Mirasta Denkleştirmenin İstisnası Engelliler İçin Hakkaniyet Tazminatı - Avukat Hikmet Karadağ

Per, 07/11/2024 - 23:54 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

MİRASTA DENKLEŞTİRMENİN İSTİSNASI ENGELLİLER İÇİN HAKKANİYET TAZMİNATI

 

Hikmet KARADAĞ

 

ÖZET

Mirasta denkleştirme kurumu Türk Medeni Kanununun Üçüncü kitabı Miras Hukukunun Üçüncü kısmında Mirasta Denkleştirme başlığı altında Madde 669 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 674. Maddesinin 2. Fıkrasında; “engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.” Düzenlemesi mirasta denkleştirmenin geniş anlamda istisnalarından birini oluşturmaktadır. İşte bu yazıda, genel olarak mirasta denkleştirme kurumuna değinildikten sonra, Hakkaniyet ve Hakkaniyet tazminatının unsurlarına işaret edilecek ve yazının ana unsurunu oluşturan, mirasın paylaşımında engelli çocuklara yapılan Hakkaniyet ödemesi üzerinde durulacaktır.

 

1- GİRİŞ

Engellilerin büyük bir kısmının yoksulluk koşullarında yaşadığı bilinen bir gerçekliktir. Yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisini azaltmak ve engellilerin toplumsal yaşama tam ve eşit katılımlarını sağlamak için devletler sosyal yardımları ve bakım politikalarını içeren çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Ülkemizde bu düzenlemelerin alanı oldukça geniştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1580 Sayılı Belediye Kanunu ve 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu engellilere yönelik sosyal desteklerin yasal ve kurumsal olarak düzenlenmesindeki erken girişim örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. 1930 yılında kabul edilmiş olan 1580 Sayılı Belediye Kanunu, devletin engelli vatandaşlarına yönelik sosyal destek sağlamayı taahhüt ettiği ilk yasal düzenlemelerden biridir.

Eğitim konusunda mevzuat temelli önemli bir gelişme, Türkiye’de sosyal devlet olma ilkesinin de ilk kez benimsendiği 1961 Anayasası’nda, “Devletin özel eğitime ihtiyacı olanları, topluma yararlı kılacak tedbirleri alacağı” maddesine yer verilmesi ve takip eden yıllarda ilk “Özel Eğitim Yönetmeliği’nin” çıkarılması olmuştur. 1960’lı yıllarda eğitim yanında özellikle engellilerin istihdamı konusu önemli tartışma alanı haline gelmiş; 1967 tarihli Deniz İş Kanunu’nda engelli işçi çalıştırma zorunluluğu ilk kez tanımlanırken; 1971’de 1475 Sayılı İş Yasası’nda yapılan değişiklikle iş yerlerinde her yüz işçiye karşılık iki engelli işçi çalıştırma kota zorunluluğu uygulaması getirilmiştir. 1976 yılında kabul edilen 2022 Sayılı Yasa ile de işsiz durumdaki yoksul engellilerin belirli bir gelire kavuşturulması amaçlı düzenlemeler yapılmıştır. (Dolu,2019)

Hukuk sistemimizde, genelde engellilere hakkın öznesi değil nesnesi olarak işaret edilmiştir. Bu paradigmaya BM Engelli Hakları Sözleşmesi ile son verilmiştir. Bu sözleşme ile engellilerin topluma tam ve eşit katılmaları ve toplumda bağımsız bireyler olarak kabul edilmelerinin önünde engel olarak görülen önyargı ve kalıp yargıların bertaraf edilmesi için taraf devletlere önemli yükümlülükler getirilmiştir. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin; m. 12 ve m. 19 engelli kişileri ikincilleştiren düzenlemelere karşı hak temelli standartların getirildiği hukuk normlarıdır. Aynı zamanda m. 12 taraf devletlere bu konularda, mevcut hukuklarını da gözden geçirme ödevi yüklemektedir. Toplumsal yaşama tam ve eşit katılmalarında büyük handikapları olan engelli bireylerin bu dezavantajlarının giderilmesi için sözleşmenin 28. Maddesi büyük önem taşımaktadır. Bu düzenleme ile engellilere yeterli yaşam standartı ve sosyal korunma sağlanmaktadır. Bu madde ile engellilerin insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmeleri için taraf devletlere ekonomik ve sosyal yükümlülükler yüklenmiştir. Bunlar arasında; engellilerin temel hizmetlere erişiminin sağlanması, engelli yoksulluğunun giderilmesi için yapısal önlemlerin alınması gibi alanlarda politikaların oluşturulmasına dikkat çekilmiştir.

