Sosyal Devlet Perspektifinde Evde Bakım Yardımının Değerlendirilmesi

Per, 08/11/2022 - 13:44 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

SOSYAL DEVLET PERSPEKTİFİNDE EVDE BAKIM YARDIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Müşavir Hazine Avukatı Hikmet KARADAĞ

ÖZET

Bu çalışmanın amacı, Ağır Engellilere evde bakımları için yapılan yardımın; Sosyal/Refah Devleti perspektifinden değerlendirerek, yapılan uygulamanın bu perspektifin neresine denk düştüğünü mevzuatı temelinde ortaya koymak ve uygulamada ortaya çıkan mahsurların giderilmesi için önerilerde bulunmaktır.

GİRİŞ

a-Sosyal Devlet

Genel olarak literatürde, Sosyal Devlet: Toplumun refah seviyesini sosyal adalet ilkelerine göre artırmayı hedefleyen müdahaleci ve düzenleyici devlet sistemi olarak tanımlanmaktadır. Gözübüyük, Sosyal Devleti; yurttaşlarının sosyal durumlarıyla ve refahlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı ödev bilen devlet olarak tanımlamaktadır.(Gözübüyük,1989) Demir ise, bu anlayış çerçevesinde sosyal devleti; bütün yurttaşlarının yarına güvenle bakmalarını sağlayacak önlemleri, temel bir görev olarak kabul eden devlet olarak nitelendirmektedir.(Demir,2005; akt. Çınarlı,2008)

Sosyal Devletin ete kemiğe bürünmesini sağlayan; Sosyal politika kavramı “ilk kez 19. yüzyıl ortalarında Almanya’da kullanılmıştır. Terim tarihsel olarak bir mücadeleyi, bir programı ve parolayı anlatmak amacıyla doğmuştur. Sosyal politika teriminin dar anlamdaki tanımında, sanayi devriminin belirginleştirildiği sınıflararası çelişki ve çatışmalarının, kurulu toplumsal düzeni sarsmasını önlemeye yönelik önlemler alınması amacı vurgulanır”(Gülmez, 2000, akt. Güllüpınar, 2015).

“Sosyal politika, genel anlamı ile refahın sağlanmasını hedef alan, sosyal sorunlara çözüm arayarak bu hedefe hizmet eden bir bilim dalıdır. Bu tanımı ile sosyal politikanın, sosyal sorunlara müdahale etme nedeninin refahı arttırmak olduğu, ortaya çıkışındaki gerekliliğin ise toplumsal mekanizmaların, sosyal sorunların çözümünde yetersiz kalması olduğu söylenebilir. Özellikle piyasa mekanizmasının ortaya çıkışı ve piyasanın toplumsal ilişkilerin merkezine yerleşmesi ile birlikte (Po-lanyi, 2009: 101, akt,Bedir,2016), sosyal politika hem kapitalizmin vicdani yönünü temsil etmeye başlamış hem de hangi olguların piyasa dışında tutulması gerektiğine karar veren bir mekanizma hâline gelmiştir.”(Bedir,2016)

“Geniş anlamda sosyal politika kavramı, birkaç şekilde tanımlanabilmektedir. Kapsamının genişliği vurgulanmak istendiğinde; “toplumun bağımlı çalışan, ekonomik yönden güçsüz ve özel olarak bakım, gözetim, yardım, desteklenme gereksinimi duyan kesimlerinin ve grupların karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri risklere, olumsuzluklara karşı en geniş biçimde korunmalarına yönelik kamusal politikaları konu alan sosyal bilim dalı” (Altan, 2009: 4, , akt,Bedir,2016) tanımı yapılabilmektedir. Topluma bakış açısının ideolojik sınıf kavramından farklı olduğu vurgulanmak istendiğinde “topluma bir bütün olarak bakan, toplum içinde bütün sınıfları ilgilendiren çok çeşitli konuları sınıf farkı gözetmeksizin ele alan bir disiplin” (Talas, 1990: 32, akt,Bedir,2016) tanımı yapılabilmektedir. Geniş anlamda sosyal politikanın toplumsal ve siyasi hayattaki durumu vurgulanmak istendiğinde ise varlığını liberal devlet anlayışına ve bu anlayışı değiştirmek isteyen mücadelelere, demokratik siyasi rejimlere, eşit oy hakkına borçlu bir bilim dalı (Koray, 2008: 36-37, akt,Bedir,2016) tanımı yapılabilmektedir.

Sosyal politikanın kapsamı, başlangıçta çalışan çocuk ve kadın işçilerin korunmasına yönelik önlemleri içermekteiken, izleyen yıllarda tüm işçileri konu edinmiştir.(Güllüpınar,2015)

Sosyal politikanın gelişim sürecine baktığımızda; üç ana dönem karşımıza çıkmaktadır.

• İlk dönem 1841-1890 arasında; sosyal politika uygulamalarının daha yeni yeni ortaya çıkmasıyla devletin bazı sınırlı korumacı önlemlere yönelmesidir.

• İkinci dönem 1890-1945 arasında; artık çalışma ilişkilerini düzenlemek için birtakım sosyal politika araçları devrededir ve devlet bu alana yönelik düzenlemeler yapar.

• Üçüncü dönem ise 1945-1973 dönemi, sosyal politikanın yaygın olarak uygulama alanı bulduğu, konusu ve kapsamını genişlettiği bir dönemdir ve devlet artık hemen hemen her yerdedir ve önüne “sosyal” sıfatı gelmiştir.(Güllüpınar,2015)

II. Dünya Savaşı sonrası dönemde uygulanma olanağı bulan sosyal/refah devleti;

• Bireylere ve ailelere asgari bir gelir güvencesi veren,

• Onları ‘toplumsal’ tehlikelere karşı koruyan,

• Onlara sosyal güvenlik olanakları sağlayan,

• Toplumsal konumları ne olursa olsun tüm vatandaşlara eğitim, sağlık, konut gibi sosyal hizmetler alanında belirli bir standarda getiren devlettir. (Güllüpınar,2015)

b- Sosyal Dışlanma

Sosyal dışlanma, bireyin toplumla bütünleşmesini ve kendi geleceğini oluşturmasını sağlayacak olan fırsatlara tam olarak erişimini engelleyen, temel gereksinimlerden yoksun kalmasına ve bireylerin toplumla olan bağlarının kopmasına yol açan, sivil, siyasal, ekonomik ve sosyal haklardan yoksun olma/bırakılma durum ve süreçleri olarak tanımlanabilir.(Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016)

Sosyal dışlanmayı bir sosyal engellik hali olarak düşündüğümüzde; belirli bireylerin veya grupların yapısal ve/veya kişisel gerekçelere bağlı olarak sosyal katılım anlamında tamamen veya kısmen içinde yaşadıkları toplumun dışında kalmalarıdır.(Gökçeoğlu Balcı,2009)

Dışlanmanın istihdamdan dışlanma, iktisadi dışlanma, toplumsal dışlanma, kültürel dışlanma, mekansal dışlanma, kurumsal dışlanma, siyasal dışlanma gibi değişik boyutları bulunmaktadır. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016

İstihdamdan dışlanma, çağımızda çalışmanın ve işsizliğin değişen niteliği ile ilgilidir. İşsizlik her zaman mevcuttu ancak günümüzde işsizlik, yapısal, kronik ve uzun sürelidir. Bu nitelikte bir işsizlik teknolojik devrim neticesinde emeğe duyulan gereksinimin azalması ve neo-liberal politikaların uygulanmasının neticesidir. Çalışma yaşamındaki ve işlerin niteliğindeki yapısal değişiklikler, iş güvencesinin yitirilmesi, istihdamın esnekleştirilmesi sonucunda istihdam dışına düşen veya istihdam yaratmayan büyüme nedeniyle hiç istihdama giremeyen kronik işsizler, toplumdan da dışlanmaktadırlar. Çünkü çalışma yalnızca gelir getiren bir araç değil aynı zamanda bir kimliktir. Toplum içinde varolma, sosyal ilişkiler kurma, toplumsal saygınlık gibi konuların merkezinde kişinin yaptığı iş yer almaktadır. Dolayısıyla istihdamdan dışlanma çoğu durumda başta aile bağlarının kopması olmak üzere tüm diğer toplumsal bağların da çözülmesine yol açmaktadır. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016).

İktisadi dışlanma, her şeyden önce asgari düzeyde geçim olanaklarından dışlanmadır. Kişinin beslenme, eğitim, sağlık, konut, ulaşım gibi temel gereksinimlerini karşılayacak düzeyde gelir elde edememesi, iktisadi dışlanmadır. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016).

İktisadi dışlanmanın bir diğer biçimi ise gelir seviyesinin toplumda kabul gören egemen yaşam biçimine minimum seviyede dahi ulaşmayı sağlayacak düzeyde olmaması halinde gündeme gelecektir. Bu türde bir dışlanma bir diğer deyişle tüketim toplumunda tüketimden dışlanmadır. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016

Toplumsal dışlanma, sosyal ilişki ağından dışlanmadır. Burada dışlanan grupların, toplumun diğer üyeleri tarafından aşağılanması ve ilişki kurmaktan kaçınması söz konusudur. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016

Kültürel dışlanma, kentte yaşamakla birlikte kentin sunduğu kültürel faaliyetlere (kitap okuma, sanatsal etkinlikleri izleme vb.) ulaşamama ve kendi kültürel etkinliklerini de hayata geçirememe ya da kabul ettirememe durumudur. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016

Mekansal dışlanma, kentte alt sınıf ile orta/üst sınıfın yaşam alanlarının birbirinden ayrışması ve aralarına coğrafi uzaklığın girmesidir. Kentsel yaşamda geçmişte yoksullar da zenginler de görünür idi. Bugün değişen ve yeni olansa yoksulluğun da zenginliğin de görünmez oluşu ve alt ve üst sınıfların birbirlerine değme imkanının bulunmamasıdır. İstanbul’da varoşlar ile duvarların ardında görünmez konakların inşası bu sürecin yansımasıdır. Dışlanmışlar, kentin ayrı ve yaşama elverişsiz mahalle ya da bölgelerinde tecrit edilmektedir. (Gökçeoğlu Balcı,2009 Tokol,2016

Kurumsal dışlanma, kamusal ya da özel kurumların sunduğu hizmetlere (eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaşım, adalet, banka vb.) ulaşamamadır. Çağımızın bilgi toplumu olduğu düşünüldüğünde dışlanmanın en önemli alanlarından biri de bilgiye erişememektir. Geçmişte bilgilenmenin en önemli kaynaklarından biri, aile, komşuluk, iş çevresi vb. birebir kurulan sosyal ilişkilerdi, oysa günümüzdeki en önemli bilgi kaynakları, medya, internet, cep telefonu vb.dir.(Özbudun’dan akt. Gökçeoğlu Balçı,2009)

Siyasal dışlanma ise dışlanan kesimlerin siyasal yaşama aktif ya da pasif katılımlarının mümkün olamamasıdır. Aktif siyaset yapmak, para ve itibar gibi güçlere sahip olmayı gerektirir. Parası ve itibarı olmayan kesimler içinse aktif siyaset ancak örgütlülükle mümkündür. Dışlanan kesimler genellikle bu araçlara sahip olamadıklarından siyasete katılımın tek aracı oy verme yoluyla pasif katılımdır. Ancak oy verme konusunda da ya umutsuzluktan gelen bir kayıtsızlık ya da oyun siyasi partiler nezdinde menfaate dönüştürülmesi söz konusu olmakta, böylelikle dışlananlar için pasif katılım dahi sağlıklı ve bilinçli bir şekilde yaşama geçememektedir.(Özbudun ve Tolan’dan akt. Gökçeoğlu Balcı,2009)

SOSYAL DEVLETİN HUKUKUMUZDAKİ YERİ

1982 Anayasasının; Birinci maddesinde, devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu; Cumhuriyetin niteliklerinin belirtildiği İkinci maddesinde; T.C. Devletinin sosyal bir hukuk Devleti olduğu açıkça kabul edilmiştir. Bu düzenlemeden de anlaşıldığı üzere, devletin sosyal bir hukuk devleti olduğu normlar hiyerarşisinin tepesinde yer alan Anayasa düzleminde kabul edilmiştir. Bu kabul ile de yetinilmeyip, Değiştirilemeyecek Hükümler başlıklı 4.ncü madde ile Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. Düzenlemesi ile Sosyal Hukuk Devleti anlayışını kesin olarak karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Sosyal Hukuk Devleti anlayışı, Anayasanın 4.ncü maddesi ile de emredici olarak koruma altına alınmıştır. Bu bakış açısından Anayasa da yer alan Sosyal Devlet anlayışı Anayasanın 5.nci maddesinde belirtilen sınırlar, ölçüler ve görevler kapsamında uygulama alanı bulabilecektir. Mezkur madde uyarınca; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri olarak sayılmıştır.

Bu genel belirlemeleri yaptıktan sonra; Anayasanın Üçüncü Bölümünde sayılan Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Sosyal/Refah Devletinin Sosyal Politikalarının zeminini oluşturmaktadır. Anayasanın 61. Maddesinde; Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler sayılmıştır.  Anılan maddenin ikinci fıkrasında; Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.

1982 Anayasası 61. Maddede “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” ifadesi engelli bireylere yönelik doğrudan bir düzenleme olarak yer almış, bununla birlikte 1982 Anayasasında yer alan Sosyal Güvenlik başlıklı 60. Maddede “ Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” Çalışma Şartları ve Dinlenme Hakkı başlıklı 50. maddede “ Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar”, Çalışma Hakkı ve Ödevi başlıklı 49. maddede “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir”, Kanun Önünde Eşitlik başlıklı 10. Maddede “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”. Düzenlemeleri doğrudan engelli bireylere ilişkin olmamakla birlikte, engellilere yönelik haklar bahşeden düzenlenmelerdir.

“Özel olarak korunması gereken gruplar; toplumda yetersiz yaşam koşulları içinde yaşayan; demografik değişkenlere bağlı olarak, farklı nicelik ve nitelik gösteren; fizyolojik, psikolojik, sosyal, sağlık, ekonomik, siyasal ve kültürel açılardan çağdaş yaşam koşullarına ulaşmak için devletin sorumluluğunda ve organizasyonunda, toplumsal güvenlik içinde, toplumsal koruma ve hizmete gereksinim duyan sosyal gruplardır” (Cılga, http://www.sosyalhizmetuzmani.org/risk1.htm, Erişim Tarihi 11.03.2012,akt. Tokol,2016).

“Özel olarak korunması gereken gruplar arasında çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler, göçmenler, azınlıklar, eski hükümlüler, kadınlar, tek ebeveynli aileler ve yoksullar yer almakta ancak literatürde bunlara farklı dezavantaja sahip diğer gruplar da eklenmektedir.”(Tokol,2016)

“Türkiye’de engellilere yönelik sosyal politikaların kapsamı henüz sınırlıdır. Engelli çalıştırılma zorunluluğu ilk olarak 20.04.1967 tarih ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile getirilmiş, 12.08.1967 tarih ve 931 sayılı İş Kanunu ile 25.08.1971 tarih ve 1475 sayılı İş Kanunu’nda kota sistemine yer verilmiştir”(Gökmen, 2007, akt. Tokol,2016).

Bir başka yazımızın konusunu oluşturacak, 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun ile “engelli aylığı” uygulaması başlatılmıştır (Yılmaz,2014:64-65, akt. Tokol,2016). Kanunda daha sonra yapılan değişiklikler sonucu halen Kanunda belirtilen koşullara uymak şartıyla 18 yaşını doldurmuş, muhtaç Türk vatandaşı engellilerle, kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını doldurmamış engelli yakını bulunan muhtaç Türk vatandaşlarına engelli aylığı bağlanmaktadır.(Tokol,2016)

Ülkemizdeki kanunlar ile ekonomik ve sosyal hayata ilişkin düzenlemeler incelendiğinde, engelliler açısından fırsat eşitliğinin sağlanması yönünde hükümler ve bunlar yerine getirilmediğinde uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir. Engellilere ilişkin yasal durum incelendiğinde konuya ilişkin dağınık halde pek çok yasal metin ile karşılaşılmaktadır. Bu yasal metinlerin ekonomik ve toplumsal yaşama ilişkin yapılması gereken düzenlemeler açısından bağlayıcı olması anayasasında sosyal hukuk devleti olduğunu söyleyen ülkemizde kuşkuya yer bırakmamalıdır.(Okur 2001, akt. Çınarlı,2008).

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun;  engellilerin sosyal ve ekonomik hakları bakımından devlete birtakım yükümlülükler yüklemektedir. Buna göre: kanunun 1. Maddesinde; engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını devletin yükümlülükleri olarak belirtilmektedir.

Mezkur kanun kapsamında idarelere yükletilen hizmetlerin hangi esaslar çerçevesinde yerine getirileceğini kanunun 4. Maddesinde belirtilmiştir. Yine, Aynı maddeye 06/022/2014-6518 sayılı kanunun 65-66 Maddeleri ile Kanunun 4. Maddesine eklenen 4/A ve 4/B maddeleri ile engellilere yönelik her türlü ayrımcılık yasaklanmış ve engellilerin topluma dahil olmalarını sağlamak için ne gibi tedbirlerin alınacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, bu kanunda; Engellilik Durumu, Destek ve Bakım, Habilitasyon ve Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim ve Öğretim, Erişilebilirlik gibi engelliler için yapısal sorun teşkil eden alanlarda düzenlemeler getirilmiştir.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun  engelliler alanındaki yasal düzenlemeler ile ilgili ilk bağımsız kanun olma özelliğini taşımasına karşın; engelli bireylere yönelik mevzuatın dağınıklığı ve hizmet sunan kurumların fazlalığı konusunda bir çözüm getirmemiştir. Mevcut durumda dağınık mevzuat devam etmektedir. Bu durumda geçmişte olduğu gibi hizmet sunumunun çok çeşitli kurumlar tarafından koordinasyonsuz biçimde yürütülmesine yol açmaktadır.  Bu kanun engelliler için bir kazanım olmasına karşın, Mevzuatın dağınıklığı, hizmet sunumunun çok çeşitli kurumlar eliyle koordinasyonsuz biçimde yürütülmesi, standart uygulamaların olmaması ve engellik konusunda toplumsal bir bilinç yaratılmamış olması, gibi yapısal sorunları giderilmediği anlamına gelmektedir.(Okur 2001, akt. Çınarlı,2008)

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu; korunmaya, bakıma veya yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetleri ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan teşkilatın kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını  düzenlemektedir.

Anılan kanun kapsamında yürütülecek Sosyal hizmetlere ilişkin genel esasları düzenleyen 4.maddesinin;(ı) bendinde;” ı) Korunmaya, bakıma ve yardıma ihtiyacı olan kişilere hizmet sunumu insan haysiyet ve vakarına yaraşır şekilde yerine getirilir. “; (l) bendinde ise;” l) İhtiyacı olan, engelli ve yaşlıların hayatlarını sağlık, huzur ve güven içinde sürdürmesi, ihtiyacı olan engellilerin toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek ve üretken hale gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonlarının yapılması, bunlardan tedavisi mümkün olmayanların sürekli bakım altına alınması amacıyla gerekli her türlü tertip ve tedbir alınır.”

Yine mezkur kanunun 4.maddesine eklenen (Ek fıkra: 3/6/2011-KHK-633/35 md.) ile Engellilere yönelik hizmetlerin yürütülmesine ilişkin genel esaslar sayılmıştır. Bu esaslar şunlardır:

a) Eşit katılım için, engellilerin sahip oldukları hak ve yükümlülükler konusunda birey, aile ve toplumun bilinçlendirilmesi, tıbbî bakım ve rehabilitasyonlarının sağlanması, günlük yaşamlarında kendi başlarına yaşayabilme kapasitelerinin artırılması.

b) Bilgi, hizmet ve fiziksel çevre koşullarının engelliler için ulaşılabilir hâle getirilmesi.

c)   Doğumdan başlayarak okul öncesi, okul çağı ve yetişkinleri kapsayacak biçimde tüm engellilere eğitimde fırsat eşitliği sağlanması.

d)  İstihdamın, mesleki eğitim ve rehabilitasyonla birlikte gerçekleştirilmesi, istihdam alanlarının engellilerin kullanımına uygunluğunun sağlanması ve teknolojiye uygun alet ve cihazların engellilerce elde edilmesini kolaylaştırıcı önlemlerin alınması.

e) Engellilerin sosyal güvenlikleri ile gelirlerinin korunması, aile hayatı ve kişisel bütünlükleri ile kültür, eğlence, spor ve din alanlarına tam katılımlarının sağlanması.

f) Engellilere ilişkin plan ve programlar ile ekonomik ve sosyal statülerini etkileyen tüm kararların alınması sırasında engellilerin katılımlarının sağlanması.

Çalışmanın bundan sonraki bölümlerinde; Yapılan bu genel tespitler ve değerlendirmeler ışığında; engellilere evde bakım yardımı hakkında;yardımın süjeleri, konusu, hak kazanma ve kaybetme şartları, hak sahiplerine getirdiği sorumluluklar, bakım ücretleri, ödeme usul ve esasları gibi konulara değinildikten sonra; konuya yönelik eleştirel değerlendirmeler sunulacaktır.

EVDE BAKIM YARDIMI

1-Yasal Dayanak

Konumuz her ne kadar evde bakım yardımı ve evde bakım hizmetleri olsa da; 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununa eklenen Ek Madde 7 – (Ek: 1/7/2005-5378/30 md.; Değişik: 6/2/2014-6518/21 md.) ayrıntılı bir düzenleme ile Bakıma muhtaç engellilerin tespiti ve bakım hizmeti esaslarını düzenlemiştir. Ayrıca anılan madde kapsamında,yapılan uygulamaların ortaya çıkan ve yazımızında son kısmında kritik edeceğimiz mahsurların giderilmesi için mezkur kanuna; 9, 10, 15, 17 ve 18 geçici maddeleri eklenmiştir. Yine, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun ek 7 nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan; Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik’de  çalışmamızda  yol gösterici olacaktır.

2-Engelliye Evde Bakım Hizmeti Nedeniyle Sosyal Yardımı Alabilmenin Kriterleri

2828 sayılı kanunun Ek 7’nci maddesinin 1’nci fıkrasının 1’nci cümlesi”Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan bakıma ihtiyacı olan engellilere, resmî veya özel bakım merkezlerinde bakım hizmeti ya da sosyal yardım yapılmak suretiyle evde bakımına destek verilmesi sağlanır.” Düzenlemesine yer verilmiştir.

Burada öncelikle; Bakıma ihtiyacı olan engelli kimdir sorusuna cevap vermemiz gerekmektedir. Düzenlemenin lafzından da açıkça anlaşıldığı üzere; Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan engelli bakıma ihtiyacı olan engelli olarak tanımlanmıştır.

Bu düzenlemenin uygulanmasında, muhtaç engelli ve hane kavramlarından ne anlaşılması gerekir sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Kanunda hane ve muhtaç engelli için gelir kriterine işaret edilmesine karşın; Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik  ve 2010bölü13 Sayılı Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler konulu Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü genelgesi; hane kavramını 4. Dereceye kadar kan ve sıhri hısımlık bağıyla sınırlandırmış, muhtaçlık sınırının yanı sıra ağır engellilik koşulunu araması açıkça kanuna aykırılık oluşturmaktadır.

Yönetmeliğin 4/ a maddesi:”a) (Değişik:RG-23/10/2007-26679) Akraba: Bu Yönetmeliğin uygulanmasında, üveyler dahil olmak üzere bakıma muhtaç engellinin; eşi, çocukları ile çocuklarının eşleri, ana ve babası ile bunların ana ve babası, torunları ile torunlarının eşleri, kardeşleri ile kardeşlerinin eşleri, kardeşlerinin çocukları ile kardeş çocuklarının eşleri, eşinin ana ve babası, eşinin kardeşleri, eşinin kardeşlerinin eşleri ile çocukları, amcaları ve amcalarının eşleri, amca çocukları ile bunların eşleri, halaları ile halalarının eşleri, hala çocukları ile bunların eşleri, dayıları ve dayılarının eşleri, dayı çocukları ile bunların eşleri, teyzeleri ve teyzelerinin eşleri, teyze çocukları ile bunların eşlerinden her birini,

Aynı yönetmeliğin 4/c maddesi:”c) (Değişik:RG-23/10/2007-26679)  Bakıma Muhtaç Engelli: Bu Yönetmeliğin uygulanmasında, engellilik sınıflandırmasına göre ağır engelli olduğu belgelendirilenlerden; günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olduğu, her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarının, bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3’ünden daha az olduğu bakım raporu ile tespit edilenleri,

Yine yönetmeliğin 4/h maddesi:”(Değişik:RG-21/10/2010-27736)  Bakmakla yükümlü olunan bireyler: Bu Yönetmeliğin uygulanmasında, üveyler de dâhil olmak üzere bakıma muhtaç engellinin kendisi ve kendisi ile birlikte aynı evde yaşayan eşi, çocukları ile ana ve babası, çocuklarının eşleri, evli olmayan torunları, ana ve babasının ana ve babası, evli olmayan kardeşleri, eşinin ana ve babası, eşinin evli olmayan kardeşleri; başka bir adreste bulunsa dahi evli olmayan ve eğitimini devam ettiren çocukları ile aynı durumdaki kardeşleri ve eşinin kardeşleri ile aynı evde yaşamakta iken er veya erbaş olarak  askere gitmiş olan babası, çocuğu ve kardeşi;  ayrı adreslerde ikamet etse  dahi engelli üzerinde velayeti devam eden  anne ve babası veya kanunen bakmakla yükümlü kimsesi bulunamayan engelli ile aynı evde yaşayan ve bakım hizmeti vermeyi yazılı olarak taahhüt eden akraba, vasi ve bunlarla birlikte aynı evde yaşayan kişileri,

Yönetmeliğin aksine Hane halkı aralarında akrabalık bağı bulunsun ya da bulunmasın aynı konutta yaşayan, temel ihtiyaçlarını birlikte karşılayan, hane halkı hizmet ve yönetimine iştirak eden bir veya birden fazla kişiden oluşan topluluktur (tuik.gov.tr, akt.Karkıner,2014).

Hane halkı aralarında bir akrabalık bağı olan ya da olmayan, birlikte ikamet eden bireylerin oluşturduğu sosyoekonomik bir birim iken, aile, gelenekler ya da yasalarla kurulmuş ilişkileri barındıran bir birimdir (Türkiye Aile Yapısı Araştırması 2013, 2017: 26, akt.Karkıner,2014).

Hane halkı aynı yerde ikamet eden ancak aralarında bir akrabalık mutlaka akrabalık bağı olması gerekmeyen bir birlik iken aile gelenekler ya da yasalarla kurulmuş ilişkileri barındıran bir birimdir.

Bu durumda kanunda açıkça hane kavramına vurgu yapılmasına karşın; mezkur yönetmelik ve ilgili genelgelerde, direkt veya endirekt engellinin aynı çatı altında birlikte yaşadığı kişiler ile akrabalık bağı araması kanun hilafına bir durum oluşturmaktadır. Yine, kanun engelli için muhtaçlık kriterini asgari ücreti netinin 2/3’ünü yeterli görürken; yönetmelikte ayrıca ağır engelli koşulunun aranması kanundaki düzenlemeye açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

Ayrıca, mezkur kanunun 1.nci fıkrasının 2.nci cümlesi;”Hanede birden fazla bakıma ihtiyacı olan engelli bulunması hâlinde, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasında birinci bakıma ihtiyacı olan engelliden sonraki her bakıma ihtiyacı olan engelli iki kişi sayılır” Düzenlemesi ile bir hanede birden fazla bakıma muhtaç engelli bulunması halinde birinci engelliden sonra gelen her engellinin  muhtaçlık kriterinin belirlenmesinde iki kişi sayılması olumlu bir durumdur.

Muhtaçlık kriterinin belirlenmesinde; haneye giren her türlü gelir hesaba katılır. Ancak mezkur maddenin 1.nci fıkrasına eklenen ek cümle ile “(Ek cümle:21/2/2019-7166/1 md.) Bu fıkranın uygulanmasında, 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez.” Düzenlemesi ile Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez şeklinde yapılan değişiklik olumlu bir gelişme olmuştur.

Özet olarak: Engellinin evde bakımına destek amacıyla verilen sosyal yardımdan yararlanabilmek için; Kurban ve Ramazan bayramlarında ödenen bayram ikramyeleri hariç olmak üzere; Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olması; bakmakla yükümlü olunan engellinin ağır engelli sınıfına girmesi; 2019 tarihinde yürürlüğe giren Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliin Tanımlar başlıklı 4.nci maddesinin (m) bendinde; Ağır Engelli kavramı, Tam bağımlı engelli birey kavramı ile karşılanmakta olup, Sağlık Bakanlığınca belirlenen yetkili hastanelerden alınacak engelli sağlık kurulu raporunda engel oranı en az %50 ve “Ağır engelli” veya yeni yönetmelik gereğince;” Tam bağımlı engelli birey”  İbaresi “evet” olarak işaretlenmiş olması gerekmektedir.

3- Sosyal Yardımın Miktarı

2828 sayılı kanunun Ek 7.nci maddesinin 2.nci fıkrasının 2.nci cümlesinde;” Bakıma ihtiyacı olan engellinin evde bakımına destek için ise (10.000) gösterge rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutar kadar aylık sosyal yardım yapılır.” Şeklinde yapılan düzenleme ile Bakıma ihtiyacı olan engellinin evde bakımına destek için ise (10.000) gösterge rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutar kadar aylık sosyal yardım yapılacağı hüküm altına alınmıştır.Bu düzenlemeye göre;2020 yılında, memur maaş katsayısına bağlı olarak engelliler için evde bakım parası yüzde 5.49 oranında artış yapılarak 1.460 Tl olmuştur.

4- Muhatap İdare, Muhtaç Engellilerin Bildirimi, Tespiti ve Değerlendirilmesi

2828 sayılı kanunun Ek 7.nci maddesinin 4.ncü fıkrasının 1.nci cümlesinde;”Bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde bakımına destek için yapılacak sosyal yardımlara ilişkin iş ve işlemler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarınca gerçekleştirilir.”Düzenlemesi gereğince, ihtiyacı olan engellilerin evde bakımına destek için yapılacak sosyal yardımlara ilişkin iş ve işlemler Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının il ve ilçe müdürlüklerince yapılması gerekmektedir.

2828 sayılı kanunun Ek 7.nci maddesinin 4.ncü fıkrasının 2.nci cümlesinde;”Bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde bakımına destek için yapılacak sosyal yardımın başvuru şekline, değerlendirilmesine, ödenmesine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Maliye Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” Düzenlemesi gereğince; Muhtaç Engellilerin Bildirimi, Tespiti ve Değerlendirilmesi; 30.07.2006 tarih ve 26244 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren; Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

Buna göre; bakıma muhtaç engellinin bildirimi yönetmeliğin 5.nci maddesinde; Bakıma muhtaç engellinin başvurusunda, bakıma muhtaç engelliden, ailesinden veya yasal temsilcisinden istenecek belgeler yönetmeliğin 6.nci maddesinde;Bakıma muhtaç engellilerin incelenmesi il/ilçe müdürlüklerinin sorumluluğunda olup, bu hususta uyulacak esaslar yönetmeliğin 7.nci maddesinde;Başvurusu kabul edilen ve dosyası tamamlanan bakıma muhtaç engelliler için yapılacak işlemler yönetmeliğin 8.nci maddesinde düzenleme altına alınmıştır.

Mezkur yönetmeliğin 9.ncu maddesi; Bakım hizmetlerinin kapsamını: Bakım hizmetleri, bakıma muhtaç engellinin bakımına yönelik olarak kişisel bakım hizmetlerini ve psiko-sosyal destek hizmetlerini kapsar. Şeklinde çerçeveleyerek, yapılacak bakım hizmetlerinin nelerden ibaret olduğu ve nasıl yapılacağını belirtmiştir.

Mezkur yönetmeliğin 10/1.nci maddesi; Bakım hizmetleri değerlendirme heyeti il ve ilçe müdürlüklerinde hangi esas ve usuller çerçevesinde oluşturulacağını düzenlemiştir.

Mezkur yönetmeliğin 10/12.nci maddesi; Bakım hizmetinin bakıma muhtaç engellinin akrabaları tarafından verilmesi hâlinde izleme ve denetim mekanizmasının nasıl işletileceğine ilişkin usul ve esasları düzenlemiştir.

Buna göre;”Bakım hizmetinin bakıma muhtaç engellinin akrabaları tarafından verilmesi hâlinde, bakım hizmetleri değerlendirme heyetinde görevli bir veya bu heyette görevlendirilebilecek başka personel, yılda en az bir kez veya ihtiyaç duyulduğu zaman bakım hizmetini verecek kişiye, bakım hizmetinin verilmesinde uygulanacak usul ve esaslar dâhilinde rehberlik eder ve bakım hizmetinin bireysel bakım planı doğrultusunda verilip verilmediğini inceler, bakmakla yükümlü olduğu birey sayısında değişiklik olup olmadığını gözlemler ve gelirlerinde değişiklik olup olmadığı hakkında bilgi alır. Tespitlerine, gözlemlerine ve aldığı bilgilere ilişkin rapor hazırlayarak il müdürlüğüne bildirir. İl müdürlüğü rapora göre işlem yapar.

Mezkur yönetmeliğin 11/1.nci maddesi; Bakım hizmetlerininhangi esaslara göre verileceğini düzenlemiştir.

Yine yönetmeliğin 11/1- c bendi;”c) Bakım hizmetinin bakıma muhtaç engellinin akrabaları tarafından verilmesi durumunda bakım hizmetleri değerlendirme heyeti bireysel bakım planının uygulanması konusunda bakım hizmetini verecek kişiye rehberlik eder.” düzenlemesi ile idarenin rehberlik sorumluluğundan bahsetmektedir.

Yönetmeliğin 11/5.nci maddesi;”Bakıma muhtaç engelliye akrabanın bakım hizmeti vermesi hâlinde, bakıma muhtaç engelli ile akrabanın aynı adreste ikamet etmesi esastır. Ancak, bakıma muhtaç engelliye bakacak başka kişinin bulunamaması ve bakıma muhtaç engellinin veya yasal temsilcisinin özel veya resmi merkezlerde bakım hizmeti almayı istememesi hâlinde; bakım hizmetleri değerlendirme heyetinin de bakım hizmetinin verilmesinde sorun veya yetersizlik olmayacağına kanaat getirmesi şartıyla, bakım hizmeti her gün rahatlıkla gelinip gidilebilecek yakınlıktaki farklı adresteki akraba tarafından da verilebilir. Bu durumda, bakıma muhtaç engellinin yirmi dört saat içindeki tüm bakım ihtiyacının giderilmesi ve fiilen en az sekiz saat bakıma muhtaç engelli ile birlikte olunması ve bakım raporunda sekiz saatten az olmamak üzere kaç saat birlikte olunacağının belirtilmesi gereklidir.” Düzenlemesi ile bakım hizmeti verecek akrabanın ikametgah durumu ile ilgili unsurlara dikkat çekilmektedir. Bu düzenleme ile bakım hizmetini sunan kişiyi akraba ile sınırlandırması ve oturduğu yer bakımından birtakım kısıtlamalar getirmesi gündelik yaşamın pratikleriyle uyumlu değildir.

Bakım türleri ve ücret ödeme şekilleri; yönetmeliğin 12.nci maddesinde düzenlenmiştir. Mezkur maddenin ç bendi; Bakım hizmetlerinin bakıma muhtaç engellinin akrabası veya bakıcı personel tarafından ikametgâhında verilmesi: Bakıma muhtaç engellinin veya yasal temsilcisinin talep etmesi hâlinde, bakım hizmeti Genel Müdürlüğün denetim ve rehberliğinde bakıma muhtaç engellinin akrabası veya bakıcı personel tarafından bakıma muhtaç engellinin veya akrabasının ikametgâhında verilebilir. Bu durumda bakıma muhtaç engellilere sunulan bakım hizmeti ücreti, bakıma muhtaç engellinin akrabasına veya bakıcı personeli istihdam eden bakım merkezine il müdürlüğü tarafından aylık olarak ödenir.” Şeklindeki düzenleme ile bakıma muhtaç engellinin akrabası veya bakıcı personel tarafından ikametgâhında verilmesi halinde bakım ücretinin nasıl ödeneceğini belirtmektedir.

Bakım ücretlerini düzenleyen yönetmeliğin 13.ncü maddesi ücretlerin belirlenmesinde, asgari ücretin neti kriterini esas almasına karşın; dayanak kanunun ek 7.nci maddesinin 2.nci fıkrasıbelirlenen gösterge rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutarı bakım ücreti olarak saptamıştır. Bu yönüyle de kanun ve yönetmelik birbirine tezat oluşturmaktadır.

Buna göre; bakım ücretlerinin aylık tutarlarının belirlenmesi:”Bakıma ihtiyacı olan engellilere özel bakım merkezlerinde sunulacak bakım hizmetinin karşılığı olarak belirlenecek kişi başına aylık bakım ücreti tutarı, (20.000) gösterge rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutardan fazla olamaz. Bakıma ihtiyacı olan engellinin evde bakımına destek için ise (10.000) gösterge rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutar kadar aylık sosyal yardım yapılır.” Şeklinde kanunda düzenleme altına alınmıştır.

Bakım Hizmeti karşılığında yapılacak ödemelerin usul ve esasları yönetmeliğin 14.ncü maddesinde düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 14/1-a maddesi; Bakıma muhtaç engelliye akrabaları tarafından ikametgâhında bakım hizmetinin verilmesi durumunda, bakım ücreti Bu Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine istinaden alınmış olan onaya istinaden bakım hizmetini veren kişiye, bakım hizmetinin verilmesini takip eden ay içinde il müdürlüğü tarafından ödenir.

Bakım hizmetinin vasi tarafından verilmesi halinde; vasinin bakım hizmetini yerine getirmesi ve bakım ücreti alabilmesi için işbu yönetmeliğe Ek Madde 2 – (Ek:RG- 23/10/2007-26679) maddesi eklenmiştir.

Bu maddeye göre:”Bakıma muhtaç engellinin veya vasisinin resmi veya özel bakım merkezinden bakım hizmeti almayı istememesi ve bakımını üstlenecek akrabası da bulunamaması halinde; vasisinin bakım hizmetini vermeyi talep etmesi ve bakım hizmetleri değerlendirme heyetinin uygun görmesi şartıyla, vasi bu Yönetmelikteki esaslar dâhilinde akraba kabul edilerek bakıma muhtaç engelliye bakım hizmeti verebilir ve bu hizmet karşılığında bakım ücreti alabilir.” Bu düzenleme gereğince Yönetmelikteki esaslar dâhilinde vasinin akraba kabul edilerek bakıma muhtaç engelliye bakım hizmeti vermesini  ve bu hizmet karşılığında bakım ücreti almasını Bakım Hizmetlerini Değerlendirme Heyetinin taktirine bırakılması uygulamada birtakım sorunlara yol açacağı aşikardır. Nitekim, vasi sıradan bir kişi olmayıp; kanun dairesinde vesayet makamı tarafından atanan ve yine bu makamlarca izlenen ve denetlenen kimselerdir. Bu bakımdan vasinin bakım hizmetini yapıp yapamaması ve bakım ücretini alıp alamaması konusunda değerlendirme heyetine taktir yetkisi tanınması kanaatimizce yerinde değildir. Burada değerlendirme heyetinin tasarrufu; olsa, olsa vasinin suiistimali halinde vasiyi ilgili yerlere şikayet etmekten ibaret olmalıdır.

5- Değerlendirme Raporuna İtiraz

Yönetmeliğin inceleme ve tespit başlıklı 7/4 maddesi; Bakım raporunda engellinin veya yasal temsilcisinin talebinin olumsuz olarak değerlendirilmesi halinde yapılacak iş ve işlemler ile itiraz usullerineyer verilmiştir.

Buna göre mezkur düzenleme aşağıdaki gibidir:

(4) (Değişik:RG-23/10/2007-26679)  Bakım raporunda engellinin veya yasal temsilcisinin talebinin olumsuz olarak değerlendirilmesi halinde;

a) İl müdürlüğünce, engellinin veya yasal temsilcisinin talebinin olumsuz değerlendirildiği, engelliye veya yasal temsilcisine 30 gün içinde yazılı olarak bildirilir.

b) Engelli veya yasal temsilcisi tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde bakım raporuna itiraz edebilir.

c) (Değişik:RG-16/3/2009-27171) İtiraz talebi il müdürlüğünce değerlendirilir, gerek görülmesi hâlinde yeniden bakım raporu hazırlanması için farklı personelden oluşan bakım hizmetleri değerlendirme heyeti görevlendirilerek işlem yapılır. Yapılacak itirazlarda ikinci Bakım Hizmetleri Değerlendirme Heyetinin verdiği karar nihai karardır. İtiraz konusu sağlık kurulu raporu kaynaklı ise il müdürlüğü durumu il sağlık müdürlüğüne bildirerek 16/7/2006 tarihli ve 26230 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Engellilik Ölçütü, Sınıflandırması ve Engellilere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğin 10 uncu maddesine göre işlem yapılmasını ister. İl müdürlüğü yeni sağlık kurulu raporu doğrultusunda gerekli işlemi yapar.

Özet olarak:Belgelerin eksiksiz teslim edilmesi ve İl Müdürlüğü bünyesinde görev alan Bakım Hizmetleri Değerlendirme Heyeti tarafından engellinin hanesinde gerçekleştirilecek inceleme sonucunda İl Müdürlüğü onayı ile başvuru sonuçlandırılır. Evde bakım veya yardım talebinin olumsuz değerlendirilmesi halinde engelliye veya yasal temsilcisine İl Müdürlüğünce 30 gün içinde yazılı olarak bildirilir.

Engelli veya yasal temsilcisi tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde bakım raporuna itiraz edebilir. İtiraz talebi il müdürlüğünce değerlendirilir, gerek görülmesi hâlinde yeniden bakım raporu hazırlanması için farklı personelden oluşan bakım hizmetleri değerlendirme heyeti görevlendirilerek işlem yapılır. Yapılacak itirazlarda ikinci Bakım Hizmetleri Değerlendirme Heyetinin verdiği karar nihai karardır. İlgilisi isterse bu karara karşı idari yargı yoluna da başvurabilir.

İtiraz konusu sağlık kurulu raporu kaynaklı ise il müdürlüğü durumu il sağlık müdürlüğüne bildirerek her ne kadar; 16/7/2006 tarihli ve 26230 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Engellilik Ölçütü, Sınıflandırması ve Engellilere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğin 10 uncu maddesine göre işlem yapılmasını ister. Demekte ise de,20/2/2019    tarih ve 30692 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren: Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik gereğince işlem tesis edilir. İl müdürlüğü yeni sağlık kurulu raporu doğrultusunda gerekli işlemi yapar.

6-Yükümlülükler ve Yaptırımlar

2828 sayılı kanunun ek 7.nci maddesinin 7.nc fıkrası; 7. Birinci fıkra ile belirlenen hane halkı gelir ölçütünü aşan gelir değişikliğinin tespiti hâlinde bu madde kapsamında yapılan ödemeler durdurulur ve değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte genel hükümlere göre takip ve tahsil edilir. Bu düzenleme uyarınca, gelir kriterinin aşılması halinde; evde bakım yardımı alınmaya devam ediliyorsa, fazladan yersiz olarak yapılan ödemelerin yasal faiziyle birlikte geri alınacağı ifade edilmektedir.

Evde bakım yardımı alan kişi, bakmakla yükümlü olduğu engelli sayısında ve hane gelirinde bir değişiklik olması halinde; bu değişiklikleri bir ay içinde bağlı bulundukları il veya ilçe müdürlüklerine bildirmek zorundadırlar.

Bakım yükümlüsünün bu sorumluluğunu; yönetmeliğin İnceleme ve Tespit başlıklı 7/5.nci maddesi düzenlemiştir.

Bu düzenlemeye göre; (5) (Ek:RG-23/10/2007-26679)  Bakıma muhtaç engelli veya yasal temsilcisi, bakmakla yükümlü birey sayısındaki ve engellinin ve bireylerin gelirlerindeki değişikliği bir ay içinde il müdürlüğüne bildirmek zorundadır.

Peki, bildirme  yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya yalan, yanlış beyanda bulunan, sahte belge veren veya gelirini saklayan kişi hakkında ne yapılacaktır? Bu sorunun cevabı; yönetmeliğin İnceleme ve Tespit başlıklı 7/ 6.nci maddesi ile düzenlenmiştir.

Buna göre; (6) (Ek:RG-23/10/2007-26679) Geliri hakkında yalan veya yanlış beyanda bulunan veya sahte belge veren veya gelirini saklayan kişi ile geliri hakkındaki değişikliği süresinde bildirmeyenler hakkında gerekli yasal işlem yapılır.

Bakım yükümlüsünün bir diğer bildirme yükümlülüğü ise, bakıma muhtaç engellinin vefat etmesi veya ikametgâh adresinin değişmesi hâlinde, vefatının veya yeni ikametgâh adresinin en geç onbeş gün içinde bağlı bulundukları il veya ilçe müdürlüğüne bildirilmesi gerekmektedir.

Buna göre;  yönetmeliğin Bakım hizmetlerinin verilmesi başlıklı 11/2 ve 11/3.ncü maddesi aşağıdaki gibidir;

(2) (Değişik:RG-21/10/2010-27736)  Bakım ücreti il müdürlüğünce ödenen bakıma muhtaç engellinin vefat etmesi hâlinde, bakım hizmetini üstlenen bakım merkezi veya akrabası en geç on beş gün içinde durumu il müdürlüğüne bildirmek zorundadır. Aksi takdirde sorumlular hakkında hukuki ve idari işlem yapılır.

(3) (Değişik:RG-21/10/2010-27736)  Bakım ücreti il müdürlüğünce ödenen ve ikametgâhında bakılan bakıma muhtaç engellinin ikametgâh adresinin değişmesi hâlinde, yeni ikametgâh adresinin bakımını üstlenen bakım merkezi veya akrabası tarafından en geç onbeş gün içinde il müdürlüğüne bildirilmesi zorunludur. Aksi takdirde sorumlular hakkında hukuki veya idari işlem yapılır.

Yine gelir ölçütünün aşılması halinde geri ödemelerin nasıl yapılacağına dair; 2012/26 Sayılı Evde Bakım Ücreti Geri Ödemeleri hakkında genelge hükümleri de önem arz etmektedir.

Mezkur genelgede: Evde Bakım Ücreti Geri Ödemelerine ilişkin esas ve usuller, 12.07.2012 tarih ve 28351 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci ve 13 ncü maddelerinde belirlendiğini; Anılan Kanun ile 24.05.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun Ek 7 nci maddesine eklenen fıkra ile; “Bakım muhtaç özürlü ve özürlüye evde ikametgâhında bakım hizmeti veren kişi; özürlü bireye düşen gelirin birinci fıkrada belirtilen gelir ölçütünü aşması halinde, en geç üç ay içinde söz konusu gelir değişikliğini il müdürlüğüne bildirmesigerektiğini; Gelir değişikliğinin bu tarihten sonra bildirilmesi ya da il müdürlüğünce bu durumun tespit edilmesi halinde bakım hizmeti verilmesi dolayısıyla yapılan ödemelerin durdurulacağını ve söz konusu değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren, yasal faizi ile birlikte, bakım hizmetini veren kişiden genel hükümlere göre takip ve tahsil edileceğini;buna göre, belirtilen hükümler gereğince evde bakım ücreti geri ödemelerinin hangi şartlarda ve nasıl yapılacağının açıklanması ihtiyacına binaen uygulananın hangi usul ve esaslar çerçevesinde yürütülmesi gerekeceği Düzenleme altına alınmıştır.

2012/26 Sayılı Evde Bakım Ücreti Geri Ödemeleri hakkında genelge hükümleri;

1. Bakıma muhtaç özürlü ve bakıma muhtaç özürlüye evde bakım hizmeti veren kişi; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3’ünü geçmesi halinde, gelir değişikliğini en geç üç ay içinde İl Müdürlüğüne bildirmek zorundadır.

2. Bakıma muhtaç özürlü ve bakıma muhtaç özürlüye evde bakım hizmeti veren kişinin, yukarıda belirtilen gelir ölçütünün aşıldığını üç ay içerisinde İl Müdürlüğüne bildirmesi durumunda, evde bakım ücreti sonlandırılır ve ayrıca geri ödeme istenmez.

3. 6353 sayılı Kanunun yayımlanmasından önce gelir ölçütünün aşılması nedeniyle bakım ücreti ödenmesinin durdurulması gerekirken ödeme yapılmaya devam edilen kişilerden geri ödeme tahsil edilmediyse; gelir ölçütünün geçildiği oranda yasal faiziyle birlikte geri ödeme alınması gerekmektedir.

4. Yukarıdaki maddeye göre evde bakım ücreti geri ödemelerinin hesaplanmasında; gelir ölçütünün aşıldığı tarihteki gelir ölçütünü aşan miktarın, gelir ölçütüne oranı esas alınarak hesaplama yapılacaktır. Gelir ölçütünün aşıldığı tarihte tespit edilen bu oran tüm geri ödemenin hesaplanmasında esas alınacak olup sonraki aylarda gelirde meydana gelen artış veya azalışlar dikkate alınmayacaktır.

5. Gelir ölçütünün aşılması nedeniyle kendilerine geri ödeme çıkarılan kişilerin mevcut borçlarının taksitlendirilerek ödenmesi sürecinde tahsil edilen geri deme tutarının, bu Kanun ile getirilen düzenleme neticesinde yeniden yapılan hesaplamada tespit edilen tutarının, bu fazla olması halinde geri ödeme durdurulur. Ancak tahsil edilen ödeme tutarının, yeniden yapılan hesaplama neticesinde tespit edilen tutardan az olması halinde ise aradaki fark geri ödeme olarak tahsil edilmeye devam edilecektir.

Örnek 1- 2011 yılını ilk altı ayında kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı 230 TL olan bir özürlü evde bakım ücretinden yararlanmaktadır. Bakım Hizmetleri Değerlendirme Heyetinin 6 ay sonra bakım hizmetinden yaralanan bu özürlü ve ailesi ile ilgili yaptığı kontrol sırasında 2011 yılının Şubat ayından itibaren birey başına düşen 230 TL’lik gelirin 420 TL’ye çıktığı tespit edilmiştir.

Bu artışın İl Müdürlüğünce mevzuatta belirtilen süre içerisinde özürlü ailesi ya da bakım hizmetini yerine getiren kişi tarafından bildirilmediği görülmüştür.

Kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelirin, Şubat 2011 ayındaki net asgari ücretin 2/3 ü olan 380,15 TL’yi (420-380,15 = 39,85 TL) 39,85 TL geçtiği ve bu geçen miktarın, bu tarihteki ölçüte oranı (39,85 x 100 / 380,15 = % 10.48) % 10.48 olduğu;

ödemenin 5 ay devam ettiği, ( 570,22 x 5 Ay = 2.851,10 TL) 2.851,10 TL yersiz ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Bu durumda tespit edilen 2.851,10 TL yersiz ödeme tutarının tamamı yerine, gelir ölçütünün aşıldığı tarihteki gelir ölçütünü aşan miktarın, gelir ölçütüne oranı olarak hesaplanan %10.48 oranı dikkate alınarak geri alınması gereken toplam tutar (2.851,10 (yersiz ödeme tutarı) x 10,48 (gelir ölçütünün aşıldığı tarihteki gelir ölçütünü aşan miktarın, gelir ölçütüne oranı) / 100)298,79 TL olarak hesaplanmıştır. Ayrıca bu tutara yasal faizin de eklenmesi gereklidir.

Örnek 2- 2011 yılının 8. Ayında kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı 390 TL iken, kişi başına tutarı olan 800 TL nin, asgari ücretin 2011 yılının ikinci 6 aylık döneminde kişi başına düşen ölçütün bir kattan 399,47 TL + 399,47 TL = 798,94 TL den fazla olması nedeniyle evde bakım ücreti Geçici 9 ncu maddeye göre durdurulur ve kişiye ödenen evde bakım ücretinin tamamı yasal faiziyle geri tahsil edilir.

Özet olarak:Engelli veya yasal temsilcisi, hanedeki akraba olan birey sayısı ve bu kişilerin gelirlerindeki değişikliği bir ay içinde; Engellinin ikametgâh adresinin değişmesi hâlinde, yeni ikametgâh adresinin bakım yükümlüsü tarafından en geç on beş gün içinde; Engellinin vefat etmesi hâlinde, bakım yükümlüsü en geç on beş gün içinde durumu bağlı bulunduğu il veya ilçe müdürlüğüne bildirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde sorumlular hakkında hukuki ve idari işlem yapılır.

Ayrıca, şu hususuda vurgulamakta yarar vardır. Bakım yükümlüsü, Evde Bakım Yardımı parasının hesabına yatırılmadığını öğrenince bu durumu araştırması hem kendisi, hemde baktığı engelli için herhangi bir hak kaybına yol açmamak veya zarara sebebiyet vermemek açısından önemlidir.

Evde bakım ücretinin kesilmesi veya yatmamasının çeşitli nedenleri olabilir. Bunların arasında; bakıma muhtaç engellinin raporu süreli ise, rapor süresinin dolması, adres değişikliği, gelir durumu değişikliği,muhtaç engellinin vefatı gibi.Evde Bakım Yardımına ilişkin iş ve işlemler Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından yürütüldüğünden; evde bakım yükümlüsü, Yardımın güncel durumunu İl Müdürlüklerinden araştırması mümkün olacaktır.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Evde bakım ücreti almak  zorunda kalan sosyal kesimler; toplumda yetersiz yaşam koşulları içinde yaşayan; demografik değişkenlere bağlı olarak, farklı nicelik ve nitelik gösteren; fizyolojik, psikolojik, sosyal, sağlık, ekonomik, siyasal ve kültürel açılardan çağdaş yaşam koşullarına ulaşmalarının oldukça zor olan; ancak, sosyal devlet anlayışında, toplumsal güvenlik içinde, toplumsal koruma ve hizmete gereksinim duyan sosyal gruplardır.Bu gruplar toplumun çeperlerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan, sosyal dışlanmayı en yoğun şekilde yaşayan toplumun alt yoksul kesimlerini oluşturmaktadır.

Engelliler, giriş bölümünün b alt başlığında belirtilen istihdamdan dışlanma, iktisadi dışlanma, toplumsal dışlanma, kültürel dışlanma, mekansal dışlanma, kurumsal dışlanma, siyasal dışlanma gibi değişik dışlanma boyutlarının hepsinde birden dışlanma sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır.

Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki engellerden en önemlisi yoksulluktur. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir.(Gökçeoğlu Balcı,2009)

Öte yandan sosyal dışlanma da yoksulluğu arttırmaktadır. Engellilerin dışlanması, evde ve toplumda üretken bir birey olarak yaşamalarına engel olur ki bu da yoksullaşmalarını arttıran bir faktördür.

Engellilik, bir sağlık sorunu olarak başlamakla birlikte, beraberinde temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama, insan onuruna yakışır biçimde yaşama koşullarını yitirme ve giderek toplumdan dışlanma tehlikesini getirmektedir. Engellilerin dışlanması, özellikle de istihdamdan dışlanma gelir eksikliğine yol açmaktadır. Bir yandan engellilik nedeniyle gelirler azalırken öte yandan yine engellilik nedeniyle başta sağlık giderleri olmak üzere genel olarak giderlerde artış olmaktadır. Bu durum ise, engellileri yoksullaştırmaktadır.(Çalık’tan akt. Gökçeoğlu Balcı,2009)

Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan 2002 engelliler Araştırması sonuçlarına göre, engellilerin % 60.2’si yani 5 milyon engelli sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanmaktadır. Sosyal güvencesi olan 5 milyon engellinin % 45’i kendi adına ve % 55’i ise hak sahibi sıfatıyla sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanmaktadır. Sosyal yardım kapsamında, Mart 2007 itibariyle 318 bin muhtaç durumdaki özürlüye Emekli Sandığı tarafından aylık mali yardım yapılmaktadır. Emekli Sandığı tarafından 2022 sayılı Kanun kapsamında muhtaç durumdaki engellilere  verilen aylıkların miktarı engel derecesine bağlı olarak 2020 yılı için aylık 537 ve 805 TL. arasında değişmektedir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK), engellilerin bakım ve korunmalarına dönük hizmet vermekte, bakıma muhtaç engellilere bakım yardımı sağlamaktadır.(http://www.ozida.gov.tr/stratejik_plan/turkiyede_ozurluluk.html (Erişim tarihi:29.11. 2009). Akt. Gökçeoğlu Balcı,2009)

Bu araştırmanın sonuçlarına göre, engellilerin yaklaşık % 40’ı, sosyal güvenliğin kapsamı dışında kalmaktadır. Kapsam içinde olanların ise yarısından azı (% 45) kendi çalışmalarından ötürü kapsam dahilinde bulunmakta, yarısından fazlası ise aile bireyi (eş, çocuk, anne, baba) sıfatıyla başka bir çalışana bağımlı olarak sistemin içinde yer almaktadır. Sistemin dışında kalanların aldığı sosyal yardımların miktarı ise insanca yaşamak için yeterli değildir. Öte yandan, sosyal yardımlara bağımlılık da sosyal dışlanmanın bir başka tezahürüdür.(Gökçeoğlu Balcı,2009)

Ülkemizdeki mevcut durum,uygulanan sosyal politikaların yasak savma kabilinde olduğunu göstermektedir.Bunun somut örneğini evde bakım ve evde bakım ücretinin kriterleri oluşturmaktadır.  Engelliler, öncelikle istihdamdan dışlanmakta ve buna bağlı olarak da sosyal güvenlik sisteminden dışlanmaktadırlar. Sosyal yardım sistemi ise, hem miktarlar bakımından yetersiz, hem de bağımlılık yaratıcı niteliktedir. Bunun nedenini kısmen de olsa, her ne kadar yasalar düzeyinde olmasa da, bu yasaların uygulanması için çıkarılan yönetmelik ve genelgeler düzeyinde keyfi bir şekilde kendini göstermektedir.

Bir diğer eleştirel nokta, özellikle sosyal güvenlik yasalarında, Engelliler, çalışamayan ve bu sebeple sosyal sigortaların ya bütünüyle kapsamı dışında kalan veya kapsama “bakmakla yükümlü olunan kişi” ya da “hak sahibi” sıfatıyla, ancak sigortalı bir aile bireyinin eşi, çocuğu veya annesi-babası olarak sisteme girebilecek kişiler olarak düşünülmüşlerdir. Bu açıdan engelliler olsa olsa korunması gereken yardıma muhtaç bireyler olarak sosyal yardımların genellikle konusunu oluşturmaktadırlar.Ancak, nadiren  de olsa bazen hak öznesi de olabilmektedirler.

Ancak ne yazık ki Türk Hukukunda sosyal yardımlar hak olarak düzenlenmediği için engelliler genellikle sosyal yardımların konusu haline getirilmişlerdir. Nitekim,Anayasanın 61. maddesinin ifadesi de bunu doğrular niteliktedir. İçinde engellilerin de yer aldığı risk gruplarının sosyal yardımlar yoluyla korunması, devletin ödevi olarak düzenlenmiş olması bu durumu  temellendirmektedir.

Engellilere yönelik sosyal yardım ve sosyal hizmetleri düzenleyen yasal düzenlemeler; 2022 Sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’dur.

Örneğin, bir engellinin çalışma gücü kaybı oranı % 40’tan az olmasına karşın kendisini geçindirecek kaynaklardan yoksun ise, diğer şartları yerine getirse bile sosyal yardımlardan yararlanamayacaktır. Yine sosyal yardım kriterleri arasında sayılan engellinin ailesinin gelir durumu engelliyi sürekli bağımlı kılmaya hizmet eden bir yaklaşımdır. Kaldı ki, sosyal yardımlara  ve aylığa hak kazanan engellilerin, yoksulluğa düşmeden, onurlu bir yaşam sürdürmeleri açısından bu yardım ve aylık miktarlarının yeterli olmadığı yapılan bütün sosyal çalışmalarda ortaya çıkmaktadır .Dolayısıyla, bu anlayış, sürekli olarak engellilerin yoksulluk riski ile karşı karşıya bırakılması demektir.

Oysa sosyal yardımların belirlenmesindeki tek ölçüt “yeterli geçim kaynaklarından yoksunluk” olmalıdır. Bu belirlemede engellinin çalışıp çalışmamasının bir önemi olmamalıdır. Bir başka çalışmamızın konusunu oluşturacak, 2022 sayılı Kanunu Bu yönüyle de engellileri istihdamdan dolayısıyla, sosyal güvenlikten dışlayıcı bir mantıkla şekillendiğini söylemek mümkündür.

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nun 3. maddesinde sosyal hizmetler, kişi ve ailelerin kendi bünye ve çevre şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal yoksullukların giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına ve sosyal sorunların önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunmaması ve hayat standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütünü olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, kurumun görevleri arasında yardıma muhtaç engellilerin tespit ve incelemesi de yer almaktadır.

Yukarıda da ayrıntılarıyla incelendiği üzere; Bu Kanun ile, her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle, kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre, kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3’ünden daha az olan bakıma muhtaç özürlülere, resmi veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgahlarında bakım hizmeti verilmesi öngörülmüştür (Ek md.7).

2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu m.3/I/b.d. ve ek 7. m. uyarınca bakım hizmetlerinin “bakıma muhtaç özürlülere” yönelik olması nedeniyle Sosyal hizmetler Kurumu tarafından sağlanan bakım hizmetlerinden sadece ağır/tam bağımlı engellileryararlanabilmesi başka bir eleştiri noktasıdır.

Ağır engelli, Özürlüler Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik m.4/f/I/b.a uyarınca, tüm vücut fonksiyon kaybı oranı % 50’nin üzerinde olduğu tespit edilen özürlülerden; beslenme, giyinme, tuvalet ihtiyacını giderme gibi öz bakım becerilerini yerine getirmede, kendi başına hareket etmede veya iletişim kurmada zorluk ya da yoksunluk yaşadığına ve bu becerileri başkalarının yardımı olmaksızın gerçekleştiremeyeceğine tıbbi olarak karar verilen kişi olarak tanımlanmıştır. Bu tanım;Erişkinler için Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmeliğin tanımlar başlıklı 4.ncü maddesinin m bendinde “Ağır Engelli” kavramı yerine “Tam Bağımlı” kavramını kullanmış ve Ağır Engelli/Tam Bağımlı Engelliyi: “m) Tam bağımlı engelli birey: Engel durumuna göre engel oranı %50 ve üzeri olduğu tespit edilenlerden doku, organ ve/veya fonksiyon kaybı ve/veya psikiyatri tanısı bağlantılı olarak muhakeme yeteneği değerlendirilmesine göre günlük yaşam aktivitelerini yardım almasına rağmen kendi başına gerçekleştiremediğine karar verilen bireyi, ifade eder.” Şeklinde tanımlamıştır.

Bu somut durumda, Sosyal yardımlara esas oluşturması  için alınan Sağlık Kurulu Raporlarında; Tüm vücut fonksiyon kaybı % 50’den az olmasına karşın, temel yaşamsal ihtiyaçlarını gidermede sorunlar yaşayan engelliler, bakım hizmetlerinden yararlanamayacak ve çevresindekilere bağımlı kalacaktır.(Gökçeoğlu Balcı,2009)

2828 sayılı Kanun’un dışlayıcı nitelikteki bir diğer düzenlemesi ise, yukarıda da ayrıntılarıyla değindiğimiz, Kanun’un ek 7. maddesi ile Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmeliğin 7. maddesi uyarınca evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartıdır. Bu koşul gereğince, engellinin akrabanın bakımına terk edilmesi, başta engellinin birey olma durumunu yani, hukuk süjesi niteliğini yok saymakta, hem insan onuruna aykırı, hem de anayasanın 61.nci maddesindeki koruma ödevine açıkça aykırıdır.

Nitekim, mezkur maddenin bu dışlayıcı özelliğinden kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi için TBMM tarafından değişik tarihlerde olmak üzere tam beş geçici madde düzenlenmiştir.

Bu geçici maddeleri kısaca incelersek;

Geçici Madde 9 – (Ek: 4/7/2012-6353/13 md.)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunun ek 7 nci maddesine istinaden kendilerine engelliye ikametgâhında bakım hizmeti vermesi dolayısıyla ödeme yapılmış kişilere anılan maddenin birinci fıkrasında belirtilen gelir ölçütünün aşılması nedeniyle yersiz olarak ödenen tutarlar birinci fıkrada belirtilen gelir ölçütünün geçildiği oranda yasal faizi ile birlikte takip ve tahsil edilir. Söz konusu gelir ölçütünün bir kat veya daha fazla aşılması halinde yapılan yersiz ödemenin tamamı yasal faizi ile birlikte tahsil edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu kapsamda tahsil edilmiş olan tutarlar bakımından ilgili kişiler lehine hiçbir şekilde alacak hakkı doğmaz.

Getirilen bu geçici madde ile evde bakım yardımından ve evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartının yarattığı mağduriyetler kısmen olsada giderilmesi düşünülmüştür.

Geçici Madde 10 – (Ek: 6/2/2014-6518/25 md.)

1/7/2014 tarihine kadar, ek 7 nci madde kapsamında özel bakım merkezlerinde veya ikametgâhında bakım hizmeti verilenlerin gelir değişikliklerinin, bu hizmetlerden yararlanmak için başvurmuş olanların ise gelir durumunun tespitinde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümler uygulanmaya devam olunur.

Bu geçici madde ile yine, evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartı esnetilmeye çalışılmıştır.

Geçici Madde 15 – (Ek: 18/1/2017-6770/6 md.)

Gerçeğe uygun olmayan belge ve sağlık kurulu raporu kullanımı nedeniyle yapılan ödemeler hariç olmak üzere, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu Kanunun ek 7 nci maddesi kapsamında fazla ve yersiz ödenen ve geri alınması gereken tutarlar ile bunlardan doğan faizler terkin olunur. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu kapsamda tahsil edilmiş olan tutarlar bakımından ilgili kişiler lehine hiçbir şekilde alacak hakkı doğmaz ve yapılmış olan tahsilatlar iade edilmez. Açılmış olan davalarda yargılama gideri ile vekâlet ücretine hükmolunmaz, hükmolunanlar tahsil edilmez.

Yine aynı şekilde, bu geçici madde ile Gerçeğe uygun olmayan belge ve sağlık kurulu raporu kullanımı nedeniyle yapılan ödemeler hariç olmak üzere, evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartından kaynaklanan mağduriyetlerin dramatik boyutlara ulaşması nedeniyle; bu sefer, getirilen affın kapsamı biraz daha genişletilerek, fazla ve yersiz ödenen ve geri alınması gereken tutarlar ile bunlardan doğan faizler terkin olunur. Demek suretiyle yapılan uygulamanın ne kadar haksız sonuçlara yol açtığını adeta teyid etmiştir.

Geçici Madde 17- (Ek:21/2/2019-7166/2 md.)

Ek 7 nci maddeye göre evde bakım yardımı almakta iken 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca 2018 yılında ödenen bayram ikramiyeleri nedeniyle hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir şartının aşılması hâlinde; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar evde bakım yardımı henüz kesilmemiş olanların yardımları kesilmeksizin ödenmeye devam olunur, kesilmiş olanların yardımları kesildiği tarih itibarıyla tekrar başlatılır ve kesilen döneme ilişkin ödenmeyen yardım tutarları defaten kendilerine ödenir.

Bu geçici madde de aynı şekilde, evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartından kaynaklanan haksızlıkları gidermek için getirilmiştir.

Geçici Madde 18 – (Ek:16/4/2020-7244/5 md.)

Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle;

a) Bakım merkezlerinde bakım hizmeti sunulabilmesi için ek 7 nci maddenin birinci fıkrasında yer alan gelir ölçütü ve ağır engellilik şartları,

b) Hizmet alımıyla bakım hizmeti sunulabilmesi için ek 10 uncu maddenin birinci fıkrasında yer alan gelir ölçütü şartı,

bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle aranmaz. Cumhurbaşkanı bu süreyi bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.

Yukarıda arz edilen geçici maddelerdende açıkça görüldüğü gibi, evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartı; bakım ve sosyal yardımlardan yararlanan engelliler açısından büyük haksızlıklara ve mağduriyetlere yol açtığı, devletin itirafı mahiyetinde olmuştur.

Zaten toplumun alt yoksul kesimlerini oluşturan engellilerin içinde daha özel bir grup olan evde bakım için sosyal yardım alan engellilerin veya bakmakla yükümlü olan kişilerin; evde bakım hizmetlerinden yararlanma için aranan “ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olma” şartının ne kadar dayanaksız ve yanlış olduğu bu uygulamadan ve bu uygulamanın dayandığı düzenlemelerden açıkça anlaşılmıştır. Bu durumu, devlette yapmış olduğu geçici düzenlemelerle kabul etmiştir. Bu gerçeklikten hareketle, sosyal hizmetlerden yararlanmak için yoksulluk şart değildir. Sosyal hizmetler, sosyal yardımlardan farklı olarak her türlü refah hizmetini içerir. Engellilerin bakım gereksinimi ekonomik durumlarından bağımsız olarak her durumda mevcuttur. Bu bakımın kurumlar tarafından yapılmaması, engellileri aile fertlerine bağımlı kılmaktadır.

SONUÇ

Engellilerin topluma tam, eşit ve onurlu bir şekilde katılmalarının sağlanması amacıyla; başta sosyal güvenliktendışlanmaması olmak üzere, yapılan sosyal yardımların hak temelli bir bakış açısıyla gerçekleştirilmesi için köklü bir anlayış değişikliğine ihtiyaç vardır. Bunun içinde, öncelikle, çalışma kavramına endeksli sosyal güvenlik anlayışının terk edilmesi gerekir. Engellilerin sosyal güvenliğinin ön koşulu çalışma olduğu sürece, sosyal dışlanma sorununun çözümü olanaksızdır. Zira engellilerin tam istihdamı, tıpkı engelli olmayanlarınki gibi olanaksızdır. Bu nedenle çalışmanın önemini reddetmeyen ancak istihdamla sınırlı olmayan genişlikte bir sosyal koruma hukukuna gereksinim vardır.(Gökçeoğlu Balcı,2009)  Bu hukuk anlayışının merkezinde ise hak niteliğinde sosyal yardımlar ve bu yardımlarla eşgüdümlü, sosyal dışlanmayla mücadele amaçlı, sosyal hizmetler yatmaktadır.

KAYNAKÇA

Bedir Eyüp, 1.bölüm: “Sosyal Politikaya İlişkin Genel Bilgiler ve Sosyal Politikanın Araçları”, “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

Çınarlı Serkan, “Kamu Hizmetlerinin Yürütülmesinde Engelli Hakları” Doktora tezi, Kamu Hukuku Anabilim Dalı / Kamu Hukuku Bilim Dalı, 2008 İzmir

Demir Fevzi, “Anayasa Hukukuna Giriş Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku”, 6. Baskı, Anadolu Matbaacılık, 2005, İzmir

Gözübüyük A.Şeref, “Anayasa Hukuku”, 2. Baskı, 1989, Ankara

Gökçeoğlu Balcı Şebnem, “Sosyal Dışlanma Kavramı Bağlamında Engellilerin Sosyal Güvenlikten Dışlanması”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, sayı:2009/2 dosya Konusu;”Özürlü Haklarına İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, 2009 İstanbul

Güllüpınar Fuat, 5.bölüm:”Devlet ve Sınıf: Refah Toplumu, Sosyal Devlet ve Sosyal Politika”, “Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik”, 4.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Ağustos 2015Eskişehir

Karkıner Nadide, 3.bölüm:”Türkiye’de Aile Kurumu ve Nüfusla İlgili Sorunlar”, “türkiyenin Toplumsal Yapısı, 3.baskı,  Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2014 Eskişehir

Özbudun, Sibel, “Bir ayrımcılık aracı ve tarzı olarak yoksulluk”, Felsefelogos, 2006/1, s. 69; Ayrıca bkz. Chossudovsky, Michel, Yoksulluğun Küreselleşmesi: IMF ve Dünya Bankası Reformlarının İçyüzü, Çiviyazıları, 1999 İstanbul

TOKOL Aysen, 6.bölüm: “Sosyal Dışlanma ve Ayrımcılık”, “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

TOKOL Aysen, 7.bölüm:”Özel Olarak Korunması Gereken Gruplar (Dezavantajlı Gruplar) “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

T.C.Anayasası(1) – Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.2709.pdf

Engelliler Hakkında Kanun (1) – Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5378.pdf

 

Sosyal Hizmetler Kanunu(1) – Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.2828.pdf

65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun (1) – Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.2022.pdf

2010bölü13 Sayılı Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler konulu Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü genelgesi, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

2012bölü26 Sayılı Evde Bakım Ücreti Geri Ödemeleri hakkında genelge,https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

2013bölü8 Sayılı Evde Bakım Hizmetinden Yararlanan Engelli Bireylerin Diğer Hizmetlerden Yararlanması hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

2014/07 sayılı Engellilerin Evde Bakımına Destek İçin Verilen Sosyal Yardımlar hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Resmî Kurum ve Kuruluşlar Bakım Merkezleri Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
Özürlüler Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
Yaşlı Hizmet Merkezlerinde Sunulacak Gündüzlü Bakım ile Evde Bakım Hizmetleri Hakkında Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat
stratejik_plan/turkiyede_ozurluluk,http://www.ozida.gov.tr/stratejik_plan/turkiyede_ozurluluk.html (Erişim tarihi:29.11. 2009).