Gerçekten sorun sadece uygulamada mı - Avukat Hüseyin VAROL

Çar, 01/03/2024 - 19:33 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

GERÇEKTEN SORUN SADECE UYGULAMADA MI?

 

Avukat Hüseyin VAROL

 

GİRİŞ

Engellilik aktivizminin de engellilik araştırmalarının da odaklanması gereken iki ana sütun olduğunu düşünüyorum. Bunlar erişilebilirlik ve ayrımcılıkla mücadeledir. Bu yazının konusunu oluşturan erişilebilirlik konusunda AYM, Danıştay ve TİHEK’ten yakın zamanda engelli aktivizminin elini güçlendirecek kararlar gördük. Şüphesiz yol daha çok uzun. Hele konu erişilebilirlik ise yol çok ama çok uzun. Erişilebilirliğin neden hayata geçmediğini aktivistler ve engellilik araştırmacıları sürgit tartışmaktadırlar. Biz bu yazımızda dillere pelesenk edilen “mevzuatımız çok iyi, asıl uygulama kötü” tezinin bir ezber olduğunu ortaya koymaya çalışacağız. Bunu da 20 Temmuz 2013 tarihli 28713 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği üzerinden yapacağız. Bu yönetmeliğin izlek olarak seçilmesinin özel bir nedeni var. Çünkü bu Yönetmelik erişilebilirliğe dair yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini izleyecek/denetleyecek mekanizmayı düzenlemektedir. Neden seçildiğini belki de en iyi Yönetmelik kendisi cevaplayacaktır.

 

AMAÇ

Yönetmelik daha birinci maddesinde amacını ortaya koyuyor: “Bu Yönetmeliğin amacı, umuma açık hizmet veren her türlü yapılar ve açık alanlar ile toplu taşıma araçlarında erişilebilirliğin izleme ve denetimini yapacak olan komisyonların teşkili, çalışma usul ve esasları ile idari para cezalarının uygulanmasına ve genel bütçeye gelir kaydedilen idari para cezası tutarlarının kullanımına ilişkin hususları belirlemektir.” Yönetmelik erişilebilirliğe dair izleme ve denetleme yapacak komisyonların ne şekilde oluşacağı, çalışma usul ve esasları, kesilecek idari para cezaları ve bunların ne şekilde kullanılacağına dair hükümleri ortaya koyacağını daha baştan vadediyor. Aslında çalışmamızda bu yönetmeliği bir izlek olarak seçmemizin nedeni tam da budur. Zira bu mekanizmaların tasarlanmasında eğer bir sorun varsa o zaman yapının görsel güzelliği üzerine konuşmak yerine temelinden gelen çatırtılara kulak kesilmemiz gerekiyor. Hatta belki de çatırtıların artarak yapının üzerimize çökmesini beklemek yerine aşağıdaki tuğlalardan birini biz çekelim demeliyiz.

 

