ENGELLİLİĞE HAK TEMELLİ BAKIŞ VE HUKUK DEVLETİ
Avukat Şevval Ceran KURT
GİRİŞ
Dünyada en yüksek nüfusa sahip dezavantajlı gurubu engelliler teşkil etmektedir; fakat buna rağmen diğer birçok dezavantajlı guruba olduğu gibi engellilere yapılan hak ihlâlleri de günümüzde hâlâ devam etmektedir. 10 Aralık 1948 tarihinde BM tarafından çok büyük çoğunlukla kabul edilen BM insan hakları evrensel beyannamesi ve daha sonra bu alanda yapılan bütün düzenlemelerde (AİHS gibi) insan hakları olarak nitelendirilen temel haklara sahip olmanın tek şartının insan olmak olduğu ve bütün insanların bu haklara eşit şekilde sahip olduğu kabul edilmiş olmasına rağmen engellilerin hukuk dünyasında bir hak süjesi olarak görülmesi çok yakın bir geçmişe dayanmaktadır. Bu kabul yüzyılımızın başında ülkemizde de 2011 yılında yürürlüğe giren BM Engellilerin haklarına ilişkin sözleşme ile resmiyet kazanmıştır. Sözleşmeye taraf olan diğer birçok devlette olduğu gibi T.C. de iç hukukunu sözleşmeye uygun hâle getirmeye çalışmış; bu kapsamda henüz sözleşme iç hukukumuz bakımından yürürlüğe girmeden 5378 sayılı Engelliler hakkında kanun ihdas edilmiştir. Bununla beraber 2004 yılında Anayasamızın 90. Maddesinde 5. Fıkra ile yapılan değişiklik gereği temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler getiren BM EHİS ile kanunlar arasında bir ihtilaf olması halinde sözleşme hükümlerinin öncelikle dikkate alınacağı da aşikârdır.[1]Yine aynı Anayasa’nın eşitliği düzenleyen 10. Maddesinde devletin ayrımcılığa uğrayan dezavantajlı guruplara karşı pozitif edimle mükellef olduğu belirtilmiş, bu guruplar arasında engelliler de zikredilmiştir.[2] Yapılan bütün bu düzenlemelere rağmen birçok gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkede olduğu gibi ülkemizde de engellilere yapılan ayrımcılık ve engellilerin maruz kaldığı hak ihlâlleri ve engelli hakları savunucularının hukuk önünde hak arama mücadeleleri halâ devam etmektedir. Biz, bu çalışmamızda hak temelli bakış açısına gelinceye kadar engelliliğin tarih boyunca nasıl bir görüşle değerlendirildiğini kısaca gözden geçirdikten sonra hak temelli bakışın gelişme safhalarından bahsedeceğiz. Daha sonra bu bakış açısının hukuk devletiyle olan münasebetini değerlendireceğiz ve son olarak ülkemizdeki durumu gözden geçirerek bir kanaate varmaya çalışacağız.
1. HAK TEMELLİ BAKIŞ AÇISININ GELİŞMESİNE KADAR ENGELLİLİĞE BAKIŞLAR
a. Ahlaki (moral) bakış açısı
En uzun zaman geçerli olan bakış açısıdır. Bu bakış açısı kaynağını dinden ve gelenekten almaktadır. Buna göre engelli kişi, ya Tanrı tarafından özel bir güçle yaratılmıştır veya işlenen bir günahın cezasını çekmektedir. Bu durumdaki bir kişiye yardım etmek çok büyük bir hayırdır. Bu bakış açısının geçerli olduğu devirlerde, bilhassa da Orta Çağ’da, Engelli kişiler ya toplum içinde görünmemekte veya daha ziyade beden engeli sebebiyle farklı bir görünüşe sahip olanlar saraylar vb. yerlerde “soytarılık” gibi işlerde kullanılmaktaydı.