Aynı şekilde ailesi içinde dezavantajlı durumda bulunan engelli bireylere yönelik de temel kanunlarımızda olumlu düzenlemeler yapılmıştır. Bu kanunların başında sosyal güvenlik ve vergi kanunları gelmektedir. Konumuz bakımından bu kanunlardan biri de Türk Medeni Kanunudur. Kanunun Mirasın Denkleştirilmesi kısmının altında düzenlenen 674. Maddesinin 2. Fıkrasında; “engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.” Düzenlemesi bu nitelikteki düzenlemelerden biridir. Ancak bu düzenlemenin bugüne kadar hiç uygulanmadığını görüyoruz. İşte bu yazıda, bu husus irdelenmeye çalışılacaktır.

 

2- GENEL OLARAK MİRASTA DENKLEŞTİRME

“Türk Miras Hukukunda terekenin paylaşımı konusunda genel kural, eşin mirasçılık durumu hariç, zümre mirasçılarının pay açısından eşitliğidir. Bu açıdan, aksine kanuni bir düzenleme veya miras bırakanın aksine bir tasarrufu yoksa mirasçılar terekede eşit paylara sahip olurlar. Ancak miras bırakanın sağlar arası veya ölüme bağlı tasarruflarıyla bu eşitlik bozulabilir. Kanun koyucu da sağlar arası tasarruflar açısından kazandırmadan zarar gören mirasçılara bu eşitliğin sağlanmasına yönelik bir imkân tanımıştır. Bu imkân Türk Medeni Kanunu m.669 ve devamında mirasta denkleştirme başlığı adı altında düzenlenmiştir.”(Güleş, Bedia, Türk Miras Hukukunda Denkleştirme, TBB Dergisi, Sayı:134-2018)

Mirasta denkleştirmede tarafların birbirlerine olan yükümlülükleri genel olarak Türk Medeni Kanununun 669. Maddesinin 1. Fıkrasında düzenlenmiştir. Anılan fıkra şöyledir: “Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.” Mezkur maddenin 2. Fıkrasında ise, genel olarak denkleştirmenin kapsamı çizilmiştir. Fıkra şöyledir: “Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir.”

Bu düzenlemeye göre denkleştirme, mirasçıların miras paylarının dışında sağlar arası bir işlem ile miras bırakandan onun sağlığında karşılıksız bir kazanım elde etmeleri halinde devreye girecektir. Bu düzenleme ile miras payları arasındaki eşitliğin bozulmasının engellememesi amaçlanmaktadır. Kanunun 669. maddesinin devamında düzenlenen hükümler ile de denkleştirmenin, hangi sınırlar ve ölçülerde uygulanacağını düzenlemektedir. Dolayısıyla mirasta denkleştirme oldukça kapsamlı ve geniş bir konudur.

Türk Medeni Kanunu’nun 669. Maddesinin 1. Fıkrasına göre, denkleştirmeye tâbi bir kazandırmadan söz edebilmek için; (1) yasal mirasçı, mirasbırakandan bir kazandırma elde etmiş olmalı, (2) söz konusu kazandırma karşılıksız olmalı, (3) bu karşılıksız kazandırma mirasbırakanın sağlığında yapılmış olmalı, (4) karşılıksız kazandırma mirasbırakanın malvarlığından çıkmalı ve (5) bu kazandırma, yasal mirasçının miras payına mahsuben yapılmalıdır. (Baygın Cem, Çakır Aytuğ Ceyhun, Sağ Kalan Eş Açısından Mirasta Denkleştirme, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XX, Sayı 3-4, 2016, 65 – 89)

Türk Medeni Kanunu’nun 669. Maddesinin 2. Fıkrasına göre ise, “mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir.” Anılan düzenlemede; mirasbırakanın herhangi bir karşılık almaksızın “altsoyu” lehine yapmış olduğu çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri, borçtan kurtarma ve diğer benzeri kazandırmalarının, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, (kanuni) denkleştirmeye tâbi olacağı kabul edilmiştir.

