Görme Engelli Hukukçuların Hakimlik Mesleğine Alınmamalarına Dair Karşılaştırmalı Hukuk Çerçevesinde Bir Bakış Denemesi (Hikmet KARADAĞ)

Çar, 08/10/2022 - 19:24 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

GÖRME ENGELLİ HUKUKÇULARIN HÂKİMLİK MESLEĞİNE ALINMAMALARINA DAİR KARŞILAŞTIRMALI HUKUK ÇERÇEVESİNDE BİR BAKIŞ DENEMESİ

 

Hikmet KARADAĞ

 

Özet:

 

Bu yazıda; öncelikle, kıta Avrupası hukuk sisteminde bulunan; Almanya, Avusturya ve Fransa örneklerinde hâkimlik mesleğine alınma koşulları açısından görme engelli hukukçuların  hâkimlik mesleğine alınıp alınamayacaklarına değinilecektir. Ardından; İslam hukukunda ve özel olarak Osmanlı hukuk sisteminde görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine alınmaları bakımından değerlendirme yapılarak, özellikle Osmanlı sisteminde kadılık yapmış görme engelli kadılara işaret edilecektir. Daha sonra, Anglo Sakson Hukuk sistemine dahil, ABD’de ve İngiltere’de Görme Engelli Hâkim pratiklerinden söz edilecektir. Son olarak, günümüz Türkiye’sinde görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine alınıp, alınamayacağı ve bu mesleği gerçekten icra edip, edemeyecekleri hakkında görüşler ortaya konularak, kritikler yapılacaktır.

 

1- GİRİŞ

 

“Adalet ve düzeni temsil eden Themis, bir elinde terazi öteki elinde kılıç tutan, gözleri bağlı bir kadın olarak simgeleştirilmiştir. Elindeki terazi adaleti ve bunun dengeli şekilde dağıtılmasını, diğer elindeki kılıç ise adaletin keskinliğini simgelemektedir. Günümüzdeki Themis simgesinin evli olmadığını varsayarak, kadın ve bakire oluşu bağımsızlığını, gözlerinin bağlı olması ise tarafsızlığını simgeler.”( KÜÇÜKKAYALAR Çiğdem, “Adalet Tanrıçaları”, Ankara Barosu Hukuk Gündemi Dergisi, sayı:1, yıl:2012- Ankara)

“Roma döneminde, Themis’in yerini “Justitia" alır. Justitia’nın Themis’ten farkı, gözlerinin kapalı olarak simgelenmesidir. Romalılar, tanrıçanın, adaletli bir yargılama yapabilmesi için, gözlerinin kapalı olması ve karşısındakini görüp etkilenmemesi gerektiğini düşünmüşler. Hukuk ve adalet ile birlikte anılan Justitia, daha çok ahlaki değerlerle güçlendirilmiş bir adalet anlayışını betimlemektedir. Justitia’nın sol elindeki terazi destek ve muhalefet gücünü, sağ elindeki iki ucu keskin kılıç ise akıl ve adalet gücünü simgelemektedir. Justitia’nın modern ikonası mahkeme salonlarında da kullanılmaktadır. Gözlerindeki bağ objektifliği simgeler; korku ya da taraf hislerine sahip olmadan, tarafsız ve kimliksiz objektif olmak demektir. Söz konusu bağ 15. yüzyıldan bu yana ön plana çıkmıştır. “Adaletin gözü kördür”  Sözünün de buradan geldiği ifade edilmektedir. Adalet hiçbir kişiye, zümreye, aileye sosyal statüsünden ya da zenginliğinden dolayı ayrıcalık tanımamalı, kimseye karşı renk, dil, din, ırk gibi ayrımcılıkta bulunmamalıdır. Gözlerin kapalı olması, adaletin hiçbir şeyden etkilenmemesi, bunları dikkate almadan karar vermesini ifade eder.” (Küçükkayalar,2012)

Yine, Tutumlu(2018) Yargı Felsefesi Üzerine adlı eserinde, adalet tanrıçası Themis’in gözlerindeki bağa şöyle dikkat çekmektedir: ”insanın ürettiği mitolojik kahramanlardan biri de, bilindiği gibi, adalet tanrıçası Themis’dir: Bir elinde kılıç, diğer elinde terazi olan bu tanrıçanın gözlerinin bağlı olması derin bir tarafsızlık beklentisini -metafiziğini- ortaya koyar."( TUTUMLUMehmet Akif “Yargı Felsefesi Üzerine” Seçkin Yayınları: 2018- Ankara)

Dorfman,(2016) John Rawls’ın Kör Adalet Paradoksu yaklaşımını odağına alarak görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine alınmalarına veya bu mesleği icra etmelerine yönelik sosyo- politik ve kültürel tutum, önyargı ve kalıp yargıları da değerlendirdiği makalesinde; Rönesans Devriminin başlaması ve Orta Çağ'ın feodal hukukunun terk edilmesiyle, laik grupların görme engelliliği nesnellik atfetmeye başladıklarını ve bu metaforu dini yönetimin kısıtlamalarından kurtulmak ve yargının bağımsızlığını kurmak için kullandıklarını ileri sürmektedir. Dorfman devamla, erken modern dönemin bu döneminde, diğer sakatlık türleri, haksız yargılardan kaçınma arzusu çerçevesinde örnek olarak, İtalyan sanatçı Cesare Giglio tarafından boyanmış, elleri olmayan ve dolayısıyla rüşvet alamayan yargıçları betimleyen Cenevre Belediye Binası'ndan bir 1604 freski vermektedir.( Dorfman, Doron, The Blind Justice Paradox: Judges with Visual Impairments and the Disability Metaphor(Kör Adalet Paradoksu: Görme Engelli Hâkimler ve Sakatlık Metaforu) (August 18, 2016). Cambridge Journal of International and Comparative Law, Vol. 5, No. 2, 2016,)

 

Dorfman(2016) anılan makalesinde şöyle devam etmektedir. Adalet İkonu'nun körlüğü, bu nedenle, dönemin hukuki pozitivizm akımına uygundur. Mevcut hukuk teorisi, hâkimlerin önlerindeki davalara belirli bir mesafe koymalarını ve her türlü kişisel görüş ve ideolojiyi kararlarından dışlamalarını zorunlu kılmaktadır. Adalet “kör', yani nesnel olmalıdır. Bununla birlikte, tarafsızlık savunucuları, görevin zorluğunu kabul ediyorlar. Adalet İkonu'nun göz bağı, gerçekte tarafsız yargılamayı mümkün kılmak için çok az şey yapar.

 

Yukarıda aktarılan anlatıdan da açıkça anlaşıldığı gibi, Adaletin gözü kördür aforizmasından hareketle, adaletin objektif ve tarafsız bir şekilde yerine getirilebilmesinin ancak, körlük metaforu üzerinden gerçekleştirilebileceğine dikkat çekilmesine karşın; günümüzde halen görme engelli hukukçuların adaletin uygulayıcısı olan mesleklerden hâkimlik mesleğini yapamayacakları yönündeki yaygın kanaat oldukça ironiktir.

 

      2- KITA AVRUPASI HUKUK SİSTEMİNDE HÂKİMLİK MESLEĞİNE ALINMA KOŞULLARI

 

Bu bölümde kıta Avrupa hukuk sistemine tabii Almanya, Fransa ve Avusturya’da hukuk mesleklerine alınma koşullarına özellikle engelliler, özellinde de görme engelli hukukçular yönünden değinilecektir. Bu koşullarda, görme engellilerin özellikle hâkimlik mesleğine alınmaları yönünde bir engellin bulunup bulunmadığına ilişkin değerlendirmeler yapılacaktır.

 

2.1 Almanya

 

Almanya’da hukuk mesleklerine giriş şart ve usulleri konusunda hem federal hem de federe hukuki düzenlemeler var olduğu; federal düzenlemenin Alman Hâkimler Kanunu olduğu, federe devletlerce çıkarılan konu hakkındaki düzenlemelerin bu Kanuna uygun olmaları zorunluluk oluşturduğu belirtilmektedir. ( Muratoğlu Tahir, “Almanya Federal Cumhuriyetinde Hukuk Mesleklerine Giriş Şart ve Usulleri”, , Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt 0, Sayı 48, 2021, 21 - 64)

 

Buna göre; Muratoğlu(2021) aktardığına göre: Alman hukukuna göre hukuk mesleklerinde çalışabilmek için hâkimlik yapma yeterliliğine sahip olmak şarttır. Bu nedenle Alman Hâkimler Kanunu’nun hâkimlik mesleğine giriş şart ve usullerine ilişkin hükümleri diğer hukuk meslekleri için de geçerlidir. Bu şekilde tüm hukukçular için ortak ve tek tip bir mesleğe giriş süreci öngörülmüştür. Alman Hâkimler Kanunu’na göre hâkimlik mesleğine girebilmek için kural olarak dört buçuk yıl süren bir hukuk eğitiminden sonra yapılan birinci sınavı geçmek gerekir. Birinci sınav federe devletlerce yapılan zorunlu alan sınavı ile üniversitelerce yapılan seçmeli alan sınavından oluşur. Birinci sınavın başarılmasından sonra da iki yıllık bir hazırlık hizmetinin tamamlanması ve ardından ikinci devlet sınavının başarılması gerekir. Alman Hâkimler Kanunu’nda yer almayan ayrıntılar ile bu Kanunun federe devletlerce düzenlenebileceğini veya düzenlenmesi gerektiğini öngördüğü konular federe devletlerce düzenlenmiştir.

