Sivil Toplum ve Engellilik Alanındaki Örgütlerin Dejenerasyonu - Av. Şerif Ali MUTLU

Per, 07/11/2024 - 23:36 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

 Avukat Şerif Ali MUTLU

(Sorumlu Yazı İşleri Müdürü)

 

Dergimizin 4. Sayısının yayımlandığı 2023 Yılı Aralık ayı başyazımızda; İstismarla Mücadele platformunun kurulma amacından bahsetmiş, kurulan platform ve amacına yer verip, bu konuda büyük umutlarla kuruluşuna katkı verdiğimiz ve etkin çalışma yapması gereken platform hakkında kamuoyunu bilgilendirerek, bu alanda faaliyet gösteren duyarlı bireylerin desteklerini beklediğimizin altını önemle çizmeye çalışmıştım.

Anılan yazımda önemle belirttiğim üzere; Tarih boyunca ve hali hazırda engelliler alanında yaşanan ve başkalaşarak yoğun bir biçimde devam eden engellilerin ve engelliliğin istismarı meselesine bir bakış yapmıştım. Bu kez de genel olarak STK’lerin ve özelde de engelli STK’lerinin içerisinde bulunduğu durağanlık, kitlelerinden kopuş, yeniden bu yapıları canlandırma yaklaşımları hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Tabi ki, bu alan ve tartışma ortamının sınırsızlığı dikkate alındığında, burada yapılacak olan tartışma ve görüş önermeleri her yönü ile konunun tarafı ya da ilgililerince daha da tartışılıp, lehte ya da aleyhte birçok görüşlerin oluşması da işin doğası gereği olduğunu bilmekteyim.

Güncel bağlamda, sivil toplum kavramına tanım olarak baktığımızda, aşağıdaki gibi birkaç tanıma yer vererek, yazıma başlamak istiyorum.

Kökleri Aristoteles’in “politike koinonia” kavramına kadar giden sivil toplum kavramı tarih içerisinde değişmiş ve dönüşmüştür. Sivil toplum günümüzde devlet denetiminin veya baskısının ulaşamadığı veya belirleyici olmadığı alanlarda bireylerin devletten izin almadan, sorgulanma korkusu taşımadan ve ekonomik ilişkilerin baskısından büyük ölçüde bağımsız hareket ederek tutum belirleyebildikleri, gönüllü ve rızaya dayalı ilişkilerin ve kurumların oluşturulabildiği bir toplum olarak tanımlanmaktadır. Dünyada bugün anladığımız şekliyle sivil toplumun önemli hale gelmesi 1970’lerin ortası ve özellikle 1980 sonrasına tekabül etmektedir.

Küreselleşmenin etkisiyle sivil toplum ve onun örgütlü hali olan sivil toplum kuruluşları anılan dönemlerde çok daha etkili olmaya başlamıştır. Türkiye tecrübesi açısından da 80’ler özellikle 90’lı yıllarla birlikte sivil toplumun gelişiminde önemli ivmelenmeler yaşanmıştır. Devlet dışı organizasyonlar olarak kabul edilen sivil toplum kuruluşları, özerklikleri tartışılmakla birlikte pek çok büyük ulusal ve uluslararası projeyi hayata geçirebilmektedir. Tüm bunlar sivil toplum kuruluşlarını günümüz toplumunun önemli bir parçası haline getirmektedir.

Bunun yanında sivil toplumun örgütlü hali olan sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’de yıllar içerisindeki gelişimi, özellikle Osmanlı tecrübesiyle birlikte göz önüne alınması gerekir. Ancak bu konular başyazının kapsamını genişleteceğinden, ayrı bir tartışma konusu yapılması gerekecektir.