Diğer benzeri kazandırmaların kapsamına nelerin girebileceği hususu oldukça tartışmalıdır. Öğretideki bir görüşe göre; olağan hediyeler dışında altsoya yapılan tüm karşılıksız kazandırmalar, TMK. m. 669/f.2 hükmünde yer alan “diğer benzeri kazandırmalar” ifadesi kapsamında (kanuni) denkleştirmeye tâbi olur. Başka bir görüşe göre ise, diğer benzeri kazandırmalar ifadesinin kapsamına, sadece altsoyun ekonomik bağımsızlığını kazanmasını, devam ettirmesini veya genişletmesini, onun hayatta yerleşmesini sağlayan karşılıksız kazandırmalar gireceği yönündeki yaklaşımın ağırlıkta olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, mirasbırakanın gezip eğlenmesi için oğluna bağışladığı otomobil ya da kotra, onun ekonomik bağımsızlığını kazanmasını, devam ettirmesini veya genişletmesini, onun hayatta yerleşmesini sağlayan bir karşılıksız kazandırma niteliğinde olmadığından, TMK. m. 669/f.2 hükmü kapsamında (kanuni) denkleştirmeye tâbi bir kazandırma olarak değerlendirilmez. Bununla birlikte, söz konusu otomobil ya da kotranın, altsoyun yasal miras payına mahsuben bağışlanması durumunda, TMK. m. 669/f.1 hükmü çerçevesinde (iradi) denkleştirmeden pekâlâ bahsedilebilir. (Baygın Cem, Çakır Aytuğ Ceyhun, 2016)

Kanunen denkleştirmeye tâbi tutulan sağlararası karşılıksız kazandırmalar olduğu gibi (TMK. m. 669/f.2), kanunen denkleştirmeden istisna tutulan sağlararası karşılıksız kazandırmalar da vardır. (1) Mirasbırakanın çocukları için yaptığı ve alışılmış ölçüler içinde kalan eğitim ve öğrenim giderleri ile yazımızda irdeleyeceğimiz engelli çocuklara ödenecek hakkaniyet tazminatı (TMK. m. 674/f.1-2); (2) olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler (TMK. m. 675/f.1); (3) altsoy lehine alışılmış ölçüler içinde yapılan çeyiz giderleri (TMK. m. 675/f.2); (4) mirasçının, mirasbırakanın bu yöndeki iradesini ispatlaması koşuluyla, lehine yapılan bir sağlararası karşılıksız kazandırmanın yasal miras payını aşan kısmı (TMK. m. 672), kanunen denkleştirmeden istisna tutulmuştur. (Baygın Cem, Çakır Aytuğ Ceyhun,  2016)

Denkleştirme yükümlüsü olan her mirasçı şu iki vasfa sahip olmalıdır: Kanunî mirasçı olmak ve denkleştirmeye tâbi bir kazandırma almış olmak. TMK m. 669’un kanunî mirasçıları birbirlerine karşı denkleştirme ile yükümlü tutmasının bir gereği olarak, kanunî mirasçılar denkleştirme alacaklısı ve borçlusu konumundadır. Dolayısıyla denkleştirme borçlusu olabileceği zikredilen kişiler denkleştirme alacaklısı da olabilir. Ancak amaç pay eşitliğini sağlamak olduğundan denkleştirme borçlusu kişi ve denkleştirme alacaklısı kişinin de mirasbırakanın ölümünde mirasçı sıfatını sürdürüyor olmalıdır. Altsoy mirasçı olduğunda ana - baba zümresinden olan biri denkleştirme talep edemez. Çünkü altsoy varken ana - baba zümresi kanunî mirasçı olmaz. Mirasçılık sıfatının aranmasından çıkan bir diğer sonuç da mirasbırakanın ölümü anında ret, feragat, çıkarma gibi sebeplerle mirasçı sıfatını kaybetmiş kimselerin denkleştirme borçlusu veya alacaklısı da olamamasıdır. (Güleş, Bedia,2018)

