ÖTEKİNİN HAKLARI
Avukat Kamer BEYAZTAŞ
Günümüz insan dünyasının üzerinde en çok konuştuğu kavramlardan biri hak ise biri de öteki kavramıdır. Her iki kavram arasında değişik açılardan bağlantı kurulabilir. Konunun kapsamı oldukça geniş olabilse de bir sınırlamanın yapılması kaçınılmaz olacaktır. Başlangıçta her iki kavram ve diğer nitelemelerden ne anlaşılması gerektiği kısaca ifade edilecektir.
Bu yazıda öteki kavramının hak ile bağlantısı iki açıdan ele alınacaktır. İlki tür olarak insanın kendi içindeki ayrıştırmalara ikincisinde ise insan ile diğer canlılar arasında kurulabilecek ötekilik ilişkisine yer verilecektir. Daha özelde ise serbest hareket eden canlılar ve bitkilerin insan ile ilişkisinden de söz edilecektir. Evcilleştirilen hayvan ve bitkilerin durumuna göre ne gibi farklılıklar olduğu üzerinde de durulacaktır. Not olarak belirtmek isterim ki, yazıda “insan dünyası, tür olarak insan ve insan türü” gibi ifadeler insanın gezegenle özdeşleştirilmesine karşı bir tutum olarak görülmelidir.
Öteki kimdir-e karşılık olarak kabaca öteki biz-den olmayandır denilebilir. Biz-in kim olduğu değişkenlik gösterdiğinde öteki de değişkenlik gösterir. Örneğin aileler düzleminde öteki aileden olmayandır. Bu örnekte basit bir düzenek söz konusu olabilir. Ama biz olarak tanımlanan kesimler genişledikçe durum karmaşıklaşır. Siyasal bakımdan biz-den olmayanlar söyleminde durum böyledir. Bu yönüyle siyasal iktidar ve devlet kavramı gündeme geleceğinden hak kavramı da işin içine girecektir. İnsan toplumlarını oluşturan bireyler arasındaki ilişkilerde hak kavramının ötekiyle bağlantısı tartışması da yapılabilecektir.
Ayrıca ötekiye yüklenen anlam üzerinden ötekinin dışlanması veya hakların etkisiz hale gelmesi gibi konular da işin içine girecektir. Bu çerçevede ayrımcılık yapılması ile kendine özgü farklı olumsuzluklar da ortaya çıkabilecektir. Daha özelde ise şimdilik sınırlı olmakla beraber hayvan hakları kavramının güncel hale geldiği de belirtilmelidir.
Tarihsel olarak ötekiye bağlanan anlam bakımından tarihin derinliklerine gidilebilir. Örnek olarak barbarlar yabancılar düşmanlar gibi ayrıştırmalar gösterilebilir. Hak kavramı ise özellikle bireyin devlet karşısındaki konumu açısından daha yakın zamanlarda ortaya çıkmış bir olgudur.
Hak bireyin devlet ve diğer bireyler karşısında sahip olduğu olanaklar ile kullanabileceği yetkilere eş düşmektedir. Hak olgusu bir yanıyla yasal düzenlemelere ve devlet kurumuna ve bu kurumla ilişkilere yönelirken bir yanıyla da tür olarak insanın kendisini gezegen üzerinde merkezden çıkararak diğer bazı canlılar için de hak sahipliği oluşturma yaklaşımına yönelme sürecini girmiştir. Yani tür olarak insan diğer canlıların kendisi için var olmadığı gerçeğini kavramaya başlamıştır. Henüz bu yönelimin pek fazla taraftarı olmasa da tür kendini yok etmediği sürece insanın kendini merkezde görmemesi kaçınılmaz olacaktır.
Yine ötekinin dışlanması eğilimi işe karışınca hak boyutundan çıkarak ön yargılar alanına gitmiş oluruz. Bu çerçevede ötekine çeşitli yakıştırmalar yapılır. Bu yakıştırmalar neredeyse yöreden yöreye dahi kısmen değişkenlik göstererek yapılmaktadır.
