“Erişilebilirlik Varsa, Engellilik Yoktur”
Bu sayımızla hukuk camiamızın engellilik alanındaki ilk ve tek süreli yayını ile sizleri selamladık. Röportaj sayfamız için kendi aramızda hummalı bir arayışa girişmiştik. İlk sayımıza yaraşır bir röportajla karşınıza çıkmak istedik ve sizlerin karşısına son derece güzel bir röportajla çıktığımızı düşünüyoruz. İstanbul Üniversitesi Engelliler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü sayın hocamız Prof. Dr. Ayşe Resa AYDIN sütunlarımıza konuk oldu. Akademik ve hak savunuculuğu boyutuyla yıllardır engellilik alanına katkı sunan hocamız sorularımız bağlamında deneyimlerini bizlerle paylaştı. Bu güzel röportaja dair sabrınızı daha fazla zorlamadan aradan çekilelim. Buyursunlar efendim…
Uzun yıllardır engellilik alanında çaba sarf eden bir akademisyensiniz. Yıllar içerisinde bu alanda kat edilen ilerlemeleri, ilerlenemeyen hususları değerlendirin desek ne dersiniz?
Engellilik alanındaki çalışmalarıma fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekimi olarak başladım. Saha çalışması yaptığım 2000’li yıllarda, nüfusun önemli bir bölümü sağlık hizmetlerinden yararlanma yönünden sosyal güvenceden yoksundu. Engelli bireylerin toplumun diğer kesimindeki kişilere göre daha yoksul oldukları göz önüne alınırsa, bu durumun vahameti ortaya çıkar. Şöyle çarpıcı bir örnekle açıklayalım; 6-7 yaşlarında hayatında hiç aşı olmamış “spina bifida”lı (bebeğin gelişimi sırasında anne karnındaki süreçte omurilik kanalının açık kalması nedeniyle bacakları felçli doğması) bir çocuk görmüştüm. Bu çocuğun çok yoğun rehabilitasyon hizmetleri yanında, pek çok tıbbi tedaviye ihtiyacı varken, temel sağlık hizmeti almaktan bile yoksundu. O dönemde sağlık hizmetleri işçilere ve memurlara farklı kurumlarda sunulmaktaydı. Yurtdışında bir sunuma gittiğimde, bu konuyu anlatırken ülkemdeki bu uygulamadan utanarak bahsettiğimi hatırlıyorum. 2006 yılında yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası Reformu bizi bu utançtan kurtarmıştır. 18 yaşına kadar bütün çocuklarımızın, ailelerinin durumuna bakılmaksızın sosyal güvenlik sistemi kapsamında sağlık ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanması çok önemli bir gelişme olmuştur.
Engelliliği açıklayan modellerde, çoğunlukla da biraz eleştirel olarak bahsettiğimiz “tıbbi model” yaklaşımı aslında yeti yitimine bağlı sakatlığı olan kişiler için ön koşul olan ihtiyaçtır. Yani önce sağlık, sonra kapsamlı rehabilitasyon ve eğer ihtiyaç varsa eğitim hizmetleri sağlanacak. Geçtiğimiz yıllarda, bunlar kısmen de olsa karşılanmış ihtiyaçlardır.
Daha sonra “sosyal model”de irdelediğimiz mimari engeller ve toplumsal tutumlardan kaynaklanan sorunlara sıra geliyor. 2005 yılında kabul edilen 5378 sayılı Engelliler Yasası ve Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme(EHİS) sonrasında mimari engellerin ortadan kaldırılmasına ilişkin çabalar ön plana çıktı. Bu konu çok önemliydi, sakatların ev dışına çıkması için bu ön koşuldu. Dikkat edin “toplumsal yaşamda yer alması” demiyorum hala.