 

3- HAKKANİYET İLKESİ

Hakkaniyet yargıcın takdir yetkisini oluşturan unsurlardan biridir. Türk Medeni Kanunu’nun 4. Maddesi yargıcın takdir yetkisini düzenlemektedir. Mezkur maddeye göre; “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.”

Hukuk kuralları genel ve soyut kurallardır. Bütün sosyal ilişkilerin herbirine uygun hukuk kuralı yaratılması, en detaylı ve kapsamlı yasaların bile yaşamın bütün olaylarını düşünmesi olanaksızdır. Bu nedenle, hukuk kuralı konulurken benzer bütün olaylara uygulanabilmesi düşünülürken, yargıca takdir hakkı tanınmak suretiyle her somut olayın özelliğine göre hukuk kuralının uygulanabilmesi sağlanmak istenmiştir. O halde, yargıcın takdir yetkisi, soyut ve genel hukuk kurallarının yaşamın somut olaylarına uydurulabilmesini sağlama araçlarından biridir. Yargıca takdir hakkının tanındığı hallerde ortada olaya uygulanabilecek bir hukuk kuralı vardır. Fakat, bu hukuk kuralının somut olaya uygulanabilmesi konusunda yargıca takdir hakkı verilmektedir. Bu noktada, yargıcın takdir hakkı ile hukuk yaratmasının birbirinden farklı kurumlar olduğu anlaşılmaktadır. Yargıca takdir hakkının tanındığı hallerde yargıç, bu hakkını objektif esaslara ve kanunun kendisine takdir hakkını tanımasının amacına uygun olarak kullanmak zorundadır. MK. md. 4’de bu husus yargıcın takdir hakkını «hukuka ve hakkaniyete göre» kullanmak zorunda olduğu şeklinde ifade edilmiştir. Bundan anlaşılan, yargıcın takdir yetkisini hukuka uygun olarak kullanması ve insaflı olmasıdır. O halde, kanunların yargıca takdir hakkını tanıdığı hallerde, yargıç, bu hakkını hukukun ana prensiplerine, eşitliğe, emsal kararlara uygun olarak kullanacak, somut olay adaleti amacıyla vereceği kararın hukukta istikrar ve vatandaşta güven yaratmasına dikkat edecektir. (Kılıçoğlu Ahmet, Medeni Hukuk Temel Bilgiler, S:84-85, Turhan Kitapevi, 2004, Ankara)

Yargıcın takdir yetkisi şartlarda ve hükümde olmak üzere iki durumda karşımıza çıkmaktadır. Yargıç, hükmü uygularken, şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir ediyorsa şartlarda takdir yetkisi; hükmün niteliği ve kapsamını takdir ediyorsa hükümde takdir yetkisi söz konusudur. Örneğin Türk Medenî Kanunu’nun 166. maddesinin III. fıkrası gereğince yargıç, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan boşanma davasında, önce evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını takdir edecek (şartlarda takdir) eğer sarsıldığını düşünüyorsa boşanmaya hükmedecektir (hükümde takdir). Yargıç takdir yetkisini kullanırken adalet duygusu ve hakkaniyetle davranmalıdır; doldurduğu hükmün çizdiği sınırlarla ve özellikle hükmün amacı ve korumak istediği menfaat ile bağlıdır. Yargıç kararda takdir yetkisini neden bu şekilde kullandığının gerekçesini de açıklamak zorundadır. (Errule Fulya, Helvacı Serap, Medeni Hukuk, Legal Yayıncılık, 6. Baskı, 2020-İstanbul)

