KRİZLERDE GÖRÜNMEYENLER: ENGELLİLİK, SAVAŞ VE ADALET İÇİN BİR ÇAĞRI
Av. Şerif Ali MUTLU
Yarasa Hukuk Dergisi Yazı Kurulu Adına Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
1. GİRİŞ – ENGELLİLİK, SAVAŞ VE ACİL DURUMLAR KESİŞİMİNDE İNSANİ SORUMLULUK
21. yüzyıl insanlığın bilgi, teknoloji ve hukuk açısından büyük ilerlemeler kaydettiği bir çağ olmasına rağmen, bu ilerlemeler ne yazık ki tüm kesimlere eşit şekilde yansımamaktadır. Özellikle savaş, doğal afet ve salgın hastalıklar gibi acil durumlar, toplumun kırılgan kesimleri için yıkıcı sonuçlar doğurmakta; bu kesimlerin başında da engelliler gelmektedir.
Engellilik, yalnızca bireyin fiziksel, zihinsel, ruhsal ya da duyusal bir farklılığı değil; aynı zamanda toplumun bu bireylere yaklaşım biçiminin, yasal düzenlemelerin ve kurumsal yapının bir sonucudur. Bu nedenle engellilik, bireysel bir mesele değil; sosyal adaletin ve insan haklarının bir göstergesidir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin de taraf olduğu ve 28.10.2009 Tarihinde 5825 sayılı yasa ile iç hukuk parçası haline gelen Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi büyük önem arz etmektedir. Sözleşmenin 11. Maddesi, “Risk Durumları ve İnsani Bakımdan Acil Durumlar” başlığı altında devletlere çok net bir yükümlülük yüklemektedir:
“Taraf Devletler, silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler de dahil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlanması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dahil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri alır.”
Bu açık hükme rağmen, yaşadığımız coğrafyada gerek çatışmaların gölgesinde kalan bölgelerde, gerekse doğal afetlerin yıktığı şehirlerde engelli bireylerin korunması ve hayatta kalmalarına yönelik hiçbir somut planlama ya da uygulama bulunmamaktadır.
Yarasa Hukuk Dergisi Yazı Kurulu olarak, hem hukuki bir sorumluluğun hem de insani bir yükümlülüğün altını çizmek amacıyla bu çağrıyı yapıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; savaşlar, afetler ve krizler karşısında hazırlıksız bırakılan engelliler yalnızca fiziksel değil, toplumsal olarak da ikinci kez mağdur edilmektedir.
2. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ENGELLİ HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN 11. MADDESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE’DE DURUM: BOŞLUKLAR, İHMALLER, RİSKLER
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi, özellikle acil durumlar, savaş ve doğal afetler gibi kriz anlarında engellilerin korunmasına yönelik devletin sorumluluğunu açıkça ortaya koymuştur. Türkiye de bu sözleşmeyi 28 Ekim 2009 tarihinde 5825 sayılı kanunla iç hukuka dahil etmiş ve bu tarihten itibaren söz konusu yükümlülükleri yerine getirmekle mükellef hale gelmiştir.
Ancak aradan geçen 15 yıla rağmen, Türkiye’de engellilere yönelik bir risk analiz çalışması, ulusal düzeyde tahliye planlaması, engelli haritalandırması veya önleyici sivil savunma stratejisi ne yazık ki hayata geçirilmemiştir.
Türkiye’de engellilere ilişkin genel veriler Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) ve Engelli Veri Tabanı üzerinden belirli düzeyde toplanmaktadır. Ancak bu veriler; hangi tür engellilik grubunun (fiziksel, zihinsel, görme, işitme vb.) hangi düzeyde bağımlılıkla yaşadığı (tam bağımlı, yarı bağımlı), hangi mekânda, hangi ilçede, hangi fiziki koşullarda barındığı gibi detayları acil müdahale planlaması açısından yeterli düzeyde sunmamaktadır.
Bu veri eksikliği, afet anlarında planlamayı imkânsız hâle getirmektedir. Örneğin: Hangi apartmanda tekerlekli sandalye kullanıcıları yaşıyor? Hangi mahallede konuşma veya işitme engelliler yoğunlukta? Hangi ilçede kimsesiz zihinsel engelliler bulunuyor? Bu soruların yanıtı olmadan, “kim nasıl tahliye edilecek, nerede toplanacak, kim nasıl yardım alacak” gibi temel kriz yönetimi sorularına da cevap verilememektedir.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihli depremler, engelliler açısından trajik bir farkındalık anı yaratmıştır. Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya gibi 11 ili etkileyen bu büyük felakette: Tam bağımlı engellilerin binadan çıkarılamadığı, işitme engellilerin seslenemediği, görme engellilerin yön bulamadığı, ailelerin “önce sağlam çocuğu kurtar” ikilemine zorlandığı çok sayıda dramatik olay yaşanmıştır.
Bilim insanlarının uzun süredir uyardığı İstanbul depremi olasılığı, mevcut planlama eksiklikleri dikkate alındığında engelli bireyler için önlenebilir bir toplu felakete dönüşme riski taşımaktadır. Bugün İstanbul’da yaklaşık 1 milyonun üzerinde engelli birey yaşamaktadır. Ancak bu kişilere özel bir acil müdahale senaryosu: Ne İstanbul Valiliği, ne AFAD, ne de İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kamuoyuna açıklanmış değildir.
3. SAVAŞLARIN ENGELLİLER ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİSİ: TARİHSEL, GÜNCEL VE HUKUKİ BOYUT
Tarih boyunca savaşlar yalnızca ölüm, yıkım ve zorunlu göç anlamına gelmemiş; aynı zamanda milyonlarca insanın kalıcı fiziksel ve ruhsal engellerle yaşamak zorunda kalmasına neden olmuştur. Modern savaş teknolojileri ve kitlesel imha araçlarının gelişmesiyle birlikte artık sadece savaşan taraflar değil; siviller, çocuklar ve özellikle engelliler savaşların en korunmasız hedefleri hâline gelmiştir.
Savaş, doğrudan iki şekilde engellilik yaratır: Fiziksel travma yoluyla (bomba, silah, kimyasal ve biyolojik saldırılar sonucunda uzuv kaybı) ve psikolojik etkiler yoluyla (PTSD, çocuklarda gelişimsel bozukluklar, kalıcı ruhsal hasarlar).
Gazze, Ukrayna ve İran-İsrail gerilimleri gibi güncel örneklerde, engellilerin tahliyesi için gerekli süre veya donanım sağlanamadığı için binlerce birey ya yaşamını yitirmekte ya da daha ağır bir yaşam koşuluna mahkûm edilmektedir.
Oysa uluslararası hukuk — başta Cenevre Sözleşmeleri ve BM Engelli Hakları Sözleşmesi — açıkça bu grupların korunması gerektiğini belirtmektedir. Ancak bu yükümlülükler sahada çoğu zaman tamamen ihmal edilmektedir.
4. SAVAŞ EKONOMİSİ VE ENGELLİLER: SESSİZ KESİNTİLER, GÖRÜNMEYEN KAYIPLAR
Modern çağın savaşları yalnızca cephede değil; bütçelerde, eğitimde, sağlıkta, sosyal politikada da yürütülmektedir. Devletler, savaş politikalarını sürdürebilmek için kaynakları yeniden dağıtırken ilk kesintiler genellikle engellilerin haklarından ve sosyal desteklerden yapılır.
Silahlanmaya ayrılan bütçeler, yalnızca bir savunma stratejisi değil; aynı zamanda kamu hizmetlerinden feragat anlamına gelir. Türkiye’de de benzer bir tablo mevcut: Engelli istihdamı, erişilebilirlik projeleri ve rehabilitasyon merkezleri için ayrılan ödenekler, güvenlik politikalarının gerisinde kalmaktadır.
Bu durumun doğal sonucu olarak: Engelli bireylerin eğitime erişimi kesiliyor, rehabilitasyon hizmetleri erteleniyor, sosyal yardımlar enflasyon karşısında eriyor. Bu, engellileri koruyacak yerde cezalandıran bir politikaya dönüşmektedir.
5. “SAVAŞ MECBUR KALMADIKÇA BİR CİNAYETTİR”: AKIL, AHLAK VE HUKUK ÇAĞRISI
Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’de dile getirdiği “Savaş mecbur kalmadıkça bir cinayettir” sözü, evrensel hukuk ve vicdan açısından günümüzde hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
Bugün Gazze’de, Ukrayna’da ya da herhangi bir çatışma bölgesinde hayatını kaybeden çocukların, uzvunu kaybeden gençlerin ya da enkaz altında kalan engellilerin varlığı, savaşın her düzlemde insanlık dışı bir olgu olduğunu göstermektedir.
Savaşlara ayrılan devasa kaynaklar, eğer sosyal politikalara yönlendirilmiş olsaydı: Açlık yok edilebilir, engelliliğin önemli bir kısmı önlenebilir, her birey eğitime, sağlığa ve bakıma erişebilirdi.
Bu yüzden biz, hukukçu engelliler olarak yalnızca bir barış çağrısı değil; aynı zamanda aklın, bilimin ve insani vicdanın yeniden toplumun pusulası yapılması çağrısında bulunuyoruz.
6. SONUÇ VE ÇAĞRI: SAVAŞA HAYIR, ENGELLİ HAKLARINA EVET
Bizler, YARASA HUKUK DERGİSİ YAZI KURULU olarak; hukukçu kimliğimizin yanında, yaşadığımız coğrafyada savaşın, afetin ve yoksulluğun bedelini en ağır ödeyenlerden biri olan engelli bireylerin sesi olma sorumluluğuyla bu çağrıyı yapıyoruz.
Tespitlerimiz:
1. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 11. Maddesi uygulamada yok hükmündedir.
2. 6 Şubat Depremleri, engellilerin kriz anlarında sistem dışı bırakıldığını göstermiştir.
3. Savaşlar, yalnızca yeni engellilik durumları değil; mevcut hakların da yok edilmesine neden olmaktadır.
4. Savaş ekonomisi, engelli haklarını geri plana itmektedir.
Taleplerimiz:
- TBMM Engelli Hakları Komisyonu acilen bu alanda denetim yapmalı,
- AFAD, Valilikler ve Belediyeler engelli odaklı tahliye planları hazırlamalı,
- Uluslararası kamuoyu engelli hakları için yaptırım uygulamalı,
- Barış süreci için devletler arası diplomasi güçlendirilmelidir.
Savaş insanlık suçudur. Engellilerle birlikte tüm canlıların güvenliği için savaşsız bir dünya mümkündür. Savaşa hayır!