 

Alman Hâkimler Kanunu’na göre, hâkim ve savcılar açısından mesleğe kabulde bir kişinin hâkim veya savcı olabilmesi için; Alman olması, Alman Anayasasına sadık kalacağını beyan etmesi, iki devlet sınavını başarı ile geçmiş olması, gerekli sosyal becerilere sahip olması, gerekmektedir. ( Gök Ümmügülsüm, Koyuncu Nuran, “Türk Hukuk Tarihinde ve Karşılaştırmalı Hukukta Hâkimlik Mesleğine Giriş ve Hâkim Yardımcılığı”; Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2019, 68 - 86)

 

Özellikle Türkiye’deki çoğunluk görüşü; görme engelli hukukçuların, duruşma yönetimi, dosya incelemesi ve keşif gibi, handikaplar nedeniyle hâkimlik görevini eksiksiz olarak yerine getiremeyecekleri yönünde ise de, bu sorunlar yapısal olmayıp, çözümsüz değildir. Bu bağlamda; Almanya,  Avusturya ve 1934 tarihli hâkimler ve savcılar kanunu ile ülkemizde uygulanan hâkim yardımcılığı müessesesi ve teknolojik gelişmelerin desteği ile bu sorunların aşılması kolaylaşacaktır. (Koyuncu, Gök;2019) aktardığına göre; Almanya’da 1957 yılında “rechtspfleger” yani “yardımcı adalet memuru” yasası ile hâkim olmayan ama işlerinde yardımcı olan bir statü belirlenmiştir. “Rechtspfleger” mahkemelerde ve savcılıklarda kendilerine verilen adalet hizmetlerini yerine getirmekle görevli olan adli memurlardır. Bir diğer deyişle mahkeme idari teşkilatında yükseltilmiş seviyede hizmet veren memurlardır. Yardımcı Adalet Memurları ile ilgili olarak 1 Temmuz 1970 tarihinde Yardımcı Adalet Memurları Kanunu düzenlenmiştir. Yardımcı Adalet Memurları, bugün adli teşkilatta karar verici konumda olup çok büyük ve çok küçük mahkeme birimlerindeki görevlerin ifasını yerine getirip cebri icra, çekişmesiz yargı gibi kanunlarında sayılan görevleri yerine getirmektedirler. Verdikleri kararlar da mahkeme kararı olmaktadır. Yardımcı adalet memurlarının eğitimleri, üç yıl olup eğitim, teorik ve pratik öğrenim bölümlerine ayrılır. Pratik eğitimleri özel olarak seçilmiş sulh mahkemeleri ve savcılıklarda geçirirler. Lise diplomasına sahip herhangi bir üniversitede eğitim yapabilme imkânına sahip öğrenciler bu eğitimi alırlar.

 

Hâkimlik mesleğine kabul şartları bakımından Muratoğlu(2021)  aktarımları da aynı paralelde olup, şöyledir; Federal kanun koyucu Alman Hâkimler Kanunu’nun (Deutsches Richtergesetz) 5 ila 7. maddelerinde hâkimlik mesleğine kabul için gerekli şartları, yani kimlerin hâkimlik yapabileceğini düzenleyerek bu konuda genel bir çerçeve çizmiştir. Federal devletin yasama yetkisini kullanmadığı, yani bu Kanunda düzenlenmeyen veya ayrıntıları belirtilmeyen konular ise federe devletler tarafından düzenlenmektedir. Alman hukukundaki federal kanuni düzenlemeler avukat, noter ve ayrıca savcı olarak çalışabilmek için de hâkim olarak çalışma yeterliliğine sahip olunması gerektiğini hüküm altına almışlardır. Bu nedenle diğer hukuk mesleklerinde çalışabilmek için de hâkim olarak çalışma yeterliliğini elde etmiş olmak gerekir.

 

Özet olarak; Muratoğlu(2021)  aktardığına göre; Alman Hâkimler Kanunu’nun 5. maddesine göre hâkim olarak çalışabilmek için bir üniversitede hukuk öğrenimini tamamlayarak birinci sınavı (erste Prüfung) başarmak ve bunu takiben de bir hazırlık hizmetini (Vorbereitungsdienst) tamamlayarak ikinci devlet sınavını (zweite juristische Staatsprüfung) geçmek gerekir.

 

Yukarıda yapılan aktarımlardan da açıkça anlaşıldığı üzere, Federal Almanya hukuk sisteminde hâkimlik mesleğine alınma koşulları bakımından genel olarak engellilere, özel olarak da görme engellilere yönelik herhangi bir sınırlandırmanın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yani; Hukuk öğrenimi görmüş; yapılan ilk kademe sınavını geçmiş; akabinde de hazırlık hizmetini tamamlamış; daha sonra devlet tarafından yapılan İkinci kademe sınavını da geçmiş her engellinin hâkimlik mesleğine atanmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu koşullara tabii olmaksızın Almanya Üniversitelerinde çalışan hukuk Profesörlerinin direkt hâkim olarak atanmaları da mümkündür. Dolayısıyla bu kişinin engelli veya görme engelli olması özel olarak herhangi bir anlam ifade etmemektedir.

Öte yandan,  Muratoğlu(2021)  aktardığına göre; Alman Hâkimler Kanunu’nun 5 ve devamı maddelerinde Öğrenim, hazırlık hizmeti ve sınavlara ilişkin ayrıntılar düzenlenmekte olup, bu düzenlemeler arasında da engellilere veya görme engellilere yönelik herhangi kısıtlayıcı bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

 

 

2.2 Avusturya

 

 

Avusturya’da hukuk eğitimi tamamlandıktan sonra herhangi bir sınava girmeden mezunlar, -hâkim-savcı, noter, avukat olmak isteyenler ayrım yapılmaksızın- staja başlamaktadırlar.(Koyuncu, Gök;2019)

 

Koyuncu ve Gök;(2019) aktardığına göre; Avusturya’da bir kişinin hâkim olabilmesi için; Avusturya Cumhuriyeti vatandaşı olmak, üniversitelerin hukuk fakültesinden mezun olmak, avukatlık veya noterlik yapmak için gerekli olan beş aylık mahkeme stajını bitirmek, iyi derecede Almanca bilmek, duruşma takibi konusunda engeli olmamak, şartlarına sahip olması gerekmektedir.

 

Avusturya’da hâkimlik mesleğine atanma koşulları bakımından engelli veya görme engelli hukukçulara yönelik direkt bir sınırlandırma olmamasına karşın, “duruşma takibi konusunda engeli olmamak” koşulu açısından görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine atanmaları bakımından ne derece olumsuz etkilenecekleri çeşitli açılardan tartışılabilir. Bu yazımızın değerlendirme bölümünde ayrıntılarıyla değineceğimiz gibi, bu konularda BM Engelli Hakları Komitesi BM Engelli Hakları Sözleşmesinin Adalete Erişim Hakkı kapsamında Beasley-Avustralya kararı ve Lockrey-Avustralya kararı ile İmzacı devletlere engellerin giderilmesi için bir takım yükümlülükler yüklemektedir.

 

2.3 Fransa

 

“Fransa’da hâkim ve savcı atamaları, Yargı organlarının bağımsızlığı amacı ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılır. Fransa’da hâkim ve savcılık mesleğine kabul üç farklı şekilde gerçekleşmektedir. İlk ikisi adaylığa kabul olup üçüncüsü ise doğrudan mesleğe atama şeklinde olmaktadır. Hâkim-Savcı stajyerliği için üç farklı yarışma sınavı açılmaktadır. Bu sınavlar; yeni mezunlara, dört yıllık görev süresini tamamlamış memurlara, sekiz yıllık mesleki tecrübesi bulunanlara, yönelik olarak gerçekleştirilmektedir. Bu sınavları kazananlar Adalet Bakanı Kararnamesiyle hâkim savcı stajyeri olarak atanmaktadır.” (Koyuncu, Gök;2019)

“Ülkemizde olduğu gibi Fransa’da da adli yargı ile idari yargı ayrılmaktadır ve eğitimleri de buna göre verilmektedir. İdari yargı hâkimleri sınav usulü ile devlet memurları, avukatlar ve akademik derece sahibi hukukçular arasından da seçme sınavı ile mesleğe alınmaktadırlar. Sınavda başarılı olanlar Ulusal İdare Okulu’ndan eğitim alırlar. Adli yargıda hâkim ve savcıları yetiştiren kurum ise Ulusal Hâkimlik ve Savcılık Okulu’dur.” (Koyuncu, Gök;2019)

Koyuncu ve Gök(2019) aktardığına göre; Fransa’da bir kişinin hâkim olabilmesi için; Mezunlara açılan sınavda; otuz bir yaşını doldurmuş, yüksek lisans ve dengi bir diplomaya sahip, medeni hakları kullanma ehliyetine ve iyi ahlaki özelliklere haiz, fiziksel olarak uygun, askerlikle ilişkisi olmayan, Fransız vatandaşları girebilirler. En az dört yıl boyunca kamu görevinde bulunmuş devlet memurları için açılan sınavda; sınavın yapıldığı yılın ocak ayında kırk sekiz buçuk yaşını doldurmamış olmamaları aranmaktadır. Bunun haricindeki diğer şartlar mezunlardan açılan sınava gireceklerde aranan şartlar ile aynıdır. En az sekiz yıllık mesleki tecrübesi bulunan özel sektörde veya seçimle iş başına gelinen hizmetlerde mesleki deneyim elde etmiş ve kırk yaşını aşmamış kişiler de bu sınav ile alınmaktadır.

