsilcisi olarak UPIAS’ın kabul edildiği görülmüştür. UPIAS’ın engellilik tanımı uluslararası düzeyde sosyal model anlayışının gelişmesinde etkili olmuştur. Birleşik Krallık’taki engelli hakları hareketinin hedefleri; medeni haklar, bağımsız yaşam, eğitim, ulaşım, istihdam, eşit katılım üzerinde yoğunlaşmıştır.
ENGELLİ EVDE BAKIM HİZMETLERİNDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Derleme Hilal Kök, (2023), Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Cilt 23, Sayı 58, 2023, 45 - 62, 10.21560/spcd.vi.1092868
Öz
Engelli evde bakım hizmetlerinin temel amacı engelli bireyin yaşamını aile içinde destekleyerek bağımsız yaşamına katkı sunmaktır. Engelli evde bakım hizmetleri engellinin evinde ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik çalışmaları içermektedir. Engelli evde bakım aylığı ise informal bakım olarak nitelendirilen ağır engelli bireye akrabası tarafından bakım sorumluluğunun yerine getirilmesi karşılığında her ay düzenli olarak ödenen nakdi yardımdır. Bu derleme makalede öncelikle evde bakım kavramı, evde bakım hizmeti ihtiyacı, evde bakım hizmetinin amacı ve bu hizmetin mevzuat temellendirmesine değinilerek evde bakım hizmeti ve evde bakım aylığı uygulamalarında karşılaşılabilecek birbirinden farklı sorunlar tartışılmıştır. Sorunlara ilişkin değerlendirme ve çözüm önerileri mevcut uygulamalar, engelli birey, bakım veren ve uygulayıcılar perspektifinden ele alınmıştır. Çalışmada engelli evde bakım hizmet sunumu, gelir kriteri, mevzuat, yapılan sosyal incelemeler, uygulayıcıların niteliği, bakım verenin ihtiyaçları vb. pek çok konunun ele alınarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Son olarak yapılan değerlendirmeler ışığında uygulamalardaki olası sorunların giderilerek hizmet sunumundaki kalitenin artırılmasına dair pek çok öneri sunulmuştur.
Sendikaların engelli bireylere yönelik sosyoekonomik politikaları: İngiltere, Kanada, Belçika ve Türkiye örnekleri Araştırma Makalesi Şeyma Sandıkcıoğlu, Turgut Çılğın, (2023), Sosyal Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Cilt 23, Sayı 1, 2023, 39 - 52, 10.30976/susead.1126176
Öz
Amaç - Engelli bireyler çalışma hayatında zorluklar yaşamakta ve desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu noktada çalışma hayatının ve endüstri ilişkilerinin önemli aktörlerinden biri olan sendikaların engelli bireylere olan bakış açıları ve engelli bireylere yönelik sosyal politikaları en merak edilen ama yeterli sayıda araştırma yapılmayan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yöntem - Bu çalışmada, sendikaların engelli bireylere yönelik bakış açıları ve engellilere yönelik sosyoekonomik politikaları literatür taraması ve doküman incelemesi yöntemiyle araştırılmıştır.
Bulgular - Çalışma sonucunda, sendikaların bir takım politikalar yürütmeye çalışsalar da gittikçe etkisizleştikleri görülmüştür. Bununla beraber uluslararası ve ulusal mevzuatlar çerçevesinde devletlerce çalışmaların yapıldığı, sivil toplum kuruluşlarının devreye girdiği görülmüştür.
Sonuç - Mevzuat çalışmalarına, sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının destek çabalarına rağmen engelli çalışanların sorunlarının devam etmesi, sorunun temelinde derin bir toplumsal farkındalık ve bilinç eksikliğinin yattığını göstermektedir. Müfredata, genelde tüm ayrımcılıkları önleyici ve özelde engelliliğe bakış açısının değişmesine yönelik eğitim ve farkındalık dersleri konularak toplumsal bilincin yükseltilmesi ve ilgili mevzuatların uygulanmasının toplum tarafından denetlenmesinin gerekli olduğu görülmektedir.
Işverenlerin Engelli, Eski Hükümlü ve Terör Mağduru Istihdam Etme Yükümlülüğü Araştırma Makalesi Melike Yaman, (2023), Aurum Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2023, 99 - 138,
Öz
Hukukumuzda temel dayanağını Anayasa’nın 48. maddesinden alan sözleşme serbestisi ilkesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca da koruma altına alınmış ve İş Hukuku alanında da uygulanan genel bir ilkedir. Söz konusu ilkenin bir gereği de sözleşme tarafını seçebilme serbestisidir. Ancak iş hukukunda sözleşme serbestisi ilkesine sosyal düşünceler ve işçiyi koruma düşüncesinin sonucu olarak birtakım sınırlamalar getirilmiştir. Bu sınırlamalardan birisi de belli niteliklere sahip işverenlerin engelli, eski hükümlü ve terör mağduru istihdam etme yükümlülüğü yüklenmesidir. İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli ve yüzde iki eski hükümlü işçiyi veya terör mağdurunu çalıştırmakla yükümlüdürler. İlgili yükümlülük temel olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30. maddesinde öngörülmektedir. Bunun yanı sıra, 854 sayılı Kanun’da da bir düzenleme yer almaktadır. Ayrıca Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmelik, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Eski Hükümlü veya Terörle Mücadelede Malul Sayılmayacak Şekilde Yaralananların İşçi Olarak Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik’te de konuya dair incelenmesi gereken hükümler bulunmaktadır. Dolayısıyla işverenlerin engelli, eski hükümlü ve terör mağduru istihdam etme yükümlülüğü kapsamında ele alınması gereken düzenlemelerin mevzuatta dağınık bir şekilde yer aldığı söylenebilir.
Bu çalışmanın amacı ilgili yükümlülüğün kapsamının, uygulanmasının ve sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Söz konusu amaç doğrultusunda çalışma kapsamında, doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararlarından da yararlanılarak bahsi geçen birincil ve ikincil mevzuat incelenmiş ve engelli, eski hükümlü, terör mağduru, özel sektör, kamu sektörü kavramları, bu yükümlülük kapsamında çalışacak işçilerin yerine getirmesi gereken koşullar, çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde ve işçilerin belirlenmesinde başvurulan kurallar, bu yükümlülüğün uygulanmasına ilişkin temel esaslar ile ilgili yükümlülüğün denetimi, ihlali ve bu ihlale bağlı sonuçlar açıklığa kavuşturulmuştur.
***-TÜRKİYE’DE ENGELLİ HAKLARININ KORUNMASINDA BİR AKTÖR OLARAK KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU Araştırma Makalesi Cihan Necmi Günal, Maksud Emre Mülazımoğlu, Hande Yüksel Altıntaş, (2024), Ombudsman Akademik, Sayı 19, 2023, 191 - 214,
Öz
Engelli bireylerin temel haklardan diğer yurttaşlar gibi eşit bir biçimde faydalanması ve toplumsal hayata tam katılımının sağlanması önemli bir politika alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu yönetimleri, bu alanda gerekli tedbirlerin alınması ve hayata geçirilmesiyle yükümlüdür. Bu konu yalnızca Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde de bir politika alanı olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletler engelli haklarının korunması hususunda çeşitli sözleşmeler hazırlamış ve üye devletlerden taraf olmalarını istemiştir. Türkiye’de de engelli yurttaşların haklarının korunması adına birden fazla uygulama bulunmaktadır. Her ne kadar uluslararası ve ulusal düzenlemelerde yer alsa da engelli bireylere tanınan hakların kullanımı, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü ve bu hakların kamusal alanda yaygınlık ve farkındalık kazanması noktasında sorunlar yaşanmaktadır. Bu sebeple hem idare ve vatandaşlar arasında yaşanan sorunların çözümünde arabuluculuk görevi üstlenmesi hem de hukuk kurallarının kurumsallaşması bağlamında Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) engelli haklarının korunmasında önemli bir hak arama mekanizması olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada KDK kararlarında engelli hakları içerik analizi yöntemi ile incelenmekte ve engelli yurttaşların kamu yönetimleri ile yaşadıkları sorunlarda KDK’nin önemi ele alınmaktadır. Yapılan analizlerin sonucunda KDK’nin almış olduğu kararlarda engelli haklarının korunması hususunun uluslararası normlara uygun bir şekilde ele alındığı ve kamu kurum ve kuruluşlarına gerekli düzenlemelerin yapılmasının tavsiye edildiği tespit edilmiştir.