KOMİSYONLARIN TEŞEKKÜLÜ

Yönetmelik’in beşinci maddesinin birinci fıkrası illerde kurulacak komisyonların teşekkülüne dair düzenlemeleri ihtiva ediyor: “Komisyon, vali veya görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında il müdürü, Kanunun geçici 3 üncü maddesinde belirtilen Bakanlıkların taşra teşkilatında görevli tercihen mimar, mühendis, şehir plancısı, peyzaj mimarı veya inşaat teknikerlerinden birer asil ve birer yedek üye ile toplam (Değişik ibare:RG-21/9/2016-29834) beş kişiyi geçmeyecek şekilde, engellilerle ilgili konfederasyonların farklı engel gruplarını temsil eden, o ilde mukim tercihen engelli bireylerden ikişer asil ve ikişer yedek üyeden teşekkül eder.” Daha bu hüküm okunur okunmaz insanın kral çıplak diye bağırası geliyor. Zira komisyonun başında o ilin en üst mülki amiri olan vali veya onun görevlendireceği vali yardımcısı bulunuyor. İzleme ve denetleme kime karşı yapılır sorusuna önce yanıt vermek gerekiyor belki de. TDK’ye göre izleme karşılığı olarak “takip” kullanılmış durumda. Denetleme ise daha tafsilatlı açıklanmış: “Bir görevin yolunda yürütülüp yürütülmediğini anlamak için yapılan araştırma; denetim, bakı, teftiş, murakabe, kontrol.” Olarak tanımlanmış. Yani bir mülki idare çevresindeki erişilebilirliğe dair aksaklıklar/ihmaller/yanlışlıklar yine o ilin en büyük mülki idari amiri başkanlığında denetlenecekmiş. İşte yazımın başlığına dönüyorum. “Gerçekten Sorun Sadece Uygulamada Mı? Devam ediyoruz. Komisyonun diğer üyeleri Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü, çeşitli Bakanlıkların taşra teşkilatında görevli mimar, mühendis, şehir plancısı, peyzaj mimarı veya inşaat teknikerlerinden oluşuyor. Bunların yanına da karar nisabını sıkıntıya sokmayacak şekilde engelli konfederasyonlarının temsilcileri eklenmiş durumda. Yani düşünün bir ildeki uygulayıcıların mülki idari amirden bakanlıkların taşra teşkilatındaki mimar, mühendisine kadar kendilerinin bizzat sebebiyet verdikleri veya düzeltmedikleri ihmalleri/aksaklıkları/yanlışlıkları yine onlar denetleyeceklermiş ve buradan da biz olumlu bir netice elde edecekmişiz. Bunun olamayacağı, olamadığı ortadadır. Bir hüküm ihdas edilirken o ülkenin tarihi, sosyolojisi, alışkanlıkları göz ardı edilerek ihdas edilen her hüküm kadük kalmaya mahkumdur. Ülkemizde kamu görevlilerinin özellikle kamuyu ilgilendiren bir ihmali/aksaklığı/yanlışlığın üzerine gitmek yerine üstünü kapatmak, görmezden gelmek gibi bir alışkanlığı olduğu herkesin malumudur. Öte yandan eğitim veya toplumsal olarak herhangi bir yeterlilik kazandırılmamış kamu görevlilerinin erişilebilirliği ne kadar içselleştirdikleri ve bunun peşine toleranssız düşecekleri büyük bir muammadır. Zira her 3 Aralık’ta yapılan paylaşım/etkinlikler dahi bu konudaki yetersizliği gözler önüne sermeye yeterli oluyor kanaatindeyim. Yönetmelik’in komisyon üyelerinin görev ve sorumluluklarını düzenleyen sekizinci maddesinin c bendinde “İzleme ve denetleme esnasında yapılan işbölümü kapsamında kendisine verilen görevi mevzuata uygun olarak bağımsız, tarafsız, etkin ve verimli bir şekilde yürütmek.” Diyor. Gözünü karartmış, erişilebilirlik denetimi konusunda mevzuata uygun olarak bağımsız, tarafsız, etkin ve verimli hareket eden bir komisyonun üyelerinin cezalar kesmesi durumunda başına hiçbir şey gelmez ben diyemiyorum. Herhalde bu konuda okuyucunun da bana hak vereceğini düşünüyorum. Peki ahlakçılığa direksiyonu kırmadan olası başına gelecekleri düşünüp sırf bu kaygılar nedeniyle zaten çok da umursanmayan erişilebilirlik konusunda kamu görevlilerinden kahramanlık yapmalarını bekleyebilir miyiz emin değilim. Diğer bir yandan özellikle kamu görevlisi komisyon üyeleri için izleme-denetleme faaliyeti ilave bir iş, hem de getirisi olmayan bir iş durumunda. Yönetmeliğin beşinci maddesinin son fıkrası “İlgili bakanlık temsilcisi olarak görev yapan komisyon üyelerinin harcırahları Bakanlık bütçesinden, engelliler ile ilgili konfederasyonların temsilcilerinin harcırahları il müdürlüğü tarafından karşılanır.” Diyor. Dolayısıyla komisyon üyelerine harcırah dışında da herhangi bir ödeme yapılmıyor. Personel yetersizliği sebebiyle kendi iş yoğunluğunu göğüslemeye çalışan kamu görevlisine ilave bir iş, hem de görevlendirme usulüyle, herhangi bir ücret de ödenmeksizin yükleniyor. Yönetmelik’in deyişiyle etkin ve verimli olması beklenen kamu görevlisi üst üste gelen tüm bu sebeplerle ne verimli ne de etkin olmuyor/olamıyor. Olan erişilmez bir fiziksel ortamda hayata bağımsız şekilde katılmaya gayret eden engellilere oluyor. Alışkanlıklar ile yeterlilik ve perspektifteki marazalar taşra dinamitleri ile buluştuğunda heba edilmiş bir yirmi yıl mukadder olarak karşımızda.