Fransa’da hâkimlik mesleğine atanma koşulları bakımından engelli veya görme engelli hukukçulara yönelik direkt bir sınırlandırma olmadığını görüyoruz. Ancak, “fiziksel olarak uygun olmak” koşulu açısından görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine atanmaları bakımından ne derece olumsuz etkilenecekleri çeşitli açılardan tartışılabilir. Yine, Koyuncu ve Gök;(2019) aktardığına göre Fransa sisteminde Seçme sınavını kazanan adaylar ortama üç yıllık bir eğitim aldıktan sonra yeterlilik sınavı ve sözlü olan sınıflandırma sınavlarına tabi tutulurlar. Başarı ile bu sınavları geçenler atanırlar, sınıflandırma sınavında başarısız olanlar tekrar sınava alınırlar bir kez daha başarısız olanlar okuldan uzaklaştırılır ve başka bir kadroya da atanamazlar. Dolayısıyla, fiziksel olarak uygun olmak” koşulu hâkimlik mesleğine alınma ve yerine getirme açısından nasıl bir engel oluşturduğu veya oluşturacağı anlaşılır bir durum değildir. Fiziksel olarak uygun olma koşulu direkt kişinin fiziksel durumuna ilişkin olarak ayrımcılık oluşturduğu için temel insan hakları sözleşmelerine ve özel olarak da BM Engelli Hakları Sözleşmesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim, yazımızın değerlendirme bölümünde ayrıntılarıyla değineceğimiz gibi, bu konularda BM Engelli Hakları Komitesi BM Engelli Hakları Sözleşmesinin Adalete Erişim Hakkı kapsamında Beasley-Avustralya kararı ve Lockrey-Avustralya kararı emsal niteliktedir. Ayrıca, fiziksel olarak uygun olma koşulu, duyusal engel grubunda bulunan görme engelli veya işitme engelli hukukçuları hâkimlik mesleğine alınmaları bakımından ne derece olumsuz etkileyeceği başka bir tartışma konusudur.

 

3- İSLAM VE OSMANLI HUKUK SİSTEMİNDE HÂKİMLİK

 

Bu bölümde, öncelikle İslam ve Osmanlı Hukuk sistemlerinde hâkimlik mesleğine yaklaşım kısaca ortaya konulduktan sonra, engellilerin hâkimlik mesleği icra edip edemeyeceklerine yönelik görüşler ortaya konulacaktır. Daha sonra Osmanlı Hukuk Sisteminde hâkimlik pratiklerinden söz edilecektir.

 

3.1 İslam Hukuk Sisteminde Hâkimlik ve Engellilerin Durumu

 

Adalet, dinî literatürde üzerine en çok vurgu yapılan temel kavramlardan biri olduğu, toplumun barış ve huzur içinde yaşamasının da ön şartı olarak görüldüğü için onun gerçekleşmesinde büyük rolü bulunan hâkimlik kutsal bir meslek sayılmış, bu göreve getirilecek kimselerde aranan niteliklere de bunun için ayrı bir önem verilmiştir.( Avcı Mustafa, “Mecelle’ye Göre Hakimin Nitelikleri ve Yargılama Etiği”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı 27, 2016, 33 – 58)

 

Kur’an’da yargılama işiyle görevlendirilecek kişinin adalet, ilim ve hikmet vasıflarını taşıması gerektiği belirtilmiştir (Mâide 5/95; Enbiyâ 21/74, 79). (Avcı;2016)

 

Hz. Peygamber, yargı görevini üstlenecek sahâbîlerin buna uygun meziyetlere sahip olmasını istemiş, yeterli şartları haiz olmayanların hâkimlik ve kamu görevi taleplerini de geri çevirmiştir. (Avcı;2016)

 

Fakihler, toplumda mümkün olduğu ölçüde en vasıflı kimselerin hâkimlik görevini üstlenmesini gerektiğini söylemişlerdir. hâkim olarak atanacak kimselerin derin hukuk bilgisine, vücut bütünlüğüne, sosyal ilişkilerin gereklerini, halkın ihtiyaçlarını, örf ve âdetlerini kavramaya elverişli kültüre, dış etkilere karşı koyacak derecede ahlâk, karakter ve seciyeye sahip olmaları, dinî emir ve yasaklara aykırı davranışlarda bulunmamaları gerektiğini ifade ederler. (Avcı;2016)

 

İslam hukukunda, hâkim olabilmek için bulunması gereken özellikler olarak, Müslüman olması, erkek olması, akıl ve baliğ olması, hür olması, adaletli, ilim sahibi yani müçtehit olması, göz, dil, kulak gibi duyu organlarının sağlam ve sıhhatli olması şartları sayılmıştır. İslam hukukçuları arasında, hâkimin (kadı) akıllı, ergin, hür, Müslüman, işiten, gören ve konuşan bir kimse olması gerektiği hususunda genel bir oydaşma olduğu belirtilmektedir.  Buna karşın; Hâkimin adil, müçtehit ve erkek olması gibi bazı şartlarda ise farklı görüşler bulunduğu belirtilmektedir. (Koyuncu ve Gök;(2019)

 

Hem İslam hukukunda hem de Osmanlı hukukunda, hâkimlerde günümüzde aranan niteliklere benzer niteliklerin arandığı anlaşılmaktadır. İslam hukukunda hâkimlik mesleği için aranan özel niteliklerin bulunduğu görülmektedir. İslam hukukunda yer alan günümüze benzer niteliklerden biri de sağlam ve sağlıklı olma ölçütüdür. Hâkimin, önüne gelen uyuşmazlıkları çözebilmesi için bir takım engellerin olmaması gerektiği düşünülmüştür. ( Aykanat Mehmet, “Engellilerin Hâkimlik Yapması Tartışmalarına Osmanlı Hukukunda Bir Bakış”,Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt 1, Sayı 42, 2020, 149 – 172)

 

(Aykanat:2021) aktarımından öğrendiğimiz kadarıyla; Hâkimlik için tanıklık ehliyetine sahip olmak gerektiği klasik kaynaklarda ifade edilmiştir. Tanıklığa ehil olmayanların, hâkimliğe ehil olmadığı belirtilmiştir. Bu görüş İbn Abidin tarafından, İbn Kemal’e dayandırılarak aktarılmıştır.

 

İslam Hukuk sisteminde hâkimlik(kadılık) yapabilmek için göz, dil, kulak gibi duyu organlarının sağlam ve sıhhatli olması gerektiği hususunda müçtehitlerin ekseriyetle fikir birliği içinde oldukları anlaşılmaktadır. Yani, hâkim(kadı) olan birinin işiten, gören ve konuşan bir kimse olması gerektiği yönünde bir fikir birliği mevcuttur.

 

 

3.2 Osmanlı Hukuk Sisteminde Hâkimlik ve Engellilerin Durumu

 

Koyuncu ve Gök;(2019) aktarımına göre; Osmanlı Devleti’nde, diğer İslam devletlerinde olduğu gibi kadı/hâkim olacak kişilerde bazı özellikler ve nitelikler aranmaktaydı. Mecelle’nin 1792. madde hükmüne göre “Hâkim; hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olmalıdır.”  1793. madde hükmüne göre ise “Hâkim, mesaili şer’iyye ve fıkhiyyeye ve usuli muhakemeye vakıf ve deavi-yi vakıayı onlara tatbikan fasl ve hasma muktedir ve müteverri ve mütedeyyin olmalıdır.” 1794'te ise “Hâkimin temyiz-i tâmme muktedir olması lâzımdır. Binaenaleyh sagîr ve ma'tûh ve a'mâ ve tarafeynin savt-ı kavîlerini işitemiyecek mertebe sağır olan kimesnenin kazası câiz değildir” denilmektedir.

 

Mecelle’nin 1686. maddesinde konuşma ve işitme engelli kişilerin tanıklıklarının geçersiz olduğu düzenlenmiştir. Yani tanıklığı geçersiz olan konuşma ve işitme engelliler, Ali Haydar Efendi’nin kıstasına göre hâkimliğe de ehil değildir. (Aykanat,2021

 

Yine Aykanat,(2021) aktardığına göre; Hâkimin atanmasında etkili olan niteliklerin kaybedilmesi azil sebebidir. Ali Haydar, hâkimlik mesleğine başlarken sağlıklı olan bir kişinin, görevi sırasında engelli hale gelmesi durumunda, görevinin sona ereceğini belirtmiştir.

 

Aykanat, Fetâvâyi Hindiyye’de (1700'lü yıllarda Hindistan'da yazılmış Hanefi mezhebinin referans fetva kitaplarından birisidir. ) yer alan görüş de aynı yöndedir. Ayırt etme gücünü veya duyu organlarını kaybeden hâkimin azledileceği belirtilmiştir.

 

Yine Aykanat, anılan makalesinde aktardığına göre; Osmanlı uygulamasında sağlıklı olma şartını kaybetmesi sebebiyle kadıların azledilmesinin nadir görülen bir durum olduğunu belirtmektedir. Arşivlerde yapılan araştırmalarda bu konuda çok az sayıda örneklere rastlandığı ve konu ile ilgili örnek çalışmalarının sayısının oldukça az olduğu belirtilmektedir.

 

Bu konuda Aykanat,(2021); makalesinde tespit edilen örnekleri şu şekilde sıralamaktadır: 16.yüzyılda ilmiye mensuplarını inceleyen Beyazıt, kadıların azil sebepleri arasında sağlık şartının kaybedilmesine yer vermemiştir. 17. yüzyılda Rumeli’yi inceleyen Alan, konuya ilişkin örnekler bulunduğundan bahsetmiş ve bir örnek vermiştir. 16. yüzyıl sonlarına ilişkin bir diğer örnekte, görme yetisini kaybettiği iddia edilen kadı hakkında tahkikat yapılması; evrak okumaya engel seviyede olup olmadığının bildirilmesi istenmektedir.

 

3.3 Osmanlı Hukuk Sisteminde Özel Olarak Görme Engellilerin Durumu

 

Aykanat anılan makalesinde görme engelliler ile ilgili durumu ise şu şekilde aktarmaktadır:

Görme engelinin hâkimlik mesleğini yapmaya engel olacağı, ağırlıklı olarak tercih edilen görüştür. Görme engelli kişinin hâkimlik yapamayacağı, fetvalarda yer almıştır. Abdürrahim Efendi, âmâ olan bir kişinin kadılık yapmasının caiz olmayacağını belirtmiştir. Görme engeli, tanıklık ehliyetinin de şartlarındandır. Dolayısıyla hâkimlik mesleğini yapabilmek için görüyor olmak şarttır.

 

Fetâvâyi Hindiyye’de hâkimlik yapacak kişilerde bulunması gereken şartlar sayılırken, “iki gözü kör olmamak” ifadesi kullanılmıştır. Bu ifadenin mefhumu muhalifinden anlaşılan, tek gözü görenlerin hâkim olmalarının mümkün olduğudur. Görme engellinin kadılık yapamayacağı görüşü, tarafları ayırt edememesi ve sesleri karıştırma ihtimali olması savlarıyla ileri sürülmüştür. Tek gözü gören bir kişinin tarafları ayırt etmesi mümkün olduğundan, kadılık için aranan şartı bu açıdan taşıdığı söylenebilir.

 

Osmanlı uygulamasında “Kör Tahsin” lakabıyla tanınan, çeşitli şehirlerde kadılık yapmış ve Rumeli kazaskerliğine kadar yükselmiş olan Tahsin Hasan Bey’in bir gözü görmediği için bu lakapla anıldığı ifade edilmiştir.

 

Şuayb Peygamberin görme bozuklukları olmasından yola çıkarak, görme engelli kişilerin hâkimlik yapabileceğini kabul eden bazı Şafii âlimler vardır. Ancak çoğunluk görme engellilerin hâkimlik yapamayacağını savunmuştur.

 

İmam Malik de görme engelli bir kişinin hâkimlik yapabileceği görüşünü savunan az sayıda âlim arasındadır.

 

Osmanlı Devleti’nde yargı yetkisi bulunan bir kurum olan Meclis-i Vâlâ’da 103 üyelik yapmış Şerif Mehmed Paşa’nın gözlerinin görmediği bilgisi Sicill-i Osmani’de yer almıştır. Bu kişinin görevi sırasında da görme engelli olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Elmalı Kadısı iken vefat eden Nami Cafer’in de âmâ olduğu kayıtlarda yer almıştır.

 

Görevi sırasında görme yetisini kaybeden hâkim, azledilmiş sayılır. Görme yetisini kaybeden hâkimin gözleri iyileşirse, bu durumda görevine devam edebilir. Bir fetva örneğinde, naip atamaya yetkili kadının, görme engeli oluştuktan sonra naibi tarafından verilen hükmün durumu değerlendirilmiştir. Aleyhine karar verilen taraf, “görme engelli bir kişi hâkimlik yapamayacağından, onun naibinin verdiği karar geçersizdir” iddiasında bulunmuştur. Ancak bu iddianın yerinde olmadığı ve kararın uygulanacağı, fetvada belirtilmiştir. Bu örnekte, görme engelli kişinin hâkimlik yapamayacağını gerekçe olarak ileri sürmesi dikkate şayandır. Halkın bu konudaki görüşü bildiği ve bunu iddiasına delil olarak kullandığı anlaşılmaktadır. Yani görme engelli bir kişinin hâkimlik yapamayacağı bilgisi, halka inmiş yaygın bir bilgidir.

 

Osmanlı uygulamasından 16. yüzyıl sonlarına ait bir örnekte, gözlerinin görmediği iddia edilen Konya kadısı Kuddusi hakkında, Divan’dan yerel yöneticilere bir yazı gönderilmiştir. Yazıda yöneticilerin bir camide toplanıp gönderilen belgeyi kadıya okutmaları, okuyup okuyamadığı bilgisinin merkeze bildirilmesi talebi yer almıştır. Yazının cevabına ve yapılan muameleye ilişkin başka bir bilgiye rastlanmamıştır. Ancak yazıları okuyamayacak seviyede gözleri görmeyen kadıların azledildiği anlaşılmaktadır.

 

Bir başka örnekte müderrislik ve kadılık görevli yapmış olan Yenişehirli Hasan Efendi’nin görme engelli olması sebebiyle emekli edildiğinden bahsedilmektedir.

 

Görme engellilerin hâkimlik yapamayacağı yönündeki baskın görüşe karşın, hâkimlik yapabileceklerini düşünen İslam hukukçuları da olmuştur. Osmanlı uygulamasında tek gözü gören veya görme yetisini kısmen kaybedenlerin hâkimlik yapabildikleri anlaşılmaktadır.

 

 

4- ANGLO SAKSON HUKUK SİSTEMİNDE DURUM

 

Bu bölüm; Doron Dorfman’ın Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği’ne verdiği söyleşiden ve yine Dorfman tarafından kaleme alınmış, The Blind Justice Paradox: Judges with Visual Impairments and the Disability Metaphor(Kör Adalet Paradoksu: Görme Engelli Hâkimlik ve Sakatlık Metaforu) başlıklı makaleden yararlanılarak hazırlanmıştır. Bu bölümde, Görme Engellilerin hâkimlik mesleğine alınmaları Anglo Sakson hukuk sistemine tabi olan İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerindeki durumu somut örneklerle aktarılmaya çalışılacaktır. Ayrıca, diğer engellilerin durumuna değinilmeyecektir.

 

Dorfman,(2016) makalesinde; görme engelli yargıçların ABD ve İngiltere'nin hukuk sistemlerine başarılı entegrasyonuna dair çarpıcı örnekler sunmaktadır. Dorfman, Görme engelli yargıçların Amerikan ve İngiliz sistemlerine entegrasyonunun 300 yıllık bir geçmişi olduğunu ve çok sayıda görme engelli yargıç ABD ve İngiltere'deki yüksek mahkemelere başkanlık etmiş olduğunu ifade etmektedir.

 

Dorfman, ABD'de şu anda, mesleği görme engelli kişiler için erişilebilir hale getirmeye kendini adamış, görme engelli hukukçular için iki kuruluşun bulunduğunu belirtmektedir. Bu kuruluşlardan olan, Ulusal Görme engelli Avukatlar Derneği ve Amerikan Görme Engelli Avukatlar Derneği, doğaları ve sosyal amaçları bakımından birbirine çok benzer yapıda örgütler olduğunu ifade etmektedir. Dorfman devamla, Bu kuruluşların görme engelli hukukçular hakkında bilgi toplama çabalarına rağmen, ABD'de mahkemelere başkanlık eden görme engelli yargıçların sayısı hakkında resmi bir istatistik bulunmadığını belirtmektedir.

 

Dorfman çarpıcı bir şekilde; Engellilik çalışmaları akademisyenleri, toplumun engelli olmayan üyeleri ve ana akım medya tarafından engellilerin "sahte hayranlığı" olgusuna dikkat çekmektedir. Dorfman “Sahte Hayranlık” tuzağına kendi ifadeleriyle şu şekilde dikkat çekmektedir: “Buradaki fikir, engelli bireyler ve profesyonellerin, sırf engelli yaşadıkları için işlerinin bir parçası olarak gerçekleştirdikleri rutin işler için övülmeleri ve bir kaideye alınmalarıdır. 'Sahte hayranlık' olgusunun arkasındaki patronlaştırıcı mesaj, engellilerin daha az yetenekli oldukları veya onlar için bir şeyler yaptırmaları gerektiği ve bu nedenle kendileri yaptıklarında övülmeleri gerektiğidir.”

 

Bu durumun farkında olarak Dorfman, bu tepeden bakan görüşten kaçınmaya çalışarak ve her profesyonel kariyerin bir parçası olduğu için (sahte hayranlığın aksine) başarı ve takdirin yanı sıra zorluklar ve başarısızlıklar içeren görme engelli yargıçların deneyimlerini ve hikâyelerini sunmaktadır.

 

4.1 İngiltere’deki Durum

 

Dorfman, 18. yüzyılın ortalarında Londra’nın tehlikeli bir şehir olduğunu; 1748-1754 yılları arasında, hukuk sisteminin ve yasa koyucuların küçük suçlara karşı bile sert duruşuna rağmen kentte azalmadan devam eden bir şiddet ve suç dalgası yaşandığını; O yıllarda, aynı zamanda görme engelli olan Sir John Fielding’in Westminster Mahkemesi'nde sulh yargıcı olarak görev yaptığını; 1754'te, yaklaşık on yıl önce görme engelli olan Fielding, şehirdeki suçları ortadan kaldırmak için bir programın uygulanmasını üstlendiğini belirtmektedir.

 

Yargıç Fielding’in başarısını  Dorfman şu şekilde aktarmaktadır:

“Fielding planı o kadar başarılı bir şekilde uyguladı ki, iki yıl içinde şehrin güçlü çetelerinin suç faaliyetlerini durdurmayı başardı. Başarısı ona "on sekizinci yüzyılın en yaratıcı yargıcı" olarak övgüler kazandırdı. Sonunda şövalye ilan edildi. Fielding'in en büyük başarılarından biri, suçu araştırmak için bilgi toplamaya ve arşivlerde kataloglamaya dayanan yenilikçi bir bürokratik mekanizma kurmasıydı. Fielding, suç raporlarını, şüphelilerin tanımlarını ve soruşturmaya yardımcı olanlara verilen ödülleri yayınlamak için o günlerin ana tanıtım aracı olan günlük basını bile kullandı. Fielding, ceza sürecinin yönetimine ilişkin yeni uygulamalar yarattı ve bu uygulamaları herkes için erişilebilir hale getirdi ve böylece daha sonra 'kamu adaleti' olarak adlandırılan bir mekanizmayı harekete geçirdi. Bu isim, onun İngiliz toplumunun en marjinalleşmiş üyelerine hizmet etmeye olan bağlılığını yansıtıyordu. Ayrıca, suça meyilli terk edilmiş çocuklar ve gençler için belirlenmiş kurumlarda atölye çalışmaları ve dersler düzenledi. Fielding'in bir kaza sonucu oluşan görme engelliliğinin çevresindeki herkes tarafından bir felaket olarak algılanmasına rağmen kendisinin hiç de öyle görmediğini savunduğu aktarılır.

 

Dorfman, Başarı öyküsüne rağmen, Fielding'in ölümünden yaklaşık 200 yıl sonra, 1946'da İngiltere'de görme engelli yargıçların sulh yargıcı statüsü almasını yasaklayan bir emir çıkarıldığını ifade etmektedir. Bu Kararın altında yatan gerekçe ise, görme engelli yargıçların sakatlıklarının, önlerine çıkan sanıklar hakkında uygun bir izlenim oluşturmaması olduğu belirtilmektedir. Mezkur kararın 2001 yılında, zamanın İngiliz adalet Bakanı tarafından iptal edildiği belirtilmektedir.

 

Dorfman, 1990'da ilk görme engelli yargıç olan Sir John Wall, İngiltere'nin en yüksek hukuk mahkemesi olan İngiltere Yüksek Adalet Divanı'na atanmasını şu şekilde anlatmaktadır:

“1990'da ilk görme engelli yargıç olan Sir John Wall, İngiltere'nin en yüksek hukuk mahkemesi olan İngiltere Yüksek Adalet Divanı'na atandı. Sekiz yaşındayken görme engelli olan Wall, olağanüstü bir hafızayla kutsanmış bir adam olarak tanımlanıyor. Hayatı boyunca hem görme engelliler enstitüsünde hem de entegre enstitülerde eğitim gördükten sonra özel sektörde avukatlık kariyerine başladı. Wall, Oxford'dan mezun olduktan sonra iş bulmanın zor bir görev olduğunu ve bu nedenle çabalarını engelli kişilerin istihdamını savunmaya odaklamaya karar verdiğini açıkladı. John Fielding'den farklı olarak Wall, engellilerin çıkarlarını desteklemek için yoğun bir şekilde çalıştı ve hatta 2000 yılında toplumsal katkıları ve hizmetleri nedeniyle şövalye ilan edildi. Wall, 2002'de İngiliz mahkemesinden emekli oldu, ancak 2008'de vefat edene kadar sosyal faaliyetlerini mahkeme dışında sürdürdü.”

 

Dorfman; 1997 yılında hukukçu Amir A. Majid yarı zamanlı göçmenlik yargıcı olarak atanmasını ise şu şekilde aktarmaktadır:

“ 1997 yılında hukuk bilgini Amir A. Majid yarı zamanlı göçmenlik yargıcı olarak atandı. Doğduğu yer olan Pakistan'da bir üniversitede öğrenciyken daha sonra görme engelli olan Majid, uluslararası hukukta önde gelen bir akademisyendir ve aynı zamanda engellilikle ilgili konularda da çalışmaktadır.”

 

Dorfman, 2007 yılında İngiltere'nin en büyük mahkemesi olan Snaresbrook Crown Court'ta yargıç olarak görevlendirilen Doğuştan görme engelli olan yargıç John Lafferty’in durumunu ise şu şekilde aktarmaktadır:

“Doğuştan görme engelli olan yargıç John Lafferty, 2007 yılında İngiltere'nin en büyük mahkemesi olan Snaresbrook Crown Court'ta yargıç olarak görevlendirildi ve şu anda yedek kulübesinde görev yapıyor. Wall gibi, Leeds Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra 20 yıl avukatlık yapan Lafferty de mezun olduktan sonra iş bulmanın zor bir iş olduğunu kabul etti. Lafferty'nin sözleriyle:

Pek çok müstakbel işveren, görme engelli bir kişinin avukatlık yapmak gibi zor olarak görülen bir işi nasıl yapabildiğini görmek için hayal gücü sıçramasını yapamaz (...) Müstakbel bir işverenle diyalog kurabilirseniz, görme engeliniz hiçe sayılacak ve kaygıları hafifleyecektir. Tarihimin bunu başarmaya yardımcı olacağını umduğum şey bu; işverenlere her şeyin mümkün olduğunu söylemek. Sıkı çalışma ve kararlılık, tüm engelleri aşmanıza izin verecektir.”

 

 

4.2 Amerika Birleşik Devletleri'nde ki Durum

 

 

Dorfman, ABD'deki en erken atamalardan biri olarak 1972'de Florida, Duval County'deki görme engelli bir yargıcın seçilmesini göstermektedir. Dorfman, Yargıç Louis Corbin’in hikâyesini şu şekilde aktarmaktadır:

“ Yargıç Louis Corbin, sekiz yıl özel sektörde avukat olarak çalıştıktan sonra, 35 yaşında mahkemeye atandı. Altı yaşında bir kaza sonucu görme engelli olan Corbin, görme engelli bir yargıç olmanın avantajlarından birçok kez bahsetmişti. Mahkemede oturduğu yıllar boyunca Corbin, sakatlığı nedeniyle davalardan çekilmeyi ve bunları video görüntüsü biçimindeki delilleri içeren davalar da dahil olmak üzere diğer yargıçlara aktarmayı reddetti; Bu davalar sırasında Corbin, avukatlara, görüntülerin içeriğini kendisine ayrıntılı olarak açıklamalarını söylerdi. 1984 yılında, Corbin'in önüne bir iş kazasında ölen bir adam hakkında bir haksız fiil davası geldi. Müteveffanın karısı olan davacı, görme engelli bir yargıç olarak merhum kocasının yaralarının fotoğraflarından bir izlenim edinemeyeceğini ileri sürerek Corbin'in geri çekilmesini talep etti. Corbin reddetti ve daha sonra kariyeri boyunca görsel kanıt içeren düzinelerce davayı başarıyla denediğini iddia etti.”

 

Dorfman başka bir örnek olan Yargıç Nicholas T. Pomaro’nun hikâyesini ise şu şekilde aktarmaktadır:

Illinois, Cook County'den Yardımcı Devre Yargıcı Nicholas T. Pomaro, 1976'da kürsüye atandı. Otuz dört yıl son derece adil, çalışkan, zeki ve hassas bir hukukçu olarak itibar kazanarak kürsüde görev yaptı. Bir keresinde, bir cinayet davasını karara bağlarken, bir avukat Pomero'nun polise verilen videoya kaydedilmiş bir itirafı gözden geçirme yeteneğine meydan okudu ve Pomero'dan ‘sanığın ifadesini göremediği için' kendisini geri çekmesini istedi. Pomero reddetti ve eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından onaylandı. Pomero, önündeki tanığı görememesine rağmen, 'bu görüntüleri beynimde oluşturmasına izin veren bir tür altıncı his' geliştirdiğini, ancak bu görüntülerin görme yoluyla değil, hayal gücü, sesler aracılığıyla algılandığını söyledi. Koku alma, hissetme ve diğer duyular.