Yargıç takdir yetkisini kullanırken bir takım temel ilkelere uymak zorundadır. Bu temel ilkeler şunlardır:

a) Önyargılardan kurtulmak.

b) Menfaat uyuşmazlığında âdil bir denge kurmak.

c) Benzer durumlarda da uygulanabilir bir çözüm bulmak. (Ediz Seyfullah, Hukukun Uygulanmasında Yargıca Tanınmış Takdir Yetkisi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:30, Sayı:1, Yıl:1973)

Yargıca tanınmış bulunan takdir yetkisi, sınırsız değildir. Gerçekten bu yetkinin üç bakımdan sınırlandırılmış olduğu görülmektedir :

1 - Kanunun takdir yetkisi tanımış bulunması.

2 - Kanunun çizdiği sınırlar içinde kalınması.

3 - Hak ve nısfet ölçüsüne uygunluk. (Ediz Seyfullah, 1973)

TMK. m. 4’ün ve kanunda takdir yetkisi tanındığı belirtilen öteki kuralların anlaşılması açısından, takdir yetkisinin kullanılabileceği üç grup kuralın olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar: a) Yargıça açıkça takdir yetkisi tanıyan kurallar, b) Durumun gereği veya benzeri kavramlarla takdir yetkisine yollama yapılan kurallar, c) Kuralın yazılışından takdir yetkisi tanıdığı anlaşılan kurallardır. (Ediz Seyfullah, 1973)

Takdir yetkisinin kullanılmasında yargıcın hukuk ve adalet sınırları içinde kalıp, kalmadığının denetimi Yargıtay tarafından verilen içtihatlarla gözetilmektedir. Yargıtayın denetimi özellikle şu üç konuda işlemektedir: a) Takdir yetkisinin aşkın kullanımı, b) Takdir yetkisinin saptırılması, c) Takdirin nedenlerinin gösterilmemesi. (Ediz Seyfullah, 1973)

 

4- MİRASTA ENGELLİLER İÇİN HAKANİYET TAZMİNATI

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı Esat ŞENER’in Açıklamalı-İçtihatlı Türk Medeni Kanunu Şerhi kitabının önsözünde dediği gibi, “Medenî Kanun, doğumdan ölüme, hâttâ ondan daha ötesine kadar, insan ilişkilerini düzenleyen temel Kanundur. Hepimiz, onun öngördüğü kurallara göre, hayatımıza yön veririz. Böylesine içiçe olduğumuz kuralların meydana getirdiği rahatlığın ve mutluluğun yanında, çeşitli sıkıntılar ve engellerle de karşılaşırız. O halde Medenî Kanunu bir yana iterek, yaşamak mümkün değildir. Onun için, Hukukçu olsak da olmasak da, toplumla ilişkilerimizde Medenî Kanunu asla ve asla ihmal edemeyiz.”(Şener Esat, Açıklamalı-İçtihatlı Türk Medeni Kanunu Şerhi, Gözden Geçirilmiş, Genişletilmiş 3. Baskı Seçkin Yayınevi Ankara 1998)

Bir toplumun sosyal ve ekonomik düzeni için bu kadar önemli olan bir kodifikasyonda, engelliler ile ilgili düzenlemelerin irdelenmesi engelli hukuku açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Türk Medeni Kanununun Üçüncü kitabı Miras Hukukunun Üçüncü kısmında Mirasta Denkleştirme başlığı altında Madde 669 ve devamı maddelerinde düzenlenen mirasta denkleştirme müessesesinin istisnasını oluşturan kanunun Eğitim ve Öğrenim Giderleri başlığı altında düzenlenen 674. Maddenin 2. Fıkrasına dikkat çekilmesi gerekir. Türk Medeni Kanununun engellilerle ilgili düzenlemelerinden biri olan, 674. Maddesinin 2. Fıkrasında; “engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.”