Amacım bir balyozla dalıp yapılmış olanı tuz buz etmek değil şüphesiz. O yüzden yapanın/yapmayanın denetlediği gibi bir oksimorona, insanların erişilebilirliğin mahiyeti konusundaki bilgisizlik ve perspektif yokluğuna yahut insanlardan kahramanlık etmelerini/bedel ödemeyi göze almalarını beklemekten daha iyi bir önerim var. Önce hukuki düzenlemeyi düzgün yapmak. Düzgün hukuki düzenlemelere rağmen hala bir şeyler yolunda gitmiyorsa o zaman “mevzuatımız yeterli, uygulamada aksaklıklar var” diyebiliriz. İşte o zaman sorunun uygulamada olduğunu kabul ederek o sorunu nasıl çözebiliriz diye konuşuruz. Ama şu aşamada sorunumuz başka ve tedavi istiyorsak önce doğru teşhisi koymak, doğru tedaviyi uygulamak zorundayız. Mesela izleme-denetleme komisyonları engelli sivil toplum örgütleri ile baro temsilcileri, mimar-mühendis-şehir bölge planlamacısı oda temsilcileri ile akademisyenlerden oluşsa o zaman da erişilebilirlik izleme-denetleme komisyonlarının işlevsiz kaldığına dair eleştirilerin aynen devam edeceğini, herhangi bir şeyin değişmeyeceğini iddia edebilir miyiz? Yahut yerelde yapanın/yapmayanın denetlediği, taşra ve bürokrasinin dehlizlerinde kaybettiğimiz denetimi merkezi bir kuruluşa yaptırsak işlevsizlik asla değişmeyecektir, sorun mevzuatta değil uygulamada diye ısrar edilir mi? Veyahut kaldıralım komisyonları, bağımsız özel izleme-denetleme şirketleri bu hizmeti sunsunlar, ancak denetlenen bir yere dair gelecek başvuru yahut davalarda tarafın o şirket olacağını ve hükmedilecek olası tazminatı “ben denetledim ve burası erişilebilirdir” diyen izleme-denetleme kuruluşunun üstleneceğini ihale şartnamesine yazalım. Bakalım o zaman hem yapan/yapmayanın denetlediği, taşra ve bürokrasinin dehlizlerinde kaybolan denetimsizlik sürgit devam edecek midir? Bunlar benim sıraladığım ve hepsinin de mevcuttan çok daha iyi olduğunu düşündüğüm öneriler. Şüphesiz çok daha iyi öneriler de gelecektir. Ama öyle umuyorum ki bu komisyonların teşekkülünde bir maraza olduğu, daha doğru tasarlanırsa pekala amaca ulaşılabileceği bir istifham olarak da olsa okuyucunun zihnine düşmüştür.

