Avukat Elif Başak DERECİ
Günümüzde engelliliği, engelliliğe dayalı ayrımcılığı ve bu alandaki sorunları tanımlarken farklı kavramlara ve modellere odaklanılmaktadır. Bunları, tıbbi, sosyal ve insan hakları modeli olarak özetlemek mümkündür.[1] Söz konusu modeller arasındaki ayrışmanın, engelliliğin fiziksel mi yoksa sosyal bir olgu mu olduğu hususu etrafında şekillendiği söylenebilir[2].
1. Tıbbi Model
Tıbbi modele dair tarihsel kırılma noktasının, modern bilimin doğuşu olduğu ifade edilebilir. Bu süreç, sakatlığı dini bir konu olmaktan (Tanrı’nın gazabı, insanın sınanması vb.) tamamen çıkarmasa da öncelikle tıbbi bir mesele olarak kurgulamıştır. Temel varsayım, biyolojik olarak “normal” bir bedensel varoluştan söz edilebileceğidir. Bu varoluş ancak tam ve eksiksiz addedilen bir bedene eşlik edebilecektir. Böylece bedensel farklılıklar skalasının önemli bir kısmı normal varoluştan dışlanmış olur. Bu tür (eksiğe işaret eden) farklar birer sapma, birer anomali olarak tarif edilir ve tedavileri hedeflenir. Sakatlığın bireysel ve bedende bir sorun olarak tarif edilmesi, böylece sakatlık deneyimine damgasını vuran olumsuz koşulların toplumsal boyutunun göz ardı edilmesidir. Sakatlığın kişisel bir trajedi olarak tanımlanması, sakatı ve ailesini içinde bulundukları koşulların aşılmaz güçlüğüne ve bu durumun tümüyle kendi sorumlulukları olduğuna inandırmıştır[3]. Bireylerin hastalık veya bozukluğu, ancak doktorların tamir edebileceği bir bozulma olarak görülmüştür. İnsan bedenine dair bu mekanistik bakış tıbbi modelin kaynağıdır[4].
2. Sosyal Model
Sosyal model, tıbbi modele karşılık ABD ve İngiltere’deki sakat hareketi tarafından geliştirilmiştir[5]. Sosyal modele göre, sosyal yapıyı değiştirerek engelliliği ortadan kaldıracak tek yapı hukuktur[6]. Mevcut toplumun ‘sakatlayıcı’ olduğu (disabling society) fikrine dayanan bu modele göre sakatlık deneyimini kuran, bedensel farkları dikkate almayan toplumsal örgütlenmedir. Her alanda ve anlamda erişilebilirliğin sağlanmasıyla birlikte, sakatlıkla ilişkilendirilen olumsuzluklar ortadan kalkabilecektir. Bu anlamda sakatlık tıbbi değil, siyasi bir meseledir. Sakat kimliğinin sahiplenilmesi söz konusu siyasi meselenin tartışmaya açılması için elzemdir. Sakatların örgütlenip haklarını talep etmeleri, kendilerine karşı ayrımcılık yapan sağlamcı toplumu dönüştürmeleri gerekmektedir. Tıbbi otoritenin veya aileye bağımlılığın karşısına çıkarılan “bağımsız yaşam” sloganı da bu perspektiften doğar. Böylece uzun bir zaman boyunca kaderi ailesinin veya emanet edildiği tıp kurumunun ellerine bırakılmış olan sakat kişilerin, kendi kaderlerini tayin hakkı dile getirilmiştir. Bu görüşe göre, sakat kişinin hayatını kendi istediği yönde şekillendirmesi, istediği gibi eğitim alıp çalışabilmesi, kendi ailesini kurabilmesi, çocuk sahibi olabilmesi esastır[7].
Sosyal modelde engellilik, ırk/etnik köken, cinsiyet vb. gibi bir kişinin kimliğinin bir yönü olarak görüldüğünden, açısından engelliliğin engelli kişi ile çevre (hem fiziksel hem de sosyal) arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığına inanılır. Engelleri yaratan engellilik değil, çevredir.