İslam Hukukuna Göre Engelli İstihdam Politikasının Fıkhî Temelleri Araştırma Makalesi Şevket Pekdemir, (2024), Van İlahiyat Dergisi, Cilt 12, Sayı 20, 2024, 43 - 59, 10.54893/vanid.1476413
Öz
Engelli bireylerin ülkemizde ve dünyada karşılaştıkları en önemli ekonomik sorunlardan biri de istihdamdır. Maalesef gelişmiş ülkelerde bile engellilerin istihdamında henüz istenilen seviyeye ulaşılamamıştır. İstihdam/çalışma gibi temel hak ve özgürlükler, insanlık tarihi boyunca hukuk sistemi içerisinde birtakım ilkeler üzerinden meşruiyet zemini kazanmıştır. Nitekim İslam hukukunun temel kaynaklarında yer alan genelde tüm insanlara özelde engelli bireylere yönelik adalet, hak, fırsat eşitliği, liyakat, ayrımcılıkla mücadele ve sosyal sorumluluk gibi ilkeler, istihdam politikalarının geliştirilmesinde referans olmuştur. Bu bağlamda erken dönemden itibaren İslam iktisat politikalarının temel amacı bireyin dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak şeklinde belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle modern hukuk sistemlerinde geliştirilen aktif ve pasif istihdam modellerine yer verilmiştir. Bu kapsamda erken dönemden itibaren gerek Hz. Peygamber ve sahâbe uygulamalarında gerekse daha sonraki İslam toplumlarında engellilerin hem aktif hem de pasif olarak istihdam edildiği görülmüştür. Dönemin özelliklerine göre kurumsallaşmanın sağlandığı hatta İslam toplumlarında engellilerin istihdamı konusuna ilişkin gelişmelerin, tahmin edilenden çok daha önce başladığı söylenebilir. Ancak modern anlamda hukuki düzenlemelerin batıya göre daha geç yapıldığını itiraf etmeliyiz. Makalede engellilik olgusu, engellilerin sorunları ve ihtiyaçları bağlamında, istihdam konusunda geçmişten günümüze İslam toplumlarında yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Bu kapsamda İslam toplumunda birçok engellinin yeteneklerine göre imamlıktan hâkimliğe, komutanlıktan valiliğe kadar çeşitli devlet kadrolarında aktif olarak istihdam edildikleri görülmüştür. İstihdam edilemeyenlerin ise sağlık, bakım, barınma ihtiyaçlarının karşılanması, maaş bağlanması ve vergi indirimi sağlanması gibi yöntemlerle mağduriyetlerinin giderilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Ana teması İslam hukukuna göre engellilerin istihdam ilkelerinin belirlenmesi olan çalışmada; maslahat, örf, siyâset-i şer’iyye, liyakat ve sedd-i zerâi’nin, engelli istihdamının fıkhi dayanaklarını oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda âyet ve hadislerle fürû fıkıh müktesebatında yer almayan sorunların çözümünde, sosyal sorumluluk politikalarının geliştirilmesinde, engellilerin ekonomik bağımsızlığını kazanmasında ve asgari yaşam standardının sağlanmasında maslahat ilkesinin kilit rol üstlendiği, birey, aile, toplum ve devlet için fayda sağladığı ifade edilmiştir. Engellilerin istihdamının günümüzde hem ulusal hem de uluslararası hukuki düzenlemelerin en önemli konularını oluşturduğuna dikkat çekilerek, İslam hukukuna kaynaklık etme kriterlerine uygun olarak örf uygulamalarına dönüştüğü görülmüştür. İslam idare hukukunda engellilerle ilgili aktif ve pasif istihdam politikalarının, hukuki düzenlemelerin ve kurumsal yapının kamu yöneticileri tarafından siyâset-i şer’iyye kapsamında yapıldığı belirlenmiştir. İslam hukukunda idari görev ve kamu hizmeti atamalarının liyakate göre yapılmasının emredildiği, adam kayırma ve iltimasın yasaklandığı vurgulanarak, engelliliğin istihdama mani olmadığı vurgulanmıştır. Son olarak İslam hukukunda engellilerin istihdamıyla ilgili çalışmaların yetersizliğine dikkat çekilerek araştırmaların bu alanlarda yoğunlaştırılması, ayrıca İslam hukukuna göre engelliliğin istismarı konusunun çalışılması önerilmiştir.
ENGELLİ BİREYLERİN DEPREM SÜRECİNDE GÜVENLİĞİ Derleme Duygu Yücel, (2024), Hastane Öncesi Dergisi, Cilt 9, Sayı 1, 2024, 83 - 89, 10.54409/hod.1483690
Öz
Bu çalışma engelli bireylerin depremden etkilenme düzeyleri ve afete karşı hazırlıklı olmaları için gerekli hususlara dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır. Günümüze kadar psikolojik, biyolojik ve sosyo- ekonomik yaşamda ciddi yıkımlara yol açan birçok afet olarak nitelendirilebilecek olay yaşanmıştır. Ülkemiz de afetler açısından oldukça riskli bir bölgede yer almaktadır. Depremlerin insanlar üzerinde bireysel ve toplumsal düzeyde geniş çaplı yıkıcı etkileri mevcuttur. Her birey deprem gibi yıkıcı afetlerden olumsuz etkilense de özel gereksinimi bulunan engelli bireyler afet sürecinde daha olumsuz etkilenmektedir. Depremler ve bireylerin engel durumları engellenemez ancak afetin yıkıcı sonuçları engellenebilir. Depremlerden en fazla etkilenen gruplardan birinin engelli bireyler olduğu bilinmektedir. Afet sürecinde engelli bireylerin yaşadığı sorunlar sadece engelli bireyi değil temas halinde olduğu yakınlarını da olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda afete karşı direnç oluşturmaya yönelik çalışmaların toplam nüfus üzerinde geniş bir popülasyonu kapsayan engelli bireyleri de göz ardı etmeden, engelli bireylerin özel gereksinim durumları da göz önüne alınarak herkes için uygulanabilir düzeyde hazırlanması gerekmektedir.
Engelli Bireylerin İstihdamında Erişilebilir Şehirlerin Kolaylaştırıcı Etkisine Dair Bir Analiz Araştırma Makalesi Selçuk Koç, Kerem Çolak, (2024), Şura Akademi, Sayı 5, 2024, 11 - 24,
Öz
Engelli bireylerin istihdamı tüm dünya ülkelerinde çözülmek istenen sosyal ve toplumsal bir problem olarak görülmekte bu sorunun çözümünde her ülke kendi dinamikleri ölçüsünde politikalar üretmeye çalışmaktadırlar. Bu politikalardan birisi de BM ve AB taraf sözleşmelerinde özellikle üstünde durulan erişilebilirlik hususudur. Henüz yeni olan bu kavram 2000’li yıllarda ele alınarak gelecekteki toplumsal ve sosyal politikaları da bu kavram çerçevesinde şekillendirmeye başlamışlardır. Böylelikle yeniden kent tasarımı ihtiyacı ortaya çıkmış ve erişilebilir kentler ya da engelli dostu kentler gibi yeni tanımlamalar ile engelli istihdamına ulaşılabilirlik ve erişilebilirlik bakımından bir çözüm yolu olabileceği düşünülmüştür. Engelli bireylerin istihdamına yönelik kolaylaştırıcı önlemler onların çalışma hayatını katılımına olanak sağlayacaktır. Bu bağlamda yeniden kent tasarımı önem kazanmakta ve engelsiz şehir tasarımları engelli istihdamında kolaylaştırıcı bir rol oynamaktadır. Ülkemizde engelli istihdamı ile ilgili işgücü piyasasındaki takibini ise İŞKUR yapmakta ve engelli bireylerin işgücü piyasasındaki çalışma süreçlerine dair politikaları yürütmektedir. Bu çalışmada engelli dostu olarak nitelendirilen şehirlerde bir durum analizi yapılarak engelsiz şehirlerin engelli istihdamı açısından kolaylaştırıcı etkisi olup olmadığı tartışılacaktır.
SOSYAL MODEL BAĞLAMINDA ENGELLİ GÖÇMENLER VE FİZİKSEL ÇEVRE ERİŞİLEBİLİRLİĞİNDEN KAYNAKLANAN SORUNLAR: ENGELLİ GÖÇMENLER ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMA Araştırma Makalesi Elif Özlem Özçatal, (2024), Akademik Hassasiyetler, Cilt 12, Sayı 25, 2024, 26 - 55, 10.58884/akademik-hassasiyetler.1460155
Öz
This study examines the problems arising from the accessibility of the physical environment, which is one of the main problems faced by disabled immigrants in mainstream society, based on their experiences and using the social model approach. A snowball sampling technique was used to reach five women and seven men with disabilities living in the city centre of Tokat. Data collected through semi-structured interviews were analysed using content analysis. The findings show that disabled immigrants face significant challenges related to the accessibility of the physical environment, starting from their homes and neighbourhoods, which prevent them from accessing even very basic services such as health care and language training. Migrants with disabilities face problems of accessibility of the physical environment, such as houses, buildings, streets, sidewalks and bus stops that are not adapted to their needs. Inaccessible conditions of the physical environment prevent disabled migrants from going out, participating in social life and accessing services. This situation restricts their individual mobility, reduces their autonomy and limits their opportunities for social participation. Therefore, in identifying and addressing the problems of disabled immigrants, it is necessary to consider the physical determinants of the social environment that create and exacerbate their experience of disability, beyond their functional limitations. Policies targeting disabled immigrants should aim to remove environmental barriers.
ENGELLİ KADINLAR İÇİN ENGELSİZ ADALET MÜMKÜN MÜ?: ADALETE ERİŞİM HAKKI ÇERÇEVESİNDE BİR İNCELEME Araştırma Makalesi A. Aslı Şimşek Öner, (2024), Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, 2024, 85 - 115, 10.54704/akdhfd.1463542
Öz
Günümüzde adalete adalete erişim kavramı, sosyal adalet gündemine uygun olarak, adalete uygun bir hukuki çare arayışındaki farklı dezavantajlara sahip toplumsal kesimler için adalete erişim önündeki engellerin tespitini de içerecek şekilde geniş anlamda ele alınmaktadır. Adalete erişimi bağımsız bir insan hakkı olarak düzenleyen Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’de (EHİS) engellileri irade ve tercihlerini kullanmaktan alıkoyan ve engellilerin diğerleriyle eşit şekilde adalete ve usuli güvencelere erişimlerinin engellenmesine yol açan engellilik anlayışı terk edilmiştir. Bunun yerine EHİS’in adalete erişim hakkını düzenleyen 13. maddesinin, Sözleşme’nin yasa önünde eşit tanınma hakkını düzenleyen 12. maddesiyle birlikte ele alınması önerilmektedir. Gerçekten de EHİS adalete erişimi bağımsız bir hak olarak düzenlemektedir. Bunun yanı sıra hak temelli engellilik ve toplumsal cinsiyet bakış açısıyla engelli kadınların adalete erişim hakkını güvence altına almaktadır. Öte yandan adalete erişim hakkı, EHİS dışında herhangi bir sözleşmede münferiden düzenlenmemiş olduğundan, diğer insan hakları denetim mekanizmaları tarafından ilgili sözleşmede düzenlenen adil yargılanma hakkı, bilgi edinme hakkı, yasa önünde eşitlik gibi haklardan ve onların unsurlarından yorum yoluyla çıkarsanmaktadır. Örneğin CEDAW Komitesi, 2015 tarihli 33 No.lu Genel Tavsiye Kararı’nda kadınların adalete erişimini ele almıştır. Bu çerçevede hukuk önünde eşit tanınma ve hak arama özgürlüğü çerçevesinde engelli kadınların adalete erişim hakkına ilişkin uluslararası insan hakları standartlarını EHİS’in yanı sıra Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) ortaya koymaktadır. Bu noktada EHİS’in engelliliğe yaklaşımı bağlamında engelli kadınların adalete erişiminin önündeki hukuki ve toplumsal engeller açığa çıkarılmalıdır. Hukuki ve toplumsal engellerin ise üç boyutta incelenmesi önerilmektedir. Bunlar, adalete erişim sürecinde karşılaşılan engeller, engellilik ve toplumsal cinsiyet kesişiminde hukuku etkileyen kültürel normlar nedeniyle engelli kadınların maruz kaldıkları klişeler ve ayırımcılıktır. Son olarak insan hakları ihlali anlamına gelen bu engeller karşısında devletin yükümlülükleri incelenmiştir.
