ENGELLİLER VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI: CAM FANUS SENDROMUNDAN ÇIKIŞ MÜMKÜN MÜ?
Avukat Şerif Ali MUTLU
Yazı İşleri Müdürü
1. Tarihsel Arka Plan: 40 Yıllık Mücadele
Ülkemizde engellilerin hak temelli mücadelesinin geçmişi yaklaşık kırk yıla dayanmaktadır. Bu mücadele, başlangıçta bilinç düzeyi yüksek bir avuç engellinin yanı sıra maddi sorunları bulunmayan ve eşleri mevki sahibi olan bazı kalburüstü vatandaşların desteğiyle başlamış, zamanla engelli aktivistlerin özverili çabalarıyla örgütlerine ve haklarına sahip çıkmaları sonucunda meyvelerini vermeye başlamıştır. Mücadelenin kimi dönemlerde sözün, yetkinin ve kararın engellilere ait olduğu görülmüş, kimi dönemlerde ise sekteye uğramıştır. Bu sekteye uğrayan dönemlerin askeri vesayet dönemleri olduğu, ivme kazanılan dönemlerin ise ülkenin demokrasiye nispeten yaklaştığı ve iktidarların engelli bireyleri seçmen ve vatandaş olarak görmeye ihtiyaç duyduğu zamanlar olduğu bilinmektedir. Geçen kırk yıllık süreçte büyük eylemler ve etkin organizasyonlarla engelli hak mücadelesi önemli bir nüve oluşturmuş, kuşkusuz bazı kazanımlar da elde edilmiştir.
2. Yasal Düzenlemeler ve Kazanımlar
Yaklaşık 23 yıllık Ak Parti iktidarının başlangıcında ve özellikle ilk beş yıllık döneminde, insan temel hak ve özgürlükleri bağlamında mevcut olan hak ihlallerinin yanı sıra engelli hak ihlallerinin bertarafı amacıyla sivil toplum kuruluşlarının da büyük etkisiyle engelli haklarında bir miktar kazanımlar elde edilmiş, eksik gedik de olsa 5378 sayılı yasanın yürürlüğe konulma süreci yaşanmıştır.
Aynı zamanda uluslararası boyutta da Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen 5825 sayılı yasa ile 28.10.2009 tarihinden bu yana iç hukuk hükmü haline gelen Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi ülkemizde de kabul edilmiş ve büyük umutlarla yürürlüğe girmiştir. Ancak bu yasal düzenlemelerin yaptırımsız ya da etkili mekanizmalar içermemeleri nedeniyle engelli haklarının gelişimi bakımından ülkemizde oldukça sınırlı bir etki doğurmuştur.
Bu süreçte 6279 sayılı Derleme Kanunu ve uygulama yönetmeliği yürürlüğe sokulmuş, devamında Fas’ın Marakeş şehrinde yapılan toplantı ile engelli bireylerin eserlere erişimi yönünde adımlar atılmış ve ülkemizde de 7299 sayılı yasa ile anılan anlaşma iç hukuk hükmü haline gelmiştir.
2021 yılında ise Ulusal Engelliler Eylem Planı Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanmış, ancak bu tarihten itibaren etkin bir boyutta engelli haklarında ilerleme yerine gerilemeler yaşanmıştır.
3. Güncel Hak Kayıpları ve Geriye Gidiş
Asgari ücretten gelir vergisinin istisna tutulması aşamasında, çalışan asgari ücretli engelli bireylere yönelik herhangi bir ek maddi olanak sağlanmamış; engelli asgari ücretli ile engelsiz asgari ücretli arasındaki farkların kaldırılması ile yetinilmiştir.
27.12.2024 tarihinde 7537 sayılı yasa yürürlüğe sokulmuş, aynı gece çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile engelli araçlarına sağlanan ÖTV muafiyetine ilişkin yasal haklar hem süre bakımından hem de yararlanma koşulları açısından ciddi biçimde daraltılmıştır. Bu düzenleme sonucunda engelli bireylerin mali yönden avantajlı, kullanım kolaylığı açısından ise engel durumlarıyla uyumlu araç almaları neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
15.01.2025 tarihinde ise 7538 sayılı yasa yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile 01.10.2008 öncesinde vergi indiriminden yararlanan engelli bireylerin emeklilik hakları, hukuki güvenirlik ilkesi göz ardı edilerek, hiçbir geçiş hükmü olmaksızın 01.10.2008 sonrasında 5510 sayılı yasa kapsamına giren engellilerle eşdeğer hale getirilmiş ve ağır hak kayıpları ortaya çıkmıştır.