Mimari engellerin kaldırılması anlamında, beklenilen ivmede olmasa da önemli adımlar atıldı. Bu konunun tam olarak tüm çevrelerde benimsenmesi ise “evrensel tasarım” kavramının öne çıkmasına bağlı. Ülkemizde mimari erişilebilirlik kavramı “makul düzenleme”yi aşamamış düzeyde. Örnek vermek gerekirse; fakülteye tekerlekli sandalye kullanıcısı öğrenci kaydolduğunda, onun gireceği sınıflara rampa yerleştirme düzeyindeyseniz, “makul düzenleme” seviyesini aşamadığınızı söyleyebiliriz. Gelinmesi gereken seviye ise her durum ve her mekanın, farklı yeti kayıplarını karşılayacak biçimde tasarlanması. Üstelik sadece mimari açıdan değil, bilgiye erişim, ulaşım, iletişim gibi tüm alanlarda. Tabii bir de toplumsal tutumların, ayrımcı yaklaşımların değişimi ki bütün bu düzenlemeler, tutum değişikliği için yapılması gereken farkındalık eğitimleri, küçük yaşlardan itibaren yeni nesillerin sadece “engelliler” için değil, tüm “farklılığı” olan kişileri ötekileştirmeyecek şekilde yetiştirilmesi EHİS’e göre devletin görev ve sorumluluğunda. Özetle daha gidecek çok yolumuz var.
Disiplinler arası bir yaklaşımla engelliliğin hak temelli bir yaklaşım ile temel sorunlarına çözüm getirilmesi açısından, ulusal ve uluslararası alanda kuramsal ve uygulamaya yönelik merkezinizin faaliyetleri, öncelikleri hakkında kısa, orta ve uzun vadeli planlarınız ve çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bir önceki sorudan devam ederek, bu soruyu yanıtlayalım: engellilik meselesinde nihai hedef: “bireyin toplumsal yaşama diğer bireylerle eşit biçimde, etkin katılması”dır. İstanbul Üniversitesi ENUYGAR Merkezinin de hedefinde bu misyon vardır. Bu soruyu kısa-orta- uzun vade biçiminde değil de, “bölgesel”, “ulusal”, “uluslar arası” olarak yanıtlamak daha doğru olur. Maalesef yapısal olarak, Üniversite Merkezlerinin kurumsal hedefleri, yönetimler değiştiğinde sürdürülebilir olmayabiliyor. ENUYGAR’ın üniversite düzeyindeki çalışmalarında; üniversite kampüslerinde iç ve dış mekanların mimari erişilebilirliğinin sağlanması, bilgiye erişimle ilgili düzenlemeler, engelli öğrenci birimindeki öğrencilerin güçlendirilmesi, fakülte, yüksek okul, enstitülerin ders müfredatlarında engellilikle ilgili konuların eklenmesi, zorunlu ve seçmeli dersler açılması, üniversitenin tüm çalışanlarının (öğretim üyesi, öğrenci, personel) engellilik hakkında olumlu tutum kazanmalarına yönelik girişimler sayılabilir. Ulusal ve uluslar arası hedefler arasında, yine aynı misyonu olanaklı kılacak proje ve çalışmaların devlet, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, özel sektör kuruluşları ve diğer üniversiteler gibi paydaş kurumlarla işbirlikleri yapılması olarak özetlemek mümkün.
Peki değerli hocam engellilik alanında hak ihlallerinin izlenmesi ve raporlanması konusunda öncelikleriniz var mıdır? Varsa bu öncelikler hakkında tespitlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? Ayrıca bu minvalde merkez olarak somut bir programınız var mıdır? Varsa hakkında bilgi verebilir misiniz?
Üniversitemizin Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde açılan Engellilik Araştırmaları Yüksek Lisans programı oluştururken, farklı lisans alanlarından öğrencilerin bu alanda araştırmalar yapmasını hedefledik. Mevcut durum tespitlerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Hangi engelli grupları, nasıl durumlarla karşılaşıyor, öncelikle bunun belirlenmesi için sahada bu sorunların irdelenmesi gerekiyor. Özellikle tez çalışmalarında bunu önceliklendiriyoruz. Ancak hak ihlallerinin izlenmesi konusunda somut bir plan yapmak bizim gibi bir merkez için kolay değil. Belki ortak çalışmalarla yapılabilecek bir plan, bir eylem planı oluşturulabilir. Son dönemde Üniversitenin insan hakları alanında çalışan merkezleriyle ortak çalışma fikri oluştu. Belki bu merkezlerin işbirliği ile bir çalışma planlanabilir.
Türkiye’de Engelli haklarının tanıtımı ve yaygınlaştırılması konularında resmi otoritelerin oluşturduğu politikalar doğru mudur? Bu politikaların aksayan tarafları nelerdir? Ayrıca, politika oluşturulmasına destek vermek ve kamuoyu oluşturmak konularında somut çalışmalarınız varsa bunlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Sosyal politika alanında engellilik çalışan oldukça az sayıda akademisyen var. Her yıl düzenli olarak yaptığımız 3 Aralık etkinliklerimizde “engelli hakları” konusunda çalışan araştırmacıları davet ederek, sempozyum ve paneller yapıyoruz. Bu bilimsel etkinliklerin çıktılarını da bilimsel makalelere ve kitap bölümlerine dönüştürerek hazırladığımız bir kitap çalışmamız var. Bu çalışmaların alana katkı sunacağını düşünüyorum. Kamuoyu oluşturmak konusunda etkili değiliz. Bu çok farklı bir alt yapı gerektiriyor ve bizim böyle bir alt yapımız maalesef yok.
Bilindiği üzere erişilebilirlik engellilik alanının temel sorunlarından birisidir. Mebzul miktarda mevzuat var. Ama sorunlar devasa durumda. Kamuya açık binalar ve eklentileri, park ve bahçeler, oyun alanları ve kent mobilyaları, yol ve kaldırımlar ile her tür toplu taşıma araçları ve bu hizmetlere ilişkin otomasyon hizmetlerinin erişilebilir olarak üretilmesi, inşası, tadili ya da revizesi için nasıl bir politika oluşturmalı ve ne gibi çalışmalar yapılmalıdır? Kamu ve özel sektör tarafından sunulan internet sitesi ve mobil uygulamaların erişilebilirlik standartlarına uygun olarak geliştirilmesi ve yayımlanması için ulusal ve uluslararası standartlara göre nasıl bir alt-yapı kurulmalıdır? Fiziksel ve bilişsel erişilebilirlik problemlerinin hala bu boyutta olmasının sizce nedeni nedir? Nasıl aşılabilir?
İstanbul Üniversitesi olarak sloganımız şu: “erişilebilirlik varsa, engellilik yoktur”. Ama ilk sorunuzda da yanıtladığım gibi, erişilebilirlik konusunda “makul düzenleme” mantığının yerine “evrensel tasarım” mantığı benimsenmelidir. Bu da aslında EHİS’in bize kazandırdığı “insan hakları modeli” ile engellilik meselesine bakmayı gerektiriyor.
“İnsan hakları modeli” tıbbi model- sosyal model ikilemini birleştiren bir bakış açısıdır. Olayı insan hakları açısından ele alır ve insanlık onurunun önemine odaklanır, çünkü insanlık onuru, insan haklarının dayanağıdır. Her kişi paha biçilemez değerdedir. İnsana sadece ekonomik olarak veya başka şekillerde faydalı olduğu için değil, insanın özünde var olan benlik saygısından dolayı değer gösterilmelidir. Öte yandan kişinin tıbbi nitelikleri de önem taşır ve bu niteliklerle kişi aslında kendi kimliğini kazanır. Bu kimlik, yani “engelli kimliği” kişisel özelliklerden sadece biri olmakla beraber, sosyal yaşamda oldukça belirleyicidir. İnsan farklılığının bir öğesi olarak bedensel yeti yitimini de dikkate alınmalı- engelli kişinin yeti yitiminden dolayı yaşadığı ağrı, acı vb. sıkıntıları göz ardı edilmemelidir. İnsan hakları modeli insan bedeninin deneyimlediği gerçekliğin yadsınamayacağını ve bu nedenle engellilik olgusu açıklanırken yeti yitiminden doğan sıkıntıların göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamaktadır, ama burada “eksiklik” olarak algılamak yerine “farklılık” olarak ele alınması çok önemli.
Bu bakış açısını benimsendiğinde, “farklılıkları” kapsayan bir tasarım yaklaşımı, yani “herkes için tasarım” kavramı ön plana çıkıyor. Burada ifade edilen tasarım, toplumda var olan insanların farklı ihtiyaçlarını göz önüne alan bir “erişilebilirlik” düzeyini işaret ediyor. Bu bağlamda iç ve dış mekanların ve hizmetlerin erişilebilir biçimde inşası için yine EHİS’in ve “insan hakları” modelinin işaret ettiği merci devlettir. Yukarıda sayılan bütün düzenlemeler devletin sorumluluğunda yapılandırılmalıdır. Ülkemizde bu konuda gerekli yasal dayanaklar mevcuttur. Uygulamada karşılaşılan problemler, sosyal politikaların bu bağlama uygun olarak geliştirilmemesine nedeniyle karşımıza çıkıyor. Sonuçta sosyal politikaları oluşturması gereken kişiler, yani yöneticiler, engellilik konusunu “insan hakları” bakış açısından ele alırlarsa, erişilebilir bir çevre ve toplum inşası mümkün olacaktır. Biz Merkez olarak bu bakış açısının bütün paydaşlarımız tarafından benimsenmesi konusunu öne çıkarıyoruz.
Biraz daha özele girerek, İstanbul Üniversitesi özelinde sorunuzu ele alırsak; uzun yıllar boyunca mimari erişilebilirlik problemlerini çözmeye çalıştık. Öncelikle akademik ve idari birimlerin bizi tanıması, engellilik konusundaki hedeflerimizi benimsemeleri önemliydi. Bu konuda çok yol aldık. YÖK’ün Erişilebilirlik konusunda Bayrak Ödülleri vermesi de bize önemli bir ivme kattı. Geçen yıl İstanbul Üniversitesi en çok ödül alan üçüncü üniversite oldu. Ancak pek çok tarihi yapımız var. Tarihi yapıların mimari açıdan erişilebilir kılınması için başvuru yapıldığında “Anıtlar Kurulu” tarafından mevzuat eksikliği karşımıza çıkıyor. Bu ve benzer pek çok sorunun çözümü için planlı ve ciddi bir mücadele gerekli. Bilgiye erişim ve internet sitelerinin erişilebilirliği konusunda da önemli sıkıntılarımız var, örneğin öğrencilerin kullandığı sistemler tam olarak erişilebilir değil. Geçici çözümlerle yol alıyoruz. Baştan yanlış kurgulanmış sistemleri yamalar yaparak onarmak durumunda kalıyoruz. Yeni kurulan üniversitelerin işleri biraz daha kolay, ama bizim gibi eski ve köklü kurumlarda bu daha zor oluyor.
“Nasıl aşılabilir?” sorusunu daha çok bir dilek olarak algılıyorum. Doğru bakış açısına sahip bilinçli paydaşlar, kaynakların doğru kullanımı ve ortak çabalarla çözümlere yaklaşılabilir. Burada çok önemli gördüğüm bir konuyu da belirtmek istiyorum: Merkezimizin bir görevi de “Engelli Öğrenci Birim Koordinatörlüğü”. Burada üniversitede eğitim alan engelli öğrencilerle çalışıyoruz. Toplumdaki engelli kişilerin, hakları konusunda savunuculuk niteliklerine sahip olmalarını bu konudaki çözümlerden biri olarak görüyorum. Öğrencilerimizin mezun olduklarında toplumu dönüştürücü güce sahip, hak savunucuları olmaları için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Kıymetli hocamıza siz değerli okuyucularımızın huzurunda da şükranlarımızı sunuyoruz. Bir başka Yarasa Hukuk sayısında yine alanında yetkin bir isimle buluşana kadar esen kalın…