Sivil toplum kavramı bugün anladığımız şekliyle 17. yy. sonlarında ortaya çıkmıştır. Fakat bu kavramın tarihini Eski Yunan’a kadar götürmek mümkündür. Bilindiği gibi Eski Yunan uygarlığında yönetim “polis” adı verilen küçük şehir devletlerinden oluşmaktaydı. Bu şehir devletleri, günümüzde demokrasinin ilk örneklerinin sergilendiği yerler olarak nitelendirilmektedir. (Muhammet Talha Sağlam Sayfa 592-596)

Fakat bu demokrasi, şehirdeki hür olan erkekler arasında olup doğrudan yönetime katılım şeklinde uygulanıyordu. (Çaha, 2012: 23) İşte bu siyasi atmosfer içerisinde “sivil toplum” kavramını ilk defa Aristoteles’in “politike koinonia” tanımlamasında görmekteyiz. Latincesi “societas civilis” olan bu kavram, belli yasalar içerisinde yaşayıp özgür ve eşit olan siyasal toplumu ifade etmektedir. (Onbaşı, 2005: 13) Yani şehir devletlerinde özgür erkek bireylerin yönetime eşit şekilde katılımı, sivil toplumu oluşturmaktadır. Burada önemli olan nokta, siyasi yönetim ile sivil toplumun özdeş kabul edilmesidir. Günümüzde ise devlet ve sivil toplum, birbirinden ayrı alanlar olarak düşünülmektedir. Ancak bu dönemde oikos-polis ayrımından bahsetmek mümkündür. Buna göre oikos “insanın duyumlarını, güdülerini, itkilerini yaşadığı yer” iken, politike koinonia’nın yaşandığı polis ise “insan aklının, insan aklının yansıması olan dilin sergilendiği mekandır. (Yıldız, 2004: 85) Oikos özeldir ve toplumun, devletin müdahalesinden uzak alandır. Polis ise bir takım ahlaki sorumlulukların olduğu kamuya açık alandır.

Başlangıçta böyle bir anlama sahip olan sivil toplum kavramı, zaman içerisinde anlamı ve etkisi değişerek günümüze ulaşmıştır. Bu değişim, Jean Bodin, Thomas Hobbes, John Locke, Jean Jack Rousseau, Edmund Burke, Johann Gottlieb Fichte, George Wilhelm Friedrich Hegel, Karl Marx, Antonio Gramsci gibi isimlerin, sivil toplum ve devlete dair ortaya koydukları görüşler neticesinde gerçekleşmiştir. (Gözübüyük Tamer, 2010: 89-105)

Jean Bodin’in sivil topluma dair dile getirdikleri, bahsedilen değişimin önemli basamaklarındandır. O sivil toplumu, birçok ailenin bir araya geldiği, karşılıklı bağımlılıkların ve kaygıların olduğu topluluklar olarak tanımlar. İşte bu topluluğu bir otorite etrafında birleştiren güç ise devlettir. Nitekim devlet de tıpkı aile gibi örgütlenmiştir. Aile reisinin otoritesi mutlaktır, sorgulanamaz. Fakat bu reis aile bireylerinin menfaati için çalışır, aileyi bir arada tutar. Devletin de otoritesi mutlaktır ve amacı toplumun menfaatini koruyup, insanları mutlu şekilde bir arada tutmaktır. (Karakuş, 2006: 8) Bodin devlet-sivil toplum ayrımını yapan ilk kişilerden biri kabul edilir. Onun, ailenin özel yaşam alanını, devletin ise kamusal alanı oluşturduğu ve bunların birbirinden net şekilde ayrıldığını ifade etmesi, devlet-sivil toplum ayrımına yaptığı vurgu açısından önemlidir. Fakat bu görüşün Eski Yunan’da var olan oikos-polis ayrımına yakınlığı göze çarpmaktadır. Nihayet Bodin sivil toplum karşısında devleti, mutlak egemen ve kısıtlanamayan yarı tanrısal bir konuma oturtmuştur. (Saygılı, 2014: 187-188)

Sivil Toplum Kavramının Bugünü

Yukarıda izah edildiği üzere sivil toplum kavramı her ne kadar çok eski bir kavram olsa da günümüzde sivil toplum geçmişten çok farklı bir anlam ifade etmektedir. Dolayısıyla bu başlık altında günümüzde sivil toplum kavramının ne anlam ifade ettiği ve sivil toplumun nasıl tanımlandığı ele alınacaktır. Ardından Ülkemizde engelli örgütlerinin durumuna bir panaromik bakışı takiben, ülkemiz engelli STK’larının içerisinde bulundukları somut durum ve devamında da birkaç çözüm yoluna yer verilerek, takdiri bu alanda çalışma yapan kişilere sunularak yazımız sonlandırılacaktır.

Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve haberleşmenin tarihte hiç olmadığı kadar yaygın hale gelmesi, örgütlenmenin kolaylaşması, savaşlar ve haksız uygulamalar ile devlete olan güvenin azalması sonucu farklı sivil inisiyatiflerin ortaya çıkması, özellikle son dönemde birey olarak yalnızlaşan modern insanın, post modern dönem ile birlikte cemaat ilişkilerine yönelmesi, sivil toplumu günümüzde çok önemli bir noktaya taşımıştır. Artık küresel bir köy olarak kabul edilen dünyada coğrafyaların, halkların, ulus devletler ile birbirinden ayrımı anlamsızlaşmıştır. Açe’de, Endonezya’da yaşanan bir felakete dünyanın bir başka ucundan yardım gönderilebilmektedir. Veya Filistin’de yaşanan bir drama tarihi ve kültürel hiçbir benzerliği olmayan toplumlardan tepkiler yükselebilmektedir. Bu çabalar çoğu zaman devlet desteğinden bağımsız hatta devlete rağmen gerçekleşmektedir. (Ryfman, 2006: 22) Nihayet sivil toplumun önemi hem nicelik hem de nitelik olarak artmaktadır. Bugün sivil toplum örgütleri farklı yapılanmalar şeklinde toplum içinde yaygınlaşırken, farklı alanlarda çalışan gönüllü örgütlerden, düşünce kuruluşlarına, sosyal hareketlerden vatandaşlık inisiyatiflerine, hükümet-dışı örgütlerden sendikalara ve meslek odalarına kadar geniş bir yelpaze içinde hareket eden bir yapıya bürünmüştür. (Keyman, “Avrupa’da ve Türkiye’de sivil toplum”, 2004) Günümüzde insanlar bir araya gelerek oluşturdukları cemiyetleri, alışılagelmiş din, ırk, vatandaşlık gibi kimliklerin üzerinde görmeye başlamışlardır. Bu noktaya varılmasında, bahsedilen klasik kimlikler üzerinden oluşturulan çatışmalar ve bu çatışmalar sonucunda yaşanan savaşlar, açlık, sömürü gibi gayri insani durumların vicdanlarda açtığı derin yaralar önemli rol oynamıştır.

Sivil topluma dair yapılan birkaç tanıma bakmak, günümüzde sivil toplumun neyi ifade ettiğinin anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Larry Diamond’a göre sivil toplum, “örgütlü sosyal yaşamın gönüllü, kendi kendini üreten, kendi kendini destekleyen, devletten özerk olup bir yasal düzen ya da ortak kurallarla bağlı olan alanıdır… Sivil toplum özel alan ve devlet arasında duran aracı bir varlıktır.” (Onbaşı, 2005: 45-46) John Keane’ye göre ise sivil toplum:

Şiddet karşıtı, kendi kendine örgütlenen, kendi kendini değerlendiren ve yansıtan ve hem birbirleriyle hem de onların eylemlerini sınırlayan ve mümkün kılan devlet kurumlarıyla sürekli bir gerilim içerisinde olma eğiliminde bulunan yasal koruma altındaki devlet dışı kurumların karmaşık ve dinamik bir topluluğunu hem tanımlayan hem de tasavvur eden bir ideal tip kategorisidir (Onbaşı, 2005: 45-46)

Bir başka tanımda ise sivil toplum şöyle tarif edilmektedir:

Sivil toplum kavramı, devlet denetiminin veya baskısının ulaşamadığı veya belirleyici olmadığı alanlarda bireylerin devletten izin almadan, sorgulanma korkusu taşımadan ve ekonomik ilişkilerin baskısından büyük ölçüde bağımsız hareket ederek tutum belirleyebildikleri, gönüllü ve rızaya dayalı ilişkilerin ve kurumların oluşturulabildiği bir toplumu ifade eder. (Şen, 2008: 35)

Son olarak ise şöyle bir geniş tanıma yer verilecektir:

Sivil toplum, toplumsal sorunlara etkili ve uzun dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan ve bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü örgütlerin devlet denetimi dışında kurduğu ortak alandır. (Şen, 2008: 35)

Günümüzde Engelli STK’larına da bir bakacak olursak; Tarihsel gelişmeler çerçevesinde toplumların Sosyal dokusunun değişmesi ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte Sivil toplumculuk ve yöntemleri de gelişerek başkalaşmış, Ülkemiz dahil, gelişmekte olan ülkeler yönünden, günümüzde görünüşte adı sivil toplum kuruluşları olan, bir kısım çıkar odakları aracılığı ile toplumun duygusal ve dini hissiyatlarından da yararlanılarak para toplama kazanç kapısı oluşturma yöntemleri uygulanır hale gelmiştir. Kanunlarla yasaklanan tekke, zâviye ve tarikatlar dernekleşerek, vakıflaşarak, varlıklarını ve ekonomik güçlerini üst seviyelere çıkararak, toplumun ve özellikle cahil toplum kesimlerinin tercih ettikleri ve bunları gerek ekonomik gerekse sosyokültürel olarak etkisi altına alan yapılar durumuna kavuştuğuna üzülerek şahitlik ediyoruz.

Bu olguya göre, bir takım engelli örgütü adı altında da güncel yaşamımızı olumsuz etkilemeye, toplumun engelli kesiminin mücadele gücünü yok edip, onları adeta yardım bekleyen, salt bu alandan beslenerek parazit yaşam standartlarına doğru götürdüğünü görüp, gerçekten de derin bir biçimde bu konularda emek harcanmadan yeniden çıkış / yükseliş trendine kavuşamayacağımızın gerçekliğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Diğer taraftan, Aşağıdaki sorular hakkında da hep birlikte kafa yormamızın zorunluluğu da açıktır. Buna göre; engelli örgütlerinin bu gün içerisinde bulunduğu psikosomatik durumun nedeni nedir. Nereden kaynaklanan olumsuz verilerle güç kayıpları oluşmaktadır. Anılan kuruluşlar güncelleşebilmişler midir? 10, 20 30 ve hatta 50 yıl önce hazırlanıp, uygulanagelen tüzüklerini güncellemişler midir? Fitüristik bakış açısı oluşturabilmişler midir? Günü yakalama, teknolojik gelişmelere, bilişim çağının şartlarına uyumlu hale gelebilmişler midir?

Kendilerine vücut veren ortaklarına / üyelerine yönelik kapsayıcı, bütünleştirici bilinçlendirme / hizmet odaklı çalışmalar yapabilmekte midirler?

Pekala, bu sorulara hangi pozisyonda durarak, hangi kriterlere dayanarak ve hangi bakış açısı ile cevap vermeliyiz?

Bu kadar yoğun ve engelliler üzerinde olumsuz durumunu artıran gerek eğitim gerek sosyoekonomik ve kültürel sorunları içeren bu etik değerleri bulunmayan çöplük diyebileceğimiz garabetli alana ilişkin engelli dernekleri hangi stratejik ya da taktik kararlarla hangi yoğunlukta ya da hangi ciddi yaklaşımlarla mücadele vermektedirler? Bu soruların her birisinin ayrı ayrı tartışılıp, çözüm odaklı yaklaşımlar oluşturmak biz STK Yöneticilerinin üzerine kendiliğinden yüklenmiş bir görev, hatta yükümlülüktür.

Toplumumuzun yoğun olarak yaşadığı travmatik olaylar sonrasında, engellilik alanında da sivil toplum kuruluşları ne yazık ki, Yönetim erkini elinde bulunduracak sayıda üyeye bir kısım cüz’i menfaatler sağlamak sureti ile, kendilerini kitlelerinden kopuk, içine çekilmiş ve pasif boyuta geçerek bak ve gör, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, bana ne sendecilik politikaları izlemeye başlamaları ile birlikte, anılan yapıların kitleleri ile bağlarının giderek kopma noktasına geldiği ve bir zamanlar heyecanla kitlelerini bir araya getiren amaçlarından uzaklaşmaları sonucunu doğurmuş olduğu açıktır.