Anılan düzenleme gereğince, mirasın paylaştırılmasında, engelli çocuklara, payları dışında, hakkaniyet ölçüsünde ekstradan fazladan bir ödeme yapılması mirasın denkleştirilmesi kuralının dışında kalmaktadır. Bu durum, sadece altsoy mirasçılar için geçerlidir. Nitekim, kanunun lafzı ve ruhu da bu sonucu ortaya koymaktadır. Örneğin; engelli çocuklara yapılacak bu ödemenin tespitinde; engelli çocuğun sahip olduğu maddi ve manevi koşullar, eğitimi, engellilik durumu, yaşamını tek başına idame ettirip ettiremeyeceği, sosyal ve ekonomik şartları ve benzeri unsurların gözönünde bulundurulması hakkaniyet ilkesinin yerinde kullanılmasını sağlayacaktır.

Yargıç takdir yetkisini kullanırken Hakkaniyet ilkesini gözetip gözetmediği Yargıtay denetimine tabidir. Yargıç, yalnız kanunun öngördüğü yerlerde ve sınırlar içinde takdir yetkisine sahiptir. Kanunun takdir yetkisi vermediği yerlerde, hakkaniyetten veya nısfetten söz ederek hukuk kuralını uygulamaktan yargıç kaçınamaz. Takdir yetkisinin sınırlarınım aşıldığı yerlerde üst yargı denetimi işleyecektir. Çünkü, kanun tarafından takdir yetkisi verilmeyen yerlerde böyle bir yetkinin kullanıldığının ifade edilmesi, bir yetki aşımı olarak adlandırılabilir. Yargıç, takdir yetkisine kuralın çizdiği sınırlar içinde kaldığı hallerde de, yine kuralda öngörülmüş amaç veya değerleri gözönünde tutmak zorundadır Kanunun takdir yetkisi tanıdığı yerlerde yargıç, bulduğu çözüm ile kanunun öngördüğü kuralı tamamlamaktadır. Bunun sonucu olarak da kural ile bağdaşmıyan ve bütünleşmiyen bir çözüme yer verilemez. Kaldı ki, yargıç, keyfî davranıp davranmadığının tesbit edilebilmesi için, olayın özelliklerini gözönünde tutarak kararını verirken dayandığı noktaları göstermek; kararını gerekçelendirmek; bulduğu çözümün neden hakkaniyete uygun olduğunu belirtmekle yükümlüdür. Şu halde, takdir yetkisinin kullanılmış olduğunun genel bir ifade ile belirtilmesiyle yetinilmeyip kararda takdirin nedenlerinin gösterilmesi de gereklidir. Kısaca, hukuk sistemimizde üst yargı denetimi Yargıtay tarafından yapılır. Bu üst mahkeme, takdir yetkisinin kanunun öngördüğü yerlerde ve sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığını; uygulanan kuralın amacına ve güttüğü değerlere göre bulunmuş çözümle kuralın bütünleşip bütünleşmediğini; objektif ölçülerden ilham alınıp alınmadığını; yerine göre bilimsel içtihatlardan ve yerleşmiş yargı kararlarından yararlanılıp yararlanılmadığını inceleyecektir. (Ediz Seyfullah, 1973)

Yargıtay içtihatlarında yargıcın takdir yetkisinin ve hakkaniyet ilkesinin kendisine nasıl yer bulduğuna ilişkin aşağıda, örnek kabilinde birkaç içtihat sunulacaktır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.11.1986 günlü 7913 bölü 10108 sayılı kararında, yargıç manevi tazminata karar verirken hakkaniyet ilkesine uygun davranmalıdır. Anılan kararda; Hakim, Medenî Kanunun 4’üncü maddesinde öngörülen temel ilke uyarınca Hak ve nasafetle hüküm verme zorunluluğundadır. O halde Hâkim, Hukuk bilgisinden yararlanıp Türk toplumunun sosyal, ekonomik ve moral yapısını gözönünde tutarak ve özellikle tarafların olaydaki gerçek durumlarını değerlendirerek Hak ve adâlete uygun bir sonuca ulaşmalıdır. Takdir Hakkının gerek kamuoyunda ve gerekse toplum vicdanında Hak ettiği güven ve inancı yaratması kesinlikle objektif esaslara dayanması şartına bağlıdır. İşte bu sebepledir ki takdir edilecek manevî tazminat miktarı hem bu Haksız eylemi özendirecek oranda, hem de mağdur yönünden zenginleşme aracı olacak tutarda bulunmamalıdır. Daha açık bir deyimle, meydana getirilen eylem ile hükmedilen tazminat miktarı arasında makul ve Haklı, inandırıcı bir orantı kurulması ve en önemlisi tazminatın, davacı için zenginleşme aracı olacak tutarda bulunmaması ve diğer tarafın müzayaka haline düşmesinin de önlenmesi gerekmektedir. (Şener Esat, 1998)

Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 13.3.1985 günlü 9973 bölü 2112 sayılı bir başka kararında; Zarardan indirim yapılıp yapılmayacağı hususunu Hâkim takdir eder. Anılan kararda: BK. nun 43 üncü maddesinde, tazminatın “hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre” tayin edileceği kabul edilmiştir. Burada sözü geçen hal ve mevkiin icabı (halin özellikleri) ekonomik ve sosyal olgular içinde değerlendirilebilecek geniş yorumlu bir kavramdır. Onun için, Hakkaniyet esas alınarak zarardan bir miktar indirilmesinin gerekip gerekmediği Hâkimin takdirine (MK. md. 4) bırakılmıştır. (Şener Esat,1998)

Nihayet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; T: 10.05.2006, E: 2006/4-224, K: 2006/291 sayılı bir kararında: “… Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun’un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. (http://www.ilhanhelvacidersleri.com › turk-medeni-kanunu)

 

5- SONUÇ

BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin; m. 12 ve m. 19 engelli kişileri ikincilleştiren düzenlemelere karşı hak temelli standartların getirildiği hukuk normlarıdır. Aynı zamanda m. 12 taraf devletlere bu konularda, mevcut hukuklarını da gözden geçirme ödevi yüklemektedir. Toplumsal yaşama tam ve eşit katılmalarında büyük handikapları olan engelli bireylerin bu dezavantajlarının giderilmesi için sözleşmenin 28. Maddesi büyük önem taşımaktadır. Bu düzenleme ile engellilere yeterli yaşam standartı ve sosyal korunma sağlanmaktadır. Bu madde ile engellilerin insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmeleri için taraf devletlere ekonomik ve sosyal yükümlülükler yüklenmiştir. Bunlar arasında; engellilerin temel hizmetlere erişiminin sağlanması, engelli yoksulluğunun giderilmesi için yapısal önlemlerin alınması gibi alanlarda politikaların oluşturulmasına dikkat çekilmiştir.

Aynı şekilde ailesi içinde dezavantajlı durumda bulunan engelli bireylere yönelik de temel kanunlarımızda olumlu düzenlemeler yapılmıştır. Bu kanunların başında sosyal güvenlik ve vergi kanunları gelmektedir. Konumuz bakımından incelediğimiz Türk Medeni Kanunun Mirasın Denkleştirilmesi kısmının altında düzenlenen 674. Maddesinin 2. Fıkrasında; “engelliliği bulunan çocuklara, paylaşmada hakkaniyete uygun bir ödeme yapılır.” Düzenlemesi bu nitelikteki düzenlemelerden biridir.

Engellilerin sosyal ve ekonomik yönlerden güçlü birer birey olmaları; toplumun refah ve çeşitliliğine yaptıkları ve yapabilecekleri olumlu katkılarının yanı sıra, topluma tam ve eşit katılmalarının en önemli teminatıdır. Aynı zamanda, ekonomik açıdan güçlü bir engelli birey, toplumun insani, sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasına ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunacağı da tartışmasızdır. Engelli Hakları Sözleşmesinin 19. maddesi, engelli kişilerin hakkın süjesi ve aynı zamanda hakkın sahibi olduğunu vurgular. Dolayısıyla, engellilerin çoğunluğunun yoksulluk koşullarında yaşadığını dikkate aldığımızda, yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisini gidermek amacıyla uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların öncelikle engelli bireyi birer hak sujesi olarak görmesi gerekmektedir.