Ön yargılar alanında yasa önünde eşitlik ve hak kavramları büyük ölçüde etkisizleşir. Hakların korunmasıyla ilgili kişi ve organlar da işlevsiz kalır veya onlarda önyargı alanının bir parçası haline gelir.
İnsanın kendini tanımlarken diğer canlılardan farklı ve üstün olma iddiasına yaslanması günümüze kadar geçirdiği aşamalarla karmaşık hale gelmiştir. Bu yaklaşımın varlığının insan toplumlarının kendi içinde de ötekinin yaratılması çerçevesinde kaynaklardan birini oluşturduğu düşünülebilir.
Tür olarak insan sadece kendini gezegenin merkezine almamış kendi içinde de bazı merkezlikler üretmiştir. Erkek olmak beyaz insan, Avrupa, ulus ve ırka dayalı üstünlük, dinsel, mesepsel ayrılıklar, zenginlik, nihayetinde dar anlamda kimlik ve tekil insan gibi alt ayrıştırmalara yol verilmiştir. Bu ayrıştırmalar içinde başka ayrımlara da gidilmiştir.
Ayrıştırma süreçleri adeta bir düzenliliğe kavuşmuştur. Her düzeyde merkezden uzak olanlar öteki statüsünde kabul edilmektedir. Tekil bedenlere bağlı işlevsizlikler de ötekiyi kurmaya dayanak olarak görülmüştür. Böylelikle kabul gören merkezden çevreye doğru gidildikçe farklı ötekileştirme unsurları yaratılmıştır. Kimileyin ise öteki olarak görülenler yer değiştirmiştir.
Bir statü oluşturularak ötekiler azınlık olarak kabul edilebilir olduğunda da bazı haklardan söz edilse dahi onların dışlanmalarına engel olunamadığı görmekteyiz. Ayrıksı durumların dışında haklar bakımından azınlıklar hak ehliyetine sahiptir ancak dışlama yine de devlet organları ve toplum karşısında sürüp gider. Göçmenlerin yerleşik olanlara göre farklı statüye sahip olduğu da başka bir durumdur. Göçmenlik ise kendi içinde değişik unsurları barındırmaktadır. Göçmenlik çalışma için başka ülkelerde yerleşik olanlar veya sığınma amaçlı olarak başka ülkede bulunmak gibi özellikler arz eder.
İnsan kimliğini oluştururken kendisini ötekiyle var etmeye çalışır. Başka bir deyişle öteki olmadığı zaman kendini tanımlamakta güçlük yaşar. Ben kimim diye sorulduğunda çoğunlukla ben o değilim veya ona atfettiği özelliklerin karşıtını özellikler sayar. Aslında öteki ise varsayımlı birileridir. Çünkü onları büyük ölçüde tanımamaktadır bile. O bunun farkında dahi değildir.
Kendini merkeze alan kişi veya toplumlar ötekiyi dalgalar halinde uzaklaştırmaya yönelirler. Yani ötekiler de kendi içinde ötekilikler oluştururlar. Eğer oluşan bir düşmanlık varsa bu dalgalara göre derecelendirme yapılır. Öteki başkaları yabancı ve diğerleri kavramları da çoğu zaman iç içe geçer. Oysaki dilde bu sözcükler varsa bunların özdeş olmadığı da açıktır. Anlam yakınlığı özdeşliği sağlamaz. Çünkü her bir sözcüğün kullanıldığı bağlam farklı olacaktır. Ancak öteki anlamına gelen sözcüklerin tümünü “dışlama” sözcüğü şemsiyesi altında toplamak düşünmede kolaylık sağlayabilir.