Onlarca dernek, vakıf, amaçsız ya da amacını ve heyecanını kaybetmiş, hedef kitlesiz, görünüşte kendilerine ve yöneticilerine kazanç oluşturmak için, engellilik ya da engellilere ilişkin hiçbir faydalı ürün ya da hizmet oluşturmadan salt bu yolla maddi menfaatlerinin sürdürülebilirliğinin korunması amacına hizmet ettikleri gerçeğine bir önceki yazımızda önemle vurgu yapmıştım.

Engelli alanında faaliyet gösteren geçmişte adı kitlesi büyük, amacı insan hakları temelli ideallerle bezeli örgütler bakımından, Tarihsel süreç irdelendiğinde, bir çok engelliye umut olma noktasında büyük adımlar atan, engellilerin onurlu bireyler olarak toplumun parçası olmaları gerçeğinden hareketle, etkin mücadele veren, engelli kitlelerini kucaklayıp, gerek kamu oyu nezdinde, gerekse devlet mekanizması içerisinde, hak temelli mücadelelerle gücünü gösterip, bir çok etkin ve hayati açıdan önemli engellik hak ve özgürlüklerinin hayata geçirilmesini sağlayan bu yapılara ne oldu acaba?

Mevcut iktidarın ülke üzerindeki toplumu apolitikleştirme, düşünce ve ifade hak ve özgürlüğüne yönelik baskıcı, dışlayıcı, ötekileştiren, olumsuz ve yok etme uygulamaları mı bu örgütleri sessizleştirdi?

Şahsen bu konularda bir nebze iktidara kusur ve sorumluluk yüklemek gerekse de, gerçekte durumun bu yönde olmadığı, her zaman muhalefet etmeleri, iktidarların eleştirel yüzü olma fonksiyonlarını üzerinde taşımaları gereken engelli sivil toplum kuruluşlarının kendilerini güncelleyememe, amaçlarını çağdaş sorunlarla örtüştürememe, teknolojik gelişmelere ayak uyduramama, eski yöntemlerle kitleleri bir arada tutmaya yönelik klasik araç ve yöntemlerle sürdürülebilirliğini sağlamaya çalışma, kamu oyu nezdindeki olumlu etkilerini hızla kaybetmelerinde, bir taraftan kitlelerinden ve onların hayati nitelikte çözüm bekleyen sorunlarına olan duyarlılıktan uzaklaşma, diğer taraftan da anılan yapıların yönetim erklerinin kitlelerinin hayatlarına dokunmaktaki başarısız ve ötekileştirmeye dair fiili ve stratejik hatalara dayalı uygulamalarının etkisinin temel ve asli mesele olduğunu düşünüyorum.

Sivil toplum kuruluşlarının; güncelliğini yitirmiş amaç ve faaliyet alanlarını gözden geçirmeden, teknoloji ile uyumunu sağlamadan, çalışma modellerini çağdaş hale getirmeden kendilerine yeni mecralar oluşturamayacakları,

Hak alma mücadelelerinin yürütümünde etkin eğitim faaliyetle bilinçli hale getirilmiş kitlelerini harekete geçirebilmek için başta STK’ların çoğulculuk anlayışı ile, muhalefeti de güçlü tutarak, yönetim ve denetim yetkisini elinde bulunduranların güvenirliliğini korumaları ya da güven tazeleme işlemlerini yerine getirmeleri ve güvenirliliklerini ortaya koyan fiili uygulamalarını hayata geçirememelerine dayalı olan söz konusu somut durumun kısır döngü bir çıkmaz sokak oluşturduğunu tespit etmek de altı çizilmesi gereken somut bir gerçekliktir.

Bu bağlamda, toplumsal sorunların çözümünde etkin rol oynaması gereken tüm STK’ların yanı sıra, engelli derneklerinin kendilerine çeki düzen vererek, amaçlarını günün koşullarına uygun halde güncelleyip, sorunlarına çözüm bulmayı hedefleyen, teknolojiyi ve günü yakalamış yapılar haline getirmeden, bu çıkmaz sokaktan çıkabileceklerini düşünmediğimi de ifade etmek isterim.