ENGELLİ ERİŞİLEBİLİRLİĞİNDE AVRUPA’NIN ÖNCÜLERİ: LÜKSEMBURG, LAGUNA VE SKELLEFTEÅ ŞEHİRLERİNİN İNCELENMESİ Araştırma Makalesi Hilmi Sözen, (2024), Scientific Journal of Innovation and Social Sciences Research, Cilt 4, Sayı 1, 2024, 1 - 30,1, 1 - 30, 30.06.2024
Öz
Erişilebilirlik kavramı, çağdaş toplumun kapsayıcı, adil ve engelsiz bir dünya vizyonunun önemli bir temel taşı olarak kabul edilmektedir. Temel olarak, bu kavram, sadece engelliler değil, toplumun her kesiminden bireylerin, engellerle karşılaşmadan her türlü bilgiye, hizmete, ürüne veya mekâna erişiminin kolaylaştırılması ve bu erişimin engellerle karşılaşan kişiler için mümkün olduğunca engelsiz hale getirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, erişilebilirlik kavramı, genellikle toplumun tüm bireylerinin, özellikle de engelli bireylerin, eşit bir şekilde toplumsal yaşama katılımını ve entegrasyonunu sağlamak için kritik bir unsurdur. Engelsiz kent ise, erişilebilirlik kavramının uygulanmasında önemli bir role sahiptir. Bu kentler, her bireyin yaşam standardını yükseltmeyi amaçlayan ve bu doğrultuda fiziksel, sosyal ve bilgi erişiminde eşitlik ve kapsayıcılığı sağlayan öncü mekânlar olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2010 yılından bu yana üye ülkelerin şehirlerine yönelik düzenlediği “Access City Award” yarışmasını temel alarak ilerlemektedir. Çalışmanın amacı, erişilebilirlik konusunda Lüksemburg, La Laguna ve Skellefteå şehirlerinin uygulamalarını detaylı bir şekilde incelemektir. Bu çalışmada, doküman analizi yöntemi tercih edilmiştir. Doküman analizi, belirli bir konuyu incelemek için yazılı belgelerin detaylı bir şekilde incelenmesini içeren bir araştırma yöntemidir. Avrupa’nın öncüleri olarak bilinen bu şehirler, engelliler için örnek politikalar ve uygulamalar geliştirerek kentsel yaşamı daha erişilebilir hale getirmişlerdir. Çalışma, bu şehirlerin başarılarına odaklanarak, diğer kentlerin de benzer yaklaşımları benimseyerek sürdürülebilir ve kapsayıcı bir gelecek inşa etmelerini teşvik etmektedir.
ENGELLİLERİN ÇALIŞMA YAŞAMI ÜZERİNE KAVRAMSAL BİR DEĞERLENDİRME Araştırma Makalesi Nihal Arda Akyıldız, (2024), Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 31, 2024, 77 - 90,
Öz
The concept of work, which is one of the needs such as nutrition and shelter, continues to exist today with the meanings of earning income and gaining status. It is seen that social policy strategies, which offer important opportunities for the disabled to participate in socio-cultural life, focus on supporting the disabled economically, but the disabled are subjected to many discrimination at stages such as employment, promotion, wage determination/increase, contract processes and termination of the job. At this point, the acceptance of ‘positive discrimination’ as a principle in the employment of the disabled has made the issues of discrimination and social exclusion more visible for the disabled. In this context, unless all discrimination, which is universally accepted, is prevented in labour markets, it will appear with much greater corrosive effects. The introduction of new policies in line with equality of opportunity by making forward-looking plans for the disabled in the economic sense will make it possible for the disabled to integrate with the society and to realise themselves. In this sense, the provision of some measures to ensure the employment of disabled people in workplaces and to support the sustainability of this employment will also make social benefit and welfare policies possible. In this sense, the study focuses on the policies carried out in the employment of the disabled in this sense, and focuses on solutions that will make it possible for the disabled to produce with equal opportunity in employment, to realise themselves independently and to have a say in social terms.
Engellilerin Afet Toplanma Alanlarına Erişebilirliğinin Ağ Analizi Yöntemiyle Belirlenmesi: Kastamonu İl Merkezi Örneği Araştırma Makalesi Ozan Arif Kesik, Bekir Taştan, Tuğçe Azgın, (2024), Menba Kastamonu Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2024, 13 - 27,
Öz
Küresel iklim değişikliği, çarpık kentleşme, çevre sorunları, nüfus artışı, savaşlar ve trafik kazaları gibi birçok sebepten dolayı afet sayısı ve sıklığında artışlar olmuştur. Bu trajediler sonucunda her geçen gün topluma yeni engelli bireyler katılmaktadır. Afet sonrası çalışmalarda engellilerin olay yerinden en kısa sürede afet toplanma alanlarına tahliyesi afetlerden dolayı ortaya çıkabilecek zararların büyümesini engelleyecektir. Çalışmada Kastamonu il merkezinde bulunan binaların afet toplanma alanlarına erişilebilirliği yapay zeka teknolojisiyle elde edilen mekansal veriler ve ağ analizi tekniği kullanarak belirlenmiştir. Binaların sayısallaştırılmasında QGIS yazılımında çalışan MapFlow aracı kullanılmıştır. Erişilebilirliğin belirlenmesi için ağ analizine ihtiyaç duyulmaktadır. Analizde kullanılacak yollara ait veriler Open Street Map adresinden indirilmiş, 57 adet afet toplanma alanına ait koordinat verileri de kullanarak ağ yapısı oluşturulmuştur. Erişilebilirlik analizi için toplu taşıma parametresi temel alınmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre binaların % 58’inin afet toplanma alanlarına erişebilirliği bulunmaktadır. Engelli erişilebilirliğiyle eğim arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır. Arazinin eğim durumu da göz önüne alındığında engelli erişilebilirliğinde % 36 oranında azalma ortaya çıkmıştır. Sonuçta engellilik endeksi ve erişilebilirlik kısıtlamasına göre şehirdeki bulunan binaların 3466’sının afet toplanma alanlarına erişilebilirliğinin bulunduğu, 4910 binanın ise erişilebilirliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
***-İSTENMEYEN GEBELİK VE İSTENMEYEN YAŞAM DAVALARINDA HEKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME: 22.03.2022 TARİHLİ YARGITAY HGK KARAR İNCELEMESİ Karar İncelemesi Cannur Ercan, (2024), Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 32, Sayı 2, 2024, 1201 - 1230, 10.15337/suhfd.1441359
Öz
Hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin meseleler yargı kararlarına sıkça konu olmaktadır. Gebelik sırasında test ve takiplerin yapılması için başvurulan hekimlerin aydınlatma yükümlülüğünü ihlali, genetik engelli doğumlarla sonuçlanabilmektedir. Aydınlatma yükümlülüğünü ihlal eden hekime karşı annenin (ebeveynin) açabileceği davalar istenmeyen doğum (wrongful birth) olarak adlandırılırken genetik engelli bebeğin açabileceği davalar istenmeyen yaşam (wrongful life) davalarıdır. Söz konusu davalara ilişkin kararlarda, inceleme konumuz olan genetik engelli doğumlar bakımından aydınlatma yükümlülüğünün ihlali nedeniyle hekimin tazminat sorumluluğuna dayanak oluşturabilecek hukuki gerekçeler, ebeveyn ve çocuğun talepleri bakımından farklılaşmaktadır. Genetik engelli bebeğin tazminat talepleri doktrinde tartışmalı olmakla beraber her iki talebin de yasal dayanağı birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir. Oysa bu farklılık, kararlarda çoğu zaman muğlak kalmaktadır. İnceleme konumuzun odak noktası 22.03.2022 tarih ve E. 2020/592 – K. 2022/356 sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararıdır. Kararda hekimin, prenatal tanı testleri hakkında gebe kadını bilgilendirdiğini ispat edip edemediği meselesine odaklanılmıştır. Somut uyuşmazlık bakımından hekimin aydınlatma yükümlülüğüne dair ispat meselesinin de önem taşıdığı şüphesizdir. Fakat çalışmamızda davacılar tarafından ileri sürülen bazı talepler bakımından aslında ispat meselesinin ele alınmasının çok daha öncesinde bunların yasal dayanaktan yoksun bulunduğuna dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır.
İbrahim Türk, İslam Hukukunda Görme Engellilere Dair Hükümler, İstanbul: Kitap Dünyası Yayınları, 2022, 144 Sayfa, ISBN: 9786053514794Kitap İncelemesi, 345 - 348, 30.06.2024Rukiye Işıkman
Öz
Görme engelli bireyler, günlük hayatlarında hem hukuki hem dini açıdan birtakım olumsuz durumlarla karşılaşabilmektedirler. Hukuki boyutu ile kanunlar ilgilenirken dini boyutu ile İslam hukuku ilgilenmektedir. İslam hukuku, görme engellilerin günlük hayatlarında karşılaşabilecekleri sıkıntıları en aza indirgemek amacıyla kolaylaştırma ilkesinden hareket ederek birtakım esnek hükümler vazetmiştir. Tanıtmakta olduğumuz bu eser, ibâdât, muâmelât, münâkehât – müfârekât, ukûbât ve diğer bazı konularda görme engellilerin hükümlerine ilişkin bilgileri, dört büyük mezhebin görüşlerine yer vererek tafsilatlı bir şekilde ele almıştır.
