Bugün bir kez daha sesleniyoruz: Tüm kadınlar eşit, onurlu ve şiddetten arınmış bir yaşam hakkına sahiptir. Ancak engelli kadınlar –özellikle zihinsel ve fiziksel engel dereceleri daha yüksek skalada olanlar– bu en temel haklara ulaşmakta büyük engellerle karşılaşmakta ve çoğu zaman görünmez kılınmaktadır.
Yüzyıllar önce kölelik kaldırıldı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edildi. Buna rağmen kadınlar hâlâ hayatta kalabilmek ve en basit haklarını koruyabilmek için sokakta, sistemde ve toplumsal alanda mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu mücadele, engelli kadınlar için daha da ağırdır.
Kadına yönelik şiddet bireysel bir suç değil; sistematik eşitsizlik ve ayrımcılığın sonucudur.
Kadınlara karşı şiddetin önlenmesine yönelik uluslararası sözleşmeler önemli mekanizmalardır. Türkiye’nin gerekli değerlendirmeler sonrasında bu sözleşmelere taraf olması, mevzuatta ve uygulamada görülen boşlukların doldurulmasına önemli katkılar sağlayacaktır.
Bugün dijital şiddet gibi yeni biçimler ortaya çıkarken, yasaların güncellenmesi ve etkin biçimde uygulanması hayati bir zorunluluktur.
Engelli kadınların çaresizlik içinde intihara sürüklenmeleri ya da öldürülmeleri, en temel yaşama haklarının bile güvence altında olmadığını göstermektedir. Bu durum, güvenli bakım ve uzun vadeli destek mekanizmalarının yetersizliğini acı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bugün yalnızca kadınların değil, tüm insanlığın karşı karşıya olduğu bir başka acı gerçeğe de dikkat çekmek istiyoruz: Savaşın korkunç yüzü.
İran’da Minab yatılı okuluna yapılan saldırılar sonucunda yüzlerce kız öğrenci yaşamını yitirmiştir. Bu trajedi, savaşın en ağır bedelini yine kadınların ve çocukların ödediğini göstermektedir. Savaş, kadınların yaşam hakkını, eğitim hakkını ve geleceğini yok etmektedir. Engelli kadınlar ise savaş koşullarında çok daha büyük bir çaresizlik ve korunmasızlıkla karşı karşıya kalmaktadır. Barış, kadınların özgürleşmesi ve insanlığın onuru için vazgeçilmezdir.
Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme açıkça belirtmektedir ki; Engelli kadınlar ve kızlar hem ev içinde hem de ev dışında şiddete uğramaya, yaralanmaya veya istismara, ihmale, ihmalkar muameleye, kötü muameleye veya istismara karşı daha büyük bir risk altındadır ve Taraf Devletler engelli kadınlar ile kız çocuklarının çok yönlü ayrımcılığa maruz kalmakta olduğunu kabul eder ve bu bakımdan onların tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit koşullarda yararlanmalarını sağlamaya yönelik tedbirleri alır. Bu hükümler doğrultusunda yasal düzenlemeler, bakım sistemleri ve denetimler acilen güçlendirilmelidir.
Kadınların mücadelesi yalnızca bireysel haklar için değil; özgürlük, eşitlik ve toplumsal adalet için yükselen bir dayanaktır. Engelli kadınların özgürleşmesi ise toplumsal adaletin en güçlü dayanaklarından biridir.
Bugün hâlâ kadınlar iş hayatında düşük ücret, cam tavan sendromu, taciz ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktadır. “Eşit işe eşit ücret” ilkesi Anayasa’da yer alsa da uygulamada sağlanamamaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Farkı Raporu, kadınların eğitim, istihdam ve siyasete katılımda erkeklere göre dezavantajlı olduğunu göstermektedir.
Bizler, Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği olarak, tüm kadınların; özellikle engelli kadınların sözcüsü ve hak savunucusu olmaya devam edeceğiz. Şiddeti görünür kılmak, koruma mekanizmalarını güçlendirmek ve adalete erişimdeki engelleri ortadan kaldırmak için kararlı bir şekilde mücadele edeceğiz.
Eşit, adil ve özgür bir dünya dileğiyle…
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu Adına,
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği Başkanı Şerif Ali MUTLU