Geleceği gören ve planlayan, kendilerine güç veren kitlelerinin duygu ve düşünceleri ile uyumlu, çağdaş hedeflere uygun esaslarda ilkeli ve modern metotlarla üstlendikleri sorun kümeleri üzerine gitmelerinin dada doğru bir yöntem olabileceği hususu, geçmişte demokratik mücadele içerisinde başarılarını kamu oyunda kanıksatmış her eski STK gönüllülerinin bilebileceği, umudu gördüklerinde ya da hissettiklerinde derhal harekete geçerek çağdaş ve demokratik çıkış yollarına destek verebilecekleri açıktır.

Dolayısı ile Genel olarak toplumun sorunlu alanlarında faaliyet gösteren İnsan Hakları ve hak ihlallerinin yok edilmesi için mücadele veren örgütlerin yanısıra özel alanlarda faaliyet gösterip, gerçekten de sorunları bir araya gelerek oluşturulacak platform ve güç birliktelikleri ile çözebilecek olan engelli örgütlerinin bir araya gelip, marazlı yapılaşmalardan uzaklaşan sağlıklı örgütlenme ve çağdaş metotlara ulaşma hedeflerini gerçekleştirmede öncülük etmeleri, ülkemizde 750’den fazla olan ve bunların faydalı olanlarının bir elin parmak sayısını geçmeyen engelli örgütlerinin hak mücadelesi verme yönündeki asli görev ve sorumluluklarına dönüş için özel alan platformlarının oluşturulup, bu platformlar arasında da koordinasyonu / işbirliğini sağlayabilecek demokratik ve çağdaş metotlar benimseyen, kurumsal, ilkeli yapıların oluşturulmasında geç kalınmayıp, derhal harekete geçilmesi gerektiği güneşin ışık ve ısı hatta hayat kaynağı olduğu gerçeği kadar şeffaf bir durumdur.

Gerek genel olarak tüm STK’ların gerekse özelde Engelli örgütlerinin hali hazırdaki en önemli sorunlarından bir kaçını oluşturan yukarıdaki sorunlara ilaveten, anılan yapılar içerisindeki liyakatli ve cesur yönetim ve denetim yetkilerini üstlenecek bilinçli bireylere ihtiyaç duyulması olgusunu da yadsıyamayacağımız bir somut gerçeklik olarak görmemiz gerekiyor.

Anılan örgütlerin iç işleyişlerine ve amaçlarına yönelik insan unsurlu hedef kitlelerini bilinçlendirme modüllerini oluşturup, derhal hayata geçirerek, gerek demokratik ilkeler, gerek sorun odaklı eğitim faaliyetlerini gerçekleştirip, bilinçli taban oluşturma faaliyetlerini sürdürmelerinin geciktirilmeden hayata geçirilmesinin yol ve yöntemlerinin bulunması zorunluluk arz ediyor.

Engelli örgütlerinin din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç vb. ayrıştırıcı düşünce odaklarından uzaklaşıp, daha toplumcu, daha çoğulcu, daha çağdaş daha geleceği planlayan ve çözüm odaklı demokratik yapılar haline gelebilmelerinin yol ve yöntemlerini kısa zamanda bulup ve bu yöntemleri uygulayıp, engellilik alanında birikmiş olan dağ gibi sorunların çözümü için benzer amaçlı STK’larla (engelli ya da diğer STK’lar) bir araya gelerek işbirliklerini güçlendirip, Engelli ve engellilik kapalı topluluk cenderesinden çıkış noktalarını yakalamalarının zorunluluğu ile birlikte konu irdelendiğinde, yukarıda özet olarak ana fikirleri sunulan konularda her STK fikir geliştiricilerinin bu alanlarda yazmaya, fikirlerini paylaşmaya başlayıp, mücadele meydanına da aynı zamanda zeminin sağlam oluşturulması çabalarına destek vermeleri, ayrıştırıcı, üstenci yaklaşımlardan uzak, kitlelerinin nabzını tam manası ile tutan bireyler / yön vericiler olarak yönetim yetki ve sorumluluklarını ifa eylemlerinin büyük ölçüde birlikteliklerin oluşumu için başlangıç oluşturacağı tartışmasız olmakla, bu konularla ilgili olarak derneğimizin de işbirliğine, birlikte çalışma ortamı oluşturmaya tamamen açık olduğu olgusunu önemle bilgi ve değerlendirmelerinize sunuyorum.