3. İnsan Hakları Temelli Model
İnsan hakları temelli model, kişiyi etkileyen tüm kararlarda bireyi sahnenin merkezine yerleştirir ve en önemlisi asıl sorunu kişinin kendisi dışında toplumda aramaktadır.[8] Bu model, engellilik konusunu tıbbi veya bireysel bir eksiklikten ziyade, toplumsal yapılar ve ayrımcılık çerçevesinde ele alır. Sosyal modelin bir adım ötesine geçerek engelli haklarını vurgular ve toplumun dönüşümüne odaklanır.
İnsan hakları temelli model, engellilerin yaşadığı işsizlik, eğitim, yoksulluk gibi olumsuzlukları insan hakları ihlali olarak değerlendirmektedir.[9] Engelliliği bir insan hakları meselesi olarak görmekte ve herhangi bir değerlendirme ölçütü bulmak yerine insana odaklanmanın tüm sorunları ortadan kaldıracağına inanmaktadır.
1990’lardan itibaren engelli hakları hareketi, mevcut yasaları güçlendirmek için çalışmalara başlamıştır. Bu çerçevede, verilen mücadeleler neticesinde Amerika Birleşik Devletleri’nde 1990’da ADA (Amerikalı Sakatlar Yasası) yürürlüğe girmiştir.[10] Sonrasında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2006 yılında kabul edilen “Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme” engelli hakları konusunda büyük bir kazanımdır. Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’nin benimsediği kalkınma hakkı yaklaşımına dayanarak, sosyal modelin de ötesine geçtiğine ve birinci, ikinci ve üçüncü kuşak hakları bünyesinde barındırdığına işaret edilebilir.[11] Bu Sözleşme, engelli bireylerin eşit hak ve fırsatlara sahip olmaları gerektiğini, bunun için tüm sosyal ve fiziksel engellerin kaldırılmasının şart olduğunu vurgulamaktadır.[12]
4. Sonuç
Tıbbi model sorunun kişi kaynaklı olduğundan hareketle, kavramların da kişinin fiziksel niteliklerine gönderme yapılarak tanımlanması gerektiğini iddia etmektedir[13]. Bu yaklaşım, bireyi yalnızlaştırmaktan ve bireyin de kendisini suçlamasından öteye gitmeyecektir. Herhangi bir sakatlığı olan birey; bozuk, normal dışı ve mutlaka tedavi edilmesi gereken biri değildir.
Sosyal model ise sorunun toplumdan ve sosyal yapının yanlış inşasından kaynaklandığından hareketle, kavramların bu hususa gönderme yapılarak tanımlanmasını talep etmektedir. Ancak, sorunlar ne tıbbın iddia ettiği gibi münhasıran kişiden kaynaklanmakta, ne de sosyal modelin iddia ettiği gibi sadece toplumun önyargılarından ve yanlış inşasından kaynaklanmaktadır. Sosyal model, hukukun engelliliği önleyici rolünü ayrımcılık yasağı ile sınırladığından, bunun dışındaki hukuki düzenlemelerde yer alan kavramlar bakımından da bir öneri getirmemektedir.
Tüm bu sebeplerle, başka bir modele ihtiyaç duyulduğu ve bu ihtiyacın insan hakları temelli model ile karşılanmaya başlandığından bahsedebiliriz. Hukuk, kişileri engelli hale getiren sorunların tümü ile mücadele etmek durumunda olduğundan, çözüm aradığı her sorunun kaynağını ayrıca tespit ederek, farklı hukuki düzenlemelerde farklı kavramlar kullanmak ve her düzenleme bakımından kavramları ayrıca tanımlamak zorundadır[14]. İnsan hakları temelli engellilik modeli, engelliliği bireysel bir eksiklik değil, toplumun yarattığı engellerden kaynaklanan bir durum olarak tanımlar. Bu yaklaşım, engelli bireylerin eşit haklara sahip olmasını ve ayrımcılıkla karşılaşmamasını önceliklendirir. Toplumsal yapıları, fiziksel engelleri ve önyargıları değiştirmeyi amaçladığı için, engelli bireylerin bağımsızlık, katılım ve fırsat eşitliği taleplerine daha kapsayıcı çözümler sunar. İnsan hakları modeli, bireyi değil toplumu dönüştürmeye odaklandığından, sosyal adaleti ve kapsayıcı bir toplumu destekleyen en etkili yaklaşımdır.