4. STK’ların Sessizliği ve Cam Fanus Sendromu
Tüm bu olumsuz gelişmeler sırasında, engelli sivil toplum kuruluşları ne yapmıştır? Ülkemizde yaşatılan “konuşursan yanarsın” korku perdesi nedeniyle hiçbir etkin çalışma yapılmamış, adeta suskunluğa gömülmüşlerdir.
Temmuz 2025’e gelindiğinde, açılan ÖTV Tebliği’nin iptali davasında Danıştay 7. Dairesi yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Ancak o tarihten bu yana anılan tebliğ hükümleri, sanki yürütmeyi durdurma kararı yokmuşçasına Maliye Bakanlığı’nın oluşturduğu sağır idare kapsamında yok sayılmış ve engellilerin bu yöndeki mağduriyetleri artarak devam etmiştir.
Bireysel olarak bazı aktivistlerce CİMER’e yapılan hak ihlali başvurularından da sonuç alınamaz hale gelmiş, TİHEK ise bağımsız bir yapı olmadığından adeta suskunluğa gömülmüştür. Ülkemizde faaliyet gösteren birçok sivil toplum kuruluşu da yukarıda özetlenen olumsuzluklar karşısında sessizliklerini sürdürmüş, açık mecralarda söz söylemeye dahi cesaret edememiştir.
Engellilerin emeklilik haklarının geriye götürülmesi ve ÖTV muafiyetinin daraltılmasının yalnızca Maliye Bakanlığı ve Mehmet Şimşek’e bağlanması, TBMM Ak Parti Grubu ve milletvekillerinin sorumluluklarının göz ardı edilmesiyle sonuçlanmıştır. Görünüşte engellilerin yanında duruyormuş gibi yapılan birkaç cılız açıklama dışında muhalefet partileri de sessiz kalmış, günü kurtarma yaklaşımıyla hareket etmiş ve düzenlemeleri onaylayan makamın sorumluluğu yokmuş gibi davranmaya devam etmişlerdir.
Bu süreçte seslerin ulaşması gereken hedef yalnızca Maliye Bakanlığı olarak görülmüş, gerçek muhatap makam gizlenmiş ve asıl sesin ulaşması gereken üst makam göz ardı edilmiştir.
1969 yılında ABD’de yapılan bir deney sonucunda David J. Schwartz’ın Wall Street Journal’da yayımladığı bulgularla ortaya konulan “Cam Fanus Sendromu” bu duruma ışık tutmaktadır. Deneyde, cam fanus içine konulan pireler ısıdan kurtulmak için zıpladıklarında fanusun tavanına çarpmış, birkaç tekrarın ardından fanusun kapağı kaldırıldığında dahi daha yükseğe zıplamayı düşünememişlerdir. Oysa artık fanusun üzeri açıktır.
Ülkemizde de engelli örgütleri, bölünmüşlükleri, istismarcı zihniyetlerin gelişmesi, çıkar odaklı anlayışların hâkim olması ve yaratılan korku imparatorluğunun etkisiyle tam anlamıyla cam fanus sendromuna düşmüşlerdir.
Cumhurbaşkanlığı sistemi sonrasında yaratılan korku iklimi sayesinde engelli bireyler ve örgütlerin çoğu suskunluğa gömülmüş, yalnızca birkaç küçük etkinlikle varlıklarını göstermeye çalışmıştır. Bir başka anlatımla, fanusun cam tavanı Maliye Bakanlığı veya SGK Başkanlığı olarak gösterilmiş; oysa hakların geriye gidişine dur diyecek makam Cumhurbaşkanlığıdır. Ancak bu makama yönelik haklı taleplerin ve ağır hak ihlali niteliğindeki şikayetlerin iletilmesinden kaçınılmaya başlanmıştır.
5. Çözüm Yolları ve Çıkış Stratejileri
Oysa ki, Cumhurbaşkanı’nın Başbakanlığı döneminde, “Görme engellilerden öğretmen olmaz” düşüncesini dile getiren bir bakan bir çırpıda yok sayılabilmiştir. Bu örnek, makamların halka hizmet için var olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Ancak engelli STK’ların seslerini özgür irade kullanmaktan imtina eden Maliye Bakanı ya da SGK Başkanına duyurma çabaları, cam fanus sendromu psikolojisiyle hareket ettiklerinin bir göstergesidir.
Peki, ne yapmak gerekir? Öğretilmiş çaresizlikten, kanıksanmış umutsuzluktan, kısacası cam fanus sendromundan kurtulmak mümkün müdür? Engelli hak mücadelesinde negatif etkide bulunan medya kuruluşlarının ve olumsuz propagandistlerin rolü göz ardı edilmemelidir. Engelli sivil toplum kuruluşları, BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinden hareketle toplumsal bilinci engelliler lehine yükseltmek yerine, reyting uğruna engellileri hedef gösteren medya kuruluşlarını meşru zeminde protesto etmeli ve gerekirse etkin eylemlilik süreçlerine girmelidir.
Diğer taraftan, Cumhurbaşkanlığı makamının etrafında örülen zırh, hak temelli mücadele söyleminde olan tüm STK’lar ve engelli aktivistlerin kararlı, yüksek tonlu sesleriyle aşılabilir. STK’lerin Anayasa’nın 35. maddesinden kaynaklanan yasal haklarını kullanmaları, sesin muhataplarına ulaşmasında etkili olacaktır. Örgütlerin meşru zeminde söz ve karar sahiplerinin kendileri olduğunu açıkça ortaya koymaları halinde, engelli haklarının geriye gidişi durdurulabilir ve hakların yeniden hak temelli noktaya taşınması için gerekli ortam oluşabilir. Böylece onurlu yaşam koşullarının geliştirilmesinde olumlu adımlar atılabilecektir.
Yeter ki engelli sivil toplum kuruluşları, sözün, kararın ve yetkinin kendilerinde olduğu olgusunu güçlü şekilde ortaya koyabilsinler. İstismar nitelikli faaliyetlerden vazgeçip onurlu mücadele pozisyonu alabilsinler. Engellilik alanındaki mevcut aymazlık, boş vermişlik, “bana ne” sendeciliği ve duyarsızlık ancak hak temelli mücadele veren STK’ların iç denetim mekanizmalarını işletmeleri ve istismarcı tavırlarını terk etmeleriyle aşılabilir. Bu durumda hem engelli bireyler nezdinde hem de kamuoyu nezdinde güven telkin edebilir ve destek sağlayabilirler.
Cam fanus sendromunun aşılmasında bir diğer önemli yol da uluslararası mekanizmaların kullanılmasıdır. İç hukuk ve yargısal başvuru yolları tükendiğinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komiteleri gibi mekanizmaların etkin biçimde kullanılması etkili olacaktır. Hukukun üstünlüğüne ve adalet mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesine dayalı mücadele, cam fanus sendromunu aşmada kritik öneme sahiptir.
Önemle belirtilmelidir ki, hak temelli mücadelenin yolu haklılıktan ve bu haklılığın iç hukuk ile uluslararası zeminlerde tam olarak ifade edilmesinden geçer. Birlikte hareket ederek güce güç katmak, engelli STK’ların temel ve kısa vadeli hedefi olmalıdır.
6. Sonuç: Birlikte Hareketin Gücü
Netice itibariyle, tüm sivil toplum kuruluşlarının ortak noktalarda buluşarak, birlikte hareket etmeleri ve harekete ivme kazandırma çabalarına girmeleri, cam fanusun içinden çıkarak suskunluktan ve aymazlıktan kurtulmalarının tek yoludur. Bu yol, dayanışma ve ortak hedefler etrafında birleşmekten, onurlu yaşam için hak temelli mücadeleyi kararlılıkla sürdürmekten geçmektedir. Cam fanusun tavanına çarpmaktan vazgeçip, artık açık olan gökyüzüne doğru sıçramak; engelli bireylerin ve örgütlerinin kendi söz, karar ve yetkilerini güçlü şekilde ortaya koymalarıyla mümkündür. Ancak o zaman, hakların geriye gidişi durdurulacak, hak temelli mücadelenin yeniden yükselişe geçmesi sağlanacak ve engelliler için onurlu bir yaşamın kapıları aralanacaktır.