 

Bir başka ilginç örnek ise Yargıç Tony Cothren’in hikâyesidir. Dorfmanın  anlatımına göre:

“Çocukken yavaş yavaş görme engelli olan Yargıç Tony Cothren, 1996 yılında Alabama, Jefferson County'deki Onuncu Devre'ye atandı. Pomero ve Corbin gibi, görme engelliliğinin yargıç olarak çalışmasına engel olmadığını iddia ediyor. Cothren, bir erkeğin veya bir kadının sesini duyduğunda zihninde kişinin soyut bir şeklini canlandırdığını belirtmiştir. Ayrıca vizyonu hafızaya alamasa bile bilgisayarını tasavvur edebileceğini savundu. Cothren'in kariyeri olaylı geçti. 1998 yılında, uygunsuz davranış ve son teslim tarihlerine uymamakla suçlandıktan sonra açığa alındı. Ona karşı yapılan iddialar, bankta uykuya dalma eğiliminde olduğunu savundu. Cothren bu iddiaları yalanladı. Olay, ABD'deki görme engelliler topluluğunun büyük ilgisini çekti; bazıları bunların engelli bir kişi olarak Cothren'e yönelik ayrımcı tutumlardan kaynaklanan yanlış suçlamalar olduğunu ve Cothren'in Alabama’da sadece tek görme engelli yargıç olduğu için açığa alındığını savundu. Ancak diğerleri, Cothren'in bir engelli olarak hukuk yardımcılarına daha bağımlı olduğu ve bu yardımcıların odasındaki usulsüzlüklerden kendi ihmalleri nedeniyle sorumlu oldukları yönündeki iddialarının doğruluğunu sorguladı. Suçluluk durumu ne olursa olsun, Cothren'in bir kriz anında engelliliği nedeniyle kamuoyunda artan bir incelemeyle karşı karşıya olduğu açıktır.”

 

Yargıç Peter J. O'Donoghue’nın hikâyesi ise şöyledir:

12 yaşından itibaren kademeli olarak görme yeteneğini kaybeden Yargıç Peter J. O'Donoghue, 1996 yılında New York Şehri Hukuk Mahkemesi'ne atandı ve 2002'de Queens County'deki New York Eyalet Yüksek Mahkemesi'ne terfi etti. . O'Donoghue, ayrıntılara özen gösteren, mükemmel bir hafızaya ve güçlü bir mesleki etik kurallarına sahip mükemmel bir yargıç olarak kabul edilir.

 

Dorfman, Yargıç Richard B. Teitelman’ın  hikâyesini de şöyle aktarmaktadır:

Yargıç Richard B. Teitelman, 2002'den 2016'ya kadar Missouri Yüksek Mahkemesi'nde görev yapmak üzere atandı (1998'den beri bir alt mahkemede yargıç olarak görev yaptıktan sonra). Teitelman ayrıca bir çocukken yavaş yavaş görme engelli oldu ve bunun bir etkisinin olağanüstü hafızası olduğuna inanıyor. Sakatlığını bir avantaj olarak görüyor ve hâkim masasına benzersiz ve ilginç bir bakış açısı getiriyor. Engelli haklarının savunucusu olarak bilinir ve çalışmaları için Yaşam Boyu Başarı Ödülü almıştır.

 

Dorfman,  ABD Federal Mahkemelerine başkanlık eden iki görme engelli yargıç olan yargıç David Tatel ve Yargıç Richard C. Casey’in öykülerini ise şu şekilde aktarmaktadır:

“Bugün itibariyle, ABD Federal Mahkemelerine iki görme engelli yargıç başkanlık etti. 1994 yılında Yargıç David Tatel, Columbia Bölgesi Bölge Temyiz Mahkemesi'ne atandı. Halen pozisyonu elinde tutuyor ve mükemmel bir yargıç olarak kabul ediliyor: 'insanları göremediği için onların içini görüyor.’ Yargıç Richard C. Casey, 1997 yılında New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesine atanmıştı.”

 

Genç yaşta görme engelli olan diğer görme engelli yargıçların aksine, hem Tatel hem de Casey daha sonra görme engelli oldular. Tatel hukuk fakültesinden sonra görme engelli oldu ve etkili bir Washington hukuk firmasında kıdemli ortak oldu. Casey, Manhattan'da özel bir hukuk firmasında avukat olarak çalışırken kaptığı bir hastalık nedeniyle ellili yaşlarında tamamen görme engelli oldu. 1998'de Ulusal Görme Engelliler Federasyonu kongresinde verdiği bir konferansta, kendisini görme engelliler dünyasına yeni gelen biri olarak tanıttı ve görme engelli insanlara ve genel olarak engelli insanlara karşı toplumsal hayatın her alanına entegre olmaları için tutumlarda bir değişiklik çağrısında bulundu.

 

Casey'nin Federal Mahkeme'ye atanması sırasında, birçok kişi onun bir yargıç olarak düzgün bir şekilde görev yapabilme kabiliyetine ilişkin endişelerini ve şüphelerini dile getirdi. Sonunda, bu korkuların asılsız olduğu kanıtlandı ve Casey, üreme hakları gibi Amerikan kamuoyunu büyük ölçüde ilgilendiren konularda müzakere ederek neredeyse on yıl boyunca başkanlık etti. Casey, Mart 2007'de 74 yaşında vefat etti.

 

 

 5- HÂKİMLİK MESLEĞİNE ALINMA KOŞULLARI AÇISINDAN TÜRKİYE’DE ENGELLİ HUKUKÇULARIN DURUMU

 

Bu bölümde önce Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze hâkimlik mesleğine alınma şartları bakımından engelli hukukçular yönünden kısaca tarihsel surece değinildikten sonra, günümüzde ki durumdan bahsedilecektir.

 

5.1 Tarihsel Süreç

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar hâkimler ve savcılar hakkında 3 kanun düzenlenmiştir. İlk Hâkimler Kanunu, kanun iktibaslarının yapıldığı resepsiyon sürecinde çıkarılan 1926 yılında kabul edilen 766 sayılı Hâkimler Kanunu’dur. Bu Kanun çok fazla yürürlükte kalmamış ve 1934 yılında yeni 2556 sayılı Hâkimler Kanunu ile ilga edilmiştir. 2556 sayılı Hâkimler Kanunu 1982 yılına kadar yürürlükte kalmış ve zamanın gereklerine göre bazı maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Şu an yürürlükte bulunan kanun ise 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’dur.

 

Hâkimlik mesleğine alınma şartlarını cumhuriyetin ilk hâkimler ve savcılar kanunu olan 766 sayılı Kanun m.2’de  “Türk vatandaşı olmanın yanında, yirmi yaşını doldurmuş olmak, askerliğini yapmış olmak ya da askerlikle ilişiği olmamak, bulaşıcı hastalığı ve göreve engel başka bir rahatsızlığı bulunmamak, ağır hapis cezası, görevi kötüye kullanma ya da namus ve haysiyete dokunur suçtan ceza almamak, hukuk fakültesi ya da hukuk mektebi mezunu olmak gibi, şeklinde düzenlemiştir. (Koyuncu, Gök;2019)

04.07.1934 tarihinde kabul edilip 14.07.1934 tarihinde yayınlanan, 2556 sayılı Hâkimler Kanunun çıkarılması ile 766 sayılı Hâkimler Kanunu ilga olmuş ve hâkim olmadan önce adaylık kurumu, adaylıktan sonra ise yardımcılık sınıfını düzenlemiştir. bulaşıcı hastalığı ve göreve engel başka bir rahatsızlığı bulunmamak,  Hâkim yardımcılığına alımlarda aranan fiziki şartları ise Kanun şu şekilde düzenlenmiştir: “Türk olmak, yirmi bir yaşını bitirmiş ve otuz yaşını geçmemiş olmak, askerlik fiilî hizmetini yapmış veya askerliğe elverişli olmadığı anlaşılmış bulunmak, başkasına geçer hastalığı, vazifesini gereği gibi yapmağa mâni olabilecek vücut veya akılca bir arızası bulunmamak, yabancı ile evli olmamak, bir Türk hukuk fakültesinden veya mektebinden mezun olmak veya mülkiye mektebinden mezun olup da noksan kalan derslerden hukuk fakültesinde imtihan vermiş olmak veya yabancı bir memleket hukuk fakültesinden mezun olup da Türkiye hukuk fakülteleri programlarına göre noksan kalan derslerden imtihan ile tasdikname almış bulunmak, şeref ve haysiyeti muhil bir suçtan mutlak surette ve bir cürümden dolayı üç ay veya daha fazla hapis cezası ile mahkûm bulunmamak veya bu kabil suçlarla hapsi müstelzim herhangi bir cürümden dolayı ceza takibi altında bulunmamak, sarhoşluğu, kumar oynamağı adet edinmiş, kumar oynatmış, ahlâk ve suretçe hâkimliğe yaraşmayacak bir hal ile dile gelmiş olmamak şarttır.”

Hâkimlik ve savcılık mesleğine kabul şartlarını düzenleyen kanunların engelli hukukçulara yönelik getirmiş oldukları rezerv kayıtları tekrarlayacak olursak bu kayıtlar şunlardır:

Bu konudaki cumhuriyetin ilk kanunu olan 766 sayılı kanunun hâkimlik mesleğine alınma şartlarını düzenleyen 2. Maddesinde engellilere yönelik kısıtlayıcı ibare; “bulaşıcı hastalığı ve göreve engel başka bir rahatsızlığı bulunmamak”,  şeklindedir. Oldukça makul olan bu kayıt tabii ki görme engelli hukukçuların görme engellerinin bu mesleği icra etmelerinde ne derece engel oluşturabileceği tartışma konusu olacaktır.