Özet olarak, ekonomik ve sosyal açılardan engellileri önceleyen düzenlemelerin, Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren ve koruyan bir anlayıştan hareketle hazırlanması; engellilerin ağır sosyal dezavantajlarının ortadan kaldırılmasına ve onların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamlara eşit fırsatlarla katılımının sağlanmasını amaçlamalıdır. Dolayısıyla bu düzenlemelerin oluşturulmasında; Sözleşmenin genel ilkeleri (Madde 3), özellikle bireyin doğasında olan onuruna, özerkliğine ve bağımsızlığına saygı (Madde 3 (a)) ve topluma tam ve etkili bir şekilde katılım ve dâhiliyeti (Madde 3 (c)) rehber görevi görmelidir.

Ez cümle; Devletin, Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren anlayıştan hareketle, onların toplum hayatına sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal ve benzeri alanlarda tam ve diğer bireyler ile eşit katılımını sağlayıcı tedbirleri alarak, bu yönde gerekli düzenlemeleri yapması başta anayasa olmak üzere diğer kanunların BM Engelli Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesine uyumun sağlanması için önemli bir adım olacaktır. Aynı şekilde toplumun ve engelli ailelerinin de bu sorumluluğun bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

 

KAYNAKÇA

Akçelik Hasret, Miras Hukukunda Denkleştirme Davası, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 21, Sayı 44, 2022, 724 - 755

Baygın Cem, Çakır Aytuğ Ceyhun, Sağ Kalan Eş Açısından Mirasta Denkleştirme, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XX, Sayı 3-4, 2016, 65 - 89

Demir Remzi, 4721 SAYILI Türk Medeni Kanunumuza Göre Açılan Tenkis Davası ile Mirasçıların Açabileceği Diğer Davaların Karşılaştırılması, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, Sayı 1, 2020, 341 - 364

Dolu Ekin,a b ülkelerinde ve Türkiye’de engellilere yönelik bakım politikaları ve uygulamaları, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİMDALI SOSYAL POLİTİKA VE SOSYAL HİZMETLER YÜKSEK LİSANS PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZİ, İstanbul, 2019

Ediz Seyfullah, Hukukun Uygulanmasında Yargıca Tanınmış Takdir Yetkisi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:30, Sayı:1, Yıl:1973

Errule Fulya, Helvacı Serap, Medeni Hukuk, Legal Yayıncılık, 6. Baskı, 2020-İstanbul

Güleş, Bedia, Türk Miras Hukukunda Denkleştirme, TBB Dergisi, Sayı:134-2018

Helvacı İlhan, Türk Medeni Hukuku Dersleri, http://www.ilhanhelvacidersleri.com › turk-medeni-kanunu

Karadağ Hikmet, Birinci Bölüm: Çeşitli Avrupa Ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde Sosyal ve Bakım Politikaları Çerçevesinde Engellilere Sağlanan Sosyal Yardımlar ve Mali Haklar, Yarasa Hukuk E Dergi (Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği), Sayı:4, 2022-www.gozevhukuk.org.tr

Karadağ Hikmet, İkinci Bölüm: Türkiyede Sosyal ve Bakım Politikaları Çerçevesinde Engellilere Sağlanan Sosyal Yardımlar ve Mali Hakların Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi, Yarasa Hukuk E Dergi (Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği), Sayı:3, 2023-www.gozevhukuk.org.tr

Karadağ Hikmet, Türk Medeni Kanununda Engelliler, Yarasa Hukuk E Dergi (Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği), Sayı:4, 2023-www.gozevhukuk.org.tr

Kılıçoğlu Ahmet, Medeni Hukuk Temel Bilgiler, Turhan Kitapevi, 2004, Ankara

Şener Esat, Açıklamalı-İçtihatlı Türk Medeni Kanunu Şerhi, Gözden Geçirilmiş, Genişletilmiş 3. Baskı Seçkin Yayınevi Ankara 1998

BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme (EHİS).

4721 sayılı “Türk Medeni Kanunu