STK’ların durağan boyuttan, aktif pozisyona geçirilmeleri için Seviyeli Tartışmak, Kaliteli fikir üretmek, kitlesel işbirlikleri ile etkin çözüm yolları bulmak ve hayata geçirmek için mücadeleye her yönü ile devam diyor, duyarlı tüm STK’ları çıkış noktaları oluşturmaları için derhal hareket birlikteliği oluşturmaları samimi dileklerimi siz duyarlı kişi ve kuruluşların takdirlerine sunuyorum. Saygılarımla.

01.07.2024

 

ALINTI YAPILAN KAYNAKÇA:

Gözübüyük Tamer, M. (2010). Tarihsel süreçte sivil toplum. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 27(1).

Günay, H. (2012). “Vakıf”. DİA, 42.

Hobbes, T. (2014). Leviathan (13 b.). (S. Lim, Çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

İçduygu, A., Meydanoğlu, Z., & Sert, D. (2011). Türkiye’de sivil toplum: Bir dönüm noktası uluslararası sivil toplum endeksi projesi Türkiye ülke raporu 2. İstanbul: Tüsev Yayınları. “https://doi.org/10.17829/turcom.435076”

Karakuş, O. (2006). Avrupa Birliği uyum sürecinde Türkiye’de sivil toplum kuruluşları (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. “https://doi.org/10.14520/adyusbd.98223”

Karpat, K. (2010). Osmanlı’dan günümüze asker ve siyaset (1 b.). İstanbul: Timaş Yayınları.

Kentel, F. (2003). “Sivil toplum kuruluşları projecilik versus kültürel yurttaşlık”. Projeler, Projecilik ve Sivil Toplum Kuruluşları. İstanbul: Türkiye Ekonomik vve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları. “https://doi.org/10.18368/iu/sk.09040”

Keyman, E. (2004). “Avrupa’da ve Türkiye’de sivil toplum”. Sivil toplum ve demokrasi konferans yazıları no 3. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi. “https://doi.org/10.31589/joshas.134”

Keyman, E. (2006). Türkiye’de sivil toplumun serüveni: imkansızlıklar içinde bir vaha. Ankara: Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Yayınları.

Köprülü, B. (1951). “Tarihte vakıflar”. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(3), s. 479-518. “https://doi.org/10.1501/hukfak_0000000895” Onbaşı, F. (2005). Sivil toplum. İstanbul: LM Yayınları.

Orhan, Ö. (2012). “J. J Rousseau’da genel irade kavramı”. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi(14).

Özdemir, R. (1994). “Osmanlı devletinin tarikat tekke ve zaviyelere karşı takip ettiği siyaset”. Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi”(5). “https://doi.org/10.1501/otam_0000000217”

Rousseau, J. J. (2015). Toplum sözleşmesi (13 b.). (V. Günyol, Çev.) İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Ryfman, P. (2006). Sivil toplum kuruluşları (1 b.). İstanbul: İletişim Yayınları.

Saygılı, A. (2014). “Jean Bodin’in egemenlik anlayışı çerçevesinde kralın iki bedeni”. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 63(1). “https://doi.org/10.1501/hukfak_0000001744”

Seçim Arşivi. (1995). 10 12, 2019 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu: http://www.ysk.gov.tr/tr/1983-2007-yillari-arasi-milletvekili-genel-secimleri/3008 adresinden alındı

Selahattin, B. (2012). “Osmanlı devletinde ekonomik hayatın yerel unsurları: ahilik teşkilatı ve esnaf loncaları”. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi(21).

Sever, M., Umut, G., Salman, O., & Cansuz Kurt, Y. (2018). Türkiye kalkınma yardımları raporu.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı.

Sırma, E., Özekici, T., & Kısacık, Ü. (2013). Osmanlı’dan Cumhurit’e Cemiyetler. Ankara: İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı.