Sosyal ve Bakım Politikaları Çerçevesinde Engellilere Sağlanan Sosyal Yardımlar ve Mali Haklar Bakımından Bazı Ülkelerle Türkiyenin Karşılaştırmalı Olarak Değerlendirilmesi (Hikmet KARADAĞ)

Cu, 07/21/2023 - 19:03 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

SOSYAL VE BAKIM POLİTİKALARI ÇERÇEVESİNDE ENGELLİLERE SAĞLANAN SOSYAL YARDIMLAR VE MALİ HAKLAR BAKIMINDAN BAZI ÜLKELERLE TÜRKİYENİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

İKİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE’DE SOSYAL VE BAKIM POLİTİKALARI ÇERÇEVESİNDE ENGELLİLERE SAĞLANAN SOSYAL YARDIMLAR VE MALİ HAKLARIN KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Avukat: Hikmet KARADAĞ

 

ÖZET

Engellilerin büyük bir kısmının yoksulluk koşullarında yaşadığı bilinen bir gerçekliktir. Yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisini azaltmak ve engellilerin toplumsal yaşama tam ve eşit katılımlarını sağlamak için devletler sosyal yardımları ve bakım politikalarını içeren çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Bu konunun oldukça ayrıntılı ve kapsamlı olması nedeniyle yazımız iki bölüm olarak planlanmıştı. Yarasa Hukuk E Derginin Aralık:2022 2. Sayısında yayınlanan Çalışmamızın birinci bölümünde, çeşitli Avrupa ülkelerinde ve ABD’de engellilere yönelik sosyal yardımlar ve bakım politikalarına ve bu politikaların dayanağını oluşturan düzenlemelere değinilmişti. Çalışmanın bu ikinci bölümünde ise, Türkiye’de uygulanan sosyal yardım ve bakım politikaları ve bu politikaların dayanağını oluşturan yasal düzenlemelere değinildikten sonra, birinci bölümde incelenen çeşitli AB ülkeleri ve Avrupa ülkeleri ile ABD’nin engellilere yönelik sosyal politikalarıyla Türkiye’nin durumu karşılaştırılarak değerlendirilecektir. Son olarak, Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren ve koruyan kapsamlı politikaların özelliklerinden söz edilecektir. Bu yazı 1. Yazının devamı gibi sistematize edildiğinden, 6 numaralı ana başlıkla başlamıştır.

 

6. TÜRKİYE’DE SOSYAL VE BAKIM POLİTİKALARI ÇERÇEVESİNDE ENGELLİLERE SAĞLANAN SOSYAL YARDIMLAR VE MALİ HAKLAR

Bu bölümde, sosyal politika uygulamaları kapsamında; engellilere sağlanan yardımlar ve mali hakların yasal çerçevesini ortaya koymaya çalışacağız.

6.1 Kısa Bir Tarihçe

Engelliliğe yaklaşımların tarihsel gelişimi, dünya genelinde olduğu üzere Türkiye’de de tıbbi modelden sosyal modele geçiş eğilimleri doğrultusunda gerçekleşmiştir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ‘bizeban’ denilen sağır ve dilsiz kişilerin sarayda gizlilik ve güvenlik gerektiren işlerde çalıştırılmak üzere istihdam edilmesi, engellilerin istihdamına yönelik ilk örneklerden biridir. Yine, II. Abdülhamid döneminde sağır ve dilsiz çocuklar için okulların açılması ve ilerleyen zamanda bu okullara görmeyenlere yönelik özel sınıfların eklenmesi engellilerin özellikle eğitimi alanında erken uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. engelli hizmetleri Cumhuriyet döneminde gerek nitelik, gerek nicelik olarak artmaya devam etmiştir. Bu hizmetlerin başında bakım hizmetleri gelmekteydi. Öncelikle yaşlılar olmak üzere, engelliler ve kimsesiz çocuklara da hizmet vermek amacıyla İstanbul merkezli ve bir hayır kurumu olarak açılan Darülaceze Bakım Evi, devletin kurumsal bakıma destek verme girişimlerinin erken ve önemli örneklerinden olmuştur. Darülaceze Bakım Evi, Cumhuriyetin ilk yıllarında Sağlık Bakanlığı (Sıhhiye Vekaleti) ve daha sonra İstanbul Belediyesi’ne devredilmiş olup; günümüzde kendi özel bütçesi ve tüzel kişiliğiyle, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı bir kurum olarak hizmetlerini sürdürmektedir ( Dolu Ekin, AB ülkelerinde ve Türkiye’de engellilere yönelik bakım politikaları ve uygulamaları, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİMDALI SOSYAL POLİTİKA VE SOSYAL HİZMETLER YÜKSEK LİSANS PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZİ, İstanbul, 2019).

Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1580 Sayılı Belediye Kanunu ve 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu engellilere yönelik sosyal desteklerin yasal ve kurumsal olarak düzenlenmesindeki erken girişim örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. 1930 yılında kabul edilmiş olan 1580 Sayılı Belediye Kanunu, devletin engelli vatandaşlarına yönelik sosyal destek sağlamayı taahhüt ettiği ilk yasal düzenlemelerden biridir. Kanun’un 34. Maddesi, “işten aciz olup bakacak kimsesi olmayanlara bakmayı”, Belediyenin görevleri arasında kabul etmiştir. Aynı yıl kabul edilen 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile de engellilere yönelik yurt ve bakım kurumlarının kurulması ve yönetilmesi görevlerinin Sağlık Bakanlığı’na verilmiştir. 1940’lı yılların sonlarına doğru, genel sosyal güvenlik sistemlerinin inşası sürecinde, engelli kişileri hedefleyen düzenlemelere de yer verilmeye başlanmıştır. Engelliliğin, Türkiye’deki sosyal politika mevzuatı tarafından bir statü olarak tanınmasının ilk adımı kabul edilen ‘maluliyet sigortası’, bu kapsamdaki önemli girişimlerdendir.  1950’li yıllar ile modern özel eğitimin altyapısını tesis edilmesi çalışmaları hızlanmış; 1951’de Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde ilk Körler Okulu’nun açılması ve engellilere yönelik bir hizmet alanının Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı sorumluluğundan Milli Eğitim Bakanlığına geçirilmiş olması gibi adımlar, engelliliğin bir sağlık sorunu olma sınırlılığında algılanması yerine sosyal boyutunun farkındalığına geçişi işaret etmiştir (Dolu,2019).

Eğitim konusunda mevzuat temelli önemli bir gelişme, Türkiye’de sosyal devlet olma ilkesinin de ilk kez benimsendiği 1961 Anayasası’nda, “Devletin özel eğitime ihtiyacı olanları, topluma yararlı kılacak tedbirleri alacağı” maddesine yer verilmesi ve takip eden yıllarda ilk “Özel Eğitim Yönetmeliği’nin” çıkarılması olmuştur. 1960’lı yıllarda eğitim yanında özellikle engellilerin istihdamı konusu önemli tartışma alanı haline gelmiş; 1967 tarihli Deniz İş Kanunu’nda engelli işçi çalıştırma zorunluluğu ilk kez tanımlanırken; 1971’de 1475 Sayılı İş Yasası’nda yapılan değişiklikle iş yerlerinde her yüz işçiye karşılık iki engelli işçi çalıştırma kota zorunluluğu uygulaması getirilmiştir. 1976 yılında kabul edilen 2022 Sayılı Yasa ile de işsiz durumdaki yoksul engellilerin belirli bir gelire kavuşturulması amaçlı düzenlemeler yapılmıştır (Dolu,2019)

1981 yılının Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Engelliler Yılı” ilan edilmesi, hem Avrupa Birliği gibi ulus üstü oluşumlarda ve diğer uluslararası kuruluşlarda hem de özellikle Batı Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde engellilik farkındalığı ve düzenleme çalışmalarını artırmış, Türkiye’nin de bu yönde harekete geçmesinde etkili olmuştur. 1982 Anayasası, engellileri, sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gereken kişiler arasında kabul etmiş; Devleti engellilerin korunması ve toplumsal yaşama intibakını sağlayıcı tedbirler almakla yükümlü kılmıştır. Engellilik konusu, Anayasa ve Ulusal Kalkınma Planlarına girmeye başlarken, aynı dönemlerde Sakatları Koruma Millî Koordinasyon Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde kurularak 1985 yılında sürekli kurul niteliğiyle çalışmalarına başlamıştır (Erten, 2017: 168; Özgökçeler ve Alper, 2010: 42, Akt, Dolu, 2019).

Sakatları Koruma Millî Koordinasyon Kurulu, 1997 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın (ÖZİDA) kurulmasıyla çalışmalarına son vermiştir. ÖZİDA’nın kuruluşunda, 1993 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen “Engelli Kişilerin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallar”daki ‘ulusal engellilik politikaları koordinasyon komitelerinin ya da buna benzer organların kurulması gerekliliği’ tavsiyesi dikkate alınmıştır. ÖZİDA, engellilik politika ve hizmetlerinin tek bir merciden ve daha etkin biçimde yürütülmesi amacıyla; engellilerle ilgili kanun, tüzük, yönetmelik tasarılarını incelemek ve kanun teklifleri sunmak, engellilik araştırmaları yürütmek ve istatistiki veri tabanı oluşturmak, yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlarla beraber çalışmak ve projeler geliştirmek gibi görevler üstlenmiştir. 2011 yılında ÖZİDA’nın görevlerine son verilmesiyle, ilgili Başkanlığa ait işler Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde kurulan Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü sorumluluğuna girmiştir. Bakanlığa bağlı Genel Müdürlük, bugün de engellilere yönelik politika, yasa ve hizmetler konusundaki başlıca sorumlu organdır (Dolu, 2019).

 

6.2 BM Engelli Hakları Sözleşmesi

BM genel kurulu, engelliliğin bir insan hakkı meselesi olduğu perspektifinden hareketle, Engellilerin İnsan Hakları Sözleşmesi’nin çalışmalarını başlatmıştır. Hazırlıkları kısa sürede tamamlanan, 2006 yılının Aralık ayında BM Genel Kurulunca kabul edilen, 2007 yılı Mart ayında Seçmeli Protokolü ile birlikte imzaya açılan ve 3 Mayıs 2008 tarihi itibariyle yeterli katılımcı sayısına ulaşarak yürürlüğe giren Sözleşme, üye ülkeler tarafından beklenenin ötesinde bir ilgiyle karşılanmış ve kısa sürede büyük bir katılımcı sayısına ulaşmıştır(Onuncu Yılında Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesi ve Sözleşme Ruhu, Elif Çelik, (2016), İnönü Üni. Huk. Fak. Cilt 7, Sayı 1, 219-246).

Türkiye Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni 30 Mart 2007’de imzalamıştır.  Bu sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair 5825 sayılı Kanun, 3 Aralık 2008 tarihinde TBMM’de kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulu ise bu Kanun’a dayanarak onay işlemini 27 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirmiştir. Sözleşmeyi 2007 yılında imzalayarak 2009 yılında onaylayan Türkiye bu sözleşmenin uygulanması bakımından ulusal düzenleme haline getirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın m. 90/son fıkrası hükmüne göre, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Yine usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır. Anayasanın bu düzenlemesi gereğince, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesi gerek bağlayıcılığı, gerekse uygulanması bakımından kanun hükmündedir. Bunun daha da ötesinde, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş ve engelli kişilerin temel hak ve özgürlüklerine ilişkin bu sözleşme ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda bu sözleşme hükümlerinin esas alınacağı anayasanın amir hükmü olduğu görülmektedir.

Sözleşme, bir başlangıç kısmı ile 50 maddeden oluşmaktadır. 1 ilâ 9. maddeler Sözleşme’de güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin tümü bakımından uygulanması gereken tanım ve ilkeleri ortaya koymuş; 10 ilâ 30. maddeler güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ayrıntılı olarak düzenlemiş; 31 ilâ 50. maddelerde ise Sözleşme’nin uygulanmasına ilişkin “istatistik ve veri toplama” gibi teknik hususlar ile Sözleşme’nin uygulanmasının izlenmesine ilişkin mekanizma ve yürürlükle ilgili hususlar düzenlenmiştir. Sözleşme’ye ek, bir de İhtiyari Protokol bulunmaktadır. Söz konusu Protokol, Sözleşme’nin taraf devletlerce uygulanıp uygulanmadığını tespit etmek üzere çeşitli usuller öngörmektedir.

Sözleşme; engelliliğin, sakatlığı olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığını kabul etmiştir. Bireysel özerklik, engellilerin kendi seçimlerini yapabilmeleri, engelliliğin bir farklılık olarak görülmesi gerektiği, kişisel özerkliğe saygı duyulması, ayrımcılık yapılmaması, İnsan onurunu temel alınması, Hak temelli yaklaşımın benimsenmesi, Fırsat eşitliğini ve erişilebilirliği esas alınması, Engellilerin topluma tam ve etkin katılımının amaçlanması, engelli bireylerin karar alma süreçleri ve politikalara dahil olabilmeleri, tüm insan haklarının bölünmez ve evrenselliği ilkeleri sözleşmenin temelini oluşturmaktadır.

Sözleşme; taraf devletlere, tanınan hakların uygulanması için gerekli idari ve yasal tedbirleri alma, ayrımcılık teşkil eden düzenlemeleri ortadan kaldırma, kamu kurum ve kuruluşların bu sözleşmeye uygun davranmalarını sağlama, evrensel tasarımın her alanda esas alınması, her tür ayrımcılığın yasaklanması, engellilerin bağımsız yaşayabilmelerini ve yaşamın her alanına etkin katılımlarını sağlamak, Tüm politika ve programlarda engellilerin insan haklarının korunmasını ve güçlendirilmesini dikkate almak, Kişiler, örgütler veya özel teşebbüslerin engelliliğe dayalı ayrımcı uygulamalarını engellemek için gerekli tüm uygun tedbirleri almak,  Engellilerle çalışan meslek sahipleri ve işyeri personelinin bu Sözleşme’de tanınan haklara ilişkin eğitiminin geliştirilmesi ve böylece bu haklarla güvence altına alınan destek ve hizmetlerin iyileştirilmesi, Engellilere yeni teknolojiler dahil hareket kolaylaştırıcı araçlara, yardımcı teknolojilere ve bunların beraberindeki diğer yardımcı ve destekleyici hizmetler ile tesislere ilişkin erişim bilgilerinin sağlanması, istatistikler toplama, uluslararası işbirliğinde bulunma, denetim mekanizmaları kurma, Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi için alınan önlemler ve kaydedilen gelişmeler hakkında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’ne kapsamlı bir rapor sunma, gibi yükümlülükler getirmiştir. 

Sözleşme; ayrımcılık yapılmaması ve eşitlik hakkı, erişilebilirlik, kişisel bütünlüğün korunması, Yaşam hakkı, Yasa Önünde Eşit tanınma, Adalete Erişim, Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, Sömürü Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama, Seyahat Özgürlüğü ve uyrukluk, kişisel hareketlilik, sağlık,  Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma, Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim, Özel Hayata Saygı, Hane ve Aile Hayatına Saygı, Eğitim, habilitasyon ve iyileştirme, yeterli yaşam standardı ve sosyal korunma, Çalışma ve İstihdam, Siyasal ve Toplumsal Hayata Katılım, Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım haklarını düzenlemekte ve bu hakların engelli bireylere tanınması için devletlere yükümlülükler getirmektedir.

Genelde engelliler, hukuk normlarında, hakkın öznesi değil konusu olarak ele alınmıştır. Bu paradigma, BM Engelli Hakları Sözleşmesi ile değişmiştir. Bu sözleşme ile engellilerin topluma tam ve eşit katılmaları ve toplumda bağımsız bireyler olarak kabul edilmelerinin önünde engel olarak görülen önyargı ve kalıp yargıların bertaraf edilmesi için taraf devletlere önemli yükümlülükler getirilmiştir. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin; m. 12 ve m. 19 bu tür kültürel normlara karşı hak temelli standartların getirildiği hukuk normlarıdır. Aynı zamanda m. 12 taraf devletlere bu konularda, mevcut hukuklarını da gözden geçirme ödevi yüklemektedir. Özellikle konumuz bakımından sözleşmenin 28. Maddesi büyük önem taşımaktadır. Bu düzenleme ile engellilere yeterli yaşam standartı ve sosyal korunma sağlanmaktadır. Bu madde ile engellilerin insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmeleri için taraf devletlere ekonomik ve sosyal yükümlülükler yüklenmiştir. Bunlar arasında; engellilerin temel hizmetlere erişiminin sağlanması, engelli yoksulluğunun giderilmesi için yapısal önlemlerin alınması gibi alanlarda politikaların oluşturulmasına dikkat çekilmiştir.

 

6.3. T.C. Anayasası

1982 Anayasasının; Birinci maddesinde, devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu; Cumhuriyetin niteliklerinin belirtildiği İkinci maddesinde; T.C. Devletinin sosyal bir hukuk Devleti olduğu açıkça kabul edilmiştir. Bu düzenlemeden de anlaşıldığı üzere, devletin sosyal bir hukuk devleti olduğu normlar hiyerarşisinin tepesinde yer alan Anayasa düzleminde kabul edilmiştir. Bu kabul ile de yetinilmeyip, Değiştirilemeyecek Hükümler başlıklı 4.ncü madde ile Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. Düzenlemesi ile Sosyal Hukuk Devleti anlayışını kesin olarak karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Sosyal Hukuk Devleti anlayışı, Anayasanın 4.ncü maddesi ile de emredici olarak koruma altına alınmıştır. Bu bakış açısından Anayasa da yer alan Sosyal Devlet anlayışı Anayasanın 5.nci maddesinde belirtilen sınırlar, ölçüler ve görevler kapsamında uygulama alanı bulabilecektir. Mezkur madde uyarınca; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri olarak sayılmıştır.

Bu genel belirlemeleri yaptıktan sonra; Anayasanın Üçüncü Bölümünde sayılan Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Sosyal/Refah Devletinin Sosyal Politikalarının zeminini oluşturmaktadır. Anayasanın 61. Maddesinde; Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler sayılmıştır.  Anılan maddenin ikinci fıkrasında; Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.

1982 Anayasası 61. Maddede “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” ifadesi engelli bireylere yönelik doğrudan bir düzenleme olarak yer almış, bununla birlikte 1982 Anayasasında yer alan Sosyal Güvenlik başlıklı 60. Maddede “ Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” Çalışma Şartları ve Dinlenme Hakkı başlıklı 50. maddede “ Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar”, Çalışma Hakkı ve Ödevi başlıklı 49. maddede “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir”, Kanun Önünde Eşitlik başlıklı 10. Maddede “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”. Düzenlemeleri doğrudan engelli bireylere ilişkin olmamakla birlikte, engellilere yönelik haklar bahşeden düzenlenmelerdir.

Anayasanın engellilere ve engelliliğe yaklaşımı ikircikli olup, bu konudaki uluslar arası düzenlemelerle tam bir uyum göstermemektedir. Anayasada engelliler daha çok hakkın sujesi değil, objesi olarak ele alınmış ve engelliliğie ise tıbbi bir perspektiften yaklaşılmıştır. Nitekim, Anayasanın Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler başlıklı 61. Maddesi bu anlayışı somutlamaktadır. Bu anlayışın terk edilmesi gerekmektedir. BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları anlayışı doğrultusunda; anayasanın 61. Maddesinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Buna göre; Devletin, Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren anlayıştan hareketle, onların toplum hayatına sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal ve benzeri alanlarda tam ve diğer bireyler ile eşit katılımını sağlayıcı tedbirleri alarak, bu yönde gerekli düzenlemeleri yapması anayasanın BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesine uyumun sağlanması için önemli bir adım olacaktır.

 

6.4. Engelliler Hakkında Kanun

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun;  engellilerin sosyal ve ekonomik hakları bakımından devlete birtakım yükümlülükler yüklemektedir. Buna göre: kanunun 1. Maddesinde; engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını devletin yükümlülükleri olarak belirtilmektedir.

Mezkur kanun kapsamında idarelere yükletilen hizmetlerin hangi esaslar çerçevesinde yerine getirileceğini kanunun 4. Maddesinde belirtilmiştir. Yine, Aynı maddeye 06/022/2014-6518 sayılı kanunun 65-66 Maddeleri ile Kanunun 4. Maddesine eklenen 4/A ve 4/B maddeleri ile engellilere yönelik her türlü ayrımcılık yasaklanmış ve engellilerin topluma dahil olmalarını sağlamak için ne gibi tedbirlerin alınacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, bu kanunda; Engellilik Durumu, Destek ve Bakım, Habilitasyon ve Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim ve Öğretim, Erişilebilirlik gibi engelliler için yapısal sorun teşkil eden alanlarda düzenlemeler getirilmiştir.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun  engelliler alanındaki yasal düzenlemeler ile ilgili ilk bağımsız kanun olma özelliğini taşımasına karşın; engelli bireylere yönelik mevzuatın dağınıklığı ve hizmet sunan kurumların fazlalığı konusunda bir çözüm getirmemiştir. Mevcut durumda dağınık mevzuat devam etmektedir. Bu durumda geçmişte olduğu gibi hizmet sunumunun çok çeşitli kurumlar tarafından koordinasyonsuz biçimde yürütülmesine yol açmaktadır.  Bu kanun engelliler için bir kazanım olmasına karşın, Mevzuatın dağınıklığı, hizmet sunumunun çok çeşitli kurumlar eliyle koordinasyonsuz biçimde yürütülmesi, standart uygulamaların olmaması ve engellik konusunda toplumsal bir bilinç yaratılmamış olması, gibi yapısal sorunları giderilmediği anlamına gelmektedir.( Çınarlı Serkan, “Kamu Hizmetlerinin Yürütülmesinde Engelli Hakları” Doktora tezi, Kamu Hukuku Anabilim Dalı / Kamu Hukuku Bilim Dalı, 2008 İzmir)

 

6.4.1. 6462 ve 6518 Sayılı Kanunlar

Bu yasal düzenlemeler ile Türkiye’de engelliliğe ve engellilere yönelik tıbbi yaklaşım az da olsa terk edilmeye başlanmıştır. Özellikle Engelliler Hakkında Kanun ve ardından BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları sözleşmesinin kabulü ile engellilere yönelik politikalar sosyal model esaslarına göre oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu anlayış 6462 ve 6518 sayılı kanunlarlada sürdürülmüştür. 6462 Sayılı kanun, Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair düzenlemeleri içermektedir. 6518 Sayılı kanun ise, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair düzenlemeleri içermektedir. Sırasıyla ilk Kanun, 5378 Sayılı Özürlüler Hakkında Kanun’un adını, ‘5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun’ olarak değiştirmiş; takip eden yıllarda iç mevzuatta ‘özürlülük’ ya da ‘sakatlık’ yerine ‘engellilik’ terimi kullanılmaya başlanmıştır. İkinci Kanun ise hem 5378 Sayılı Kanun’da hem de engellilerle ilgili diğer çeşitli kanunların içeriğinde önemli yenilikler getirmiştir. Genel olarak engellilerin sosyal bakımıyla ilgili olarak günlük bakım merkezleri ve ev hizmetleri gibi alanlardaki hükümler detaylandırılmış, engellilerin toplu taşıma hizmetleri ve araç kullanımını kolaylaştırma amaçlı yeni hükümler eklenmiş; istihdam alanında ayrımcılığın yasaklanması ve yüksek öğretim kurumları bünyesinde Engelliler Danışma ve Koordinasyon Merkezleri kurulması öngörülmüş, çevre ve hizmetler için yeni erişilebilirlik düzenlemeleri eklenmiş; doğrudan ve dolaylı ayrımcılık, makul düzenleme, korumalı iş yeri gibi kavramlar tanımlanmıştır (Dolu,2019).

5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un -isim ve içerik değişikliklerine uğramadan önceki- 2005 tarihli ilk halinde, Kanun amacı olarak “özürlülüğün önlenmesi” ifadesi ve çeşitli sosyal hak ve hizmetlere ilişkin sorunların çözümlenmesi benimsenmiştir. Ancak 2014 yılında, 6518 Sayılı Kanun aracılığıyla yapılan yeniden düzenlemeler ile amaç kısımı, “engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılması” ifadesine ve “engellilerin doğuştan sahip oldukları onur”un tanınarak, temel hak ve özgürlüklerden faydalanmalarının garanti edilmesine yer verecek biçimde dönüştürülmüştür. İlgili ifade biçimlerinde gerçekleşen dönüşüm, Türkiye’de engelliliğin sosyal modelinin ve insan hakkı boyutunun algılanmasına ilişkin yeni bir süreci işaret etmesi bakımından önem arz etmektedir (Dolu,2019).

 

6.5.1. Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

Bu kararname Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde engellilere yönelik hizmetlerin yapılanmasında ve sunumunda büyük önem taşımaktadır. Mezkur kararnamede engellileri ilgilendiren düzenlemelere işaret edilecektir. CBHS’nin dikkat çeken en önemli özelliklerinden biri bilim, teknoloji, eğitim, ekonomi, güvenlik, hukuk, kültür, sanat, sağlık, gıda, sosyal güvenlik ve yerel yönetimler gibi alanlarda politika kurullarının oluşturulmasıdır. Politika kurullarının kurulma amacı ilgili konularda politikalar üretmek ve üretilen politikaların uygulanma süreçlerini izlemektir(Çakmak N. Münci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Engellilere Yönelik Düzenlemeler, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX3, Y 2019, Sa. 3 265, 2019).

Konumuz bakımından CBHS’nin Sosyal Politikalar Kurulu ve Sağlık ve Gıda Politikalar Kurulu engellileri doğrudan ilgilendirmektedir. Buna göre:

Sosyal Politikalar Kurulu: “Toplumun ihtiyaç sahibi kesimlerine yönelik yapılan çalışmaların etkinliği için politika önerileri oluşturmak”; “sosyal refahın oluşturulmasına yönelik politika önerileri geliştirmek”; “dezavantajlı gruplara yönelik politika önerileri oluşturmak.”

Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu ise: “Sağlık sisteminin geliştirilmesi amacıyla politika önerileri geliştirmek”; “önleyici sağlık hizmetlerinin artırılarak sağlık hizmeti veren kuruluşların yüklerinin azaltılması ve etkinliklerinin artırılmasına yönelik araştırmalar yapmak ve önerilerde bulunmak”; “tıbbi teknolojiler ve ilaç sanayinin yerlileştirilmesi için politika önerileri oluşturmak”; “sağlık hizmetleri ve teknolojilerinde uluslararası gelişmeleri takip ederek, sonuçları raporlamak”; “toplumda artan hastalıkların önlenmesi ve azaltılmasına yönelik politika önerileri oluşturmak” olarak belirtilmiştir.

Diğer politika kurulları içerisinde engellilerin hukuki, sosyal ve ekonomik durumlarını ilgilendiren maddelere de rastlanmaktadır. Bunların arasında; Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, Hukuk Politikaları Kurulu gibi kurullar yer almaktadır (Çakmak,2019).

CBHS hükümet sisteminde: Engellilerin her türlü ihtiyaçlarına yönelik olarak hizmet veren temel bakanlık Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’dır. Bakanlığın engellilere yönelik görev ve yetkileri: “Sosyal hizmetler ve yardımlara ilişkin ulusal düzeyde politika ve stratejilerin geliştirilmesi amacıyla gerekli çalışmalar yapmak, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve ortaya çıkan yeni hizmet modellerine göre güncelleyerek geliştirmek”; “engellilerin ve yaşlıların her türlü engel, ihmal ve dışlanmaya karşı toplumsal hayata ayrımcılığa uğramadan ve etkin biçimde katılmalarını sağlamak üzere; belirlenen ulusal politika ve stratejilerin uygulanmasını koordine etmek, engellilere ve yaşlılara yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini yürütmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, engellilerin mesleki rehabilitasyonunu sağlayacak tedbirler almak”; “toplumun sosyal yardım ve korumaya ihtiyaç duyan kesimlerine yönelik yardım faaliyetlerini düzenli ve etkin bir biçimde yürütmek; yoksullukla mücadeleye ilişkin ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesi amacıyla gerekli çalışmaları koordine etmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak”, “... korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç çocuk, kadın, engelli ve yaşlıların tespiti, bunların korunması, bakımı, yetiştirilmesi ve rehabilitasyonlarını sağlamak üzere gerekli hizmetleri yürütmek, bu hizmetler için gündüzlü ve yatılı sosyal hizmet kuruluşları kurmak ve işletmek”, “kamu kurum ve kuruluşları, gönüllü kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yürütülen sosyal hizmetler ve yardımlara ilişkin ilke, usul ve standartları belirlemek, bu çerçevede denetimini yapmak, bu alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların taşıması zorunlu olan nitelikleri ve bunlara rehberlik edecek programları geliştirmek”, “sosyal hizmet ve yardım faaliyetleriyle bunlardan yararlananlara ilişkin bilgileri merkezi bir sistemde oluşturulacak veri tabanı aracılığıyla işlemek, kontrol etmek, izlemek ve geliştirilecek politika, strateji ve önlemler bağlamında değerlendirmek”, “sosyal hizmetler ve yardımlar alanındaki uluslararası gelişmeleri ve faaliyetleri izlemek, bunlara katkı vermek ve yürütülecek çalışmalarda yararlanmak üzere değerlendirmek, bu alanda taraf olduğumuz uluslararası sözleşme ve anlaşmaların ulusal düzeyde uygulanmasını sağlamak” ve “sosyal adalet ve sosyal refahın gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak.”(Çakmak,2019)

Bakanlığın teşkilatında engellilere yönelik faaliyet gösteren hizmet birimi Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğüdür. Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri 1 sayılı CBK’nın 71. maddesinde sayılmaktadır. Bu görev ve yetkiler arasında engellilere ilişkin olan şunlardır: “Bakanlığın engellilere ve yaşlılara yönelik koruyucu, önleyici, eğitici, geliştirici, rehberlik ve rehabilite edici sosyal hizmet faaliyetlerini yürütmek ve koordine etmek”, “engelliliğin önlenmesi ile engellilerin eğitimi, istihdamı, rehabilitasyonu, ayrımcılığa uğramadan insan haklarından yararlanarak toplumsal hayata katılmaları ve diğer konularda ulusal düzeyde politika ve stratejilerin belirlenmesi amacıyla gerekli çalışmaları koordine etmek, belirlenen politika ve stratejileri uygulamak, uygulanmasını izlemek ve değerlendirmek”, “engellilerin sorunlarını ve çözüm yollarını araştırmak, bu konuda uygulamanın geliştirilmesine yönelik öneri ve programlar hazırlamak ve uygulamak”, “engellilerle ilgili konularda inceleme ve araştırmalar yapmak, projeler hazırlamak ve uygulamak”, “münhasıran engellilere tanınan haklar ve sunulan hizmetlerden yararlanmada kullanılmak üzere hazırlanan engelli kimlik kartlarına ilişkin işleri yürütmek”, “yaşlıların ve bakıma muhtaç engellilerin, yaşamlarını evlerinden ve sosyal çevrelerinden ayrılmadan sürdürebilecekleri sosyal desteklerin verilmesi için gerekli mekanizmaları kurmak, var olanları standardize etmek, uygulamaları takip etmek ve denetlemek”, “kamu kurum ve kuruluşları, gönüllü kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişilerce engellilere ve yaşlılara yönelik yürütülen sosyal hizmet faaliyetlerine ilişkin ilke, usul ve standartları belirlemek ve bunlara uyulmasını sağlamak.”(Çakmak,2019)

Ayrıca 1 sayılı CBK ile, Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde yer alan Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne, Milli Eğitim Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na ve bu bakanlığın bünyesinde yer alan Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne,  Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın Strateji Geliştirme Başkanlığı’na engelliler ile ilgili görevler yüklenmiştir (Çakmak,2019).

 

6.6. Sosyal Güvenlik, Sosyal Yardımlar ve Engelliler

Bu başlık altında, engellilere yönelik sosyal güvenlik ve sosyal yardım uygulamalarından bahsedilecektir. Bu kapsamda; 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunundan kısaca söz edilecektir.

 

6.6.1 Sosyal Hizmetler Kanunu

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu; korunmaya, bakıma veya yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetleri ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan teşkilatın kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını  düzenlemektedir.

Anılan kanun kapsamında yürütülecek Sosyal hizmetlere ilişkin genel esasları düzenleyen 4.maddesinin;(ı) bendinde;” ı) Korunmaya, bakıma ve yardıma ihtiyacı olan kişilere hizmet sunumu insan haysiyet ve vakarına yaraşır şekilde yerine getirilir. “; (l) bendinde ise;” l) İhtiyacı olan, engelli ve yaşlıların hayatlarını sağlık, huzur ve güven içinde sürdürmesi, ihtiyacı olan engellilerin toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek ve üretken hale gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonlarının yapılması, bunlardan tedavisi mümkün olmayanların sürekli bakım altına alınması amacıyla gerekli her türlü tertip ve tedbir alınır.”

Yine mezkur kanunun 4.maddesine eklenen (Ek fıkra: 3/6/2011-KHK-633/35 md.) ile Engellilere yönelik hizmetlerin yürütülmesine ilişkin genel esaslar sayılmıştır. Bu esaslar şunlardır:

a) Eşit katılım için, engellilerin sahip oldukları hak ve yükümlülükler konusunda birey, aile ve toplumun bilinçlendirilmesi, tıbbî bakım ve rehabilitasyonlarının sağlanması, günlük yaşamlarında kendi başlarına yaşayabilme kapasitelerinin artırılması.

b) Bilgi, hizmet ve fiziksel çevre koşullarının engelliler için ulaşılabilir hâle getirilmesi.

c)   Doğumdan başlayarak okul öncesi, okul çağı ve yetişkinleri kapsayacak biçimde tüm engellilere eğitimde fırsat eşitliği sağlanması.

d)  İstihdamın, mesleki eğitim ve rehabilitasyonla birlikte gerçekleştirilmesi, istihdam alanlarının engellilerin kullanımına uygunluğunun sağlanması ve teknolojiye uygun alet ve cihazların engellilerce elde edilmesini kolaylaştırıcı önlemlerin alınması.

e) Engellilerin sosyal güvenlikleri ile gelirlerinin korunması, aile hayatı ve kişisel bütünlükleri ile kültür, eğlence, spor ve din alanlarına tam katılımlarının sağlanması.

f) Engellilere ilişkin plan ve programlar ile ekonomik ve sosyal statülerini etkileyen tüm kararların alınması sırasında engellilerin katılımlarının sağlanması.