KAYNAKÇA
AKÇALI, Şeyda, (2015), Görme engellilere yönelik tasarlanan mekanların erişilebilirlik kap- samında irdelenmesi: Görme engelli kütüphaneleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi FBE, İstanbul.
BERKÜN, Sanem, (2013), Özürlülerin istihdamında ev esaslı tele çalışma (evde tele çalışma): Bursa ili belediyelerinden örnekler. ÇSGB. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi Yayınları. Ankara. No: 38.
BURCU, Esra, (2007), Türkiyede Özürlü Birey Olma: Temel Sosyolojik Özellikleri ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları.
CLARK, Susan G. / LILLIE, Timothy, (2000), Growing up with Disabilities: Education Law and the Transtion to Adulthood, Disability Studies Quarterly, Vol. 20 No. 4, s. 2.
DEGENER, Theresa, (2016), Disability in a human rights context, Laws, 5(3), 35, s.3. https://doi.org/10.3390/laws5030035.
FOUGEYROLLAS, Patrick / BEAUREGARD, Line, (2001), Disability: an interactive person-environment social creation. Albrecht, Seelman ve Bury (Ed.), Handbook of disability studies (ss. 171- 194). California: Sage Publication, housand Oaks.
GÜL, İdil Işıl, (2006), Fi̇zi̇ksel Engelli̇leri̇n Uluslararası Hukukta Korunması ve Uluslararası Standartların İç Hukuka Yansıması, Doktora Tezi.
OKUR, Necla / ERBİL ERDUGAN, Fatma, (2010), Sosyal haklar ve özürlüler: Özürlülük modelleri bağlamında tarihsel bir değerlendirme. II. Sosyal Haklar Ulusal Sempozyumu, s. 245-263, Denizli.
STEIN, Michael, (2007), “Disability Human Rights”, California Law Review 95 (1).
YARDIMCI, Sibel, (2015), Sakatlığın Tarihsel İnşası, Engellilik ve Ayrımcılık: Eğitimciler için Temel Metinler ve Örnek Dersler içinde, K. Çayır, M. Soran, M. Ergün (der.), İstanbul: Karekök Akademi.
[1] OKUR, N. VE ERDUGAN, F. E. (2010), Sosyal haklar ve özürlüler: Özürlülük modelleri bağlamında tarihsel bir değerlendirme. II.Sosyal Haklar Ulusal Sempozyumu, s.248.
[2] BURCU, .E (2007), Türkiyede Özürlü Birey Olma: Temel Sosyolojik Özellikleri ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları, s.8.
[3] YARDIMCI, Sibel, (2015), Sakatlığın Tarihsel İnşası, s.10.
[4] FOUGEYROLLAS, P. ve BEAUREGARD, L. (2001), Disability: an interactive person-environment social creation. Albrecht, Seelman ve Bury (Ed.), Handbook of disability studies (ss. 171- 194). California: Sage Publication, housand Oaks, s.174.
[5] YARDIMCI, Sibel, s.11.
[6] CLARK, Susan G. / LILLIE, Timothy, Growing up with Disabilities: Education Law and the Transtion to Adulthood, Disability Studies Quarterly, Vol. 20 No. 4, 2000, s. 2.
[7] YARDIMCI, Sibel, s.11,12.
[8] DEGENER, T. (2016). Disability in a human rights context. Laws, 5(3), 35, s.3.
[9] BERKÜN, S. (2013). Özürlülerin istihdamında ev esaslı tele çalışma (evde tele çalışma): Bursa ili belediyelerinden örnekler. ÇSGB. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi Yayınları. Ankara. No: 38, s.25.
[10] AKÇALI, Ş. (2015). Görme engellilere yönelik tasarlanan mekanların erişilebilirlik kap- samında irdelenmesi: Görme engelli kütüphaneleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi FBE, İstanbul, s.20.
[11] STEIN, Michael: “Disability Human Rights”, California Law Review 95 (1), 2007, s.91.
[12] Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme, Giriş kısmı.
[13] GÜL, İdil Işıl, (2006), Fi̇zi̇ksel Engelli̇leri̇n Uluslararası Hukukta Korunması ve Uluslararası Standartların İç Hukuka Yansıması, Doktora Tezi, s.38.
[14] GÜL, İdil Işıl, s.38.