***-CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE’DE ENGELLİLERİN SEÇİMLERE BAĞIMSIZ KATILIMINI ENGELLEYEN YASAL AYRIMCILIĞIN İNCELENMESİ Araştırma Makalesi Abdurrahman Mengi, (2024), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Cilt 7, Sayı 12, 2024, 67 - 91, 10.59162/tihek.1389444 https://doi.org/10.59162/tihek.1389444
Öz
İnsan hakları baz alındığında engellilik kavramı, bireyi yasal olarak kısıtlayan, engelli bireylerin diğer bireylerle eşit koşullar altında temel haklarına veya siyasi süreçlere tam, eşit ve etkin katılımını engelleyen tüm yasal faktörleri ifade eden bir kavram olarak tanımlanabilir. Bu araştırmanın amacı Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’de engellilerin seçimlere bağımsız katılımını engelleyen yasal ayrımcılığa ilişkin bir durum tespiti yapmaktır. Böylece engelli bireylerin doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirmek için engellilerin siyasi süreçlere katılımını sağlayan oy kullanma hakkından tam, eşit ve etkin katılımlarının sağlanmasına ve engellilerin oy kullanma sürecinde maruz kaldığı yasal ayrımcılığı önleyici tedbirlerin alınmasına yönelik bir perspektif geliştirmeye katkı sunmaktır. Araştırma problemine odaklanan beş araştırma sorusu bağlamında araştırma yürütülmüştür. Araştırma nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada doküman incelemesi deseni kullanılmıştır. Ayrıca araştırmada beş engelli dernek başkanı ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. Dolayısıyla araştırma verileri dokünam incelemesi ve odak grup görüşmesi yoluyla toplanmıştır. Araştırma verileri içerik ve betimsel analize tabi tutulmuştur. Araştırmada engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında siyasi süreçlere etkin şekilde ve tam katılımını sağlamak; Seçim usullerinin, tesislerinin, materyallerinin uygun, erişilebilir, anlaşılması ve kullanılmasının kolay olmasını sağlamak; Engellilerin, seçimlerde baskıya uğramadan, gizli oy kullanarak, uygun olan yardımcı ve yeni teknolojilerin kullanılmasını kolaylaştırmak gibi uluslararası ve ulusal yasal dayanaklı bulgulara ulaşılmıştır. Türkiye’de görme engelli bireylerin oyunu gizli kullanma haklarından mahrum bırakıldığına ve zihin engelli bireylerin oy kullanma haklarının yasal olarak kısıtlandığına ilişkin bulgu ve sonuçlara da ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmada Türkiye’de engellilerin seçimlere bağımsız katılımını engelleyen yasal ayrımcılığının giderilmesine yönelik önerilerde bulunmuştur.
Bir Sosyal Devlet Uygulaması Olarak Korumalı İşyerleri: Down Kafeler Özelinde Bir Değerlendirme Araştırma Makalesi Gökmen Durmuş, Ahmet Arslan, (2024), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 23, Sayı 2, 2024, 720 - 741, 10.21547/jss.1348653
Öz
Bu araştırmanın amacı; T.C. 1982 Anayasası’nın 2. Maddesi’nde yer alan “sosyal devlet ilkesi”nin bir gereği olarak bakıma muhtaç bireylerin topluma kazandırılması adına uygulamada var olması gereken engellilerin istihdamını sağlamaya yönelik korumalı işyerini konu edinmiştir. Engelliler toplum içinde göz ardı edilen farklı durumlara/yeteneklere sahip bireylerdir. Bu bireylerin hayata bağlanması ve korumalı işyerlerinin çatısı altında ekonomik hayata dâhil olmasının ne derece gerçekleştiği bu çalışmada kavramsal düzeyde ele alınmıştır. Ayrıca Anayasa’nın 49, 50 ve 61. Maddelerinde yer alan; çalışma hakkı, çalışma şartları, ödevi ve dinlenme hakları ile sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenleri belirten yasalar ve Büyükşehir Belediye Özürlü Hizmet Birimleri Yönetmeliği kapsamına giren ilgili mevzuat değerlendirilmiş, akabinde mevcut yasaların iyileştirilmesine yönelik birtakım öneriler geliştirilmiştir. Türkiye’de engelli istihdamının OECD ve bazı Avrupa ülkelerine kıyasla geride kaldığı, bu anlamda geliştirilmesi gereken korumalı işyerleri için daha fazla adımın atılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca çalışmada korumalı işyeri pratiği down kafeler özelinde Türkiye’den ve dünyadan örneklerle mukayeseli olarak incelenmiştir. Türkiye’de down kafelerin bağlı olarak hizmet verdiği kurumlar tahlil edildiğinde ise yaklaşık yüzde 55’nin belediyelere, yüzde 35’nin dernek ve vakıflara, yüzde 10’unun ise özel kesim girişimlerine ait olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye örnekleminde özel kesim ve belediyelerin birlikte organize ettiği down kafe sayısının yetersiz kaldığı saptanmıştır. Sonuç olarak yasal altyapısı olsa da korumalı işyerlerinin daha yaygın hâle gelebilmesi ve fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirebilmeleri için ilgili yasal mevzuatın daha esnek ve uygulanabilir olmasına yönelik adımlar atılması gerekmektedir.
Engellilik ile Farklı Gelir Kaynakları Arasındaki Bağlantı: Türkiye Gelir ve Yaşam Koşulları Panel Araştırmasından Kanıtlar Araştırma Makalesi Burcu Düzgün Öncel, (2024), Ekonomi-tek, Cilt 12, Sayı 3, 2023, 108 - 122,
Öz
In this study I examine the association between disability status and different sources of income. I derive data from the Panel Survey of Income and Living Conditions (SILC) spanning the years 2018 to 2021, which is compiled by the Turkish Statistical Institute (Turkstat). I characterize disability as a limitation in daily activities resulting from either an impairment or a long-term health condition, expected to endure for six months or longer. I use six income types; i) salary and wage, ii) business income, iii) unemployment benefit, iv) retirement pay, v) disability income and vi) other income. In order to overcome potential selection bias resulting from subjective disability, I match disabled individuals with corresponding nondisabled counterparts according to demographic and socio-economic controls. Then I estimate fractional response models with different sources if income as dependent variables. Main findings are as the following: income composition significantly differs among individuals with and without disabilities, income of individuals with disabilities are lower in almost all income types, people with disabilities may offset income losses in specific categories by pursuing alternative sources of income.
Engellilik Bağlamında Çocuk Hakları Derleme Ülkü Tosun, (2024), Journal of Sustainable Education Studies, Cilt 5, Sayı 3, 2024, 141 - 151,
Öz
İnsan haklarına hayat için değil, ‘onurlu’ bir hayat için ihtiyaç vardır. İnsan haklarının kapsadığı ‘onur’ ve ‘eşitlik’ değerleri, 1948 yılında Birleşmiş Milletlerde kabul edilen ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin temelinde yer alırlar. Birleşmiş Milletler genel kurulunda 1989 yılında ‘Çocuk Hakları Sözleşmesi’ ve 2008 yılında ‘Engelli Hakları Sözleşmesi’ yürürlüğe girmiştir. Bu çalışmanın amacı; özel gereksinimli çocukların haklarının yaşıtlarıyla eşit koşullarda ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri için gereken ve uluslararası sözleşmelerle kabul edilmiş olan çocuk haklarının genel kategorileri çerçevesinde incelenerek toplumsal duyarlılığa katkıda bulunmaktır. Derleme makale olarak düzenlenen bu çalışmada elektronik veri tabanlarında ‘insan hakları, çocuk hakları, engelli hakları, engelli çocuk hakları, özel gereksinimli çocuk hakları’ anahtar kavramları ile son 20 yıl içinde yayınlanan makaleler taranmış ve 40 makale incelemeye alınmıştır. Yazım aşamasında konuyla ilgili sözleşmeler, engelli nüfus gibi teknik bilgilere ihtiyaç olduğunda, konularla ilgili kuruluşların web sitelerinden yararlanılmıştır. Bu çalışmada özel gereksinimli çocuk hakları; ulusal ve uluslararası sözleşmeler, yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde, engelli hakları ve çocuk haklarında yer alan ve birbirleriyle örtüşen kategoriler sentezlenerek incelenmiştir. Çalışmada belirlenen beş kategori şunlardır: Erişebilirlik hakkı, sağlık hakları, eğitim hakları, sosyal yaşama katılma hakları, ihmal ve istismardan korunma hakları. Çalışma sonunda özel gereksinimli çocukların haklarının ailede, okulda ve toplumda korunmasının sağlanması için önerilerde bulunulmuştur.
Engelsiz Erişim ve İletişim Kitap İncelemesi Zeynep Oral, (2024), RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı : 14, 2024, 1499 - 1501, 10.29000/rumelide.1455544
Öz
Engelsiz Erişim ve İletişim başlıklı çok yazarlı eser, T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Hacettepe Üniversitesi Mütercim ve Tercümanlık Bölümü ve engellilerimizi temsil eden STK’ların değerli katkılarıyla 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yayınlarından çıkmıştır. Sözü edilen kitap her okurun erişimine açık bir şekilde https://kulakver.iletisim.gov.tr/uploads/Engelsiz_Eris%CC%A7im_ve_I%CC%87letis%CC%A7im_Kitab%C4%B1_1.pdf adresinden sunulduğu gibi, kitabın karton kapaklı ve ciltli basılmış sürümleri mevcuttur. Eser, ayrıca, görme engelli vatandaşların erişimine uygun olarak sesli kitap formatında da yayımlanmıştır (bkz. https://kulakver.iletisim.gov.tr/tr/kitap/engelsiz-erisim-ve-iletisim).
Kentlilik Bilinci ve Engelliler Meclisleri: Bozcaada Belediyesi Kent Konseyi Engelliler Meclisi Örneği İnceleme Makalesi Bahar Bıyıklar, (2024), Medeniyet Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, 2023, 45 - 54, 10.52539/mad.1358447
Öz
Kentlilik bilinci, bireylerde yaşamını idame ettirdikleri kentlere karşı oluşan aidiyet ve sorumluluk duygusudur. Bu duygu bireylerin kent yaşamında daha aktif ve daha katılımcı bir davranış sergilemesini sağlamaktadır. Böylece kent ve bireyler arasında güçlü bir bağ oluşmakta ve bireyler kendilerini kentin önemli bir parçası hissederek bunu davranışlarına da yansıtmaktadır. Özellikle de kentin kırılgan grupları olarak tanımlanan engelli bireylerin haklarını, erişilebilirliğini, topluma dahil olmalarını ve kent yönetimine katılım sağlamalarını teşvik etmek amacıyla kente ilişkin bazı araçlar etkili olmaktadır. Bunlardan biri kent konseyleri bünyesinde kurulan Engelliler Meclisi’dir. Engelliler Meclisi, engelli bireylerin kent yönetimine katkıda bulunmalarını, aktif rol almalarını hedefleyen ve gönüllük esasına dayanan ortak yapılardır. Bu bağlamda Bozcaada Kent Konseyi Engelliler Meclisinin engelli bireylerin kentlilik bilincini artırmadaki öneminin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle kentlilik bilinci ve engelliler meclisi literatür taraması yapılarak ele alınmış, sonrasında Bozcaada Kent Konseyi Engelliler Meclisinin çalışma usul ve esasları incelenmiştir. Yapılan incelemede engelliler meclisinin engelli bireylerde kentlilik bilincini oluşturmada önemli olduğu ve engelli bireyleri tüm kentlerde aktif hale getirmek için engelliler meclisinin yerel düzeyde çeşitli belediye birimleri bünyesinde kurulmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Akıllı Şehirlerde Erişilebilirlik Araştırma Makalesi Mücella Ateş, (2024), Şura Akademi, Sayı 5, 2024, 81 - 88,
Öz
Erişilebilirlik, mekân kalitesinin bir ifadesidir. Engelli bireylerin kentsel alanlarda serbest dolaşımının sağlanması ve toplumsal standartların geliştirilmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Birleşmiş Milletler ’in yayınladığı engelli haklarına ilişkin sözleşmeler, tüm şehirleri güvenli ve dayanıklı hale getirmeye çalışmaktadır.
Engelli kişilerin, toplum yaşamına tam katılımının önündeki engellerin toplum tarafından yaratıldığı da kabul edilmektedir. Tam ve eşit fırsat koşullarının yaratılması için, sosyal olduğu kadar fiziksel ve çevresel engellerin de kaldırılması gerekmektedir. Tam bu noktada, şehirlerimiz akıllı şehir olma hedefindeyken, erişilebilir tasarımlar akıllı şehirlerin bir parametresi olmalıdır. Gelişen teknolojik olanaklarla birlikte erişilebilirliğin sağlanması için yeni yöntemler kullanılabilir, hızlı ve doğru çözümler elde edilebilir. Bu ileri teknolojiler, akıllı şehirlerin de temelini oluşturur. Bu çalışmada, akıllılık iddiasındaki bir şehrin parklarının da erişebilir bir tasarıma sahip olması gerektiği vurgulanmaktadır. Çalışmanın temeli, Çin ve Portekiz’de bulunan iki park tasarımının incelenmesine dayanmaktadır.
Böylece farklı şehirlerde yer alan iki park engelsiz tasarımı açısından değerlendirilmiştir. Bu parklardaki erişilebilir mekânsal analiz için Space Syntax yöntemi kullanılmıştır. Çalışma bulguları, Portekiz’de bulunan Maia Park’ın daha erişilebilir olduğunu göstermiştir. Çalışmada üretilen bulgular üzerinden Türkiye için de öneriler geliştirilmiştir.
Büyükşehir Belediyelerindeki Sosyal Girişimlerin Sosyal Hizmet Bakış Açısıyla İncelenmesi Araştırma Makalesi Buse Kavalcı, Aynur Arslan, (2024), Türkiye Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2024, 34 - 62, 10.55109/tushad.1450060
Öz
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki 30 büyükşehir belediyesinin hedef kitle olarak belirlenen kadın, engelli ve yaşlıya yönelik sosyal girişimcilik faaliyetlerini sosyal hizmet bakış açısı ile inceleyerek sosyal girişimcilik ve sosyal hizmet ilişkisini araştırmaktadır. Araştırma, büyükşehir belediyelerinin 2022 yılı faaliyet raporları ve resmi web siteleri üzerinden yapılmıştır. 2022-2023 yıllarını kapsamaktadır. Araştırmada içerik analizi yönetimi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, büyükşehir belediyelerinin tamamında sosyal hizmet birimi olduğu ve hedef kitleye yönelik sosyal girişimlerin sosyal hizmet birimi veya sosyal hizmet daire başkanlığına bağlı birimler tarafından gerçekleştirmesi nedeniyle bu birimlerin sosyal girişimlerde kapsamlı bir rol üstlendiği bulguları elde edilmiştir. Öteki yandan çalışmada, elde edilen verilerdeki sosyal girişimlerin sayısal dağılımı açısından belirlenen hedef kitlelere yönelik eşitsizlik doğurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma, büyükşehir belediyelerinin sosyal girişimcilik faaliyetlerine yönelik çabalarının değerlendirilmesinde eşitlik ilkesinin gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kadın, engelli ve yaşlı gibi belirli dezavantajlı gruplara yönelik sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesi ve eşitsizliklerin giderilmesi için daha kapsamlı çalışmaların gerektiği sonucu üzerinde durulmaktadır. Çalışmanın son kısmında, bulguların genel anlamı ve büyükşehir belediyelerindeki sosyal girişimlerin sosyal hizmet alanındaki potansiyel etkileri üzerine yapılan değerlendirmeler yer almaktadır. Sonuç olarak, büyükşehir belediyelerinin sosyal girişim faaliyetleri, toplumsal sorunlara çözüm bulma konusundaki çabalarını yansıtmakta olup bu alandaki çabaların daha da artırılması için önerilerde bulunulmaktadır.
BAKIMIN KADINLAŞMASI VE EVDE BAKIM YARDIMI UYGULAMASI: GAZİANTEP’TE BAKIM VEREN KADINLARIN DENEYİMLERİ Araştırma Makalesi Hasan Sever, Şenay Leyla Kuzu, (2024), Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, Cilt 27, Sayı 1, 2024, 98 - 116, 10.18490/sosars.1476321
Öz
Evde bakım işleri veya daha genel bir tartışma bağlamında bakım, kadınların sorumlu tutulduğu bir alan olup bakımın toplumsal cinsiyet literatüründe uzun bir tartışma geçmişi bulunmaktadır. Farklı ülke deneyimlerinde, bakım emeğinin ilk adımda kurumsal bakım hizmetlerinden aileye geçtiği ve ikinci adımda ise göçmen veya yerelden kadınların ucuz emeğine bel bağlayarak yine aile içinde çözüme kavuşturulmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; engelli ve yaşlı bireylerin evde bakımı için geliştirilen evde bakım yardımı uygulamasından yararlanarak ücret karşılığında bakım veren kadınların deneyimlerini, sorunlarını ve taleplerini incelemektir. Nitel araştırmaya dayanan bu saha çalışması, Gaziantep merkez ilçelerinden Şehitkamil’de bakım yardımı alan on beş kadınla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanmaktadır. Görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, evde bakım yardımı, bakım veren kadınlara ekonomik bir destek sunsa da bu ekonomik desteğin sadece kadının refahı için harcanmadığı ortaya çıkmaktadır. Yardımın, hanenin kira ve gıda gibi ihtiyaçlarına, bazı hijyen ürünlerine veya bakımı kolaylaştıran aletlere harcandığı görülmektedir. Araştırmanın bir diğer bulgusu ise bu yardımın, bakımdan kadının sorumlu tutulduğu geleneksel düşünceyi beslediği, bakımın profesyonel bir düzeyde yapılamadığı ve en önemlisi bakımı aile fertleri arasında paylaştırmaktan ziyade bir bireye yüklemesi nedeniyle bireyi sosyoekonomik alandan yalıtarak psikolojik sorunlara yol açabilmesidir.
Erişilebilirlikte Sivil Toplum Kuruluşları ve Belediye İş birliğinin Önemi Derleme Merve Durmuş, (2024), Şura Akademi, Sayı 5, 2024, 89 - 97,
Öz
Erişilebilirlik yalnızca engelli bireyleri değil, aynı zamanda toplumun büyük kesimini ilgilendiren bir olgudur. Bu sebeple erişilebilirliğe ilişkin ortaya çıkan bütün sıkıntılar aslında toplumun geniş bir kesimini olumsuz anlamda etkilemektedir. Bu sıkıntıları aşmak ve erişilebilir mekanlar oluşturmak ise çoğunlukla belediyelerin görevidir.
Çünkü belediyeler kent tasarımında büyük oranda söz sahibidir ve bu sebeple belediyeler aslında erişilebilirliği etkileyecek kamu hizmetlerine yönelik kararlar alıp uygulamaktadır. Ancak belediyenin bu hizmetleri etkin ve verimli bir şekilde sunabilmesi için sivil toplum kuruluşlarının da dahil olduğu katılımcı bir karar verme süreci gerçekleştirmesi gerekir. Çünkü erişilebilirliğe ilişkin hizmetlerin kalitesini, etkinliğini ve verimliliğini, erişilebilirlik konusuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının rehberlik ve danışmanlığında alınan kararların olumlu anlamda etkileyeceği ifade edilebilir. Bu bilgiler ışığında mevcut çalışmada erişilebilirliği sağlamada belediyelerin sorumluluklarından bahsedilmiş ve belediyelerin bu sorumluluklarını yerine getirmede sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapmalarının önemi anlatılmaya çalışılmıştır.
***-ENGELLİLİK PERSPEKTİFİNDE İSKANDİNAV ÜLKELERİ: DANİMARKA VE İSVEÇ’TE ENGELLİLERE YÖNELİK YASAL DÜZENLEMELERİN KARŞILAŞTIRILMASI Araştırma Makalesi Hilmi Sözen, (2024), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Cilt 7, Sayı 12, 2024, 93 - 131, 10.59162/tihek.1349580
Öz
Engelli kişilerin esenliği, kişisel ve toplumsal önemi olan bir konudur. Bu kişilerin yaşam kalitesinin yükseltilmesi için, ülkelerin yasal düzenlemeler yapması ve engelli haklarını güvence altına alması büyük önem taşımaktadır. Bu araştırma, farklı refah rejimlerine sahip iki İskandinav ülkesine, Danimarka ve İsveç’e odaklanmaktadır. Her iki ülke çerçevesinde; ayrımcılık ve eşitlik, erişilebilirlik, istihdam, eğitim, sağlık hizmetleri, bakım hizmetleri, barınma/konut desteği, sosyal hizmetler vb. konulara ilişkin yasal düzenlemeler gözden geçirilmiştir.
Çalışmanın temel amacı, Danimarka ve İsveç’te yaşayan engelli bireylerin yaşam kaliteleri/standartları ile sosyal hayata aktif katılımlarına yönelik yasal düzenlemelerin benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Araştırma yönteminde, nitel araştırma alanında literatür taraması yaklaşımı kullanılmıştır. Veriler, ilgili kanunlar, politika belgeleri ve resmi kaynaklar kullanılarak, söz konusu ülkelerde engellilere ilişkin yasal düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda, her iki ülkenin de engelli bireylerin refah düzeyinin yükseltilmesine yönelik yasal düzenlemelerin içeriği konusunda benzer yaklaşımlar izlediği, ancak bazı farklılıkların da olduğu tespit edilmiştir Bu iki ülkenin karşılaştırılması, diğer İskandinav ülkeleri için engellilik politikasının geliştirilmesine ışık tutmaktadır.
KAMU KURUMLARI WEB SİTELERİNİN ERİŞİLEBİLİRLİK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ Araştırma Makalesi Gonca Yüzbaşı, (2024), Beykoz Akademi Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, 2024, 75 - 98, 10.14514/beykozad.1345484
Öz
Web sitelerinin tasarımları insanların tümünün kullanımını kapsayacak şekilde planlanmalıdır. Bu nedenle erişilebilirlik günümüzde önemli bir konu olarak tartışılmaktadır. Engelli ya da engelli olmayan, yaşlı ya da genç vb. gibi birçok insan istedikleri bilgiye ve işleme aynı şartlarda ulaşabilmelidir. İnsanlar devletle sarsılmaz bir ilişki içerisindedir. Devlet kurumlarına ait web sitelerinin erişilebilirlik koşulları vatandaşlar açısından önemlidir. Bu bağlamda
İnsan Hakları Yurttaşlık ve Demokrasi Ders Kitabının Farklılıklara Saygı Değeri Bakımından İncelenmesi Araştırma Makalesi Esra İçtüzer Şener, Özlem Kaf, (2024), Türk Akademik Yayınlar Dergisi (TAY Journal), Cilt 8, Sayı 1, 2024, 32 - 69,
Öz
The aim of this study is to examine the value of respect for differences in the fourth grade human rights, citizenship and democracy textbook. Qualitative research method was used in the study and document analysis technique was used. The data collection tool is the Respect for Differences Textbook Review Criteria, which was developed byr researchers. The data of the research; gender, disability, family and social structure and cultural structure dimensions were obtained through descriptive analysis. As a result of the analysis, in the gender dimension; it has been seen that males are given more space than females in line with the distribution of genders, gender distribution of occupations, gender distribution in games, and gender distribution of subjects. In the dimension of disability; in line with the distribution of disability representation, the distribution of disabled people in social life and the distribution of different disability situations, only orthopedically disabled individuals were included, and the representations emphasized the participation of disabled individuals in life. In the dimension of family and social structure; it has been seen that the nuclear family representation regarding the distribution of different family types and their distribution according to the rural-urban living area is included, and urban representations are included as the living space. All books taught at primary school level, especially life sciences, can be examined in terms of respect for differences.
Yükseköğretimin Dezavantajlı Grupların İstihdamına Etkisi: Türkiye ve AB Arasında Karşılaştırmalı Bir Çalışma Araştırma Makalesi Osman Murat Çetin, Selen Kabaca Çiçek, (2024), Üniversite Araştırmaları Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2024, 181 - 191, 10.32329/uad.1464378
Öz
Within the scope of harmonization processes with the European Union (EU) legislation, increasing employment, improving working and living conditions, developing human resources for a sustainable employment structure, and social exclusion are among the fundamental issues covered by Chapter 19 on Social Policy and Employment. This study examines the employment policies and practices toward disadvantaged groups in Türkiye and the EU, and also highlights the impact of the variations in the definition of the concept of disadvantage across countries on the design and implementation of these policies. The study recognizes that the common definition of disadvantaged groups refers to individuals with disabilities, ex-convicts, women, and immigrants, and proposes to expand this definition to include those who are disadvantaged or become disadvantaged over time due to barriers to labour market access.
Ruh Sağlığı Yasa taslağı Işığında Psikiyatri Hastalarında Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması - İstemsiz Yatış ve Zorla Tedavi- Teorik Makale Maral Törenli, (2024), İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 23, Sayı 49, 2024, 1801 - 1825, 10.46928/iticusbe.1368392
Öz
Anayasa’nın 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5. maddesine paralel olarak düzenlenmiş olan “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı” kuşkusuz yaşama hakkına anlam katan kişinin en temel haklarındandır. Bir kişiyi hasta olsun veya olmasın özgürlüğünden mahrum etmek, hürriyetini kısıtlamak ve kendi isteği ve rızası hilafına tıbbi müdahalede bulunmak hukuka aykırıdır.
Kişilerin kendi geleceklerini belirleme hakkına ve benden bütünlüğüne saygı gereği her tür tıbbi girişim öncesi kendilerinden onam alınması hem yasal hem de etik açıdan bir zorunluluktur. Ancak, bazı istisnai durumlarda kanunun cevaz verdiği müddetçe kendileri ve toplum için tehlike oluşturan kişilerin kendi istekleri dışında zorla bir kuruma yerleştirilmeleri ve tedavi edilmeleri yasalarca uygun görülmektedir.
Kaynak İsviçre Medeni Kanunu’ndan (İMK) yeni Türk Medeni Kanunu’na (TMK) aktarılan “Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması” kurumunu düzenleyen TMK 432 ve devamı maddelerinde kimlerin, hangi koşullarda rızaları hilafına elverişli bir kuruma yerleştirilebilecekleri veya alıkonabilecekleri tahdidi olarak sayılmış ve düzenlenmiştir. Akıl hastalığı veya zayıflığı olanlar bahsi geçen koşulların varlığı halinde istemleri dışında zorla kuruma yatırılacak ve tedavileri yapılabilecektir.
Zihinsel ve ruhsal engelli bireyler yüzyıllar boyunca tehdit unsuru olarak görüldüklerinden dolayı mümkün olduğu kadar toplumun dışında tutulmuşlardır. Bu kişilerin ne şekilde aydınlatılmaları gerektiği ve rızaları hilafına, hangi koşullarda kuruma yatırılabilecekleri ve zorla tedavi edilebilecekleri konusuna ilişkin tartışmalar devam etmektedir. TMK hükümleri bu tartışmalara cevap vermek için yetersiz kalmaktadır. Konunun etraflıca değerlendirilip istemsiz yatış ve zorla tedavinin yasal dayanağa oturtulması zorunludur.
Kişilerin rızaları hilafına kuruma yerleştirilmeleri, alıkonulmaları suretiyle özgürlüklerinin kısıtlanması ve zorla tedavi edilmeleri, özgürlük haklarına ve beden bütünlüklerine karşı ağır bir müdahale oluşturmaktadır. Bundan dolayı konu hem hukuki açıdan hem de tıp etiği açısından önemli tartışmalara neden olmaktadır. Bu kişilerin psikiyatri hastası olmaları bu gerçeği değiştirmez.
Çalışmamızda öncelikle psikiyatride zorla yatış ve zorla tedavi kavramlarından, yasal düzenlemelerden ve psikiyatri hastalarında “Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması” şartlarından bahsedilecek olup son olarak da psikiyatri hastalarında aydınlatılma ve rızanın özelliklerine değinilecektir.
Avrupa Erişilebilir Şehir Ödülü Alan Şehirlerin Eylem ve Politikaları Örnekliğinde Kapsamlı ve Erişilebilir Şehir Modelleri: Kocaeli İçin Öneriler Araştırma Makalesi Yasemin Bozkurt Özyalçın, (2024), Şura Akademi, Sayı 5, 2024, 99 - 116,
Öz
Kentleşme her yönüyle 21. yy’ın önemli küresel meselelerinden biridir. Kentsel mekân mimari yapılanmayı içerdiği gibi politik, sosyal ve hiyerarşik yapılanmanın da yansıtıcı ve taşıyıcı unsuru olmaktadır. Modern şehirler, temel insan haklarının kazanılması başta olmak üzere küresel kalkınmanın her yönünü şekillendiren bir olgudur. İnsan ihtiyaçlarının, nüfusun, sosyoekonomik düzenin değişmesine bağlı olarak kentsel yapılaşma biçiminin de hızla uyum sağlaması ve işlevsellik kazanması beklenmektedir. Çok boyutlu kentsel yapılanmanın bir ifade biçimi olarak erişilebilirlik yaklaşımı kullanılmaktadır. Erişilebilirlik herkesin fırsatlara eşit erişiminin sağlanması, kentsel refahın artırılması, kentlerin temel insan haklarının kazanılması noktasında geniş imkanlar sunan kapsamlı bir kent anlayışını ifade etmektedir. Şehirlerin nüfusunun artması, göç hareketliliğin hızlanması, gelir düzeyinin artmasıyla oluşan yeni beklenti ve ihtiyaçlar yeni kentsel politika ve eylemler oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Erişilebilir bir şehir, engelli nüfusa, yaşlı ve çocukların da dahil edilmesiyle nüfusun büyük bir kısmı için yaşam kalitesinin artışını sağlamaktadır. Bu çalışmada erişilebilir şehir ve kapsamlı şehir kavramları geniş bir perspektifte incelenmektedir. Çalışmanın temel amacı erişilebilir ve kapsayıcı şehirler hakkındaki yeni yaklaşımları ele almak ve erişilebilirlikte başarı göstermiş şehirlerin deneyimlerini sunarak bir vaka analizi yapmaktır. Bu vaka çalışmasında 2011 yılında ilk kez düzenlenen Avrupa Erişilebilir Şehir Ödülü alan şehirler başarılı örnekler olarak seçilmiştir. Bu şehirlerin erişilebilirlik uygulama ve politikalarından elde edilen veriler benzerlik ve farklılıklarına göre kodlanmış ardından kategorize edilmiştir. Erişilebilirlik uygulamalarının tüm şehirlerde benzer olmadığı, şehirlerin şartlarına, engelliliğe yaklaşımına göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Ulaşım, kapsayıcı politikalar ve dijital hizmet kategorilerinde şehirlerde benzerlikler yüksektir. Ayrımcılığa karşı farkındalık, barınma ve katılımı arttırma kategorilerinde ise şehirlerin farklılıkları artmış, özgün uygulamalar yer almıştır. Günümüze kadar ödül almış 12 şehrin erişilebilirlik politika ve uygulamalarından yola çıkılarak Kocaeli ili için öneriler geliştirilmiştir.