 

6.6.1.1. Evde Bakım Yardımı

2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununa eklenen Ek Madde 7 – (Ek: 1/7/2005-5378/30 md.; Değişik: 6/2/2014-6518/21 md.) ayrıntılı bir düzenleme ile Bakıma muhtaç engellilerin tespiti ve bakım hizmeti esaslarını düzenlemiştir. Ayrıca anılan madde kapsamında,yapılan uygulamaların sonucunda ortaya çıkan mahsurların giderilmesi için mezkur kanuna; 9, 10, 15, 17 ve 18 geçici maddeleri eklenmiştir. Yine, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun ek 7 nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan; Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik’de bakım hizmetlerinin esaslarının belirlenmesinde önemli bir düzenlemedir.

2828 sayılı kanunun Ek 7’nci maddesinin 1’nci fıkrasının 1’nci cümlesi ”Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan bakıma ihtiyacı olan engellilere, resmî veya özel bakım merkezlerinde bakım hizmeti ya da sosyal yardım yapılmak suretiyle evde bakımına destek verilmesi sağlanır.” Düzenlemesine yer verilmiştir.

Burada öncelikle; Bakıma ihtiyacı olan engelli kimdir sorusuna cevap vermemiz gerekmektedir. Düzenlemenin lafzından da açıkça anlaşıldığı üzere; Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan engelli bakıma ihtiyacı olan engelli olarak tanımlanmıştır.

Bu düzenlemenin uygulanmasında, muhtaç engelli ve hane kavramlarından ne anlaşılması gerekir sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Kanunda hane ve muhtaç engelli için gelir kriterine işaret edilmesine karşın; Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik  ve 2010bölü13 Sayılı Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler konulu Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü genelgesi; hane kavramını 4. Dereceye kadar kan ve sıhri hısımlık bağıyla sınırlandırmış, muhtaçlık sınırının yanı sıra ağır engellilik koşulunu araması açıkça kanuna aykırılık oluşturmaktadır.

Ayrıca, mezkur kanunun 1.nci fıkrasının 2.nci cümlesi; “Hanede birden fazla bakıma ihtiyacı olan engelli bulunması hâlinde, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasında birinci bakıma ihtiyacı olan engelliden sonraki her bakıma ihtiyacı olan engelli iki kişi sayılır” Düzenlemesi ile bir hanede birden fazla bakıma muhtaç engelli bulunması halinde birinci engelliden sonra gelen her engellinin  muhtaçlık kriterinin belirlenmesinde iki kişi sayılması olumlu bir durumdur.

Muhtaçlık kriterinin belirlenmesinde; haneye giren her türlü gelir hesaba katılır. Ancak mezkur maddenin 1.nci fıkrasına eklenen ek cümle ile “(Ek cümle:21/2/2019-7166/1 md.) Bu fıkranın uygulanmasında, 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez.” Düzenlemesi ile Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez şeklinde yapılan değişiklik olumlu bir gelişme olmuştur.

Özet olarak: Engellinin evde bakımına destek amacıyla verilen sosyal yardımdan yararlanabilmek için; Kurban ve Ramazan bayramlarında ödenen bayram ikramyeleri hariç olmak üzere; Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olması; bakmakla yükümlü olunan engellinin ağır engelli sınıfına girmesi; 2019 tarihinde yürürlüğe giren Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliin Tanımlar başlıklı 4.nci maddesinin (m) bendinde; Ağır Engelli kavramı, Tam bağımlı engelli birey kavramı ile karşılanmakta olup, Sağlık Bakanlığınca belirlenen yetkili hastanelerden alınacak engelli sağlık kurulu raporunda engel oranı en az %50 ve “Ağır engelli” veya yeni yönetmelik gereğince;” Tam bağımlı engelli birey”  İbaresi «evet» olarak işaretlenmiş olması gerekmektedir.

Bu konuya münhasıran geniş bilgiyi; tarafımca yapılan ve daha önceden www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021, web sayfasında yayınlanan Sosyal Devlet Perspektifinde Evde Bakım Yardımının Değerlendirilmesi başlıklı Çalışmada bulabilirsiniz. Mezkur çalışmada; engellilere evde bakım yardımı hakkında;yardımın süjeleri, konusu, hak kazanma ve kaybetme şartları, hak sahiplerine getirdiği sorumluluklar, bakım ücretleri, ödeme usul ve esasları gibi konulara değinilmiş ve ayrıca, konuya yönelik eleştirel değerlendirmeler yapılmıştır.

 

6.6.1.2. Kurumsal Bakım

Bakıma muhtaç engellilerin kurumda bakılmalarına dair esaslar ve koşullar, 2828 sayılı kanunun ek 7. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde kapsamında; Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Resmî Kurum ve Kuruluşlar Bakım Merkezleri Yönetmeliği ve Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği yayınlanmıştır.

Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Resmî Kurum ve Kuruluşlar Bakım Merkezleri Yönetmeliği, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü dışındaki diğer resmî kurum ve kuruluşların bünyesinde açılacak olan bakıma muhtaç özürlülere yönelik bakım merkezleriyle ilgili düzenlemeleri içermektedir. Bu merkezlerde bakıma muhtaç engellilere yönelik gerçekleştirilen bakım hizmetleri, bakıma muhtaç engellinin bakımına yönelik olarak kişisel bakım hizmetlerini ve psiko-sosyal destek hizmetlerini kapsamaktadır. Bakıma muhtaç engelli bireyin bu hizmetlerden yararlanabilmesi için mezkur kanun ve yönetmelikte işaret edilen gelir testini geçmesi gerekmektedir. Buna göre; Bakıma muhtaç engellilerden, her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olunan birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3’ünden daha az olanların bakım ücreti idare tarafından karşılanacaktır.  Ayrıca, bu yönetmelik gereğince kurulmuş olan merkezlerin belli koşullar altında ücretsiz bakıma muhtaç engelli kabul etme zorunlulukları da vardır.

Bu merkezlerin dışında birde, gerçek kişi ve özel hukuk tüzel kişileri tarafından açılacak engelli bireylere yönelik özel bakım merkezleri de bulunmaktadır. Bu merkezlerin, açılış izinlerinin verilmesi, çalışma şartları, personel standardı, denetlenmeleri, müeyyideleri, bakım hizmetlerinin kapsamı, başvuru, inceleme, kabul ile ücret tespiti ve ödemelerine ilişkin usul ve esasların yer aldığı yönetmelik, Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği’dir. Bu merkezlerde bakım hizmeti yapılan engelliler için bakım ücreti genel bütçeden karşılanır. Mezkur yönetmelikte; Bakıma ihtiyacı olan engelli: Engellilik sınıflandırmasına göre engelliler için sağlık kurulu raporu ile ağır engelli olduğu belgelendirilenlerden günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek durumda olduğu sosyal inceleme raporu ile belirlenen kişi şeklinde tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bu şekilde tespit edilen bakıma ihtiyacı olan engellinin bakım ücreti, 2828 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesine göre Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ilgili bakım merkezine ödenmektedir. Ayrıca, hanede birden fazla bakıma ihtiyacı olan engelli bulunması halinde, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasında birinci bakıma ihtiyacı olan engelliden sonraki her bakıma ihtiyacı olan engelli iki kişi sayılır kuralı gereğince, bir hanede birden fazla bakıma muhtaç engellinin varlığı halinde bu haneler lehine pozitif bir düzenleme getirilmiştir.

Son olarak, Özürlülerin Bakımı, Rehabilitasyonu ve Aile Danışmanlığı Hizmetlerine Dair Yönetmelik ise, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne bağlı yatılı, gündüzlü ya da yatılı ve gündüzlü hizmet veren merkezler ile bakım,  rehabilitasyon ve aile danışmanlığı hizmetleri ile ilgili iş ve işlemleri kapsar.

 

6.6.2. 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun

Ülkemizde sosyal yardım uygulamaları bakımından en kapsamlı düzenleme 2022 sayılı “65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” dur. Nitekim söz konusu düzenleme, primli sistemin dışında kalan yaşlıların ve engellilerin sosyal risklere karşı korunmasını, aylık bağlanmasını ve sağlık hizmeti sunulmasını ihtiva etmektedir. Bu başlık altında; halk arasında “Engelli Maaşı” olarak da ifade edilen söz konusu sosyal yardım türü, 2022 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik çerçevesinde kısaca değinilecektir.

Mezkûr kanunun 2’nci maddesinde 65 yaşını doldurmamış olmasının yanı sıra belirtilen koşullara sahip engellilere de aylık bağlanacağı düzenleme altına alınmıştır.

Buna göre;

a) Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde engelli olduklarını ilgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan, 18 yaşını dolduran Türk vatandaşı engellilerden; sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlananlar ile uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir işte çalışanlar veya nafaka bağlanmış ya da nafaka bağlanması mümkün olanlar hariç olmak üzere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe (4.860) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda,

b) İlgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile engelli olduklarını kanıtlayan, 18 yaşını dolduran ve talebine rağmen Türkiye İş Kurumu tarafından işe yerleştirilememiş olan Türk vatandaşlarından; sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlananlar ile uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir işte çalışanlar veya nafaka bağlanmış ya da nafaka bağlanması mümkün olanlar hariç olmak üzere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe (3.240) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda, aylık bağlanır.

Bu düzenleme ve dayanak yönetmelik gereğince, Engel oranı % 70 ve üzerinde olan ve 18 yaşını dolduran engelliler, Engel oranı % 40 ile % 69 arasında olan ve 18 yaşını doldurmuş bulunan engelliler, Kanunen bakmakla yükümlü olduğu ve fiilen bakımını gerçekleştirdiği 18 yaşını tamamlamamış engelli yakını bulunanlar, Engelli Maaşı alabilecek gruplar olarak sayılmıştır. Engelli aylığından yararlanabilmek için Herhangi bir işte çalışmamak, Sosyal Güvenlik Kurumu’na tabi olmamak, Nafaka almamak veya alabilecek durumda olmamak, Her ne nam altında olursa olsun aile bireylerinin aylık her türlü gelirleri toplamı, birey sayısına bölündüğünde kişi başına düşen gelir bir aylık net asgari ücretin 1/3’ ünden az olmak, Kendisine bakmakla yükümlü bir yakını bulunmamak gibi şartları taşımak gerekmektedir

Bu konuya münhasıran geniş bilgiyi; Avukat Osman SEZER tarafımdan yapılan ve daha önceden www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021, web sayfasında yayınlanan 2022 Sayılı Kanunun Sosyal Hukuk Devleti İlkesi Bağlamında Engelliler Yönünden Genel Bir Değerlendirmesi başlıklı Çalışmada bulabilirsiniz.

 

6.6.3. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu

3294 sayılı kanun sosyal yardımlaşma ve dayanışma açısından dezavantajlı gruplar yönünde önemli düzenlemeler içermektedir. Fakir ve duruma göre muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile gerektiğinde her ne suretle olursa olsun Türkiye’ye kabul edilmiş veya gelmiş olan kişilere yardım etmek bu kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleşmektedir.

Bu kanunun hükümlerinden yararlanabilmek için, fakir ve muhtaç olmak, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmamak ve bu kurumlardan aylık ve gelir almamak gerekmektedir. Ayrıca,geçici olarak küçük bir yardım veya eğitim ve öğretim imkanı sağlanması halinde topluma faydalı hale getirilecek, üretken duruma geçirilebilecek kişiler de bu Kanun kapsamında yapılacak yardımlardan yararlanabilmektedir. Ayrıca, kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmakla veya bu kuruluşlarca aylık veya gelir bağlanmış olmakla birlikte, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu Kurulunca belirlenecek ölçütlere göre; hane içindeki kişi başına düşen geliri, on altı yaşından büyükler için belirlenen aylık net asgari ücretin 1/3’ünden az olan kişilerden fakir ve muhtaç durumda bulunanlar da bu Kanun kapsamında yapılacak yardımlardan yararlanmaktadır. Öte yandan, Her türlü acil durum ve afetten zarar görenler ve şehit yakınları ile gaziler ise, Fon Kurulu ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarınca belirlenecek kriter ve süreler çerçevesinde bu Kanun ile sağlanmakta olan haklardan yararlanmaktadır.

Mezkur kanunun ek 2. Maddesine göre; sosyal yardımların ve desteklerin hacz edilemeyeceği yönünde emredici bir düzenleme yapılmıştır.

Anılan düzenleme şöyledir:  “Bu Kanun gereğince yapılan yardımlar ve proje destekleri ile 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gereğince verilen yaşlılık ve engelli aylıkları, kişinin rızası olsa bile haczedilemez, başkasına devir ve temlik edilemez.”

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun çalışma usul ve esasları ile toplanacak kaynakların Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına dağıtım esasları yönetmelikle düzenlenir. Bunun dışında; Engellilerin topluma uyumunu kolaylaştıracak her türlü ortopedik ve diğer yardımcı araç ve gereçlerin standartlara uygun olarak teminini dikkate almak suretiyle, engellilere yönelik destek programlarına ilişkin usul ve esaslar ayrı bir yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

 

6.6.4 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu

5510 sayılı kanun,  sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri sosyal güvenlik şemsiyesi altına almayı amaçlamaktadır. Buna göre; sosyal sigortalardan ve genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemleri, sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esaslar bu kanun kapsamında düzenlenmiştir.

Bu kanunla ilgili olarak Bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar  başlıklı 5. maddesinin b, c ve e bendlerinde; Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından engelliler hakkında uygulanacak sigorta kolları ve esasları düzenlenmiştir. Yine Meslek hastalığının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması başlıklı 14.madde, Hastalık ve analık hali başlıklı 15.madde, Malûl sayılma başlıklı 25.madde, Malullük sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları 26. madde, Yaşlılık sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları 28.madde, Vazife Malullüğü başlıklı 47.madde, Genel sağlık sigortalısı sayılanlar başlıklı 60.maddesi gibi düzenlemeler engellilerin sosyal güvenliklerine yönelik unsurlar içermektedir.

 

6.6.5. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu

5434 sayılı kanunun 65. maddesinde; Harb malullerine hangi yardımların yapılacağı sayılmıştır. Yine, Mezkûr kanunun 72. maddesinde getirilen esaslar çerçevesinde sayılan kişilerin sayılan görevler nedeniyle hayatlarını kaybetmiş bulunan iştirakçilerle bunlardan aylık almakta iken ölenlerin, baba veya analarına, ölüm tarihinden sonra aylık bağlanma koşulları özellik oluşturması nedeniyle önemlidir.

 

6.7. İstihdam İle İlgili Avantajlar

Sosyal devlet uygulamalarının bir sonucu olarak sosyal adaletin oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda, çalışma hakkı gibi Anayasal olarak herkesin sahip olduğu bir hakkın kullanılmasını kolaylaştırıcı tedbirler alınabilir.  Özellikle dezavantajlı gruplar için Devletin zorunlu istihdam politikaları yürütmesi, sosyal adaletin gerçekleştirilmesi için zorunluluk oluşturur. Hukuk sistemimizde zorunlu istihdam politikasından yararlanabilen bu dezavantajlı gruplardan biride engellilerdir. Bu bağlamda engellilerin istihdamına yönelik; İş Kanunu, Deniz İş Kanunu ve Devlet Memurları Kanununa kısaca değinilecektir.

 

6.7.1. İş Kanunu

4857 sayılı kanunun Eşit davranma ilkesi başlıklı 5. maddesine; (Ek: 6/2/2014-6518/57 Md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. Düzenlemesi ile çalışma hayatında engellilere ayrımcılık yapılmasını açıkça engellemiştir. Yine aynı kanunun Değişik: 15/5/2008-5763/2 Md. ile değişik 30. maddesinde; Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna ilişkin esaslar, şartlar ve teşvikler düzenlenmiştir. Mezkûr kanuna göre; Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılık halinde; 101. madde: Bu Kanunun 30 uncu maddesindeki hükümlere aykırı olarak engelli ve eski hükümlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her engelli ve eski hükümlü ve çalıştırmadığı her ay için idari para cezası verilir. Kamu kuruluşları da bu para cezasından hiçbir şekilde muaf tutulamaz. Mezkûr kanuna göre; İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar Değişik: 15/5/2008-5763/10 Md.  ile 108.maddede düzenleme altına alınmıştır. Yine aynı kanunun Ek Madde 1 – (Ek: 6/2/2014-6518/59 Md.) ile Ek Madde 2 – (Ek: 4/4/2015-6645/35 Md.)Korumalı işyerlerinde çalışan engellilerin ücretleri hakkında düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenleme gereğince; Korumalı işyerlerinde çalıştırılan ve iş gücü piyasasına kazandırılmaları güç olan zihinsel veya ruhsal engellilere işverenlerince zamanında ödenmiş olan ücretlerinin bir kısmı hazine bütçesinden karşılanır.

 

6.7.2. Deniz İş Kanunu

854 sayılı kanunun; Engelli ve eski hükümlü çalıştırma başlıklı 13. maddesinde; Bu kanunun kapsamına giren işveren veya işveren vekilleri, işyerlerinde İş Kanununun ve bununla ilgili yönetmeliğin bu konuda koyduğu hükümler, esaslar, ölçüler ve şartlara göre engelli ve eski hükümlü gemi adamı çalıştırmak zorundadır. Yine aynı kanunun Ceza hükümleri başlıklı 50. maddesi:(Değişik: 23/1/2008-5728/319 Md.) ile (ç) bendinde; 13 üncü madde gereğince engelli ve eski hükümlü gemi adamı çalıştırma ile ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerine uymayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her engelli veya eski hükümlü ve çalıştırmadığı her ay için idarî para cezası verilir.