Öteki dendiğinde esas itibariyle insan türü içinde kalmaktayız. Oysa ki alanımızı tüm canlılar olarak genişlettiğimizde başka bir durum ile karşı karşıya kalırız. Canlıları ikiye ayırırsak insan ve diğerleri gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Ne var ki insan diğer canlıları öteki içinde dahi görmemektedir. Çünkü insan diğer canlıları kendileri için yaratılmış varlıklar olarak kabul etmektedir. Günümüzde bu genel düşünceden uzaklaşma eğilimi ortaya çıkmış olsa da insan ayrıca kendisini diğer canlılara göre mutlak üstün bir konumda da görmektedir. Tür bununla yetinmeyerek kendi içinde de değişik iddialarla üstünlük kademeleri yaratarak ayrışmaya gitmektedir. Böylelikle karşıtlıklar veya farklılıklar kurulmaktadır.
İnsanın toplumsal yaşamında yönetme olgusu ortaya çıktığından bu yana ayrıştırma çoğu zaman bilerek yaratılmaktadır. Çünkü bölümlere ayırma yönetmeyi kolaylaştırmaktadır. Ayrıştırma ile bizim taraf adı altında birleştirme iş görecek biçimde kullanılır. Bu tutum yönetenlerin kamu kaynaklarını kendilerine uygun olarak harcama kolaylığını sağlar. Adalet kavramı büyük ölçüde bu işleyişte ortaya çıkar. Zira kamusal kaynakların kullanımındaki dengeler bozulur. Çoğu zaman bu kaynaklara en çok katkıda bulunanların en az pay aldığına rastlanır. Bu da sömürü alanına doğru gider. Modern veya postmodern adı verilen günümüz toplumlarında ilki bütüne aşırı önem verirken diğerinde ise, özgürlükler adı altında yapay isimlendirmeler yapılarak ayrıştırma gerçekleştirilir. Böylelikle gerçek özgürlük mücadeleleri de perdelenmiş olur.
Ayrıştırmalar çok çeşitli yöntemlerle yapılır. Bunlardan biri de uluslar arasında çatışma zemini yaratmaktır. Düşman ötekimden daha fazladır. Burada dost düşman veya savaş hukuku gibi durumlar da devreye alınır. Tutsak alınanların hakları görünürde olsa da haklarının kullanımı devre dışı kalır.
Kural olarak insan türü içinde yer alan herkesin şu ya da bu biçimde hakları vardır.
Duyarlılık gösterdiğimiz konu engelliler olduğunda ötekilik bağlamında nasıl bir insan dünyasında yaşadığımızı birkaç tümceyle ortaya koymak mümkün. İnsan türü içinde dışlanan tüm kesimlerdeki gibi sonuçlar engelliler için daha ağır bir biçimde yaşanır. Engelliler ötekiler içinde bile ötekileştirilir. Öyle ki pozitif ayrımcılık olgusu dahi ötekilik yaratmak için işe koşulur. Bu yönüyle ötekilerden daha ağır davranışlarla karşılaşabilir. Diğer dezavantajlı kesimler de göreli olarak değişik açılardan öteki muamelesi görür.
İnsan türü bireyi gibi diğer canlıların hakları var mıdır? Ya da bunları değişik ayrımlara mı tabi tutacağız. Bu sorulara toptancı bir yanıt vermek olanaklı olmamaktadır. Günümüzde hayvanların da hakları olduğu eğilimi yaygınlaşmaktadır. Evcil olanların ise korunmaları gerektiği vurgusu ağırlık oluşturmaktadır. Diğer canlıların kendi içlerinde bir ötekileştirme yapmadıkları kuşku götürmez. Birbirlerine yapmış oldukları saldırılar doğalarının bir sonucudur. Kültürün ve bilincin sadece insana özgülendiği düşünüldüğünde bu canlılar arasındaki ötekilik de insan eliyle yaratılmaktadır. Muhtemelen kuşlar, kedi ve köpeklere göre diğerleri öteki sıfatı taşıyacaklardır. Bu hayvanların bir kısmının mülkiyete konu olduklarını da vurgulanması yerinde olacaktır. Böylelikle bu canlılar arasında da hakların çatışmasının olabileceği var sayılabilir. Öte yandan yine mülkiyete konu olan bir kısım evcil hayvanların yaşama hakkı ise bulunmamaktadır. Onlar insan için besin kaynağı olarak kabul edilir. Ancak kendilerine eziyete maruz kalmama haklarından söz edilecektir.
Bir haktan söz ettiğimize göre hayvanların sorumluluğu konusunu da düşünmek durumundayız. Hayvanların bilinçli iradelerinin olmadığını kabul ettiğimize göre buradaki sorumluluğu yine insanlar üzerinden arayacağız demektir. Mülkiyete konu hayvan sahipleri dışında ayrıksı durumlar hariç insanlar hayvanlar adına sorumluluktan uzak tutulmaktadır. O halde bir ütün olarak insanların tüm canlılara karşı yükümlülüklerinin olduğu Kabul edilmelidir.
Bu durumda diğer canlıların hakları tartışması üzerinden de genel ama ayrıntılı olmayan bazı değerlendirmeler daha yapmalıyız.
İnsan türünün kendi içindeki ötekileri dururken diğer canlıların haklarını varlığı sorununun önemle tartışılması abes görülebilir. Gezegende olup biten olumsuzlukların belki de çoğu insan kaynaklı olduğu dikkate alındığında bakışlımızda değişiklik yapma zorunluluğu vardır. Başka bir deyişle insan merkezli gezegen anlayışından çıkma arayışını temel alarak bunu geliştirmek yararlı olacaktır.
Hak kavramının işlevinden de ne anlaşılmalıdır. Hak, hak sahibi bir özneyi yetkilendirmeye işaret eder. Hak yasada yazılı olan mıdır? Yoksa yasayı da içine alan daha kapsamlı bir kavram mıdır? Esasen her iki durum da yerine göre geçerli olmaktadır.
Hak kendiliğinden olumsal bir sonuç doğurmalıdır. Kendiliğinden sonuç doğurmaması hali büyük ölçüde insan hakları ihlali şeklinde ortada durmaktadır. Böylelikle hak aramayı gerektiren ortam içinde bulunulur. Bunun için hakkı kullanan bilinçli özneye gereksinim vardır. Bir özne hakkı kullanma kudretine sahip değilse insan kendi türü için bir mekanizma geliştirmiştir. Kategorik olarak çocuk hakları bu bağlamda değerlendirilebilir. Daha genel olarak velayet ve vesayet veya kayyım atamaları gibi hukuksal kurumlar oluşturulmuştur. Atamaların ne ölçüde isabetli olacağı da tartışmalıdır. Bunlar insan yaşamı içinde kaldığından kötüye kullanımının daha az seviyede olması beklenebilir. Eğer hak öznesi olarak insan dışındaki türler tanımlanmış ise benzer mekanizma onlar için de söz konusu edilse bile diğer canlıları insanın yararına iş görmesi gerektiği iddiasının öne çıkması karşısında olumlu düşünmek kolay olmayacaktır. Dolayısıyla bu anlayış karşısında hiç de iç açıcı bir manzara ortaya çıkmayacaktır.
Burada hakkın kendiliğinden var oluşu veya onun adına kullanılmasının diğerleri dediğimiz ne biçimde geçerli olacaktır. Örneğin bir ormana temsilci atamış olduğumuzu varsayalım. Bu temsilcinin temsil yetkisini kötüye kullanması sorunu nasıl aşılacaktır. Kötüye kullanımın ceza ile karşılanması bir çözüm olmayacaktır.
Diğer canlılara dokunmama biçiminde insana yönelik men kararı da yeterli değildir. Kimi özel yasalarca getirilen kurallar çoğu ya esnetilmekte ya da görmezlikten gelinerek uygulama alanı bulmamaktadır. Özelde hayvanların, genelde tüm doğal hayatın korunması yönündeki var olan hukuksal düzenlemeler gereği gibi uygulanmazken uygulanması halinde bile sorunu çözemeyecektir.
Burada kendine özgü başka bir konuya kısaca değinmekte yarar vardır. Tüm yaşam bileşenlerinin uzun erimli ve verilmeli kullanımı bakımından insan için sürdürülebilirlik canlı olmayan ve mülkiyete de henüz konu edilmeyen inorganik doğanın tahribinin hatta yok edilmesinin karşısında inorganik varlıkların korunması üzerinden yaşama hakkı arasında bir bağlantı kurulabilir. Doğal kaynaklarının tahrip edilerek veya tüketilerek yok edilmesi insan yaşamını büsbütün ortadan kaldıracaktır. Yok etme sürecinde kaynak kullanımında eşitsizlikler ötekilerin tüm varlıklara erişimine engeller yaratılarak kurulduğu da gözden kaçmamalıdır.
Ayrıca hem yabancı bitkiler hem de böceklere karşı kullanılan tarım ilaçları gezegende şimdiden geri dönülmez tahribata yol açmıştır. Yine avlanmanın tamamen yasak olmayışı da doğanın tahribatına neden olmaktadır. Tedbir amaçlı av mevsimlerinin kabulü sorunu aşmaya yetmemektedir.
Hayvan ve bitkilerin bir kısmının soylarının tükenmesi insan eliyle olmuştur. Bunun nedenlerinden biride avlanmanın sürüyor olmasıdır. Yeniden yetişmeye engel olan bitki toplayıcılığı da sorun oluşturmaktadır.
Evcil olan hayvan ve bitkilerin mülkiyete konu olduğu dikkate alındığında onların haklarından da söz etmek gerekir. Her ne kadar mülkiyete konu olsalar da evcil hayvanların öteki olduğu düşünülebilir. Başkasının mülküne konu olanlar için de ötekilik sorununun çıkmaması olanaklı görünmemektedir. Mülkiyete konu olmadıkları durumlarda hayvan ve bitkilere yönelen zarar verici tutumları biliyoruz. Özelde sokak hayvanı adı verilen hayvanlara karşı yapılan şiddete varan muameleleri de aynı kapsamı aşacak şekilde görmek mümkün.
Doğal yaşamın korunmasıyla ilgili olarak çok çeşitli bireysel veya toplulukların çabalarının varlığı bilinmektedir. Bunların bazıları romantik düzeyde kalmaktadır. Örneğin bir ağacı yaşar haliyle satın almak gibi. O ağacı ola ki kesilmekten kurtardınız. Bir bütünü olarak orman ise kesilmeye terk edilmiş olacaktır. Ya da bazı hayvanları sahiplendirerek tatmin duyguları yaşanabilir. Burada bile bir ötekilik ilişkisi vardır. Zira kendi bildiğiniz bir hayvanı sahiplendirmektesiniz.
Tür içinde insan haklarının, doğanın bir bütün olarak korunması için çözümlerin geliştirilmesi sorunuyla karşı karşıyayız. Her şeyden önce doğanın bir bütün olarak korunması insanın yaşama hakkının korunması bakımından önemlidir. Bu durumda insanın doğa üzerinde her şey yapmaya veya yıkmaya hakkının olduğu ön kabulünden uzaklaşılmalıdır. İnsan bu ön kabulü ile varlığını sürdürdüğü kanısındadır. Oysa ki bu yaklaşım esasen tür olarak insan varlığının sona ermesine yol açacaktır. Ne var ki insan bunun farkında değildir. Gerçi bunu tüm insanlara yüklemek doğru olmayacaktır. Çünkü esas sorumluluk egemen olanların üzerindedir.
Yeniden belirteyim ki; insanın diğer canlılar üzerinde bir hakkının olmadığı kabul edilmelidir. Bir hak öznesi olamayanların haklarından çok insanın onlar üzerine bir hakkının olmayışına vurgu yapılmalıdır. Bu anlamda insanın bir bütün olarak doğaya yıkıcı müdahalesinin tamamen önlenmesi daha başarılı bir sonuç verebilir.
Sorun çözmek diğer canlılara hak tanıma üzerinden sağlanamaz. Nitekim tür kendi içinde bile insan haklarına da bir çözüm getirebilmiş değildir. Kısmi iyileştirmelerin varlığı aldatıcıdır. Bu saptamadan insan hakları anlamsızdır veya önemsizdir gibi bir sonuç çıkmayacağı kuşkusuzdur. Burada insanın bir özne olarak hareket etmesiyle sonuç alabilmesi beklenebilir. Haklarını bizzat kullanamayacak olan diğer canlıların yine insanların insafına kaldığı açıktır. Ötekilik günümüzde öyle bir karaktere kavuşmuştur ki aslında her kes öteki konumundadır. Çünkü her kes kendini odağa almaktadır. Bu durumda odağın dışındakiler öteki olmaktadır. Güç sahiplerinin şamatası dahi kimi zaman onları öteki olarak görülmelerine engel olamayabilir.
Öteki kavramı oldukça karmaşık sonuçlara işaret eder. Bu durum yasa önünde eşitlik ilkesini de ihlal eder. Böylelikle soruna eşitsizlikler ve ayrımcılık da eklenerek çözümler daha da zorlaşarak ayrımcılık ötekiyi doğuran nedenlerden biri haline de gelir.
İnsanın bitki ve hayvanlar üzerinden de ayrımcılık yaptığı da görülmektedir. Ekin ekiminde tercihler veya sürekli olarak beslenme gerekçesiyle kesime yönelik kalan hayvanlar mülkiyete konu olan ve olmayan hayvanlar arasında yapılan ayrımlar bunu göstermektedir.
Tür içinde ötekiye bağlanan yıkıcı sonuçların ortadan kaldırılması veya hafifletilmesi için bazı önlemler alınabilir. Bunun başında tam anlamıyla uygulanabilir, bu aşamada yerel birimlerin yetkilerinin genişlediği, merkez birimlerin yetkilerinin azaldığı gerçek bir demokrasi arayışı tüm ötekiler bakımından anlamlı olabilir. Elbette ki bunun için her şeyden önce yaşayabilir bir demokrasi kurulabilecek ortama erişmek gerekir. Ne var ki bunun gerçekleşmesi bir hayli zor görünmektedir. Aynı zamanda kültürel değişimle istenilenin zeminin oluşmasına katkıda bulunacaktır. Bu da muhtemelen çok zaman alacaktır. Günümüzde demokrasi sayısal verilere indirgenmiştir. Sayısal veriler ise yanıltmaya dayalıdır. Beklentiyi karşılayacak olumlanabilir sonuç, esas itibariyle insanın kendi içinde üstünlük iddialarından vazgeçmesi ve tür olarak diğer canlılara karşı kendini merkezde kabul etmesini doğuran etmenlerin ortadan kalkmasıyla olanaklı olabilir.
Demokrasi diğer canlılar için ne anlama gelmektedir. Bu durum olsa olsa insanların oluşması halinde demokratik bir ortamda bu konularda bilinç oluşturma ve diğer canlılara zarar verilmemesi bakımından caydırıcı bir işlev görebilir. Ne var ki günümüz insan dünyasında demokrasi söylemi dilden düşmüyor olsa da yönlendirilmiş bilinç ile tam tersi bir noktaya varılmıştır. Bununla yönlendirenlerin bakışının değişmesi olasılığı olmakla birlikte olup bitenlerin sorumlusu onlar olduğuna göre iyimser olmak mümkün görünmemektedir. Bu durum karşısında umutlu olmak için başka seçeneklere gereksinim vardır.
Hak ile ötekilik bağlantısı çapraşık bir görünüm arz etmektedir. Bu itibarla tek yönlü bir yaklaşım geliştirmek doğru olmayacaktır. Başka bir anlatımla toplumsal felsefi siyasal ve daha birçok açıdan sorun irdelenmelidir. Tümel düzeyde çok yönlü olarak konuya bakmak ve sorun oluşturan unsurların kökenine inmek ve o kökenler ortadan kaldırılmalıdır. Eksiklikleri olsa da bu yazıda hak ve ötekilik bağlantısı üzerinde durulmuştur. Konuyla ilgili var olan araştırma ve incelemelerin artacağı beklentisi boşa çıkmadığı takdirde gezegenimizin tüm canlılar için daha yaşanabilir yer olacağı umuduyla.