 

ÇALIŞMA USULÜ

Yönetmelik’i incelemeye devam ediyoruz. Yönetmelik’in dokuzuncu maddesi Komisyon başkanı yani vali ya da vali yardımcısı izleme ve denetleme programı çerçevesinde görüşülecek dosya sayısı ve başvuruları göz önüne alarak aylık toplantı sayısını belirleyecektir diyor. Aylık toplantı sayısı ve sıklığının başkaca işlerinin yoğunluğu ve erişilebilirliğe dair yeterlilik veya perspektifini bilmediğimiz mülki idari amirin insiyatifine bırakılması ne kadar doğrudur? Acaba bu nedenle toplanmayan, toplansa da arada sırada bir araya gelen, bir araya gelse de çay, kahve içip dağılan komisyonlar var eleştirisinin nedeni bu olmasın? Öte yandan erişilebilirliğe dair izleme-denetleme faaliyetleri böyle insiyatifle belirlenecek kadar iyi durumda mıdır? Dikkat edilirse her ay en az şu kadar toplanır gibi bir ifade de yok metinde.

Haksızlık etmeyelim şöyle bir hüküm de var aynı maddede: “Üyelerin üçte birinin isteği üzerine komisyon başkanı tarafından üyeler olağanüstü olarak toplantıya çağırılır.” Peki üçte birini engelli konfederasyon temsilcileri sağlayabiliyor mu? Komisyon üyesi kamu görevlileri faaliyetleri savsakladığında bizim haklarımız var hanımlar beyler diyerek erişilebilirliği hatırlatabiliyor mu? Sayılar yukarıda buyurun hesaplayın yanıtın hayır olacağını siz de göreceksiniz. O zaman alın size miş gibi görünmek için konmuş bir hüküm daha.

Aynı maddenin beşinci fıkrasıyla devam edelim: “Komisyon en az altı üyenin katılımıyla toplanır. Komisyon toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile karar verir. Oyların eşitliği halinde başkanın oyu iki oy sayılır.” Komisyonun kamu personellerini oluşturan kısmı gelse komisyon toplanabiliyor durumda. Engelli konfederasyonlarından tek bir temsilci dahi gelmese diğer komisyon üyeleri geldiğinde komisyon toplanıp karar alabiliyor. Nisaplar belirlenirken yalandan da olsa en az bir engelli konfederasyon temsilcisi olmalıdır diye bir hüküm ihdas edilmemiş. Hadi işler tavsıyor dese komisyonu toplayamıyor, gelmese kimse aramıyor, gelse karara müessir değil. Tam dikensiz bir gül bahçesi. Tam kendin çal kendin oyna. Sahi başlığımız neydi? Gerçekten Sorun Sadece Uygulamada Mı gibi bir şeylerdi sanki. Neyse devam edelim. Büyük şehirlerde bir komisyon yeterli olur mu diye haklı bir soru akla gelebilecektir. Yönetmelik, onuncu maddesinde buna cevap veriyor: “İllerde birden fazla komisyon kurulması ihtiyacı bulunması halinde il müdürlüğünün teklifi ve valilik onayı ile birden fazla komisyon kurulabilir.” Böyle bir durumun düşünülmüş olması şüphesiz olumludur. Ancak komisyonun teşekkülü ve bu alt başlıktaki eleştirilerimiz düşünüldüğünde maraza içeren bu yapının işi ciddiyetle yapmadığı da somut bir vakıa iken tek komisyon yetmiyor sözünü yükseltip karara bağlayacak olanın il müdürlüğü ve valilik olması da düşündürücüdür.

 

İZLEME VE DENETLEME PLAN VE PROGRAMLARI

Erişilebilirlik izleme ve denetleme komisyonlarının yapacakları faaliyetlerin çerçevesini çizmek, bunu belirginleştirmek adına bakanlık düzeyinde yıllık planların hazırlanacağı, bu planlar doğrultusunda da programların il düzeyinde komisyonlarca hazırlanacağı hüküm altına alınmıştır.(bkz: Yönetmelik md. 13, bu kavramların tanımı için ise bkz: md. 4/h-ı) Burada da kamu otoritesinin katılımcılıktan uzak şekilde bu plan ve programları hazırladığını görüyoruz. Zira planların zaten bakanlık tarafından hazırlandığı görülmektedir. Ülkenin makro düzeyde yıllık erişilebilirlik pusulasının hazırlandığı bir belge üzerinde hak öznesi olan kimselerin örgütlerinin söz sahibi olmaması kabul edilemez niteliktedir. Programlar ise komisyonlarca oluşturulmaktadır. Komisyonların teşekkülü ve çalışma usul-esaslarına dair eleştirilerimi yukarıda sunduğum için programların da öyle bir kompozisyondan çıktığına işaret etmekle yetineceğim.