 

6.7.3. Devlet Memurları Kanunu

657 sayılı Devlet Memurları Kanunun;  (Değişik: 13/2/2011-6111/99 Md.) ile değişik 53. maddesi Engelli personel çalıştırma yükümlülüğünü ve esaslarını düzenleme altına almıştır. Aynı kanunun Yer Değiştirme Suretiyle Atama başlıklı 72. Maddesiyle engelli memurların tayin durumları ile ilgili olarak esnek bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre; (Ek fıkra: 6/2/2014-6518/10 md.) İlgili mevzuatı uyarınca verilecek rapora göre kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenlemeler yapılır. Mezkur kanunun 100 ve 101. Maddelerinde de engelli personelin günlük çalışma koşullarına ilişkin gerekli kolaylığın veya esnekliğin sağlanmasında o yerin mülki amirine bir takım yetkiler tanınmıştır.

 

6.8. Engellilere Sağlanan Vergisel Avantajlar

Anayasanın 73. Maddesinde; “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” Düzenlemesi yer almaktadır. Doğaldır ki engelliler de aynı yükümlülük altındadır. Ancak, engellilerin diğer yurttaşlara göre daha dezavantajlı durumda olmaları nedeniyle; sosyal devlet anlayışı gereği, birtakım ek önlem ve tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda; Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Özel Tüketim Vergisi Kanunu, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu ve Gümrük Kanununda engelli mükelleflere yönelik getirilen muafiyet ve istisnalardan kısaca söz edilecektir.

 

6.8.1. Gelir Vergisi Kanunu

193 sayılı GVK’nın Engellilik indirimini düzenleyen 31. Maddesi ücretli, serbest meslek sahibi ve basit usulde vergilendirilen iş sahibi engelliler için elde ettikleri gelirden belli bir miktarını vergiden istisna tutulması için önemli bir düzenlemedir. Ayrıca, bakmakla yükümlü engelli bulunan ücretliler veya serbest meslek mensupları da bu indirimden yararlanmaktadır. Engelli İndirimi dışında, GVK’da engelliler lehine çeşitli muafiyet ve istisnalar yer almaktadır. Buna göre; GVK’nın 25. maddesinin 1. bendinde düzenlenen; Ölüm, engellilik, hastalık ve işsizlik sebepleriyle (işe başlatmama tazminatı dahil) verilen tazminat ve yapılan yardımlar ile aynı maddenin 9. bendinde; Yardım sandıkları tarafından statüleri gereğince kendi üyelerine ölüm, engellilik, hastalık, doğum, evlenme gibi sebeplerle yapılan yardımların Gelir Vergisinden müstesna olduğu düzenleme altına alınmıştır. Aynı kanunun vergi matrahına esas teşkil edecek ücretlerde; 3. (Değişik: 13/6/2012-6327/5 Md.)   ile değişik 63.madde gereğince gerçek ücretin belirlenmesinde engellilere sigorta poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primler (İndirim konusu yapılacak primler toplamı, ödenen sigorta ve tazminatların indirim konusu yapılmasında esaslar getirilmiştir. Yine aynı kanunun 89. maddesinde Gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden engelliler için hangi indirimlerin yapılabileceğini düzenleme altına alınmıştır.

Bu konuya münhasıran geniş bilgiyi; tarafımdan yazılan ve daha önceden www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021, web sayfasında yayınlanan Gelir Vergisi Kanunundan Engellilere Sağlanan Muafiyet ve İstisnalar başlıklı Çalışmada bulabilirsiniz.

6.8.2 Katma Değer Vergisi Kanunu

3065 sayılı KDV kanununun 17. Maddesinde Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar üst başlığı altında 2. Fıkrasında, Sosyal Amaç Taşıyan İstisnalar alt başlığında:….”hastane, nekahathane, klinik, dispanser, prevantoryum, sanatoryum, kan bankası ve organ nakline mahsus bankalar, anıtlar, botanik ve zooloji bahçeleri, parklar ile veteriner, bakteriyoloji, seroloji ve distofajin laboratuvarları gibi kuruluşlar, öğrenci veya yetiştirme yurtları, yaşlı ve engelli bakım ve huzurevleri, parasız fukara aşevleri, düşkünevleri ve yetimhaneleri işletmek veya yönetmek suretiyle ifa ettikleri kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri ile bunlardan sağlık hizmeti sunanların teşhis ve tedaviye yönelik olarak birbirlerine yapacakları teslim ve hizmetler,” KDV’den müstesnadır.

Yine bu kanunun 4. Diğer İstisnalar başlığı altında düzenlenen( s) bendi ile eklenen (Ek: 1/7/2005-5378/32 Md.) Engellilerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç ve özel bilgisayar programları KDV’den istisna tutulmuştur.

6.8.3. Özel Tüketim Vergisi Kanunu

4760 sayılı ÖTV kanunun Diğer istisnalar başlıklı 7. maddesi ile Bu Kanuna ekli;  2. (II) sayılı listede yer alan  kayıt ve tescile tâbi mallardan; bu fıkranın a, b, c ve d bentlerinde belirtilen esaslar çerçevesinde engellilik oranı % 90 veya daha fazla olan malûl ve engelliler tarafından, alınan araçlardan Beş yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı halinde ÖTV alınmaz. ÖTV muafiyetinden yararlanarak taşıt sahibi olan engellinin bu taşıtı iktisap tarihinden itibaren 5 yıldan önce elden çıkarırsa muaf olduğu ÖTV’yi ödemek zorundadır. Bu kanunun 15. Maddesine göre; taşıtın kayıt ve tescili tarihinde geçerli olan oran üzerinden, bu tarihte özel tüketim vergisi alınır.

6.8.4. Emlak Vergisi Kanunu

1319 sayılı EVK’nın Nispetler başlıklı 8.maddesinin (Değişik ikinci fıkra: 30/7/2003-4962/15 Md.) Bakanlar Kurulu, kendisine bakmakla mükellef kimsesi olup on sekiz yaşını doldurmamış olanlar hariç olmak üzere hiçbir geliri olmadığını belgeleyenlerin, gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların, gazilerin, engellilerin, şehitlerin dul ve yetimlerinin Türkiye sınırları içinde brüt 200 m²’yi geçmeyen tek meskeni olması (intifa hakkına sahip olunması hali dahil) halinde, bu meskenlerine ait vergi oranlarını sıfıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu hüküm, yukarıda belirtilenlerin tek meskene hisse ile sahip olmaları halinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanır. Muayyen zamanda dinlenme amacıyla kullanılan meskenler hakkında bu hüküm uygulanmaz. Geliri olmadığını belgelemenin usul ve esaslarını belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.  Düzenlemesi gereğince Türkiye sınırları içinde brüt 200 m2’yi geçmeyen tek meskene veya tek meskende hisseye sahip olan (intifa hakkına sahip olunması hali dahil) engelliler, indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yararlanarak emlak vergisi ödemeyeceklerdir.

6.8.5. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu

197 sayılı MTV kanunun İstisnalar başlıklı 4.maddesinin (c) bendi ile (Değişik: 25/12/2003-5035/22 Md.) Engellilik oranı % 90 ve daha fazla olan malûl ve engellilerin adlarına kayıtlı taşıtlar ile diğer malûl ve engellilerin, bu durumlarına uygun hale getirilmiş özel tertibatlı taşıtlardan MTV alınmaz. Bu düzenleme gereğince; Engellilik dereceleri %90 ve daha fazla olan malul ve engellilerin bu durumlarını tam teşekküllü devlet hastanesinden alınmış olan sağlık kurulu raporu ile ilgili vergi dairelerine belgelendirmeleri halinde, söz konusu malul ve engellilerin kendi adlarına kayıt ve tescil edilmiş olan taşıtları, motorlu taşıtlar vergisine tabi tutulmayacaktır. Bu istisnadan yararlanmak için, söz konusu malul ve engellilere ait taşıtın özel tertibatlı veya özel tertibatlı hale getirilmiş olması şartı aranmayacaktır. Buna karşın; Engellilik dereceleri %90’dan az olan malul ve engellilerin bu durumlarını; tam teşekküllü devlet hastanesinden alınan sağlık kurulu raporu ile belgelendirmeleri ve kendi adlarına kayıt ve tescilli olan taşıtların engellilik haline uygun özel tertibatlı veya özel tertibatlı hale getirilmiş taşıtlar istisna hükmünden yararlanabileceklerdir.

6.8.6. Kurumlar Vergisi Kanunu

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun Diğer indirimler başlıklı 10.maddesinin (1) fıkrası; Kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından ;(h) bendi ile (Ek: 6/2/2014-6518/83 Md.) getirilen düzenleme ile 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanuna göre kurulan korumalı işyerlerinde istihdam edilen ve iş gücü piyasasına kazandırılmaları güç olan zihinsel veya ruhsal engelli çalışanlar için diğer kişi ve kurumlarca karşılanan tutar dâhil yapılan ücret ödemelerinin yıllık brüt tutarının % 100’ü oranında korumalı işyeri indirimi (İndirim, her bir engelli çalışan için azami beş yıl süre ile uygulanır ve yıllık olarak indirilecek tutar, her bir engelli çalışan için asgari ücretin yıllık brüt tutarının % 150’sini aşamaz.). Bu bentte yer alan oranı, engellilik derecelerine göre % 150’ye kadar artırmaya veya tekrar kanuni oranına indirmeye Bakanlar Kurulu; bendin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşünü alarak Maliye Bakanlığı yetkilidir.

 

6.8.7 Gümrük Vergisi Kanunu

4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci maddesinin birinci fıkrasının (12/a) bendinde malul ve engellilerin kullanımına mahsus eşyanın gümrük vergilerinden muaf olduğu belirtilmiştir. Engellilerin eğitimi, çalışması veya fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimlerine yönelik olarak özel suretle imal edilmiş olup, malûl ve engellilerin kendi kullanımları için getirdikleri veya onlara yardım sağlanması amacına yönelik olarak kamu yararına faaliyette bulunan dernekler ile Sağlık Bakanlığı’nca yetki verilmiş kurum ve kuruluşlarca ithal edilen ve kanunda sayılan eşyalar gümrük vergilerinden muaftır.

Bu eşyaları şöyle örneklendirebiliriz: Görmeyenler ve kısmen görenler için eğitsel, bilimsel veya kültürel gelişimlerine yönelik olmak üzere özel surette imal edilmiş matbu yayınlar, kabartma baskılar ve kağıtları, braille kağıdı, beyaz bastonlar, yazı ve kelime işlem makineleri, konuşan kitaplar, kasetçalarlar, büyütücü televizyon ekranları, elektronik yer saptayıcı ve engel dedektörü, saatler ve diğer parçalar vb. Ortopedik cihazlar (motorlu veya motorsuz koltuklar, bisiklet, motosiklet, koltuk değnekleri, protez organlar vb.) İşitme engellilerin işitmesini kolaylaştırmaya mahsus cihazlar. Vücut kusur veya noksanlığını gidermek amacıyla üstte veya elde taşınan veya vücudun içine yerleştirilen diğer cihazlar gibi.

 

6.9. Yerel Yönetimlerin Engellilere Karşı Yükümlülükleri

Engellilere yönelik oluşturulan mali ve sosyal politikalarda merkezi yönetimin yanı sıra, yerel yönetimlerinde önemli bir rolü ve sorumluluğu vardır. Bu bağlamda yerel yönetimlerin engellilere ilişkin mali ve sosyal sorumluluklarını düzenleyen; Belediye Kanunu, Büyük Şehir Belediye Kanunu ve İl Özel İdaresi Kanunu’na kısaca değinilecektir.

 

6.9.1 Belediye Kanunu

5393 sayılı Belediye Kanununun Belediyenin görev ve sorumlulukları başlıklı 14. maddesinde Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda engelli, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır. Denilmek suretiyle belediyelerin engellilere yönelik sunacakları hizmetlerde özel bir yöntem uygulaması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Yine aynı kanunun 38. maddesin (n) bendinde; Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, engellilere yönelik hizmetleri yürütmek ve engelliler merkezini oluşturmak. Belediye başkanının görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Öte yandan yine anılan kanunun 60. maddesinin (i) bendinde; Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile engellilere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar. Belediyenin giderleri arasında sayılmıştır. Ve en önemlisi; mezkûr kanunun 77 maddesinde; Belediye; sağlık, eğitim, spor, çevre, sosyal hizmet ve yardım, kütüphane, park, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, engellilere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında beldede dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular. Demek suretiyle; Belediye hizmetlerine gönüllü katılım sağlama yükümlülüğünü getirmektedir.

 

 

6.9.2. Büyükşehir Belediyesi Kanunu

5216 sayılı Mezkûr kanunun 7. maddesinde; yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksekokullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak. Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır. Aynı sorumluluk Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde bulunan ilçe belediyeleri için de getirilmiştir. Mezkûr kanunun 18.maddesinin( m) bendinde; Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, engellilerle ilgili faaliyetlere destek olmak üzere engelli merkezleri oluşturmak. Büyükşehir belediye başkanının görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Mezkûr kanunun 24.maddesinin (j) bendinde; Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile engellilere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar. Büyükşehir belediyesinin giderleri arasında sayılmıştır. Yine aynı kanuna 1/7/2005-5378/40 Md. ile eklenen Ek 1. madde uyarınca; Büyükşehir belediyelerinde engellilerle ilgili bilgilendirme, bilinçlendirme, yönlendirme, danışmanlık, sosyal ve mesleki iyileştirme hizmetleri vermek üzere engelli hizmet birimleri oluşturulur. Bu birimler, faaliyetlerini engellilere hizmet amacıyla kurulmuş vakıf, dernek ve bunların üst kuruluşlarıyla işbirliği hâlinde sürdürürler. Engelli hizmet birimlerinin kuruluş, görev, yetki, sorumluluk ve işleyişine ilişkin usul ve esaslar Özürlüler İdaresi Başkanlığının(Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü)  görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir. 

 

6.9.3. İl Özel İdaresi Kanunu

5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun İl özel idaresinin görev ve sorumlulukları başlıklı 6. Maddesi 5393 sayılı Belediye Kanununun görev ve sorumluluklarını düzenleyen 14. Maddesine paralel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre: “İl özel idaresi hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.” Düzenlemesine yer vermektedir. Dolayısıyla aynen belediyelerde olduğu gibi, İl Özel İdarelerinin engellilere yönelik sunacakları hizmetlerde özel bir yöntem uygulaması gerektiğine bu madde ile dikkat çekilmiştir. Yine, İl özel idaresinin giderlerini düzenleyen 43. Maddesinin  (h) bendinde; Yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımları saymıştır.  İl özel idaresi hizmetlerine gönüllü katılımı düzenleyen 65. Maddesi de 5393 sayılı Belediye Kanunu ile paralellik oluşturmaktadır. Buna göre: “İl özel idaresi sağlık, eğitim, spor, çevre, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, özürlülere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında ilde dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular.  Gönüllülerin nitelikleri ve çalıştırılmalarına ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. “ Düzenlemesi engelliler ile ilgili yapılacak sosyal hizmetlerin esasları hakkında uyulması gereken hususlara yer verilmiştir.

 

6.10 Diğer Avantajlar

Yukarıda aktardığımız ana düzenlemelerin dışında da çeşitli kanunlarla veya diğer düzenlemelerle engellilere sağlanan kültürel, sosyal ve mali avantajlar da bulunmaktadır. Bu avantajlardan bazıları aşağıdaki gibidir.

4736 Sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun gereğince merkezi yönetim veya yerel yönetimler tarafından başta ulaşım hizmetleri gelmek üzere yerine getirilen bazı hizmet ve mallarda engellilere bir takım ekonomik indirimler veya avantajlar sağlanmaktadır. Örneğin; Engel oranı %40’ın üzerinde olan engelli bireyler ile ağır engelli bireylerin birlikte yolculuk ettikleri en fazla bir refakatçilerine, demiryolları ve denizyollarının şehir içi ve şehirlerarası hatlarından, belediyelere, belediyeler tarafından kurulan şirketlere, birlik, müessese ve işletmelere veya belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanma hakkı gibi.

Vakıflar Yönetmeliği gereğince; Vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla muhtaç durumda bulunan engelliler ile yetimlere ödenen muhtaç aylığı ihtiyaç sahibi engelliler için önemlidir. Bu aylık Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetimindeki vakıfların mal varlığından karşılanmaktadır.

Bazı kamu ve özel sektör kuruluşlarının, engelli kimlik kartı, nüfus cüzdanına işlenmiş engellilik bilgisi ya da engellilere verilen sağlık kurulu raporunu esas alarak engellilere sağladığı indirimler veya avantajlar bulunmaktadır. Bu indirimler veya avantajlar zaman zaman ilgili kurumlar tarafından değiştirilebilmektedir.

Müze, Ören Yeri, Milli Parklar, Tabiatı Koruma Alanları ve Tabiat Parklarına, engelliler ile bir refakatçisi, gaziler, şehit ve gazilerin eş ve çocukları, 65 yaş ve üstü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları özel durumlarını içerir kimliklerini ibraz etmek suretiyle ücretsiz biletle girmek hakkına sahiptirler.

Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı hakkındaki 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Gençlik ve Spor Bakanlığını düzenleyen bölümünde; Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı tüm tesislerde, spor federasyonlarınca ya da il müdürlüklerince düzenlenen spor faaliyetlerine girişte engellilerden ücret alınmaması ya da indirimli tarife uygulanması düzenlenmiştir.

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde; araçların, engelli araçları için ayrılmış park yerlerinde park etmesinin yasak olduğu düzenlenmiş, yasaklanmış yerlerde ve hallerde park edilen araçlara nasıl müdahale edileceği belirtilmiştir. Yönetmelikte ayrıca gerçek ve tüzel kişiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlara ait otoparklar ile karayolu üzerindeki diğer park yerlerinde engelliler için işaretlerle belirlenmiş bölümlerin ayrılmasının sağlanması İl ve İlçe Trafik Komisyonunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

 

7. BAZI AVRUPA BİRLİĞİ VE AVRUPA ÜLKELERİ İLE ABD’NİN ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL VE EKONOMİK POLİTİKALARIYLA TÜRKİYE’NİN DURUMUNUN KARŞILAŞTIRILMASI

 

7.1.  Değerlendirme

Almanya’da engellilere yönelik sosyal ve mali politikalar birey odaklıdır. Bütün engellilerin toplumsal haklardan azami ölçüde yararlanmasına dikkat edilir. Bu bağlamda rehabilitasyon hizmetlerine özel olarak önem verilir. Yasaların amacı, engelli bireylerin topluma tam, eşit ve bağımsız olarak katılmalarını teşvik eder. Engellilerin gerek özel gerekse de kamusal alanlarda yaşamlarını en az yardımla veya hiç yardım alınmadan sürdürmesini sağlamak için hem mevzuat hem de altyapı yönünden gerekli tedbirler alınmıştır. Engellilere yönelik sağlanan vergi kolaylıkları, nakit gelir transferi, istihdamı destekleyici ek tedbirlerin alınması, Yaşam İdame Yardımı, Topluma Kazandırma Yardımı ve diğer bir çok mali kolaylıklar engellilikten kaynaklanan dezavantajların giderilmesi için uygulanan politikalardır.  Engellilere yönelik bu politikaların uygulanmasında gelir testi şartı aranmamaktadır.

Fransa’da engelli bireylere yönelik yapılan düzenlemelerde, engelli bireylerin bağımsız olarak haklarını aramalarını ve topluma tam ve bağımsız katılmalarını sağlamak amaçlanmıştır. Buradaki mevzuat, engelliliğin sosyal modelini geliştirmeye yönelik olarak insan hakları konularının tamamen farkında olan bir kamusal düzeni hedeflemiştir. Engelliliğin olumsuz sonuçların giderilmesi için “Telafi Etme Hakkı” yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur. Telafi ödeneğinden yararlanmak için engelli olmak yeterlidir. Telafi hakkı; engelli bireyin, toplumun diğer bireyleriyle eşit fırsatlara sahip olmasını engelleyen eksikliklerin sosyal koruma yoluyla telafi edilmesidir. Böylece toplum içerisinde engelli olan bireyler ile engelli olmayan bireylerin, fırsatlar bakımından eşitlenmesi amaçlanmaktadır. Bunun dışında, engelli bireylere yönelik; Gelir Vergisi indirimi, Engelli Yardımı ve diğer yardımlarda bulunmaktadır. Bu mali kolaylıkların uygulanmasında sadece engelli bireyin özel durumu dikkate alınmaktadır.

İspanya, AB üyesi olan ülkeler içerisinde engelli bireylerin haklarına ve erişilebilirliğine yönelik olarak en yoğun sosyal politikaların uygulandığı ülkelerden birisidir. Engelli bireylere yönelik mevzuatı, engelli bireylerin siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer tüm alanlarda insan hakları ve özgürlüklerden eşit olarak faydalanmalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Öte yandan ülkede 2005 yılında yaşlı ve engelli gruplarına yaşamsal destek sağlanması için 1 milyon Euro başlangıç bütçeli bir bağımlılık fonu oluşturulmuştur. Engellilere yönelik mevzuatta; fırsat eşitliği, ayrımcılık, evrensel erişilebilirlik ve sosyal içerme konularına da değinilmiştir. Gelir vergisi kolaylığının yanı sıra; Tüm engellileri kapsayan Devlet yardımı, engellilere asgari bir gelir düzeyi sağlamaya yönelik olarak gerçekleştirilen Devlet yardımı, üçüncü bir kişinin bakımına muhtaç olanlara yönelik olarak yapılan yardım ve engelli kişinin hareket kabiliyetini sağlamaya yönelik olarak gerçekleştirilen araç gereç ve ulaşım yardımı  gibi mali kolaylıklar bulunmaktadır. Bu mali kolaylıklardan yararlanabilmek için belli oranlarda engelli olmak yeterlidir.

İngiltere’de engellilik mevzuatının önceliği ayrımcılık yapma yasağı ve erişilebilirlik konuları olmuştur. Bu mevzuatta ekseriyetle; eğitim, iş, mal, hizmet ve tesislere erişim, Mülk edinme gibi alanlarda engelli bireylere yasal haklar sağlanmaktadır. Gelir vergisi indirimi yanı sıra; engellilik yardımı, ağır engellilik yardımı, üçüncü kişilere yönelik yardımlar veya malüllük ödemesi gibi mali kolaylıklar bulunmaktadır. Engellilerin asgari bir gelir düzeyinde bulunmalarının sağlanması amaçlanmıştır. Yapılacak yardım miktarı her yıl Parlamentoda belirlenmektedir. Buna göre, engelli kişinin veya eşinin aylık gelir düzeyinin belli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

Uygulamada farklı yollar izlenmiş olsa da İskandinav ülkelerinin sosyal politikaları, genel olarak birbirleriyle pek çok benzer yön taşımakta; özellikle evrenselcilik ve eşitlik prensiplerinin benimsenmesi noktasında birleşmektedir. Herkes için eşit haklar ilkesi, İsveç’in engelli politikasının temelini oluşturur. Engelli bireylerin sosyal güvenlik, maddi destek, bireysel bağımsız yaşama olanaklarının arttırılması ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi noktasında sorumluluk ulusal, bölgesel ve yerel yönetimler arasında dağıtılmış şekilde yürütülmektedir. İsveç engelli politikası, engellilerin sosyal hayata katılımını, üretim ve kültürel saha gibi tüm toplumsal hayatta, engelli olmayan bireyler gibi yaşamalarını sağlamayı hedeflemiştir. Bu nedenle birçok alanda sosyal destek politikaları ayrı mercilerce yürütülmektedir.(Çılğın,2021) İsveç’te bakım ve sosyal politikalar ile ilgili mevzuat oldukça gelişmiştir. Belirli işlevsel Engelliliği Olan Kişiler için Destek ve Hizmet Yasası, Yardım Ödeneği Yasası, Sosyal Hizmetler Yasası ve Sosyal Güvenlik Yasası bu mevzuattın esas unsurlarındandır.  Kişisel Bakım Desteği (Bakım Asistanı), Evde Bakım, Geçici Süreli Bakım, Grup Evleri ve Özel Düzenlenmiş Konut Destekleri, Engelli Çocuklara Özel Süreli Bakım, Günlük Bakım Merkezleri uygulamaları ile bakım politikası oldukça gelişmiştir.  1994 Engelli Reformu ve 1995 Psikiyatrik Bakım Reformu, kurumsuzlaştırma döneminin başlıca adımları olmuştur.  Günümüzde İsveç’te engelliler için sosyal dışlanma riski taşıyan bakım kurumları bulunmamaktadır.  Engelli kişinin ihtiyaçları doğrultusunda kendi ortaklığıyla bakım planı hazırlanarak; kişisel bakım asistanı istihdam etmesi için nakit transferi ya da doğrudan hizmet sunulmaktadır.  Aileye olan bağımlılık riskinin azaltılması için, akrabaların kişisel bakım asistanı olarak istihdam edilmesi kabul edilmemektedir. Bakım ve diğer sosyal desteklerde genel olarak evrenselcilik prensibi benimsenmekte; kişisel bakım asistanı sağlanması dahil mevcut hizmetler ve nakit transferlerinde gelir testi şartı aranmamaktadır (Dolu,2019).

Norveç refah devleti modeli ülkede yaşayan tüm vatandaşlara gelir güvenliği ve refah hizmetleri sağlamaktan sorumludur. Evrensel ve cömert bir sosyal güvenlik sistemi bireysel hakları ve yükümlülükleri esas alır. Eğitim, sağlık, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri kamu tarafından ağırlıklı olarak karşılanır Sosyal koruma hizmetleri içerisinde ise en fazla harcama; hastalık ve engellilik hali, emeklilik, aile ve çocuklara yönelik hizmetlerden oluşmaktadır. OECD’nin sosyal harcamalar tanımında nakdi ödemeler ve doğrudan ayni mal ve hizmetlerin sağlanması, sosyal amaçlı vergi muafiyet ve istisnalarını içermektedir. Bunlar, yaşlılık maaş ödemeleri, erken dönem emekli maşları, yaşlılara evde bakım hizmetleri, çocuk ve aile yardımları, çocuk bakım destekleri, gelir destekleri, işsizlik tazminatı, hayatta kalanlara yapılan emekli maaş ödemeleri, cenaze ödemeleri, iş göremezlik ödeneği, bakım hizmetleri, sakatlık yardımları, mesleki yaralanmalar, işçi hastalık ödemeleri, iş kazası ödemeleri, istihdam hizmetleri, eğitimi, istihdam teşvikleri, engellilerin istihdama yöneltilmesi, iş yeri açma teşvikleri, konut yardımları, kira sübvansiyonları, diğer teşvikler şeklindedir. Yapılan ödemeler düşük gelirli hane halkına, yaşlılara, engellilere, hastalara, işsiz ve gençlere yapılmaktadır (Ercan, Küçükoğlu,2019).

Danimarka; Avrupa Birliği geneline göre, sosyal harcamaları toplamı içinde engellilere ayrılan payın en yüksek olduğu ülke örneklerinin başında gelmektedir. Öte yandan Danimarka, Engellilere yönelik sosyal politika ve hizmetlerinde de engelli ailelerini de gözeten çeşitli nakit transferi ve doğrudan hizmet seçeneklerinin mevcut; gelir testi gibi ayrıştırma riski taşıyan koşulların zayıf olduğu; evrenselcilik ve eşitlik prensiplerinin benimsendiği bir model sunmaktadır. Bu ülkede, ulusal engellilik politikaları, engelliliğin çevresel etkenlerle beraber algılanması, engellilik durumu sonuçlarının telafisi ve engelli erişilebilirliğinde sektör sorumluluğu olmak üzere 3 temel prensibe dayandırılmaktadır. Danimarka bakım ve sosyal politikalara ilişkin mevzuatın temelini Sosyal Hizmetler Yasası oluşturmaktadır. Bu yasa kapsamında; Kişisel Bakım Desteği (Bakım Asistanı), Evde Bakım, Engelli Çocuklar için Koruyucu Aile Bakımı, Geçici ya da Kalıcı Konut ve Yerleşim Yeri Destekleri, Geçici Süreli Bakım ve Günlük Bakım Merkezleri üzerinden hizmetler sunulmaktadır. Sosyal Hizmetler Yasası, bakım kurumlarının tamamen kapatılması veya toplum temelli hizmet merkezlerine dönüştürülmesi sürecini yasal zemine kavuşturmuştur. Günümüzde Danimarka’da yasal olarak bakım kurumu mevcut olmamakla birlikte; eski kurumların dönüştürüldüğü toplu konutlar ve yerleşim yerlerinde, özellikle zihinsel engelli yararlanıcılar için kalabalık grupların bir arada yaşadığı ve destek hizmetlerinin sınırlı olduğu örnekler bulunmaktadır.  Engelli kişinin ihtiyaçları doğrultusunda kendi ortaklığıyla bakım planı hazırlanarak; kişisel bakım asistanı istihdam etmesi için nakit transferi ya da doğrudan hizmet sunulmaktadır. Aileye olan bağımlılık riskinin azaltılması için, akrabaların kişisel bakım asistanı olarak istihdam edilmesi kabul edilmemektedir (istisnai durumlarda aile üyeleri en fazla 9 aya kadar bakıcı sorumluluğunu üstlenebilmektedir). Engellilere yönelik genel nakit transferlerinde, uygunluk şartları çalışma yetisiyle bağıntılı olarak son yıllarda sıkılaştırılmış olsa da bakım konusunda benzer bir kısıtlamaya gidilmemiştir. Bakım desteklerinde genel olarak evrenselcilik prensibi benimsenmekte; kişisel bakım asistanı sağlanması dahil mevcut hizmetler ve nakit transferlerinde gelir testi şartı aranmamaktadır (Dolu,2019).

İtalya’nın sosyal koruma sistemi, Güney Avrupa modeli özelliklerine uygun biçimde, yerel yönetimler ağırlıklı resmi güvence ağlarının yanısıra daha çok, kilise, gönüllü kuruluşlar ve aile kurumu arasındaki sorumluluk bölüşümüne dayalı kabul edilmektedir.  Özellikle aileye aktarılan sorumluluk, engellilere yönelik sosyal politika ve hizmetlerde daha belirgin hale gelmektedir. İtalya’da sosyal koruma harcamaları, genel olarak Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde oranlarda seyretmesine rağmen, toplam harcamalar içinde engellilere ayrılan pay oranı oldukça düşük kalmaktadır. İtalya’da engelli bakımındaki merkezi aktör aile olup; devletin desteği çoğunlukla gelir testine bağlı nakit transferleri biçiminde hayata geçirilmektedir. İtalya’nın bakım ve sosyal politikalar ile ilgili mevzuatı; 104/92 Sayılı ‘Engellilerin Destek, Sosyal Entegrasyon ve Hakları İçin Çerçeve Yasası’, 162/98 Sayılı ‘Ağır Derecede Engelliler İçin 5 Şubat 1992 Tarihli 104 Sayılı Yasa’nın Destek Önlemleriyle İlgili Değişiklikler’ Yasası ve 112/16 Sayılı ‘Aile Desteğinden Mahrum Durumdaki Ağır Derecede Engelli Kişiler İçin Yardım Desteği’ Yasasından oluşmaktadır. Bu mevzuat kapsamında; Engelli Maaşı, istendiğinde kişisel bakım asistanı istihdam etme ya da farklı hizmetler satın alınmasını desteklenmesi, engelli maaşı yeterli gelmemesi halinde gelir testine bağlı olarak Bakım Ödeneği, Grup Evleri/Aile Tipi Yerleşim Yerleri Destekleri, Geçici Süreli Bakım, Engelli Çocuklar İçin Koruyucu Aile Bakımı, Günlük Bakım Merkezleri gibi hizmetler ve nakit transferler yapılmaktadır. Nakit transferi (engelli maaşı ve bakım ödeneği) dışındaki hizmet formlu destekler, bölgesel uygulamalara göre farklılaşabilmekte, uygunluk şartları ve finansal destekler yerel yönetimlere göre değişkenlik göstermektedir. 1978 yılında kabul edilen 180/78 Sayılı Yasa (Psikiyatrik Bakım Yasası), zihinsel engel, hastalık ve ruh sağlığı kurumlarının kapatılmasını karara bağlayarak, bu alanda öncü bir gelişme olarak kaydedilmiştir. Zihinsel engel dışındaki engel türleri için yasal bir kurumsuzlaştırma girişimi mevcut değildir. Ancak yeni bakım kurumları açılması genel olarak desteklenmemektedir. Engelli kişi tarafından planlanan ve sözleşme temelli yürütülen kişisel bakım desteği uygulamaları oldukça sınırlı olup, bazı bölgelerde pilot örnekleriyle hayata geçirilmiştir. Engelli kişi engelli maaşı ya da bakım ödeneklerini kullanım alanı olarak kişisel asistan işe almayı seçebilir, ancak yerel yönetimler doğrudan kişisel bakım asistanı sağlanması gibi bir hizmet sunmamakta, ödenek miktarları da genel olarak sınırlı kalmaktadır. Engelli bakımına ilişkin nakit transferi ağırlıklı destekler mevcut olmakla beraber, bu alandaki sorumluluk büyük ölçüde aileye ait olmaya devam etmektedir. Doğrudan bakım hizmetleri sınırlı olup, nakit transferleri genelde gelir testi şartına bağlı tutulmaktadır (Dolu, 2019).

Slovakya bugün, toplam sosyal harcamaları içerisinde engellilere ayrılan payın, Avrupa Birliği ortalaması üzerinde seyrettiği ülkelerdendir. Bakım politikaları özelinde, gelir testi pek çok ayni ve nakdi destek için şart olarak aranıyor olsa da engellilerin bağımsızlığını destekleyecek önlemler (kişisel bakım asistanlığı sistemine geçilmesi, izole bakım kurumlarının kapanma ve dönüşüm süreçleri, bakım verenlere dinlenme ve tatil dönemi sağlayacak geçici bakım hizmetine başlanması, vb.), son yıllarda uluslararası alandaki iş birliklerinin de etkisiyle gelişim göstermeye devam etmektedir. Slovakya bakım ve sosyal politikalar ile ilgili mevzuatı; 448/2008 Sayılı Sosyal Hizmetler Yasası ve 447/2008 Sayılı Ağır Derecede Engellilik Masrafları İçin Nakit Transferleri Yasasından oluşmaktadır.  Bu mevzuat kapsamında; Yetişkinler için gelir testine bağlı, 3-6 yaş arası engelli çocuğu olan aileler için ise ‘ebeveyn ödeneği’ adı altında gelir testi aranmadan sunulan Bakım Ödeneği, Evde Bakım, gelir testine bağlı nakit transferi biçiminde sunulan Kişisel Bakım Desteği, Geçici Süreli Bakım, Acil Durumlarda Engelli Çocuklar İçin Koruyucu Aile Bakımı, Paylaşımlı Ev Desteği şeklinde sunulan Yerleşim Yeri ve Konut Desteği, Günlük Bakım Merkezleri gibi destekler ve hizmetler sunulmaktadır. Engelli çocuklar ve yetişkinler için yüksek kapasiteli bakım kurumları varlığını sürdürmektedir. Ancak 2011 yılında kabul edilen ulusal strateji ve eylem planları, özel olarak kurumsuzlaştırmayı hedeflemekte ve toplum temelli hizmetlerin yaygınlaştırılmasını öngörmektedir. Avrupa Birliği Yapısal Fonları da özel olarak kurumsuzlaştırma alanına yönlendirilmektedir. Kişisel bakım asistanı istihdam edilmesi için nakit transferleri sunulmaktadır. İlgili destek için 1990’lı yılların başında pilot uygulamalara başlanmış, ilerleyen süreçte yasal zemine ve şartlara kavuşturulmuştur. Engelli kişinin ailesine olabilecek bağımlılık durumunu azaltmak amacıyla, kişisel bakım asistanları, engellinin yakın aile çevresi dışındaki yetişkin kişiler arasından seçilebilmektedir (özel günlük ihtiyaçların ya da gece Engelli bakımı sorumluluğunda, aile (özellikle de ailenin kadın üyeleri) merkezi aktör olmayı sürdürmekte, ancak toplum temelli hizmet türleri (kişisel bakım asistanı desteği vb.) ve destekleri son yıllarda artan gelişim göstermektedir. Bakıma ilişkin destekler büyük ölçüde nakit transferi formunda olup gelir testi şartı aranmaktadır(Dolu,2019).

Estonya’nın refah sistemi temelde, 1995 yılında kabul edilmiş olan Sosyal Yardım Yasası’na (Social Welfare Act)101 dayanmaktadır. Engellilerin rehabilitasyon, bakım, eğitim, erişilebilirlik gibi haklarının günümüzde başvurulan yasal temeli de Sosyal Yardım Yasası’nda oluşturulmuş, daha sonra 1999 yılında kabul edilen Engelliler İçin Sosyal Yardımlar Yasası ile detaylandırılarak, engellilere yönelik ödenekler ve sosyal hizmetlerin kapsam ve kriterleri sunulmuştur. Bu mevzuat kapsamında yapılan uygulamalar: Kişisel Bakım Desteği, Gündüzlü Bakım Görevlisi Desteği, Evde Yardım ve Bakım, Engelli Çocuklar İçin Koruyucu Aile Bakımı, Engelli Çocuğu Olan Ailelere Bakım Ödeneği, Ağır Derecede Zihinsel Engellilere Özel Konut ve Aile Tipi Ev Desteklerinden oluşmaktadır. Geleneksel bakım kurumları varlığını sürdürmekte, ancak kurumsuzlaştırma süreci ulusal eylem planları ve Avrupa Birliği Yapısal Fonları aracılığıyla devam etmektedir. Kurumlar genelde küçük ölçekli ev tipi bakım alanlarına dönüştürülmektedir. Engelli kişinin ihtiyaçlarına uygun planlanan kişisel bakım asistanı desteği için, gelir testi aranmaksızın nakit transferleri sunulmaktadır. Bakım konusundaki sorumluluk büyük ölçüde aileye ait olmaya devam etmekte, nakit transferi ve hizmet destekleri de genelde bakım veren taraflar olarak doğrudan aile üyelerini kabul etmektedir. Bakım hizmet ve ödeneklerinde genel olarak gelir testi şartı aranmamakta; ancak uygulamaların yaygınlığı ve etkinliği bölgelere göre büyük farklılık gösterebilmektedir. Örneğin kişisel bakım hizmeti, bazı yerel yönetimler tarafından desteklenirken, bazılarında mevcut değildir(Dolu,2019).

Malta da Engellilerin yaşamını kolaylaştırma amaçlı uygulamalar, asıl olarak son 50 yılda artarak politika gündeminin parçası olabilmiş, öncesinde daha çok Katolik Kilisesi’ne bağlı hayır kurumları öncülüğünde yürütülmüştür. Engelliliğin tarihinde görüldüğü üzere, Malta’da da engelli kişiler uzunca bir süre toplumda ve dinsel çevrelerde, aileleri için onları da olumsuz etkileyecek bir ‘kötü şans’ olarak algılanmış; gözden uzak tutulmaları gerektiği anlayışıyla izole yaşamlar sürdürmüşlerdir. Özellikle 90’lı yıllarda engellilik temelli ayrımcılığın önlenmesinin yasalaştırılması konusundaki tartışmaların yaygınlaşmasıyla, 2000 yılının başında Fırsat Eşitliği Yasası (Equal Opportunuties Act) kabul edilmiş; böylece Malta’nın günümüz engellilik politikalarının en önemli temelleri inşa edilmiştir. MALTA Bakım ve sosyal yardımlar ile ilgili mevzuatına Fırsat Eşitliği Yasası temel oluşturmaktadır. 2003 yılında bakım ve sosyal yardım hizmetlerinden sorumlu organ olarak kurulan Destek Ajansı bu yasa gereğince kurulmuş bir yapıdır. Bakım ve sosyal hizmet uygulamaları ise;  Kişisel Bakım Hizmeti, aile üyeleri için ve gelir testine bağlı Bakıcı Maaşı, Küçük Ölçekli Bakım Kurumları, Toplu ya da Tek Kişilik Konut Destekleri, Evde Bakım ve Yardım, Günlük Bakım Merkezlerinden oluşmaktadır. Büyük ölçekli geleneksel bakım kurumları mevcut değildir. Ancak engelliler için grup evleri ya da çeşitli ruh sağlığı destek merkezlerinde, kurumsal bakım ve tıbbi model anlayışının hakim olduğu örnekler bulunabilmektedir. Kurumlardan toplum temelli hizmetlere geçiş sürecinde, engellilere yerleşim ve bakım imkanı sunan ‘İhtiyat Evi’ gibi Kilise destekli girişimler mevcuttur. Bakım hizmetlerinde engellilerin bağımsız yaşam ilkesinin gözetilmesi ve kişi merkezli modeller uygulanması, henüz gelişmekte olan eğilimlerdir. Kişisel bakım hizmeti için gelir-testi şartı aranmamakta, ihtiyaç temelli bir değerlendirme öngörülmektedir. Ancak finansman ve yoğun talep sorunları sebebiyle uygulamada sınırlı kalınmaktadır. Engelli bakımında temel aktörün aile olduğu ve ailenin yetersiz geldiği durumlarda devlet desteğinin devreye gireceği anlayışı, önemli ölçüde varlığını sürdürmektedir. Gelir testine bağlı bakıcı maaşı dışında bu alanda nakit transferi desteği bulunmamakta, doğrudan hizmetler ağırlıklı olmaktadır. Bakım hizmetleri içinde gelir testi şartı aranmayan uygulama örnekleri mevcuttur. Ancak finansman sınırlılığı ve farklı bölgesel uygulamalar sebebiyle, hizmet mevcudiyeti değişkenlik gösterebilmektedir (Dolu,2019).

Amerika’da engelli bireylerle ilgili ilk önemli yasa; 1975 yılında yürürlüğe giren 94-142 sayılı “Tüm Engelli Çocuklara Yönelik Eğitim Yasası”dır (Education for All Handicapped Children Act of 1975)” yasasıdır. Yasa engelli çocukların kısmen de olsa kamu eğitimine girmelerini sağlamış ve o yıl ülkedeki sekiz milyon engelli çocuğun sadece yarısı gelişim ihtiyaçlarına uygun bir eğitim görmüştür. Yasa ile beraber hem devlet hem de ulusal düzeyde alınan önleyici ve adli eylemlerle eğitim sisteminde bir miktar ilerleme kaydedilse de engelli çocuklar için eşit ve eksiksiz bir eğitim sistemi oluşturulamamıştır. Amerika’da 1990 yılında 101-336 sayı numarası ile “Engelli Amerikalılar Yasası(Americans with Disabilities Act, ADA)” yürürlüğe girmiştir. Yasal barınma, eğitim, ulaşım, iletişim, sağlık hizmetleri ve kamu hizmetlerine erişim gibi kritik alanlarda içermektedir.  Engelli Bireylerin Eğitim Yasası (Individuals with Disabilities EducationAct, IDEA) 2004 yılında 108-446 sayı numarası ile yürürlüğe girmiştir. Yasa engelli bireyler için fırsat eşitliği, topluma tam katılımının sağlanması, eğitim sonuçlarının iyileştirilmesi, bağımsız yaşama ve ekonomik özgürlük sağlamaya yönelik olarak ulusal politikanın temel bir unsuru olarak tasarlanmıştır. “Engelli Amerikalılar Değişiklikler Yasası (ADA, Amendments Act of 2008)” 2008 yılında 110-325 sayı numarası ile yürürlüğe girmiştir. Yasa özellikle, bir önceki yasada yer alan Engelliliğin Tanımı (sec 3) ve Engelliliğin Esasları ve Ayrımcılık (sec 5), bölümlerini daha detaylı olarak ele almış ve genel olarak da engelli bireylerin toplum içerisinde daha çok yer almasına yönelik düzenlemelere yer vermiştir .(Tellioğlu,2019) sosyal yardımlar düşük gelirlilere yönelik nakit para, yiyecek, barınma, sağlık, sosyal hizmetler, eğitimi kapsamaktadır. Yardımlar katkı payı ödenmesini gerektirmemektedir. 1974 yılında yürürlüğe giren Tamamlayıcı Güvence Geliri programı Sosyal Güvenlik İdaresi tarafından yürütülmektedir. Yardım temelde 65 yaş üzeri yaşlılara ve engellilere verilmektedir. ABD’de barınma yardımı altında kira yardımı, konut tadilatı, kredi yardımı verilmektedir. Barınma + Bakım programı olarak düzenlenen bu program fiziksel veya zihinsel bir engeli olan alkol veya madde bağımlısı olan evsizlere ve ailesi insani koşullar dışında parklarda, terk edilmiş binalarda yaşayanlara barınma ve uzun süreli sosyal hizmet sağlama hedefi gütmektedir.  Son olarak düşük gelirli hanelerin ısıtma, soğutma gibi enerjilerine ilişkin harcamalarının bir kısmı sosyal yardım olarak sağlanmaktadır (Aktaş,2014).

Türkiye’de bakım ve sosyal yardımlar ile ilgili mevzuat yukarıda da aktardığımız gibi oldukça çeşitlilik göstermektedir.  Bu mevzuatı oluşturan belli başlı kanunlar; 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık  Bağlanması Hakkında Kanun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunudur. Bunun dışında, yerel yönetimler ile ilgili mevzuatta ve bazı münferit kanunlarda da bakım ve sosyal yardımlar ile ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Bu mevzuat gereğince yapılan uygulamalar ise; aile üyeleri ya da gerekli hallerde vasi olarak atanan kişiler için gelir testine bağlı, Evde Bakım Aylığı, gelir testine bağlı Engelli Aylığı, Paylaşımlı Grup Evi Tipinde Destekler ve Yardım, Günlük Bakım Merkezleri, Yatılı Bakım ve Rehabilitasyon Kurumları, Geçici Süreli Bakım, Günlük Bakım Merkezleri, uygulanma yaygınlığı sınırlı ve gelir testine bağlı Evde Bakım Personeli gibi uygulamalardır.

Türkiye’de; Geleneksel bakım kurumlan varlığım sürdürmekte ve kurumsuzlaştırmayla ilişkili süreçler yavaş bir ivmeyle ilerlemektedir. Ancak bakımda aile merkezi aktör olarak benimsenmiş olduğu için kurumsal uygulamalar genelde zaten daha az yaygın olmuş ve son yıllarda toplum temelli hizmet türlerini desteklemek üzere, kurumların küçük ölçekli ev tipi bakım alanlarına dönüştürülmesi uygulamalarına başlanmıştır. 2011 yılında Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Plam 2011-2023’ü kabul edilerek zihinsel engel veya psikiyatrik teşhis sahibi kişileri kapsayacak toplum temelli bakım modellerine geçilmesi gerektiğinin öngörülmesi ve 2008 yılı itibariyle Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri açılmaya başlanması kurumsuzlaştırma eğilimine yönelik önemli gelişmelerdir. Ancak kurumsuzlaştırmanın genel seyri Türkiye için, sınırlı varlık gösteren kuramlardan sosyal yardım temelli bakım politikalarına geçiş biçiminde gerçekleşmektedir. Evde bakım ücreti ödenmesi uygulamasında, bakıcı kişinin engelliyle akrabalık bağı olması aranan bir şarttır. Akraba olunmaması halinde ise engelliye vasisi olarak atanan kişi bakım verebilmekte ve ödenekten yararlanabilmektedir. Ancak vasilik ilişkisi, kişinin fiil ehliyeti, haklarını ve özgürlüklerini bir başkasına devretmesine dayalı olduğundan, ‘aile ya da vasi’ şartı engellinin bağımsız yaşama hakkını zedeleyici özellik taşımaktadır. Bakım alamndaki destekler, doğrudan hizmetler yerine nakit transferlerine doğru artan bir eğilimle sunulmakta; gelir testi yaygın olarak aranan bir şart olmaktadır (örn. engelli maaşı, evde bakım ücreti, evde bakım personeli). Gelir testi şartının yaygınlığı, bakımda ailenin merkezi sorumlu olma rolünü pekiştirmekte; yalnızca belirli kesimler için destekleri erişilebilir kılmaktadır (Dolu,2019).

 

7.2. Karşılaştırma

Sosyal demokrat geleneğin temsilcileri İsveç, Norveç ve Danimarka, sosyal politikalarında evrenselci ve hak temelli bir yaklaşım benimsemektedir. Çocuklar için kreş hizmetleri ve ebeveyn izinleri, engelliler için kişisel bakım asistanı hizmeti gibi genel bakım konusunda sundukları geniş imkanların ve böylece ailelerin bakım sorumluluğunun hafifletilmesinin de etkisiyle, AB ülkeleri arasında kadınların çalışma hayatına daha yüksek katılım gösterdiği öncelikli ülkeler arasına girmektedirler. Engelliler özelindeki bakım politikaları da, incelenen diğer ülke örneklerine göre daha kapsayıcı, bağımsız yaşama ve topluma katılma ilkelerini gözeten, hem bakan hem de bakım alan tarafların ihtiyaç ve haklarını dikkate alan niteliklerdedir. Bakım desteklerinde gelir testi şartı aranmamakta, toplumun engellilik durumuna sahip her kesimi hedeflenebilmektedir. Kurumsuzlaştırma ve toplum temelli hizmetlere geçiş süreçleri, yasalarla desteklenmekte olup, geleneksel bakım kurumlarının varlığı buralarda sona ermiştir. Türkiye’de aile sorumluluğunun bakım politikalarının başlangıcından bu yana hakimiyetini sürdürmesi dolayısıyla, büyük ölçekli kurumların ve kurumsal bakım alma eğilimlerinin yaygınlığı zaten sınırlı olmuştur. Bugün yüksek kapasiteli bakım kurumlarının varlığı devam ediyor olsa da son yıllarda evde bakım ödeneği ve engelliler için grup evleri sağlanması gibi toplum temelli seçenekler artan biçimde desteklenmektedir. Ancak bakım kurumlarının bu tarzda hizmet alanlarına dönüştürülmesine ya da kurumsuzlaştırma hedefine doğrudan odaklı politikalar ya da somut yasal düzenlemeler henüz mevcut değildir. 2011 yılında kabul edilen Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı 2011-2023’ün kabulü ile toplum temelli ruh sağlığı hizmet modeli yanında sosyal bakım modeline de geçilmesi gerektiğinin öngörülmesi ve 2008 yılı itibariyle Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri açılmaya başlanması kaydedilen önemli ilerlemeler olmakla beraber; kurumsuzlaştırma konusu henüz daha çok psikiyatrik teşhis almış kişilerle sınırlı olarak gündeme gelmektedir (Dolu,2019).

Türkiye, Malta, İtalya, Slovakya ve Estonya örnekleriyle, aile merkezli bakım yaklaşımlarını da daha artan bir vurguyla paylaşmaktadır. İncelenen ülkelerin genelinde olduğu üzere (Malta dışında), doğrudan sosyal hizmetler yerine nakit transferleri yoluyla hizmet satın almayı kolaylaştırmaya geçiş eğilimleri söz konusudur. Ancak destek türlerinin değişim ve gelişim sürecindeki problem, gelir testinin bakımla ilgili neredeyse her uygulamada aranan bir şart oluşudur. Gelir testi şartı, Türkiye’de sosyal desteklerin sunumunda uzun yıllardır devam eden bir aşamadır. Bugün bakım kurumları yerine toplum temelli hizmet vurgusunun güçlenmesi ve evde bakım ücreti ya da umut evleri gibi uygulamaların geliştirilmesinde dahi, bu kapsayıcılıktan uzak şart sürdürülmektedir. Üstelik, yararlanan sayısı son yıllarda kurum bakımı karşısında büyük artış göstermekte olan evde bakım ücreti uygulaması, ancak akrabalık ya da vasilik bağlarına dayalı bir ödeme de olduğundan, engellilerin bağımsız yaşama hakkını zedeleyici bir özellik taşımaktadır. Bakım ve sosyal yardımların yapılmasında gelir testi şartı aranması belirli ekonomik düzeyin altındaki kişiler ve ailelerinin hedeflenmesi, şartın dışında kalan herkesin engellilikle ilgili zorlu ihtiyaçları olmasına rağmen dışarıda ve tek başına bırakılması büyük bir sorun oluşturmaktadır. Kaldı ki bu durum, bakım ilişkisinin karşılıklı bağımlılık üzerine kurulması ve kimi ailelerin yalnızca evde bakım parası alabilmek için kaçınılmaz şekilde profesyonellikten uzak bakım yöntemlerini sürdürmesi, dolayısıyla engellinin belirli bir ölçüde iyileşme imkanı olsa dahi bunun gerçekleştirilememesinin önünün açılmasına neden olmaktadır. İlgili uygulama, ailelere (özellikle de ailenin kadın üyelerine) sınırlı nakit desteklerle bakım sorumluluğunun neredeyse tümünün aktarılmasına işaret etmekte; aile bağı vurguları hem engelli hem de bakım veren tarafların hane ve aile hayatına saygı haklarıyla da çelişen özellikler barındırmaktadır. Yalnızca evde bakım değil, umut evleri gibi grup evi ve aile tipi yerleşim projelerinde de bakım kurumlarına kabul şartlarında da kişinin düşük gelir düzeyine sahip, kimsesizlik gibi özelliklerle de desteklenerek yasalarca ‘muhtaçlık’ statüsüne uygun olması beklenmektedir (Dolu,2019).

Sosyal harcama oranlarının yüksekliği ve düşüklüğünün, engellilik politikalarının niteliği için tek başına bir gösterge olmadığı kabul edilmekle beraber, sosyal desteklerde gelir testi şartının uygulanıp uygulanmama eğilimi’, değerlendirmeler için önemli bir ölçüt olarak kullanılmaktadır. Türkiye dahil pek çok ülkede (İtalya, Slovakya ve bazı uygulamalarıyla Malta), kişinin en temel haklarından olan bakım alma ihtiyacının karşılanması, kendisinin ve hatta yaşadığı hanenin düşük gelir seviyesini sahip olması ile koşullandırılmış olması; belirlenen seviyenin üzerindeki engelli kişiler, ağır derecede engellilik sahibi ya da günlük aktivitelerini tek başına yerine getirmede ciddi zorluklar yaşıyor da olsa; insan onuruna yaraşır biçimde yaşamını sürdürmek için bir başkasının ya da çeşitli yardımcı teknoloji ve ekipmanların desteğine ihtiyaç duyup yüksek oranda maddi ve manevi ek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor da olsa, vatandaşlık bağları bulunan devletten yeterli ya da hiç yardım alamayabilmektedir. Bu tip kriterler, hem devletin sosyal hizmet ya da yardım sunmakla yükümlü olduğu kitleleri daraltmakta hem de piyasa ve sivil toplum örgütleri gibi alternatif hizmet sunucuları ile sorumluluk paylaşılması/sorumluluğun aktarılması arzusunun önünü açmaktadır. Üstelik engellilik için sunulacak sosyal destekler, ekonomik olarak yoksun olmayla ilişkili kılınarak, engellilik durumunun kendisini ve engelliliğe özel sorun alanlarını adeta göz ardı ederek, hak temelli olmaktan uzak bir anlayış sergilemektedir. Bu açıdan, bakım alanında hem engelli kişiye hem de bakım veren taraflara, gelir testinde uygun bulunmaları kriteriyle destek sunulması, BM Engelli Hakları Sözleşmesinde de vurgulanan, kişilerin yeterli yaşam standardı ve sosyal korunma haklarının yerine getirilmesi ilkesini sınırlı olarak karşılayabilmektedir (Dolu,2019).

Engelli bakımı özelinde değerlendirildiğinde, Türkiye’nin aile merkezli ve gelir testi baskın sayılabilecek bakım ve sosyal yardım politikalarının, incelenen ülke örnekleri arasında genel olarak İtalya, Slovakya ve Malta ile daha fazla benzer yön taşıdığı görülmektedir. Benzerlik ve farklılıklar her ülke arasında var olmakta; bakım politikaları da nihayetinde genel sosyal politikalarda olduğu üzere ülkelerin tarihsel geçmişleri, siyasi gelenekleri ve ekonomik yapıları gibi pek çok etkin faktöre göre şekillenmektedir. Ancak bakımın bir insan hakkı ve sosyal hak olduğu; yalnızca engellilik durumunda değil herkesin hayatında çocukluk, hastalık, yaşlılık gibi çeşitli aşamalarda bakım alan veya veren taraf olma deneyimini geçirdiği, dolayısıyla bir şekilde sosyal desteğe de ihtiyaç duyulduğu kabul edilerek, sosyal politikalarca göz ardı edilmemesi gerektiği gerçeği değişmemektedir. Bakımın temel bir ihtiyaç alanı olduğu kabul edilerek bu konudaki sosyal desteklerin gelir ölçümüne bağlı olmadan sağlandığı, sosyal demokrat refah geleneğinin temsilcileri Norveç, İsveç ve Danimarka örneklerinde, hak temelli anlayışa daha uygun politikalar yürütüldüğü görülmektedir. Aynı durum genel olarak Almanya, Fransa ve İspanya için de söylenebilir. Anglo Sakson kültürüne dahil İngiltere ve ABD’de ise daha çok bireyin özel koşullarına odaklanılmıştır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ve sosyal demokrat geleneğe sahip Kuzey Avrupa ülkelerindeki uygulama türleri, birbirine benzer olmakla beraber kişisel planlama ve ihtiyaçların dikkate alındığı, bakım alan ve veren taraflardan her ikisinin de topluma katılma haklarının gözetildiği bir eğilimde ilerlemektedir.  Estonya, engellilik politikalarının genelinde gelir testi şartının zayıf olduğu -hatta bakım alanında aranmadığı- bir ülke örneği olarak, sosyal demokrat modelle yakınlaşmakta, ancak özellikle hizmet imkanlarının bölgesel değişiklikler gösterilmesi, erişilebilirliklerinin daha sınırlı olması ve temelde ailenin bakımın sorumlusu kabul edilmesi gibi sebeplerle İtalya, Slovakya, Malta ve Türkiye ile de ortak özellikler paylaşmaktadır. Türkiye’nin dahil edilebileceği bu grup, sosyal desteklerin gelir seviyesi ile koşullandırıldığı, bakımda henüz hak temelli yaklaşımların tam anlamıyla yerleşmediği ve engelliliğin tıbbi modeli eğilimlerinin de izlerinin görüldüğü, sınırlı bir yaygınlığı da olsa büyük ölçekli bakım kurumlarından toplum temelli hizmetlere geçiş sürecinin daha yavaş ilerlediği örnekler göstermektedir. Türkiye özelinde, genel engellilik politikaları ve bakım alanında sunulan sosyal desteklerde, ‘hayırseverlik’ vurgusunun zaten var olması ancak giderek de artırılması, hak temelli olmaktan uzaklaşılma risklerini güçlendirmektedir (Dolu, 2019).

 

8. ENGELLİLERİN HAKLARINI VE ONURUNU GÜÇLENDİREN SOSYAL POLİTİKALARIN ÖZELLİKLERİ

Her şeyden önce engellilerde diğer bireyler gibi toplumsal hayatta hakları ve yükümlülükleri vardır. Ancak geleneksel toplumlarda engelliler daha çok korunması gereken bireyler olarak görülmektedir. Dünyada bu durum BM Engelli Kişilerin Haklarına Dair Sözleşmenin kabulü ile değişmeye başlamıştır. BM Engelli Hakları Sözleşmesi 21. Yüzyılın ilk insan hakları belgesi olup, engellilerin de anayasası niteliğini taşımaktadır. Bu sözleşme ile insanlık onuruna özellikle engelliler yönünden güçlü bir vurgu yapılmaktadır. Bu sözleşme ile engelliliğin gelişen bir kavram olduğunu ve engellilik durumunun, sakatlığı olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığı anlayışından hareketle engelliliğe tıbbi yaklaşım terk edilmiştir. Engelliler Kanununda 2014 yılında yapılan değişiklikler ile birlikte Türkiye’de de aynı anlayış doğrultusunda önemli bir adım atılmıştır. Engellilerin sosyal ve ekonomik yönlerden güçlü birer birey olmaları; toplumun refah ve çeşitliliğine yaptıkları ve yapabilecekleri olumlu katkılarının yanı sıra,  topluma tam ve eşit katılmalarının en önemli teminatıdır.  Aynı zamanda, ekonomik açıdan güçlü bir engelli birey, toplumun insani, sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasına ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunacağı da tartışmasızdır. Engelli Hakları Sözleşmesinin 19. maddesi, engelli kişilerin hakkın süjesi ve aynı zamanda hakkın sahibi olduğunu vurgular. Dolayısıyla, engellilerin çoğunluğunun yoksulluk koşullarında yaşadığını dikkate aldığımızda, yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisini gidermek amacıyla uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların öncelikle engelli bireyi birer hak sujesi olarak görmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda, engellilere yönelik uygulanacak sosyal ve ekonomik politikaların aşağıdaki özellikleri taşıması gerekmektedir:

Öncelikle bu politikaların Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren ve koruyan bir anlayıştan hareketle hazırlanması; engellilerin ağır sosyal dezavantajlarının ortadan kaldırılmasına ve onların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamlara eşit fırsatlarla katılımının sağlanması zeminini oluşturacaktır. Dolayısıyla bu politikaların oluşturulmasında; Sözleşmenin genel ilkeleri (Madde 3), özellikle bireyin doğasında olan onuruna, özerkliğine ve bağımsızlığına saygı (Madde 3 (a)) ve topluma tam ve etkili bir şekilde katılım ve dâhiliyeti (Madde 3 (c)) rehber görevi görmelidir.

Engelliler açısından bağımsız yaşama ve topluma dâhil olma hakkının hayata geçirilmesinin en önemli yollarından biri ekonomik ve sosyal politikalardır. BM Engelli Hakları Komitesi 5 Nolu Genel Yorumunda, Engelli Hakları Sözleşmesinin 19. maddesinin içeriğine açıklık getirmiştir. Komite’ye göre, 19. madde bütün engelli bireylerin bağımsız bir yaşam sürdürmeleri ve kendi yaşamlarını kontrol edebilme özgürlüğü konusunda engelli bireylere diğer bireyler ile eşit haklar tanır. Bağımsız bir yaşam sürdürebilme ise, engelli bireylere kendi yaşamlarını ilgilendiren konularda bütün kararları verebilmeleri ve kendi yaşamlarını kontrol edebilmeleri için gerekli bütün olanakların sağlanması anlamına gelir. Kişisel özerklik ve kendi kararlarını alabilme hakkı da bağımsız bir yaşam sürdürebilmenin temel koşuludur(Atak Songül, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ENGELLİ HAKLARI KOMİTESİ’NİN KARAR VE GENEL YORUMLARI İzmir Barosu Dergisi  Mayıs 2019).

Özellikle ekonomik ve sosyal politikaların içeriği ve kapsamı bakımından sözleşmenin 28. Maddesi büyük önem taşımaktadır. Bu düzenleme ile engellilere yeterli yaşam standardı ve sosyal korunma sağlanmaktadır. Bu madde ile engellilerin insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmeleri için taraf devletlere ekonomik ve sosyal yükümlülükler yüklenmiştir. Bunlar arasında; engellilerin temel hizmetlere erişiminin sağlanması, engelli yoksulluğunun giderilmesi için yapısal önlemlerin alınması gibi alanlarda politikaların oluşturulmasına dikkat çekilmiştir.

Bu madde BM Engelli Hakları Komitesinin genel yorumlarına şu şekilde yansımıştır;

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Erişilebilirlik konusunda 2 No’lu Genel Yorumunun 42. Paragrafında taraf devletlerinin engellilere yönelik ekonomik ve sosyal politikalarının erişilebilir olmasına vurgu yapmaktadır. Anılan paragrafta; Sözleşmenin 28. Maddesine atıfla, bu maddenin engelli bireyler için yeterli yaşama ve sosyal koruma standardının ele alındığı ifade edildikten sonra,  Taraf Devletlerin hem ana akım hem de engelliliğe özgü sosyal koruma tedbirlerini ve hizmetlerinin erişilebilir şekilde erişilebilir binalarda sunulmasını ve bunlarla ilgili tüm bilgi ve iletişimin işaret dili, Braille, erişilebilir elektronik formatlar, alternatif yazı ile yükseltici ve alternatif iletişim yöntemleri, araçları ve biçimleriyle erişilebilir olmasını sağlayacak gerekli tedbirleri alması gerektiğini vurgulayarak Sosyal konut programlarının da engelli bireyler ve yaşlılar için erişilebilir olması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kadınlar ve Kız Çocukları konusunda 3 No’lu Genel Yorumunun 59. Paragrafında; engelli kadınların ve özellikle yaşlı engelli kadınların uğramış oldukları ayrımcı uygulamalar nedeniyle derin yoksulluğa düştüğünü belirtilmektedir. Anılan paragrafa göre; Ayrımcılığın sonucu olarak kadınların dünya yoksullarının orantısız bir yüzdesini oluşturduğunu ve bu durumun özellikle resmi istihdam geliri bağlamında tercih ve fırsatlardan yoksun kalmalarına yol açtığı belirtilmektedir. Bileşik bir etmen ve çoklu ayrımcılığın bir sonucu olan yoksulluğun Özellikle daha yaşlı olan engelli kadınları etkilediği, bu kadınların elverişli barınmaya erişimde çok sayıda zorlukla karşılaştıkları, sosyal koruma ve yoksulluğu azaltma programlarına eşit erişimlerinin olmadığı tespitine yer verilmektedir.

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Bağımsız ve Topluma Dahil Olma konusunda 5 No’lu Genel Yorumunun 92. Paragrafında; özellikle ekonomik ve sosyal açıdan güçsüz olan engellilerin, özellikle engellilikle ilgili hizmet ve mallara erişimlerinde taraf devletlerin uygun koşulları sağlama yükümlülüğünün bulunduğunu belirtilmektedir. Anılan paragrafa göre; Engelli kişilerin yeterli bir yaşam standardına sahip olmasının sağlanması için, Taraf devletlerin engelli kişilerin bağımsız yaşamalarını sağlayacak destek hizmetlerine erişimlerini sağlaması gerekmektedir. Bu nedenle, engellilikle-ilgili hizmet, gereç ve diğer gerekliliklerin, özellikle yoksulluk içinde yaşayan engelli kişilere, uygun ve ekonomik erişimini sağlamak Taraf devletlerin yükümlülüğü olduğu açık bir şekilde vurgulanmıştır. Dahası toplum içinde, kamusal ve sübvanse edilmiş konut programlarına engellilerin erişiminin sağlanması gerekli koşulların oluşturulması gerektiğini ve Engelli kişilerin engellilikle ilgili harcamalarının sübvanse edilmesine vurgu yapılmıştır.

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik konusunda 6 No’lu Genel Yorumunun 68. Paragrafına göre; engelli yoksulluğuna karşı mücadele etmek ayrımcılık yasağının ve eşitlik ilkesinin ön koşulu olduğu ifade edilmektedir. Yine, 6 nolu yorumun 69. Paragrafında belirtildiği üzere; Sosyal korunmayla ilgili olarak, Taraf Devletlerin engellilerin engelliliklerinden kaynaklanan ekstra yaşam maliyetlerinin giderilmesi amacıyla genel sistemin dışında, başka bir temel korunma zemini uygulaması getirmesi gerekmektedir. Anılan paragrafa göre;  yoksulluk hem bir bileşik faktör hem de çoklu ayrımcılığın bir sonucudur. Engelli bireylerin kendileri ve aileleri için yeterli bir yaşam standardına sahip olma hakkının uygulanmasındaki başarısızlık, Sözleşme’nin amaçlarına aykırıdır. Bu başarısızlık, özellikle aşırı yoksulluk veya mahrumiyet içinde yaşayan engelli bireyler açısından endişe vericidir. Engelli bireylerin, diğerleriyle kıyaslanabilir uygun bir yaşam standardına ulaşmak için genellikle ek masraflar yapmaları gerekmektedir. Bu, aşırı yoksulluk ve mahrumiyet içinde yaşayan engelli çocuklar veya yaşlı kadınlar için belirli bir dezavantaj oluşturmaktadır. Taraf Devletler, engelli bireylerin engellilikle ilgili ek masraflarını karşılayabilmeleri için tedbirler almalıdır. Taraf Devletlerin, aşırı yoksulluk ve mahrumiyet içinde yaşayan engelli bireylere yeterli gıda, giysi ve konut bakımından asgari bir düzey sağlamak için acil adımlar atmaları gerekmektedir.

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Temsilcileri Aracılığıyla Sözleşmenin Uygulanmasına ve İzlenmesine Katılma Hakkı konusunda 7 No’lu Genel Yorumunun 87.    Paragrafında; Yeterli yaşam standardı ve sosyal korunma hakkının gerçekleştirilmesi amacıyla oluşturulacak ekonomik ve sosyal politikaların yapılması sürecinde engellilerin ve engelli örgütlerinin doğrudan katılımının önemli olduğuna dikkat çekilmiştir. Buna göre: Engelli temsilci örgütlerinin kamusal politikalarda yer alması, engelliler arasında toplumsal dışlanma, eşitsizlik ve yoksulluk ile engelli ailelerinin yoksulluk içinde yaşaması şeklinde özel durumların Taraf Devlet otoriteleri tarafından çözülmesi için büyük önem taşımaktadır. Taraf Devletler, bu konuda, özel olarak engelli temsilci örgütleriyle ya da işsiz, düzenli geliri olmayan, sosyal hakları ve yardımları kaybetme riski nedeniyle çalışamayan, kırsalda ya da uzak yerlerde yaşayan engelliler ve yerliler, kadınlar ve yaşlılarla iletişime geçmelidir. Taraf Devletler, madde 28’in uygulanması ile ilgili tedbirlerin alınması ya da gözden geçirilmesi, stratejiler, programlar, politika ve yasalar ve bunların izleme sürecinde, tüm engelli kişileri kapsayan engelli temsilci örgütlerine danışmalı ve aktif katılımlarını sağlamalı; böylece engelliliğin ana akımlaştırılması ile engellilerin ihtiyaçlarının ve görüşlerinin dikkate alınmasını sağlamalıdır.

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Çalışma ve İstihdam Hakkı konusunda 8 No’lu Genel Yorumunun 77. Paragrafında; engellilerin çalışma ve istihdam hakkının tamamlayıcısı durumunda bulunan sosyal koruma ve sosyal ve ekonomik destek hakkına ilişkin değerlendirmelere yer verilmektedir. Buna göre: Engelli kişiler, başkalarıyla eşit koşullarda özgürce seçtikleri bir işte çalışamamaktan veya bu işi sürdürememekten kaynaklanan kazanç kayıplarını veya eksikliklerini karşılamak için sosyal korumaya ve ekonomik desteğe hak kazanmaktadır. Sosyal güvenlik/koruma sistemi, engelli işsiz işçinin diğerleriyle eşit koşullarda yeterli düzeyde korunmasını sağlamak için gereklidir. Bu sosyal koruma, yarı zamanlı çalışanları, gündelik çalışanları, mevsimlik çalışanları ve kendi hesabına çalışan engellileri ve kayıt dışı ekonomide çalışanları kapsar. Yardımlar, istihdamın sürdürüldüğü açık olana kadar destek ödemelerinin devam ettirilmesini içermeli ve ayrıca, engelli çalışanlardan bir halk sağlığı veya başka bir acil durumda işe gelmemeleri istendiğinde kazanç kaybı dönemlerini de kapsamalıdır. İstihdamın sona erdiği durumlarda, destek ödemeleri derhal eski haline getirilmelidir. İstihdamın diğerleriyle eşit koşullarda sağlanması için engellilikle ilgili temel harcamalarla ilgili destek ödemelerine devam edilmelidir. Sağlanan destek, birincil bakıcılar (çoğunlukla kadındır) ve engelli kişilere destek sağlayan akrabalar da dahil olmak üzere bireyleri de kapsamalıdır. “Çalışamama”, “çalışmaya uygunluk” ve diğerleri gibi kavramlar, sosyal güvenlik/koruma sistemleri tasarımının bileşenleri değildir. Engellilerin ücretli iş arama, işte kalma ve işe geri dönme konusunda deneyimledikleri kişisel koşulların, ihtiyaçların ve engellerin değerlendirilmesi, bireysel durumlara yanıt veren esnek sosyal güvenlik/koruma planlarının tasarlanmasını gerektiren çeşididir.

 

SONUÇ

BM Engelli Hakları Komitesinin değindiğimiz yorumlarında ve BM Engelli Hakları Sözleşmesi ile hatırlatılan engellilerin bağımsız yaşama, katılım ve sosyal korunma haklarından tam yararlanabilmeleri için, gelir testi gibi destek verme alanını daraltan ve engelliliğin getirebileceği zorluklarla değil doğrudan yoksullukla mücadele edilmesine odaklı olan sosyal desteklerin daha kapsayıcı hale getirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, bakım yükünün yalnızca aile üyelerine ait olduğu yaklaşımı yerine bu alanda profesyonelleşmiş personel sayısının artırılması ve göreve getirilmesi, kalabalık bakım kurumlarından toplum temelli hizmetlere geçiş süreçlerinin de evde geçici süreli bakım, kişisel bakım asistanı, aile tipi konut desteklerinin yaygınlaştırılması gibi yeni hizmet türleriyle hızlandırılması öncelikli hedefler haline getirilmelidir(Dolu,2019). T.H. Marshall’ın vurguladığı üzere, sosyal politikanın konusunun yoksullukla mücadeleyle sınırlı olmayıp, “herkesi ortak bir vatandaşlık statüsünde birleştiren önlemler paketi” olduğu; sosyal hizmetlerin sınıflar arasında bir gelir eşitleme değil, “tek bir sınıfmış gibi muamele edilen nüfusun bireylerinin” statü eşitliğini hedeflemesinin daha önemli olduğu hatırlanmalıdır (Buğra, 2008: 66 Akt: Dolu,2019). Hem genel engellilik hem de bakıma özel politikalarda da bu hususlar gözetilerek, ‘yoksul yardımı-hayırseverlik-muhtaçlık’ gibi vurgular yerine kapsayıcı ve herkesin haklarını göz eten bir anlayış benimsenmelidir (Dolu,2019).

Sonuç olarak; ülkemizde 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunda değişiklik yapan 6462 ve 6518 sayılı kanunlarla birlikte engelliliğe ve engellilere yönelik tıbbi yaklaşım terkedilmeye başlanmış, Özellikle Engelliler Hakkında Kanun ve ardından BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları sözleşmesinin kabulü ile engellilere yönelik politikalar sosyal model esaslarına göre oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna karşın, Anayasamızdaki engellilere ve engelliliğe yaklaşım ikircikli olup, bu konudaki uluslar arası düzenlemelerle tam bir uyum göstermemektedir. Anayasada engelliler daha çok hakkın sujesi değil, objesi olarak ele alınmış ve engelliliğe ise tıbbi bir perspektiften yaklaşılmıştır. Nitekim, Anayasanın Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler başlıklı 61. Maddesi bu anlayışı somutlamaktadır. Bu anlayışın terk edilmesi gerekmektedir. BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları anlayışı doğrultusunda; anayasanın 61. Maddesinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Buna göre; Devletin, Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren anlayıştan hareketle, onların toplum hayatına sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal ve benzeri alanlarda tam ve diğer bireyler ile eşit katılımını sağlayıcı tedbirleri alarak, bu yönde gerekli düzenlemeleri yapması anayasanın BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesine uyumun sağlanması için önemli bir adım olacaktır.

 

 

 

KAYNAKÇA

Aktaş Asuman, SOSYAL DIŞLANMA BAĞLAMINDA SOSYAL YARDIMLAR VE KARŞILAŞTIRMALI POLİTİKA ÖNERİLERİ, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Nisan, 2014- Ankara

Alper Yusuf, 5.bölüm: “Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar”, “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

ATAK Songül, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin Karar ve Genel Yorumları, İzmir Barosu Dergisi, Mayıs, 2019

Bedir Eyüp, 1.bölüm: “Sosyal Politikaya İlişkin Genel Bilgiler ve Sosyal Politikanın Araçları”, “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

Benzer Ekrem, “TÜRKİYE VE ALMANYA’DA ENGELLİ HAKLARINA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER VE ULUSLARARASI HUKUK”, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Diyarbakır, 2017)

Birinci Mehmet, Albayrak Tümerkan Elvan, SOSYAL DEVLET MODELLERİ: SOSYAL DEMOKRAT MODEL, İSVEÇ - NORVEÇ ÖRNEĞİ, Sosyal Çalışma Dergisi, 2017, Cilt: 1, Sayı: 1, 64-100

Çakar Elif, TÜRKİYE VE BAZI YABANCI ÜLKELERDE ÖZÜRLÜLERE SAĞLANAN AVANTAJLAR: VERGİ DÜZENLEMELERİ İLE EKONOMİK VE SOSYAL DÜZENLEMELER, Belge, Yıl:10, Sayı:112, Nisan, 2007)

Çakmak N. Münci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Engellilere Yönelik Düzenlemeler, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX3, Y 2019, Sa. 3 265

Çelik Elif, Onuncu Yılında Birleşmiş Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesi ve Sözleşme Ruhu, İnönü Üni. Hukuk Fak. Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2016, 219 - 246

Çılğın Turgut, SOSYAL DEMOKRAT REFAH DEVLETLERİNİN ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARI: İSVEÇ ÖRNEĞİ, AUSBD, 2021; 4(8): 129-152

Çınarlı Serkan, “Kamu Hizmetlerinin Yürütülmesinde Engelli Hakları” Doktora tezi, Kamu Hukuku Anabilim Dalı / Kamu Hukuku Bilim Dalı, 2008 İzmir

Çitil Mahmut, Kürşat Muhammet, TÜRKİYEDE ENGELLİ HAKLARI VE ENGELLİLER HUKUKUNUN DURUMU, TAAD, Yıl:9, Sayı:35 (Temmuz 2018)

Demir Fevzi, “Anayasa Hukukuna Giriş Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku”, 6. Baskı, Anadolu Matbaacılık, 2005, İzmir

Dolu Ekin, A B Ülkelerinde ve Türkiye’de Engellilere Yönelik Bakım Politikaları ve Uygulamaları, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİMDALI SOSYAL POLİTİKA VE SOSYAL HİZMETLER YÜKSEK LİSANS PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZİ, İstanbul, 2019

Ercan Hüseyin, Küçükoğlu Mahmut, Norveç’te Refah Devletinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi, Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Yıl: 9, Cilt:11, Sayı:18, Haziran 2019

Gözübüyük A.Şeref, “Anayasa Hukuku”, 2. Baskı, 1989, Ankara

Gökçeoğlu Balcı Şebnem, “Sosyal Dışlanma Kavramı Bağlamında Engellilerin Sosyal Güvenlikten Dışlanması”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, sayı:2009/2 dosya Konusu; “Özürlü Haklarına İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, 2009 İstanbul

Güllüpınar Fuat, 5.bölüm:”Devlet ve Sınıf: Refah Toplumu, Sosyal Devlet ve Sosyal Politika”, “Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik”, 4.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Ağustos 2015Eskişehir

Işık, Hayriye, “Engellilerin Vergisel Avantajları”, Dergipark, 2013, https://www.dergipark.org.tr

Karadağ, Hikmet, Sosyal Devlet Perspektifinde Evde Bakım Yardımının Değerlendirilmesi, www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021)

Karadağ, Hikmet, Gelir Vergisi Kanununda Engelli Mükelleflere Sağlanan Muafiyet ve İstisnalar, www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021)

Karkıner Nadide, 3.bölüm:”Türkiye’de Aile Kurumu ve Nüfusla İlgili Sorunlar”, “Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, 3.baskı,  Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2014 Eskişehir

Özbudun, Sibel, “Bir ayrımcılık aracı ve tarzı olarak yoksulluk”, Felsefelogos, 2006/1, s. 69; Ayrıca bkz. Chossudovsky, Michel, Yoksulluğun Küreselleşmesi: IMF ve Dünya Bankası Reformlarının İçyüzü, Çiviyazıları, 1999 İstanbul

Reçber Bircan, FRANSA’DA SOSYAL YARDIMLAR, International Journal of Social Inquiry Cilt / Volume 12 Sayı / Issue 1 2019 ss/pp. 239-260

Sezer, Osman, 2022 Sayılı Kanunun Sosyal Hukuk Devleti İlkesi Bağlamında Engelliler Yönünden Genel Bir Değerlendirmesi, www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021)

Tellioğlu, Salih, AVRUPA BİRLİĞİ(AB)’NİN VE BAZI GELİŞMİŞ ÜLKELERİN ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARI VE SOSYAL HİZMETLERİ, Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Sciences Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 6, Sayı: 34, Şubat 2019, s. 166-182

TOKOL Aysen, 6.bölüm: “Sosyal Dışlanma ve Ayrımcılık”, “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

TOKOL Aysen, 7.bölüm:”Özel Olarak Korunması Gereken Gruplar (Dezavantajlı Gruplar) “Sosyal Politika”, 1.baskı, Anadolu Üni. Yayınları, Mayıs 2016 ESKİŞEHİR

Yıldırım, Seyfettin Çağrı, ENGELLİ AMERİKALILAR KANUNU’NA GENEL BAKIŞ, Yarasa Hukuk E-Dergi, Yıl:1, Sayı:2, 2022-www.gozevhukuk.org.tr-Yarasa Hukuk E-Dergi| GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2022)

Dünya Sağlık Örgüt’nün, DÜNYA ENGELLİLİK RAPORU, https://static.ohu.edu.tr › media › portallar › duyurular.PDF

BM Engelli Hakları Sözleşmesi, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Erişilebilirlik konusunda 2 No’lu Genel Yorumu: https://engelsiz.bilgi.edu.tr › komitenin-genel-yorumlari

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kadınlar ve Kız Çocukları konusunda 3 No’lu Genel Yorumu: https://insanhaklariizleme.org

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Bağımsız ve Topluma Dahil Olma konusunda 5 No’lu Genel Yorumu: https://engelsiz.bilgi.edu.tr › komitenin-genel-yorumlari

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik konusunda 6 No’lu Genel Yorumu: https://insanhaklariizleme.org

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Temsilcileri Aracılığıyla Sözleşmenin Uygulanmasına ve İzlenmesine Katılma Hakkı konusunda 7 No’lu Genel Yorumu: https://insanhaklariizleme.org

Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Çalışma ve İstihdam Hakkı konusunda 8 No’lu Genel Yorumu(Sayın Av.Nurdeniz Tunçer’in Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği için yapmış olduğu çeviriden yararlanılmıştır.)

T.C.Anayasası(1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.2709.pdf

Engelliler Hakkında Kanun (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5378.pdf

1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.01.pdf

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.3294.pdf

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5434.pdf

İş Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.4857.pdf

Deniz İş Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.854.pdf

Devlet Memurları Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.657.pdf

Katma Değer Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.3065.pdf

Özel Tüketim Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.4760.pdf

Emlak Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.1319.pdf

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.197.pdf

Kurumlar Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5520.pdf

Gümrük Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.4458.pdf

Belediye Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5393.pdf

Büyükşehir Belediyesi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5216.pdf

İl Özel İdaresi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5306.pdf

Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.4736.pdf

Vergi Usul Kanunu (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.4.213.pdf

Gelir Vergisi Kanunu (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.4.193.pdf

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.5510.pdf

Mesleki Eğitim Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.3308.pdf

“Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname” www.resmigazete.gov.tr › eskiler › 2016/07

Sosyal Hizmetler Kanunu(1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.2828.pdf

65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ›MevzuatMetin › 1.5.2022.pdf

2010bölü13 Sayılı Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler konulu Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü genelgesi, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

2012bölü26 Sayılı Evde Bakım Ücreti Geri Ödemeleri hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

2013bölü8 Sayılı Evde Bakım Hizmetinden Yararlanan Engelli Bireylerin Diğer Hizmetlerden Yararlanması hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

2014/07 sayılı Engellilerin Evde Bakımına Destek İçin Verilen Sosyal Yardımlar hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Resmî Kurum ve Kuruluşlar Bakım Merkezleri Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Sakatlık İndiriminden Yararlanacak Hizmet Erbabının Sakatlık Derecelerinin Tespit Şekli İle Uygulanması Hakkında Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Vakıflar Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Karayolları Trafik Yönetmeliği , https://www.ailevecalisma.gov.tr ›eyhgm › mevzuat

Gelir İdaresi Başkanlığı. (2018). Engelliler için vergi rehberi. Ankara http://www.gib.gov.tr/fileadmin/beyannamerehberi/2018 engellilervergirehberi.pdf 11.05.2018.

222 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği,24.02.1999 tarih ve 23621 sayılı Resmi Gazete.

265 Seri No’lu Glir Vergisi Genel Tebliği,04.12.2007 tarih ve 26720 sayılı Resmi Gazete.

302 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği,29.12.2017 tarih ve 30825 sayılı Resmi Gazete.

310 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği,29.12.2019 tarih ve 30991 sayılı (2. Mükerrer)Resmi Gazete

Bakıma Muhtaç ve Sakatlık İndiriminden Faydalanan Özürlü, 18 Yaşını Aşmış veya Tahsilde Olup 25 Yaşını Doldurmuş Çocuklarda Asgari Geçim İndirimi Uygulanıp Uygulanmayacağı Hakkındaki : 04/04/2011  tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.02-GVK-32-21 sayılı Özelge,

Sakatlık Maaşı Bağlananların Sakatlık İndiriminden Yararlanma İmkanının Bulunup Bulunmadığı Hakkındaki; 15/08/2006 tarih ve B.07.1.GİB.0.46/4606-12823 sayılı Özelge, http://www.gib.gov.tr