 

766 sayılı Hâkimler Kanunu ilga eden 1934 tarihli 2556 sayılı Hâkimler Kanunu’nda ise, engellilere yönelik kısıtlayıcı şart şu şekildedir:

“başkasına geçer hastalığı, vazifesini gereği gibi yapmağa mâni olabilecek vücut veya akılca bir arızası bulunmamak”  Görüldüğü gibi engellileri de kapsayan bu kısıtlama biraz daha somut hale getirilmiştir. Burada; “vazifesini gereği gibi yapmağa mâni olabilecek vücut “ engelinin bulunmaması görme engeli açısından ne kadar geçerlidir ayrıca, tartışılabilir.

 

Şu anda yürürlükte bulunan; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda ise durum şöyledir:

 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 8/g hükmünde “görevlerini yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya engelliliği, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi engeli bulunmamak” Daha sonra bu düzenleme; 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle bu bentte yer alan “, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi engeli” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

 

 

5.2 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nundaki Mevcut Durum

 

2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 8/g hükmünde “görevlerini yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya engelliliği, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi engeli bulunmamak” şartı özellikle insan onuru ve haysiyeti ile bağdaşmaması nedeniyle başta BM Engelli Hakları Sözleşmesi çerçevesinde BM Engelli Hakları Komitesinin gözlem raporlarındaki eleştiriler ve engelli STK’ları tarafından yapılan yoğun tartışmalar sonucunda 7343 sayılı kanunun 16. Maddesi ile “görevlerini yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya engelliliği, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi engeli bulunmamak” ibaresi madde metninde çıkarılmak zorunda kalınmıştır. Yapılan bu değişiklikle birlikte; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 8/g bendinde g) “Hâkimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya engelliliği bulunmamak” şeklinde engelliler ile ilgili bu düzenleme son şeklini almıştır.

 

Her ne kadar; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 8/g bendinde yer alan 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle “, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma   ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi engeli” ibaresi madde metninden çıkarılması engelli hukukçular için olumlu bir gelişmeye işaret etmekte isede;  söz konusu düzenlemenin görme engelli hukukçuları ne derece olumlu yönde etkileyeceği belirsizdir. Kanunda yer alan Hâkimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut engelliliği”  bulunmamak koşulu, görme engelli hukukçuların görme engelleri bakımından ne derece olumsuz kullanılabileceği süreç gösterecektir.

 

Gerek, BM Engelliler Hakkında Sözleşmenin İstihdam ve Çalışma Hakkı başlıklı 27. Maddesinde, gerekse 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un istihdama ilişkin 14. maddesinde “...istihdama ilişkin hiçbir hususta engelliliğe dayalı ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz.”  Düzenlemelerine yer verilmiş olmasına karşın 7343 sayılı Kanun’un 16. Maddesi ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 8/g bendinde yapılan düzeltme soruna hiçbir şekilde çözüm getiremeyeceği görülmektedir. 2802 sayılı Kanun’un Adaylık süresi içinde göreve son verme başlıklı 12. Maddesinin B) bendi ve 53. Maddesinin C) bendi 7343 sayılı kanunun 16. Maddesi ile yapılan iyileştirmeyi hükümsüz kılmaktadır. Şöyle ki: 2802 sayılı kanun’un Adaylık süresi içinde göreve son verme başlıklı 12. Maddesinin B) bendi b) Adaylığa alındıktan sonra bu niteliklerden herhangi birini yitirmesi, 53. Maddesinin C) bendi c) (Değişik : 22/12/2005 - 5435/23 md.) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri,

 

Anılan bu düzenlemelerden anlaşıldığına göre; 2802 sayılı Kanun’un 12/b hükmü, atanma niteliklerinden herhangi birini adaylığı sırasında kaybedenlerin görevine son verileceğini; yine, 53/c bendinde, yukarıda bahsi geçen 8/g bendindeki niteliği kaybeden hâkim ve savcıların görevlerinin sona ereceği düzenlenmiştir.

 

Sonuç olarak; 7343 sayılı Kanun’un 16. Maddesi ile yapılan değişiklik özellikle görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine kabulleri bakımından olumlu bir anlam ifade etmemektedir. Haliyle anılan düzenlemeler oldukları gibi kanundaki mevcudiyetlerini sürdürdükleri sürece; engellilerin ve özel olarak da görme engelli hukukçuların mesleğe kabul edilmeyecekleri, bir şekilde kabul edilmişseler dahi adaylıklarının sona erdirileceği,  dolayısıyla hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ereceği şeklinde sonuçları olacaktır.

 

 

 

6- DEĞERLENDİRME

 

Ülkemizde hâkimlere yönelik en temel problem liyakat ve ehliyet sorunudur. Bu problemin nedeni de nitelik yerine nicelikle ilgileniyor oluşumuzdur. Bizde toplum olarak hakim olan anlayış bir şeyi veya kişiyi seçerken önce gözümüze sonra aklımıza uygun olmasına dikkat ederiz. Yani, belki de ekseriyetle bütün toplumlarda durum bu şekilde işlemektedir. Esas olan zarftır; Mazrufun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur anlayışı hakim olduğu sürece, engellilik durumu her zaman engelli hukukçunun hanesinde kocaman bir sıfır olarak varlığını sürdürecektir. Böyle olunca da engellilik tek başına her zaman bir durumun belirlenmesinde veya bir kararın verilmesinde başat hale gelmektedir. Nitekim, yazının giriş bölümünde de ayrıntıları ile aktardığımız üzere; Adaletin gözü kördür aforizmasından hareketle, adaletin objektif ve tarafsız bir şekilde yerine getirilebilmesinin ancak, körlük metaforu üzerinden gerçekleştirilebileceğine dikkat çekilmesine karşın; günümüzde halen görme engelli hukukçuların adaletin uygulayıcısı olan mesleklerden hâkimlik mesleğini yapamayacakları yönündeki yaygın kanaat oldukça ironiktir.

 

Bu yazımızda; Federal Almanya hukuk sisteminde hâkimlik mesleğine alınma koşulları bakımından genel olarak engellilere, özel olarak da görme engellilere yönelik herhangi bir sınırlandırmanın bulunmadığı saptamasını yaptık. Yani; Hukuk öğrenimi görmüş; yapılan ilk kademe sınavını geçmiş; akabinde de hazırlık hizmetini tamamlamış; daha sonra devlet tarafından yapılan İkinci kademe sınavını da geçmiş her engellinin hâkimlik mesleğine atanmasına engel bir durum bulunmadığını ortaya koyduk. Bu kanaatimizi, Almanya Üniversitelerinde çalışan hukuk Profesörlerinin görme engelli olsun – olmasın direkt hâkim olarak atanmaları imkânının tanınmasıyla güçlendirdik.

Avusturya’da hâkimlik mesleğine atanma koşulları bakımından engelli veya görme engelli hukukçulara yönelik direkt bir sınırlandırma olmamasına karşın, “duruşma takibi konusunda engeli olmamak” koşulu açısından görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine atanmaları bakımından ne derece engel oluşturacağı tartışmalıdır. Ülkemizde de bazı görme engelli hukukçular özellikle duruşma takibi, yönetimi ve keşif gibi konularda görme engelli hukukçuların yetersiz kalacakları düşüncesiyle hâkimlik mesleğini sağlıklı bir şekilde yürütemeyeceklerini değerlendirmektedirler.

 

Fransa’da hâkimlik mesleğine atanma koşulları bakımından engelli veya görme engelli hukukçulara yönelik direkt bir sınırlandırma olmadığını görüyoruz. Ancak, “fiziksel olarak uygun olmak” koşulu açısından görme engelli hukukçuların hâkimlik mesleğine atanmaları bakımından ne derece olumsuz etkilenecekleri çeşitli açılardan tartışılabilir. fiziksel olarak uygun olmak” koşulu hâkimlik mesleğine alınma ve yerine getirme açısından oldukça kötüye kullanılabilecek bir koşuldur. Fiziksel olarak uygun olma koşulu direkt kişinin fiziksel durumuna ilişkin olarak ayrımcılık oluşturduğu için temel insan hakları sözleşmelerine ve özel olarak da BM Engelli Hakları Sözleşmesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.  Ayrıca, fiziksel olarak uygun olma koşulu, duyusal engel grubunda bulunan görme engelli veya işitme engelli hukukçuları hâkimlik mesleğine alınmaları bakımından ne derece olumsuz etkileyeceği başka bir tartışma konusudur.

 

Bu konularda BM Engelli Hakları Komitesi BM Engelli Hakları Sözleşmesinin Adalete Erişim Hakkı kapsamında Beasley-Avustralya kararı ve Lockrey-Avustralya kararı emsal niteliktedir.