 

KESİLEN İDARİ PARA CEZALARI

Yönetmelik’in idari para cezasına dair hükümlerine geldik. Yönetmelik’in on sekizinci maddesinin birinci fıkrasında kesilecek idari para cezalarının aralığı belirlenmiş durumda. İkinci fıkrasında ise şöyle diyor: “(Değişik: RG-21/9/2016-29834) İzleme ve denetleme formları dikkate alınarak komisyon tarafından hazırlanan rapor, gereği için il müdürlüğüne gönderilir. Gelen rapor doğrultusunda il müdürünce ceza miktarı belirlenir…“. Dolayısıyla komisyonların idari para cezası kesme yetkisi de yok. İzleme ve denetlemeyi yapıp durumu tespit etmekle yetiniyorlar. Gerisi kalmış aynı zamanda komisyonun da bir üyesi olan ama aslında bir üyesi olmayıp bürokrasinin valiyle beraber komisyondaki ikinci bekçisi olan il müdürüne. Kesilecek idari para cezasının miktarını tek başına il müdürü belirliyor. Yeterlilik, perspektif yokluğu, eğitimsizlik, bürokratik ve taşra dehlizleri diyeyim siz anlayın.

 

SONUÇ

Dillere pelesenk edilmiş, üzerine düşünmeden çokça tekrarlanan bazı sözler zihnimizde bariyerlere dönüşebiliyor. Bunu hayatımızın değişik alanlarında da görmemiz mümkün. Engelli aktivizmi ve araştırmalarının çokça tekrarladığı bir ezberi bu yazıda yapı bozuma tabi tutmaya çalıştık. Şüphesiz ülkemiz özellikle AB uyum yasaları, tarafı olduğu ulusal üstü belgeler ile uygar dünyanın kazanımlarını içeriye aktarmaya çalışıyor. Dolayısıyla mevzuatımız insan haklarına uyumlu hale geldi, geliyor. 2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı Engelliler Hakkında kanun, tüm süreç tamamlanıp 2009 yılından beri taraf olduğumuz BM Engellilerin Haklarına Dair Sözleşme önemli merhalelerdir. Yalnız bir hakkın tanınması yetmez. Bunun denetim ve izlenmesi için de aynı nitelikte göz dolduracak hükümlere ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu yazıda engelli aktivizmi ve araştırmaları açısından son derece önemli bir konu olan erişilebilirliğin neden hayata geçemediğini mihenk taşı niteliğindeki bir yönetmelik üzerinden ortaya koymaya çalıştım. Mevzuattaki eksiklikleri göz önüne sererek kah somut önerilerimi direkt olarak kah sezdirerek ortaya koymaya çalıştım. Önce yapısal sorunlarını çözmüş, ayakları bu toprağa basan kurallar koyup, sonra eğer uygulamada bir dirençle karşılaşılıyorsa bunu konuşmalıyız. Yazıya son verirken son olarak da mevzuat kötü olsa da aslolan uygulayıcılardır diye bir yanıltıcı cümlenin akıllara dahi gelmemesi gerektiğini ifade etmek isterim. Zira engelliler açısından hakların kullanılabilmesinin ön koşulu olan erişilebilirlik, uygulayıcıların iyilik-kötülüğüne terk edilemez. Hele ülkemizde de engelliliğe bakış ortadayken uygulayıcıların iyi-kötülüğüne ihale edilecek erişilebilirlik izleme-denetleme faaliyetinin engellilerin haklarını kullanabilmesinin önünde bir bariyer ötesinde kaleye dönüşeceğini dikkatinize sunmak isterim. Modern toplumda haklara sahip olmanın ve onları kullanmanın çerçevesini belirleyen şey hukuktur. Kişilerin değil hukukun iyiliğine bel bağlanmalıdır.