Müzeler! Engelli Bireyler İçin Ne Kadar Erişilebilir? Araştırma Makalesi Murat Balcı, (2024), İDEALKENT, Cilt 16, Sayı 45, 2024, 1493 - 1513, 10.31198/idealkent.1453559
Öz
The research examines the accessibility of museums in Istanbul for people with disabilities. The aim is to determine the suitability of museums in Istanbul for individuals with physical, visual, and hearing impairments, identify the problems they encounter in museums, identify physical limitations, and develop solution proposals. The qualitative research method was used in the research conducted in 2022-2023 covering museums in Istanbul. The research consists of two parts. In the first part, the museums to be visited were determined. Then, the checklists were submitted for approval to two expert academics. Opinions regarding the questions in the checklists were obtained by conducting a pilot study with six individuals with physical impairments, two with visual impairments, and two with hearing impairments. In the second part, the accessibility was evaluated by visiting 41 museums in Istanbul using checklists consisting of 23 questions. The findings were analyzed using the content analysis method. Considering the data of the research, none of the museums met the requirements for accessibility, museums were far from providing minimum standards for individuals with physical, visual, and hearing impairments, and individuals with physical, visual, and hearing impairments were unable to visit museums due to inadequate physical conditions rather than financial constraints.
DEĞİŞEN DÜNYADA SOSYAL REFAH DEVLETİNİN ENGELLİ/DEZAVANTAJLI GRUPLARA YAKLAŞIMI Yıl 2024, Cilt: 13 Sayı: 36, 265 - 286, 30.08.2024 Ayşe Meral Uzun, Sibel Mehter Aykın https://doi.org/10.31199/hakisderg.1516011
Öz
Refah devleti anlayışı günümüzde hayli evrim geçirmiş ve daha çok işlevle ilişkili hale gelmiştir. Başlangıçta sosyal güvenliğin sağlanması, yoksul ve muhtaç kesimlerin korunması gibi nispeten sınırlı bir kapsama sahip olan refah uygulamaları ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerle sürekli yeni işlevler içerecek şekilde genişlemiştir. Günümüzde refah devleti uygulamalarında öne çıkan beklentilerden biri engelli/dezavantajlı kesimlerin korunmasıdır. Dünya nüfusunun %16’sı bu kapsamda yer almaktadır. Günümüzün değişen çalışma koşulları ve teknolojik olanaklar engelli/dezavantajlı kesimlerin toplum hayatına ve istihdama daha fazla katılımını gerektirmektedir. Bu eğilim son dönemlerde OECD ülkelerinde refah politikalarının temelinde yer alan işgücünü maksimum düzeyde istihdama katmak hedefiyle de uyumludur. Dolayısıyla bu grupların istihdama daha fazla katılımını sağlayacak tedbirler hem onların manevi tatmini açısından hem de ekonomik gelişme hedefleri ve toplumsal barış ve istikrar yönünden bir gereklilik olarak görülmelidir. Refah devleti uygulamalarının değişen koşullara göre farklılaştığı ve bunun devam edeceği öngörülebilir; ancak engelsiz bireylere göre her zaman çok daha kırılgan olan kesimler için kalıcı ve sürdürülebilir bir yaşam döngüsünün oluşturulması en başta insani bir vazife olarak görülmelidir. Sosyal devlet uygulamaları ekonomik etkinlik yönüyle geniş tartışmalara konu olmaktadır ve bunun devam edeceği açıktır. Aslında yapılan eleştirilerin bir kısmının haklı yönleri de bulunmaktadır. Refah uygulamalarının etkinlik yönüyle gözden geçirilmesi sürdürülebilirlik açısından bir zorunluluktur; ancak sosyal devletin engelli ve dezavantajlı kesimlere yönelik tutumu ekonomik gerekçeler kadar insani ve manevi unsurları da içermelidir. Bu çalışma konunun bu yönüne işaret etmeye çalışmaktadır.
ENGELLİ İŞ KOÇLUĞU PROGRAMININ ENGELLİ BİREYLERİN İSTİHDAMINA KATKISI: NİTEL BİR ARAŞTIRMA Yıl 2024, Cilt: 24 Sayı: 62, 157 - 181, 29.03.2024 Abdülkadir Develi, Huseyin Mollaoğlu https://doi.org/10.21560/spcd.vi.1461583
Öz
Engelli bireyler, toplumsal hayata tam katılım konusundaki engeller nedeniyle sosyal dışlanma riski altında olan önemli bir nüfusu temsil etmektedirler. Bu sosyal sorunun üstesinden gelmek amacıyla İŞKUR, aktif istihdam politikaları çerçevesinde iş koçluğu hizmetini başlatmıştır. Bu araştırma, engelli bireylerin iş bulma, iş gücü piyasasına aktif katılımlarını ve işte başarılı olma süreçlerini detaylı bir şekilde inceleyerek, Engelli iş koçluğu programlarının bu süreçlere olan katkısını değerlendirmeyi hedefleyen bir nitel araştırmadır. Araştırma, toplam 13 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir; bu katılımcıların 4’ü kadın, 9’u erkektir. Veriler, mülakat yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler, MAXQDA nitel veri analiz yazılımı ile detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, özellikle eğitim eksikliğinden kaynaklanan iletişim sorunları ve sosyal beceri eksikliklerinin iş arama süreçlerinde mülakatlar ve işyeri ilişkileri gibi sorunlara yol açabildiğini göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, iş koçluğu programlarının engelli bireylerin iş bulma ve sürdürme süreçlerine olumlu katkılar sağladığını ve bu programların bu süreçlerde önemli bir rol oynadığını vurgulamaktadır.
A SYSTEMATIC REVIEW OF THE STUDIES FOCUSING ON ATTITUDES TOWARD INDIVIDUALS WITH DISABILITIES IN TURKIYE Yıl 2024, Cilt: 33 Sayı: 2, 720 - 737, 20.10.2024 Merve Ebrar Karakaya, Saliha Arabacı, Elif Emir Öksüz https://doi.org/10.35379/cusosbil.1421593
Öz
Attitudes play a crucial role in understanding individuals’ behaviors and judgments regarding disability. There have been a lot of studies conducted to assess attitudes toward disability in Türkiye. However, there is a need to examine the objectives, methods, and results of the conducted studies and suggest implications for future studies. The current paper aims to systematically review attitudes toward general disability research that was conducted using the available scales for assessing attitudes toward disabilities in general. For this aim, four attitudes toward disability scales that were developed in Türkiye or translated into Turkish were determined: Attitude Toward Disabled Persons Scale (ATDP), Attitudes Towards Disabled Persons (ATD), Attitudes towards Persons with Disabilities Inventory (APDI), and Multidimensional Attitude Scale toward Persons with Disabilities (MAS). 68 research studies using one of these scales were identified and examined on the basis of four determinants: research, sample, methods, and results. Results showed that most of the studies were descriptive and quasi-experimental and found positive attitudes towards IWDs. Even though there are contrasting findings for sociodemographic variables, having contact with IWDs and taking courses about disability might be effective in increasing positive attitudes. The limitations and implications for future studies are also discussed.
HAYIRSEVERLİĞİN İNŞASI: ENGELLİ ÇOCUKLARI OLAN EBEVEYNLERİN KENDİLERİNE YAPILAN YARDIMLARA YAKLAŞIMI Yıl 2024, Sayı: 49, 136 - 155, 31.08.2024 Erol Aksakal https://doi.org/10.61904/sbe.1428643
Öz
Zihinsel engelli çocuğu olan ebeveynlerin engelli bir çocuğa sahibi olmaları, üzerlerinde önemli ekonomik bir yük doğurmaktadır. Eğer zihinsel engelli birey ve ebeveynleri yaşamlarını devam ettirebilecek ölçüde yeterli gelire ve maddi imkanlara sahip değilseler, toplumsal olarak hayırsever yaklaşımlara muhtaç duruma gelebilmekte ve bir şekilde hayırsever yaklaşımların muhatabı olabilmektedirler. Toplumun engelli birey ve ailelerine hayırseverlik açısından bir yardım nesnesi mi yoksa hak temelli mi yaklaştığının değerlendirilmesini ve bu konuda ebeveynlerin yaklaşımının toplumdan farklı olup olmadığını ortaya çıkarmaya amaç edinen bu araştırmada engelli birey ve ebeveynlerinin hayırseverlik yaklaşımları ile ilişkisi ele alınmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak, İzmir ilinin Kemalpaşa ilçesinde bulunan, Özel Rehabilitasyon eğitimi almakta olan ve zihinsel engelli çocuğu bulunan 39 anne ve 1 baba ebeveyn ile yarı yapılandırılmış görüşme formu dahilinde derinlemesine yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda engelli çocuk sahibi ebeveynlerin kişi, kurum ve sivil toplum örgütlerince yapılan yardımları kabul edip, memnuniyetle karşıladığı ve yardımı yapan kişilere karşı minnettarlık içinde olduğu ve sonuç olarak bu durumun kendilerini nesneleştirip, damgalanmaya maruz kalmalarına neden olduğu tespit edilmiştir
Anahtar Kelimeler: Zihinsel Engellilik, Hayırseverlik, Hak Temelli Yaklaşım, Damgalanma
Engelli Bireyler İçin Kentsel Tarihi Alanlarda Erişilebilirliği Arttırmaya Yönelik Peyzaj Tasarım Yaklaşımları: Göbeklitepe Ören Yeri (Şanlıurfa) Örneği Yıl 2024, Cilt: 10 Sayı: 1, 29 - 53, 30.06.2024 Necmettin Gür, Özgür Kahraman https://doi.org/10.34186/klujes.1416010
Öz
Engellilik, bir etkinliğin veya fiilin gerçekleştirilmesi için bireyin herhangi bir yönden kısıtlanmış olması durumudur. Kentsel yaşam içerisinde toplumun bütün bireylerinin kamusal veya özel tüm yapı ve alanlara eşit derecede ulaşabilir ve erişebilir olması gerekir. Aynı zamanda kentsel yaşamın önemli birer parçası olan tarihi alanlar da tıpkı kentsel diğer alanlar gibi ulaşılabilir ve erişilebilir olması gerekmektedir. Bundan dolayı kentsel tarihi alanların peyzaj tasarım ve planlamalarında engelsiz peyzaj yaklaşımları ve erişilebilirlik temel esası benimsenmelidir. Bu çalışmada engelli bireyler için kentsel tarihi alanlarda erişilebilirliğini arttırmaya yönelik peyzaj tasarım yaklaşımları sunmak amaçlanmıştır. Amaca yönelik olarak da Göbeklitepe Ören Yeri örnek alan seçilmiş ve engelsiz peyzaj yaklaşımları ve erişilebilirlik açısından incelemiştir. Literatür taraması ile engelsiz peyzaj yaklaşımları ve erişilebilirliğin sağlanması için gerekli standartlar belirlenmiştir. Daha sonrasında ören yeri alanı belirlenen standartlar çerçevesinde yürüyüş yolları ve zemin elemanları, hissedilebilir yürüme yüzeyleri, rampalar, merdivenler, aydınlatma elemanları, oturma elemanları, işaret-bilgilendirme araçları ve çöp kutuları, bitkisel materyal başlıkları altında ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Değerlendirme ve incelemelerin ardından ören yerinin GZFT (SWOT) analizi yapılmış ve sonuç olarak alanın erişilebilirlik ve engelsiz peyzaj yaklaşımları açısından önemli derecede eksikliklerinin bulunduğu ve bu noktada önlem ve düzeltmelere ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir. Alan üzerinde belirlenen eksiklikler ve düzeltme ihtiyaçları belirlendikten sonra alan için önlemler sıralanmış, tarihi alanlar için de engelsiz peyzaj yaklaşımları ve erişilebilirlik adına önerilerde bulunulmuştur.
***-Engellilik Nedir - Fiziksel ve Zihinsel Yeteneklerin Sınırlandırılması mı yoksa Toplumun Damgası mı? Yıl 2023, Cilt: 9 Sayı: 1, 131 - 153, 06.08.2024 Tahira Garabeyli
Öz
Engelli çocukların, toplumda daha sık mağdur edilmeleri veya ayrımcılığa uğramaları nedeniyle, sağlıklı çocuklara göre ruh sağlığı sorunları yaşama olasılığı daha yüksektir. Durumlarını iyileştirmeye yönelik hükümet programları ve planları bazen sağlıklı çocukların ailelerinin direnişiyle karşılaşır ve bu nedenle beklenen sonuçları vermez. Bu makale, genel olarak ve özel olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında engelli çocukların haklarının tarihsel görünümünü ve onlara yönelik toplumsal tutumların gelişimini incelemektedir. Engellilerin yaşam koşulları ne kadar yüksekse, ahlaki değerler ve toplumun kendisi o kadar gelişmiştir. Fikir alışverişinde bulunmak ve uygulanan programların farklı ülkelerdeki uygulamalarını kullanmak çok önemlidir.
***-SAĞIR VE İŞİTME ENGELLİLERİN ADALETE ERİŞİMDE YERİ Yıl 2024, Sayı: 73, 953 - 960, 25.10.2024 Kader Güner
Öz
Bu makalemde ülkemizde dezavantajlı gruplar arasında yer alan sağır ve işitme engelli bireylerin adalete erişimdeki etkin rolü ele alınmıştır. Geçmiş tarihte arşivlerimiz araştırıldığında Osmanlı mahkemelerinde sağırlara yönelik kompleks bir dilin bulunup sonrasında sağır okullarının kurulduğu bilinmektedir. Sağır ve işitme engellilere Osmanlı tarihimizde özel görevlerin verildiği ve bu toplumun önem arz ettiği görülmektedir. Günümüzde adli ve idari kurumlarca bilhassa mahkemelerde sağır, işitme engelli ve bu toplumun iletişim kanalı sayılan Türk işaret Diliyle ilgili hukuk alanında yapılan çalışmalar incelenmiştir. Bilirkişilik ve Türk İşaret Dili Tercümanlığına değinilmiştir. TÜİK verilerine göre ülkemizde sağır ve işitme engelli nüfusu ciddiye alınması gereken bir payda oluşturmaktadır. Türk hukuk sisteminde yer alan hukuki terimlerin farklı lehçelerden geçtiği hukukçu olmayan bireylere telaffuzu ve ifadesi zor olduğu herkesin malumudur. Sağır topluma yalın dile uyarlanarak soyut-somut kavramların doğru ifade yöntemiyle aktarımının sağlanabilmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Osmanlı devletinde ve günümüz tarihinde sağırların adalete erişim ve temasındaki rolü mukayeseli olarak değerlendirilmiştir.
Türkiye ve Seçilmiş Avrupa Ülkelerinde Evde Bakım Hizmetlerinin Organizasyonu, Kapsamı ve İçeriği Yıl 2024, Cilt: 13 Sayı: 3, 1408 - 1421, 26.09.2024 Aykut Aydın https://doi.org/10.37989/gumussagbil.1410883
Öz
Evde bakım hizmetleri; sağlık, sosyal politika ve sosyal hizmet literatüründe giderek popüler hale gelen bir bakım uygulaması haline gelmiştir. Küresel bazda aile yapılarının geçirdiği dönüşüm, dünya toplumlarının demografik yapılarının değişmesi, hemen her alanda görülen maliyet odaklı düşünme ve politikaya yansıtma davranışının sağlık ve sosyal politika uygulamalarında da görülmesi gibi faktörlerin etkisiyle sağlık ve sosyal bakım organizasyonunda, kapsamında, içeriğinde ve sunumunda değişim yaşanması kaçınılmaz olmuştur. Bu kaçınılmazlık, evde bakım uygulamalarının, sağlık bakım sistemlerindeki ağırlığını artırmıştır.
Bazı ülkelerde, evde bakım hizmetlerinin, evde sağlık bakımı ve evde sosyal bakım şeklinde ikili bir uygulama ayrımına tabi tutulduğu bir süreç yaşanmaktadır. Öte yandan evde bakım hizmetleri; ülkelerin kendine has şartlarından etkilenmektedir. Demografik, sosyal, ekonomik ve yönetsel yapılar; evde bakım hizmetlerinin örgütlenme yapısı, kapsamı ve niteliği üzerinde belirleyicidir. Avrupa, sosyal politika deneyimi ve yaşlı bir kıta olması nedeniyle evde bakım hizmetlerinde önemli bir yol kat etmiştir. Türkiye de kurumsal sosyal politika geçmişi ve deneyimiyle evde bakım hizmetlerini yerine getirmektedir. Bu çalışmada, seçilmiş Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de evde bakım hizmetlerinin organizasyonuna, kapsamına ve içeriğine yer verilerek evde bakım hizmetlerindeki sorumluluğun nasıl paylaşıldığını, bu hizmetlerden kimlerin yararlandığını ve hangi tür hizmetlerin sunulduğunu belirlemek amaç edinilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Evde Bakım, Engelli, Yaşlı, Türkiye, Avrupa.
Engellilik ile Farklı Gelir Kaynakları Arasındaki Bağlantı: Türkiye Gelir ve Yaşam Koşulları Panel Araştırmasından Kanıtlar Araştırma Makalesi Burcu Düzgün Öncel, (2024), Ekonomi-tek, Cilt 12, Sayı 3, 2023, 108 - 122,
Öz
In this study I examine the association between disability status and different sources of income. I derive data from the Panel Survey of Income and Living Conditions (SILC) spanning the years 2018 to 2021, which is compiled by the Turkish Statistical Institute (Turkstat). I characterize disability as a limitation in daily activities resulting from either an impairment or a long-term health condition, expected to endure for six months or longer. I use six income types; i) salary and wage, ii) business income, iii) unemployment benefit, iv) retirement pay, v) disability income and vi) other income. In order to overcome potential selection bias resulting from subjective disability, I match disabled individuals with corresponding nondisabled counterparts according to demographic and socio-economic controls. Then I estimate fractional response models with different sources if income as dependent variables. Main findings are as the following: income composition significantly differs among individuals with and without disabilities, income of individuals with disabilities are lower in almost all income types, people with disabilities may offset income losses in specific categories by pursuing alternative sources of income.
Engellilik Modelleri Perspektifinde İslam Medeniyeti ve Diğer Toplumlardaki Engellilik: Çeşitli Kültürlerin Bakış Açıları Yıl 2024, Cilt: 9 Sayı: 2, 150 - 173, 14.11.2024 Hilmi Sözen https://doi.org/10.58648/inciss.1452607
Öz
Engellilik olgusu, bir toplumun temel yapı taşlarını oluşturan karmaşık unsurların bir yansıması olarak ele alınabilecek derinlikte ve zenginlikte bir kavramdır. Bu kapsayıcı konsept, yalnızca bireyin fiziksel veya zihinsel yeteneklerine odaklanan dar bir tanımı içermemekte; aynı zamanda toplumsal normlar, kültürel değerler ve dini inançlar gibi soyut faktörleri de kapsamaktadır. Bu unsurlar, engellilik modellerinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, insanlık tarihinde derin izler bırakan engellilik kavramını incelerken, ahlaki, tıbbi ve sosyal perspektiflerden yola çıkarak farklı toplumların ve İslam medeniyetinin engellilikle ilgili algılarını keşfetmeyi amaçlamaktadır. Başka bir ifadeyle, engellilik olgusunun salt bireysel bir durumdan çok daha fazlası olduğunu vurgulayan bu çalışma, engellilik algılarının toplumsal, kültürel ve dini dinamiklerle nasıl şekillendiğini ve günlük yaşam pratiklerine nasıl yansıdığını derinlemesine anlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışmada, doküman analizi yöntemi kullanılarak farklı kültürlerin engellilik konusundaki bakış açıları incelenmiştir. Bu araştırmanın sonuçları, İslam medeniyetinin engellilik konusuna yaklaşımının diğer toplumlardan farklı olduğunu göstermektedir. İslam medeniyeti, engelliliği bir imtihan olarak görmekte, engelli bireylere karşı merhametli ve saygılı davranmakta, onların haklarını savunmakta ve toplumsal yardım sağlamaktadır. Bu bulgular, İslam medeniyetinin engellilik anlayışının etkileyici ve örnek alınası olduğunu ortaya koymaktadır.