  Örneğin: Beasley-Avustralya dosyasında, işitme engeli bulunan başvurucu Avustralya işaret diliyle (Auslan) iletişim kurmaktadır. New South Wales Yüksek Mahkemesi’ne jüri üyesi olarak davet edilen Bayan Beasley’nin işitme bozukluğundan haberdar olduktan sonra mahkeme, jüri görevinden muaf tutulabilmesi için bir doktor raporu sunmasını talep etmiştir. Bayan Beasley, jüri üyesi olabilecek yeterlilikte olduğuna dair mahkemeyi ikna etmeye çalışmıştır; ancak bu isteği mahkeme tarafından reddedilmiştir .2 Engelli Hakları Komitesi, Beasley-Avustralya dosyasına ilişkin olarak, taraf devletin, Sözleşme’nin 5(1)(3) ve 9(1) maddeleri uyarınca tek başına ve 3, 5(1) ve 29(b) maddeleriyle birlikte 13(1) maddesi uyarınca; tek başına ve 2, 4 ile 5(1) maddeleri uyarınca ve (3) maddesi uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmediğini tespit etmiştir. (Tatic Damjan, “BM Engelli Hakları Sözleşmesi ve Adalete Erişim Hakkı”,Eşit Haklar İçin İzleme Derneği; “ULUSLARARASI ENGELLİ HAKLARI KONFERANSI:engellilerin adalete erişimi” 2018-İstanbul)

 

Başka bir örnek dosya olan; Lockrey-Avustralya dosyasında, başvurucu işitme engeline sahiptir ve davayı takip edebilmek için gerçek zamanlı steno yazı hizmeti talep etmiştir. Bay Lockerey, jüri üyesi olarak çağrılmıştır. İşitme bozukluğu öğrenildikten sonra jüri üyeliği yapma isteği reddedilmiştir. Engelli Hakları Komitesi, Lockrey-Avustralya dosyasında, taraf devletin tek başına okunduğunda ve 3, 5(1) ve 29(b) maddeleriyle birlikte 5(1)(3) ve 9(1) maddeleri uyarınca ve tek başına okunduğunda ve 2, 4 ve 5(1) ve (3) maddeleriyle birlikte 21(b) maddesi uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmediğini tespit etmiştir. ( Tatic:2018)

 

Yukarıdaki BM Engelli Hakları Komitesinin emsal niteliğindeki kararlarından da anlaşıldığı gibi, mahkeme işlemlerinin tüm aşamalarında yargılamanın sağlıklı bir şekilde yönetimi ve yürütülmesi için makul uyumlaştırma sağlanarak engelli hukukçuların özelde de görme engelli hukukçuların hâkimlik veya benzer bir göreve getirilmesi koşullarının oluşturulması gerekmektedir. Yine bu kararlarda Engelli bir bireyin jüri görevini yerine getirmek üzere çağrılması halinde, yapılacak ayarlamaları eksiksiz, nesnel ve kapsamlı bir şekilde değerlendirmek ve tam katılımını sağlamak her türlü makul uyumlaştırmayı sağlamak taraf devletin yükümlülüğünde olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır. Aynı durum kıyas yoluyla hâkimlik mesleğine alınma açısından da uygulanmalıdır. Yine, yukarıda andığımız emsal kararlarda engelli hukukçuların hukuk mesleklerine alınmaları veya bu meslekleri icra etmeleri açısından yasal engellemeler varsa; BM Engelli Hakları Komitesi; Engelli bireyler ve temsilci kuruluşlarıyla yakın istişare içinde, ilgili yasalar, düzenlemeler, politikalar ve programlarda gerekli değişikliklerin yapılması gerektiğini taraf devletlere yükümlülük olarak getirmektedir. Haliyle görme engelli yargıçlar için duruşma takibini veya yönetimini kolaylaştırmak babından BM Engelli Hakları Sözleşmesini imzalayan devletlerin gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır.

 

Bu Bağlamda, cumhuriyetin ilk kanunlarından olan 1934 tarihli 2556 Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda uygulaması bulunan ve 6.ıncı yargı paketinde de yeniden getirilmesi düşünülen ve şu anda; Federal Almanya ve Avusturya hukuk sisteminde uygulanan, hâkim yardımcılığı müessesesi; engelli hukukçulara yönelik ileri sürülen duruşmanın yürütülmesi, yönetimi, dosyanın incelenmesi, delillerin değerlendirilmesi, keşif gibi meselelerdeki,  handikapların giderilmesi için çözüm oluşturabilir. Ayrıca, gelişen teknolojik imkânların sağlayacağı çözümler de bu alanlardaki sorunların doğrudan engelli hâkim tarafından çözümünü kolaylaştıracağı doğaldır. Nitekim, bu ve benzeri sorunların Anglo-Sakson hukuk sisteminde sorun oluşturmadığını ABD ve İngiltere’de yukarıda arz ettiğimiz gibi başarılı hâkimlik pratikleri ile gördük. Bu konuda, kör adalet paradoksu merkezinde, görme engelli hukukçuların yargıçlık pratiklerini de tartıştığı makalenin yazarı ABD’li hukukçu Doron Dorfman Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği ile yaptığı söyleşi de; bu tür handikapların her yargıç için geçerli olabileceğini, duyusal bir engel olan görme engelinin tek başına bu mesleği ifa etmede sorun oluşturamayacağını altını çizerek ifade etmektedir.(söyleşi kayıtları dernek arşivinde mevcuttur.)

 

7- SONUÇ

 

Bu yazımızda görme engelli hukukçular için tabu olan hâkimlik mesleği ile ilgili olarak karşılaştırmalı yöntem de kullanılarak, görme engelli hukukçuların hâkim olup, olamayacaklarına dair;  Kıta Avrupası Hukuk Sistemi, Anglo Sakson Hukuk Sistemi ve İslam Hukuk Sisteminden uygulamalara ve örneklere yer vererek, durumu objektif bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Ortaya çıkan sonuçlar henüz yolun başında olunduğunu göstermektedir. Haliyle bu yolda kat edilecek daha çok mesafe vardır.  Her ne kadar formel sorunlar ileri sürülerek görme engellilerin hakimlik yapamayacakları yönündeki görüşler belirleyiciyse de, niteliği temel alan zihniyet anlayışı ve gelişen teknoloji bu sürecin tersine dönebileceğinin işaretlerini ortaya koymaktadır.

 

Ez cümle; Engellilerin toplumun refah ve çeşitliliğine yaptıkları ve yapabilecekleri olumlu katkıları ve engellileri insan haklarını ve temel özgürlükleri tam kullanmaya ve topluma tam katılmaya teşvik etmenin onların toplumsal aidiyetlerine, toplumun insani, sosyal, ekonomik ve hukuki yönden kalkınmasına, haksızlığın, adaletsizliğin ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunacakları anlayışı ile hareket edilmesi gereği herhalde tartışma dışı olsa gerektir. Son olarak, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını ve insanlık onurlarına saygıyı olumsuz yönde etkileyecek her türlü düzenlemenin, uygulamanın kaldırılması ile aksine zihniyetlerin toplumda tasfiyesi için sosyal, akademik, sivil ve toplumun kanaat önderleri gibi, formel ve informel tüm yapıların bir arada bir duruş geliştirmesinin yapısal zemini oluşturulmalıdır.

 

KAYNAKÇA

 

Avcı Mustafa, “ Adli, İdari ve Askeri Hakim ve Savcılığa Alınmaya İlişkin Bazı Değerlendirmeler”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 61, Sayı 3, 2012, 887 – 924

Avcı Mustafa, “Mecelle’ye Göre Hakimin Nitelikleri ve Yargılama Etiği”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı 27, 2016, 33 – 58

Aykanat Mehmet, “Engellilerin Hakimlik Yapması Tartışmalarına Osmanlı Hukukunda Bir Bakış”,Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt 1, Sayı 42, 2020, 149 – 172

Dorfman, Doron, The Blind Justice Paradox: Judges with Visual Impairments and the Disability Metaphor(Kör Adalet Paradoksu: Görme Engelli Hakimler ve Sakatlık Metaforu) (August 18, 2016). Cambridge Journal of International and Comparative Law, Vol. 5, No. 2, 2016,

Koyuncu Nuran, Gök Ümmügülsüm, “Türk Hukuk Tarihinde ve Karşılaştırmalı Hukukta Hakimlik Mesleğine Giriş ve Hakim Yardımcılığı”; Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2019, 68 - 86

 

KÜÇÜKKAYALAR Çiğdem, “Adalet Tanrıçaları”, Ankara Barosu Hukuk Gündemi Dergisi, sayı:1, yıl:2012- Ankara

Muratoğlu Tahir, “Almanya Federal Cumhuriyetinde Hukuk Mesleklerine Giriş Şart ve Usulleri”, , Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt 0, Sayı 48, 2021, 21 - 64

TUTUMLUMehmet Akif “Yargı Felsefesi Üzerine” Seçkin Yayınları: 2018- Ankara

 

Tatic Damjan, “BM Engelli Hakları Sözleşmesi ve Adalete Erişim Hakkı”,Eşit Haklar İçin İzleme Derneği; “ULUSLARARASI ENGELLİ HAKLARI KONFERANSI:engellilerin adalete erişimi” 2018-İstanbul

Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme https://inhak.adalet.gov.tr › Resimler › Dokuman Sonuç Seçenekleri PDF

ENGELLİLER HAKKINDA KANUN (1) – Mevzuat https://mevzuat.gov.tr › 1.5.5378.pdf

hakimler ve savcılar kanunu(1)(2) – Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr › 1.5.2802.pdf