01. Sağlıksız Beslenme Pestisitli Gıdalar Ve Engellilik Kesişimi Av. Şerif Ali MUTLU

Çar, 07/15/2026 - 21:51 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

BAŞ YAZI

 

SAĞLIKSIZ BESLENME PESTİSİTLİ GIDALAR VE ENGELLİLİK KESİŞİMİ

 

Avukat Şerif Ali MUTLU

(Yazı İşleri Müdürü)

 

Saygıdeğer Okurlar;,

Bu yazımızda, yalnızca bir sağlık tartışması yapmıyoruz. Çok daha temel bir soruyu konuşuyoruz:

Engellilik gerçekten yalnızca bireyin biyolojik kaderi midir?

Yoksa içinde yaşadığımız çevrenin, yediklerimizin, maruz kaldığımız kimyasalların ve politik tercihlerin bir sonucu mudur?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca tıbbi değil; doğrudan insan hakları hukukunun merkezini ilgilendiren bir cevaptır.

Ben bu sayımızda sizlere şu kavramı merkeze alarak sesleniyorum:

“Önlenebilir engellilik riskleri.”

Bu kavramın altını özellikle çizmek isterim.

Çünkü burada bir iddia yoktur; bir sorumluluk vardır.

Engelliliği ortadan kaldırmak değil, bilimsel olarak azaltılabilir riskleri ortadan kaldırmak…

İşte fark tam olarak buradadır.

Trafik kazalarını azaltmak engelliliği ortadan kaldırmak değildir. Ama yaşamı korumaktır.

Gıda güvenliği de tam olarak budur:

Bir yaşam koruma politikasıdır. Değerli Okurlar;,

Bugün biliyoruz ki insan bedeni yalnızca genetik kodlarla şekillenmez.

Çevre vardır. Beslenme vardır. Kimyasallar vardır.

Ve daha da önemlisi:

Genler, çevre tarafından “yazılır”, yeniden okunur, yeniden ifade edilir.

Buna bilim dünyası epigenetik diyor.

Ve bu bize şunu söylüyor:

Bir çocuğun geleceği, yalnızca doğumuyla değil, doğumundan önce maruz kaldığı çevreyle de şekillenebilir.

Şimdi somut olarak konuya bakalım.

Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalarla beslenen bir toplum düşünün.

Ne olur?

Obezite artar.

Diyabet artar.

Metabolik hastalıklar yaygınlaşır.

Ve bunlar yalnızca “hastalık” değildir.

Bunlar, zaman içinde:

hareket kısıtlılığına

kronik yorgunluğa

yaşam kalitesinin düşmesine

ve dolaylı olarak engellilik riskine dönüşür.

Peki ya çocuklar?

İşte en kritik nokta burasıdır.

Çocukluk dönemi bir ülkenin geleceğinin yazıldığı dönemdir.

Bir çocuğun demir eksikliği varsa ne olur?

Beyin gelişimi etkilenir.

B12 eksikliği varsa ne olur?

Sinir sistemi zarar görür.

Yetersiz beslenme varsa ne olur?

Büyüme geriliği, öğrenme güçlüğü ve kalıcı gelişim sorunları ortaya çıkabilir.

Ve burada artık konuştuğumuz şey şudur:

Geri döndürülemeyen etkiler.

Bir başka kritik eşik: gebelik.

Bazı ilaçlar vardır.

Tıbbi olarak gereklidir.

Ama yanlış zamanda, yanlış dozda, yanlış koşulda kullanıldığında:

doğumsal anomaliler

nörogelişimsel bozukluklar

kalıcı sağlık sorunları

ortaya çıkarabilir.

Valproat, isotretinoin, warfarin, lityum…

Bu isimler bize şunu hatırlatır:

Tıp ile risk arasındaki çizgi çok incedir.

Ve bu çizgi, mutlaka bilimsel ve etik kontrol altında tutulmalıdır.

Bir başka görünmeyen alan daha var:

Çevresel kimyasallar.

Pestisitler.

Endüstriyel tarım.

Toprağa, suya ve gıdaya karışan maddeler…

Bazı bilimsel çalışmalar şunu göstermektedir:

Gebelik döneminde pestisit maruziyeti, doğumsal anomaliler riskini artırabilmektedir.

Kalp-damar sistemini etkileyebilir.

Nörogelişimsel süreçleri etkileyebilir.

Ve burada kritik nokta şudur:

Bu etkiler “kesin kader” değildir.

Ama artmış risk gerçeğidir.

Saygıdeğer Okurlar;,

Bugün dünya yeni bir gıda rejimi içindedir.

Ultra işlenmiş gıdalar.

Katkı maddeleri.

Endüstriyel üretim zincirleri.

Ve bu sistem bize yalnızca besin sunmuyor.

Aynı zamanda bir sağlık profili dayatıyor.

Obeziteyi artıran, metabolik hastalıkları besleyen, nörolojik riskleri büyüten bir profil.

İşte tam bu noktada Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi devreye girer.

Ve bize çok net bir şey söyler:

Engellilik yalnızca bireyin bedeni değildir.

Engellilik, birey ile çevre arasındaki ilişkinin sonucudur.

Yani mesele şudur:

Çevre nasıl kurulmuştur?

Toplum nasıl organize edilmiştir?

Devlet hangi riskleri yönetmektedir?

Sözleşmenin bazı maddeleri burada kritik önemdedir:

Yaşam hakkı vardır.

Sağlık hakkı vardır.

Kişisel bütünlük hakkı vardır.

Rehabilitasyon yükümlülüğü vardır.

Ama bunlar yalnızca “tedavi hakkı” değildir.

Bunlar aynı zamanda önleme yükümlülüğüdür.

Şunu özellikle vurgulamak isterim:

Bir devlet yalnızca hastalığı tedavi eden devlet değildir.

Bir devlet:

hastalığı önleyen

riski azaltan

çevresel tehlikeyi yöneten

devlettir.

Nasıl ki trafik kazalarını önlemek bir kamu politikasıdır…

Nasıl ki iş güvenliği bir zorunluluktur…

Aynı şekilde:

Gıda güvenliği de bir zorunluluktur.

Kimyasal denetim de bir zorunluluktur.

Çevresel koruma da bir zorunluluktur.

Ve tüm bunların merkezinde yeni bir hukukî kavram yükselmektedir:

Önlenebilir engellilik riskleri.

Bu kavram şunu söyler:

Engelliliği hedef almayın.

Riskleri hedef alın.

Zinciri kırın.

Nedenleri azaltın.

Sonuç olarak değerli Okurlar;,

Sağlıklı gıdaya erişim hakkı bir tüketici meselesi değildir.

Bu hak:

yaşam hakkıdır

sağlık hakkıdır

insan onurudur

ve geleceğin korunmasıdır

Bu nedenle artık gıda, çevre ve sağlık politikalarını ayrı ayrı konuşamayız.

Bunlar tek bir bütünün parçalarıdır.

Ve o bütünün adı şudur:

İnsan hakları temelli yaşam koruma sistemi.

Dolayısıyla, Engellilik alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının ve Engellilik alalında söz eden uzman olduğunu ilan eden kişi / kişilerin ele alması gereken doğrudan engelliliği ilgilendiren alanlar olması nedeni ile bu konunun üzerinde ciddiyetle ve önemle durulması esas olmalıdır.

Eğer bu bütünlüğü kurabilirsek,

Sadece bugünü değil, geleceği de korumuş oluruz.