b. Tıbbi bakış açısı
Bu bakış açısı aydınlanma felsefesinin yaygınlaşması ve bunun tesiriyle pozitivizmin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Pozitivizm, birçok hususa olduğu gibi engelliliğe de akıl ve bilim gözüyle bakmış, onu tıbbi bakımdan “tedavi edilmesi gereken bir hastalık” olarak kabul etmiştir. Bu görüşlerden de anlaşılacağı üzere tıbbi bakış açısına göre engelli bir kişi tedavi edilip sağlığına kavuşturulmadığı müddetçe hastadır ve diğer insanların maddi manevi bakımına muhtaçtır. Sağlam olan diğer insanlar ise bu hasta kişilere bakmakla mükelleftir. Bu bakış açısının insanlığa kazandırdığı en büyük fayda ise “tedavi” anlayışı olmuştur. Bununla beraber Nazı Almanya’sı olmak üzere dünyanın birçok yerinde de bu bakış açısı suistimal edilmiştir. Bilhassa 19. Ve 20. Yüzyıllarda öjenik müessesesi geliştirilmiştir. Bu anlayışa göre ırklar zararlı ve hastalıklı genlerden arındırılmalı, bu genleri taşıyan kişilerin çoğalması devlet kontrolüyle önlenmeli, bu tehlikeye karşı her türlü tedbir alınmalıydı. Bu anlayışa mevzumuzun diğer cephesi olan hukuk devleti ve onun olmazsa olmaz bir unsuru olan insan hakları penceresinden bakacak olursak insan onuru, özel hayata saygı hakkı gibi birçok insani değerin ve insan hakkının ihlal edildiğini görürüz. Maalesef bu anlayış 1930’lu yıllarda ülkemizde de bazı doktorlar tarafından övülmüş ve teşvik edilmiştir.[3]
c. Sosyal bakış açısı
1960’lı yıllarda ABD’de engelli hareketleri ortaya çıkmıştır. Engelliler uzun bir protestodan sonra Amerikan Engelliler Kanununda değişiklik yapmayı hükûmete kabul ettirerek uzun süren mücadelelerinden netice almayı başarmışlardır. Farklı engel guruplarından birçok kişinin bir araya gelerek yaptıkları bu mücadelenin tesirleri sadece ABD’de kalmamış, dünyanın diğer birçok ülkesine de yayılmıştır. Bu tesirlerle bilhassa Avrupa’da ve ABD’de engelliliğe bakış açısı da değişmiştir. Yeni bakış açısına göre engelli kişiye engel olan yeti farklılığı değil, toplum ve toplumun koyduğu engellerdir. Bu sebeple bu engeller ortadan kaldırılmalı, çevre şartları engellinin ihtiyaçlarına uygun hale getirilmelidir. Sosyal bakış açısı tıbbi bakış açısına nazaran çok ileri bir adım olmakla ve hak temelli bakış açısına zemin hazırlamakla beraber onun da eksiği fert olarak kişilerin istek ve ihtiyaçlarını dikkate almaması, katılma haklarını göz ardı etmesidir.
2. HAK TEMELLİ BAKIŞ AÇISI VE HUKUK DEVLETİ OLARAK TÜRKİYE CUMHURİYETİ
a. Hak temelli bakış açısının gelişmesi ve BM EHİS’ nin hazırlanması
1990’lı yıllardan itibaren sosyal bakış açısı yerini hak temelli bakış açısına bırakmaya başlamıştır. Bu anlayışa göre engelli kişiler de tıpkı diğer insanlar gibi sırf insan olmaları dolayısıyla insan haklarının birer öznesidir ve ne gibi ihtiyaçları olduğunu en iyi kendileri bilmektedir. Bu sebeple karar alma süreçlerine engelli kişilerin ve engelli STK’ lerinin katılımı son derece önemlidir. BM EHİS de diğer BM insan hakları sözleşmelerinin aksine büyük oranda engellilerin katılımıyla, onların istek ve ihtiyaçları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Aynı zamanda 21. Yüzyılın ilk insan hakları sözleşmesi olan bu sözleşme, engellilere yeni bir hak tanımamakla beraber birçok hak kategorisini engelliler açısından ayrı ayrı düzenlemiş ve güvence altına almıştır. Aynı zamanda engelliliğe de net ve oldukça geniş kapsamlı bir tanım getirmiştir. Bununla beraber ayrımcılık makul düzenleme gibi kavramları da ayrıntılı bir şekilde tanımlamıştır. Çoklu ayrımcılığa uğrama riski olan engelli kadınlar gibi dezavantajlı guruplara ilişkin de kapsamlı düzenlemeler yapmıştır. Diğer birçok BM sözleşmesinde olduğu gibi sözleşmesinde olduğu gibi sözleşmenin uygulanışını denetlemek amacıyla şikâyetlere ilişkin tavsiye kararları verebilen ve taraf devletleri doğru bir şekilde yönlendirebilmek için belli aralıklarla gözlem raporları hazırlayan bir komite kurulmuştur.[4] Bununla beraber AİHM’nin de kararlarında sözleşmeyi dikkate aldığı görülmektedir. Aşağıda ülkemiz açısından önem araz eden bazı AİHM kararlarında daha ayrıntılı bir şekilde bahsedeceğiz.
b. Türkiye’deki mevcut durum
Yukarıda da kısaca söz ettiğimiz üzere ülkemiz de BM EHİS’ e resmi olarak 2009 yılında taraf olmuştur. Yine bahsettiğimiz üzere anayasamıza göre “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.”[5] Hukuk devletinin bir gereği de anayasaya uygunluk olduğuna göre iç hukukumuzda aksine düzenlemeler olsa da yine AY’nın 90. Maddesinin 5. Fıkrası gereğince bir temel insan hakları sözleşmesi olan EHİS iç hukuk düzenlemeleri karşısında dikkate alınmalıdır; fakat ne azık k ki ülkemizde hala tıbbi bakış açısı gözetilerek yapılmış bazı iç hukuk düzenlemeleri mevcut olduğu gibi sözleşme de yeterince bilinmemekte ve kanun koyucu, idare ve hukuk uygulayıcıları tarafından dahi yeterince dikkate alınmamaktadır. Bu bölümde kısaca bazı haklar bakımından ihlâle sebep olan iç hukuk düzenlemelerinden, Türkiye’ye komite tarafından yapılan bazı uyarılardan ve AİHM’nin aleyhimize verdiği bazı kararlardan bahsedeceğiz.
b.A. Eğitim hakkı
İç hukukumuzda eğitim hakkı AY’ nın 42. Maddesinde ayrıntılı ve kesin bir şekilde düzenlenmiş, 6. Fıkrada da “Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.”[6] İfadesine de yer verilmiştir. Ülkemizin tara olduğu AİHS de eğitim hakkını 1 nolu ek protokol ile düzenlemiştir. BM EHİS ise eğitim hakkını 24. Maddesinde “Taraf devletler engellilerin eğitim hakkını tanır. Taraf devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için eğitim sisteminin bütünleştirici bir şekilde her seviyede engellileri içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkânı sağlar.” Şeklinde düzenlemiştir.[7]Nitekim Engelli hakları komitesi de Türkiye hakkında hazırladığı gözlem raporunda ülkemizi eğitim hakkı açısından ayrıntılı bir şekilde değerlendirmiş ve eleştirilerde bulunmuştur. Bu eleştiri ve değerlendirmeler şu şekildedir:
Eğitim (Mad. 24)
48. Komite altta belirtilen hususlarda endişe duymaktadır:
(a) Her açıdan ayrımcı bir uygulama olan ayrı eğitimde ısrar edilmesi, kapsayıcı eğitim sisteminin olmaması, okullarda fiziksel erişilebilirlik koşullarının iyileştirilmesine rağmen eğitimin her düzeyinde makul düzenleme ve desteğin olmaması;
(b) Ana akım okullarda bireyselleşmiş destek alan engelli çocuklar hakkında sistematik veri olmaması;
(c) Okul müfredatının, özellikle matematik ve programlama derslerinin, engelli öğrencilerin ihtiyaçlarına göre uyarlanmamış olması; öğretmenlerin ve öğretmen olmayan okul personelinin kapsayıcı eğitim ve eğitim kalitesinin arttırılması konularında eğitimli olmaması ve bu durumun sağır ve kör çocukların fiilen eğitimden mahrum kalmasıyla sonuçlanması.
49. Komite, kapsayıcı eğitime ilişkin 4 sayılı genel yorumu (2016) uyarınca Taraf Devlet’e alttaki tavsiyelerde bulunmaktadır:
(a) Kapsayıcı eğitimin temel bir hak olarak kanunen tanınması, ve uygun beşeri, teknik ve mali kaynaklar ile birlikte yüksek eğitim dahil her düzeyde kapsayıcı eğitimin uygulanması için gerekli kamu politikaları ve stratejilerinin benimsenmesi;
(b) Zihinsel engelli çocuklar dahil, tüm engelli çocuklar için yeterli oranda bireyselleşmiş destek ve makul düzenleme olması ve diğer çocuklar ile eşit olarak nitelikli kapsayıcı eğitim almalarının sağlanması;
(c) Kapsayıcı eğitim sisteminin yerleşmesi için yaş, cinsiyet, engellilik türü ve konuma göre ayrıştırılmış verinin sistematik olarak toplanması;
(d) Öğrencilerin ihtiyaçlarına göre belirlenmiş müfredat hazırlanması, öğretmenler ve eğitim sisteminde çalışan diğer personele Sözleşme uyarınca engellilerin hakları konusunda eğitim verilmesi ve kapsayıcı eğitimin desteklenmesi için yeterliliklerinin geliştirilmesi.[8]
Yukarıda AİHM’nin de kararlarında bu düzenlemeleri dikkate aldığını söylemiştik. Eğitim hakkı bakımından Türkiye aleyhinde verilmiş iki önemli karardan bahsedebiliriz. Bunlardan biri Ceyda Evrim Çam kararıdır. Ceyda Evrim Çam, konservatuvarı kazandığı halde kabul edilmemiştir. Bunun üzerine iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHM’ye başvurmuş, mahkeme, eğitim hakkıyla beraber ayrımcılık yasağının da ihlâl edildiğine hükmetmiş, Türkiye hakkında ihlâl kararı vermiştir.[9]
Bir diğer önemli karar ise Enver Şahin kararıdır. Bu karara konu olan davada ise beden engelli olan Enver Şahin, fiziki erişilebilirlik sağlanmadığı için eğitim gördüğü Fırat üniversitesine devam edememiştir. Üniversiteye yaptığı bütün başvurular sonuçsuz kalan başvurucu, diğer kabul edilebilirlik kriterlerini de sağladıktan sonra AİHM’ye başvurmuştur. Mahkeme, bu davada ise sözleşmenin 14. Maddesini gereklerinin ihlâl edildiği gerekçesiyle Türkiye aleyhinde karar vermiştir.[10]
b.B. Yaşama hakkı
Ülkemizin de taraf olduğu AİHS’nin 2. Maddesinde” Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.”[11]şeklinde düzenlenmiş, BM EHİS’de ise madde 10’da yaşama hakkı başlığı altında “Taraf devletler her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alır.”[12] Şeklinde düzenlenmiştir.
Yukarıda da bahsettiğimiz nihai gözlem raporunda ise komitenin Türkiye hakkındaki değerlendirmesi şöyledir:
Yaşam hakkı (Mad. 10)
21. Komite, kurumda bakılan engelli bireylerin, bilhassa engelli kadınların, durumlarının izlenmemesi, haklarında bilgi olmaması ve engelli bireylere ait ölüm haberlerinden dolayı endişe duymaktadır.
22. Komite, Taraf Devlet’in engelli bireylerin, bilhassa engelli kadınların, ihmal edildiği, muhtaç halde olduğu durumların ve kurumda kalan engellilere ait ölüm vakalarının soruşturulması için etkili ve şeffaf bir mekanizma kurmasını ve ilgili kayıtları kamuya açık ve periyodik olarak yayınlamasını tavsiye etmektedir.[13]
b.C. Çalışma hakkı
Çalışma hakkı iç hukukumuzda AY’nın 49. Maddesinde” Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” Şeklinde düzenlenmiş, daha sonra anayasa koyucu tarafından devletin yükümlülüğüne de vurgu yapmak amacıyla maddeye “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” Fıkrasını eklemiştir;[14] fakat daha sonra bu fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
BM EHİS’nin Çalışma ve istihdam başlıklı 27. Maddesinde” Taraf devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında çalışma hakkına sahip olduğunu kabul eder”[15]ifadesi yer almaktadır. Bu düzenlemeler karşısında iç hukukumuzda halâ engellilerin bazı mesleklerde istihdam edilmesini kısıtlayan maddeler bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak Hakimler ve Savcılar Kanunu ve Odalar ve Borsalar Kanunu verilebilir. Hakimler ve Savcılar Kanununda yapılan değişikliğe gelince bu değişiklik kanundaki engeli kesin olarak ortadan kaldırmamaktadır; hatta bu durum engelli adaylar açısından bir belirsizlik ortaya çıkarmıştır. Bununla beraber devletin engellilerin çalışma hayatına daha etkin bir şekilde katılımını sağlamak amacıyla yaptığı zorunlu engelli kotası gibi pozitif edimler de inkâr edilemez.
Komite raporunun konuya ilişkin değerlendirmesi ise şu şekildedir:
Çalışma ve istihdam (Mad. 27)
52. Komite altta belirtilen hususlarda endişe duymaktadır:
(a) Engelliliğe dayalı ayrımcı politikaların uygulanması, engelli bireylere iş gücü piyasasında istihdam fırsatları yaratmak yerine bilhassa zihinsel ya da psiko-sosyal engelliler için korumalı işyerlerinin teşvik edilmesi;
(b) Bireyselleşmiş destek ve makul düzenlemeler sunmayan ve makul düzenleme standartlarına uymayan işyerlerine uygulanan etkili yaptırımlar hakkında yeterli bilgi olmaması;
(c) Kamu sektöründe yüzde 3 oranında engelli istihdam edilmesi için konulan kotaya ve özel sektörde engelliler için belirlenen istihdam kotalarına yeterince uyulmaması,
53. Komite, Taraf Devlet’e altta belirtilen tavsiyelerde bulunmaktadır:
(a) Korumalı işyerleri uygulaması ve ilgili politika ve yasaların kaldırılması; zihinsel ya da psiko-sosyal engelli bireyler ve engelli kadınlar dahil tüm engelliler için tüm sektörlerde kapsayıcı, açık ve erişilebilir bir iş piyasası olmasını teşvik etmek üzere kıstas noktaları ve zaman çizelgesi olan bir strateji benimsenmesi; ve çalışma yeterliliği ve girişimcilik konularında sürekli eğitimin ve iş yönetimi için teknik yardımın temin edilmesi;
(b) İş ve istihdam alanında engelliliğe dayalı ayrımcılık yapılan durumlarda tazminat verilmesi gibi etkili hukuk yollarının yasamada yer alması;
(c) Kamu idaresi ve diğer çalışma sektörlerinde uygulanan istihdam kotalarında eşit şartlar aranması, istihdamda kota sistemine uyumun izlenmesi ve ilgili verinin toplanması; ve kota sistemine uyulmayan durumlarda yeterli yaptırımın uygulanması;
(d) Sözleşme’nin 27. Maddesi ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 8.5 sayılı hedefi arasındaki ilişki dikkate alınarak, engellilerin eşit işe eşit ücret ilkesi uyarınca verimli ve düzgün şekilde istihdam edilmesi.[16]
Gerçekten de raporda değinildiği gibi bazı kamu kurumlarında görev yapabilmek için kişinin psiko-sosyal bir engelinin bulunmaması şartı aranmaktadır. Ülkemize çalışma hakkına yönelik yapılan bu uyarılar aşağıda üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulacak olan hukuk devletinin en önemli gereklerinden eşitlik ilkesini de açıkça ilgilendirmektedir. Gerçekten gerek çalışma hakkına gerek üzerinde durduğumuz diğer temel haklara ilişkin komite tarafından yapılan uyarılar ülkemizde eşitlik ilkesinin mevzuatta yapılan bütün düzenlemelere rağmen yeterince uygulanmadığını bize göstermektedir.
b.D. Kanun önünde eşitlik
Kanun önünde eşitlik hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereği olduğu gibi anayasamızın 10. Maddesinde de ayrıca düzenlenmiş, hatta engelliler, yaşlılar, çocuklar ve kadınlar gibi dezavantajlı guruplar açısından fiilen de eşitliğin sağlanabilmesi için devlet yükümlü kılınmıştır.[17] BM EHİS ’nde ise kadın erkek eşitliği, engelli kadınlar, engelli çocuklar, ayrımcılık yasağı, makul düzenleme gibi birçok maddede bu ilkeye vurgu yapılmış, hatta sözleşme yasa önünde eşit tanınma başlıklı 12. Maddesinde kanun önünde eşitliği ayrı bir hak olarak düzenlemiştir.[18] Komite de nihai gözlem raporunda bu maddeye ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapmış, çeşitli eleştirilerde bulunmuştur.[19] Mevzuattaki bu gelişmelere rağmen halâ eksik tarafları da mevcuttur. Mesela TMK’nda düzenlenen vesayet kurumu eşitlik ilkesine büyük oranda aykırılık oluşturmaktadır.[20] Yine evlat edinme yönetmeliği ile engellilerin sosyal hizmetle aracılığıyla evlat edinmesine getirilen sınırlamalar eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. EHİS’ nin erişilebilirliğe ilişkin 9. Maddesi de bu ilke ile doğrudan ilişkilidir.
SONUÇ
Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarında ikisi de insan onuru ve evrensel insan haklarına saygı ilkeleridir. Engelliliğe hak temelli bakış açısı da doğal olarak hukuk devletinin bünyesine en uygun bakış açısıdır. Nitekim özellikle gelişmişlik düzeyi yüksek ülkelerde bu bakış açısı BM EHİS ile de resmiyet kazanmasıyla birlikte egemen engellilik bakış açısı haline gelmeye başlamıştır. Hem bu sözleşmeye taraf olan hem bir hukuk devleti olduğunu anayasasıyla garanti altına almış bulunan T.C. devletinde ise hala engellilere yönelik hak ihlâlleri ve ayrımcı uygulamaların devam ettiği görülmektedir. Bundan da anlaşılacağı üzere hukuk devleti ilkesi birçok konuda olduğu gibi bu alanda da istisnai olumlu gelişmeleri göz önünde bulundursak bile kâğıt üzerinde kalmıştır. Nitekim bu durum yukarıda üzerinde ayrıntılı bir şekilde durduğumuz komitenin nihai gözlem raporundan da anlaşılmaktadır. Ülkemizde hak temelli bakış açısının yerleşebilmesinin hukuk devleti anlayışının yerleşmesiyle doğrudan bağlantılı olduğu kanaatindeyiz. Bunun için ise T.C.nin hukuk devletinin bütün unsurlarıyla somut bir şekilde gerçekleştiği bir devlet seviyesine ulaşması gerekmektedir.
KAYNAKÇA
T.C. Anayasası
BM Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme
BM Engelli Hakları Komitesi, Türkiye’ nin İlk Raporuna İlişkin Sonuç Gözlemleri, 2019
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ÇAM Türkiye Kararı, Başvuru no: 51500/08, 23 Şubat 2016.
AİHM Enver ŞAHİN Türkiye Davası, Başvuru no: 23065/12, 30 Ocak 2018,
Uzman, Mazhar Osman; Öjenik, C.H.P. Konferanslar Serisi kitap: 2, 1939, s. 3-12.
[1] T.C. Anayasası, madde 90, fıkra 5.
[2] AY, madde 10.
[3] Uzman, Mazhar Osman; Öjenik, C.H.P. Konferanslar Serisi kitap: 2, 1939, s. 3-12.
[4] BM EHİS, madde 1-34.
[5] AY, madde 2.
[6] AY, madde 42.
[7] BM EHİS, madde 24.
[8] BM Engelli Hakları Komitesi; Türkiye’nin İlk Raporuna İlişkin Sonuç Gözlemleri, madde 24, p. 48-49.
[9] Çam, Türkiye kararı, Başvuru no: 51500/08, AİHM, 23 Şubat 2016.
[10] Enver Şahin, Türkiye kararı, Başvuru no: 23065/12 AİHM, 30 Ocak 2018.
[11] AİHS, mad. 2.
[12] BM EHİS, mad. 10.
[13] BM EHK, Türkiye’nin ilk raporuna ilişkin Sonuç Gözlemleri, mad. 10, p. 21-22.
[14] AY, mad. 49;
[15] BM EHİS, mad. 27.
[16] BM EHK, a. g. r., mad. 27, p. 52-53.
[17] AY, mad. 10.
[18] BM EHİS, mad. 3, 5, 6, 7, 12.
[19] BM EHK, a. g. r., mad. 12, p. 25-26.
[20] Türk Medeni Kanunu, mad. 405.