HAK TEMELLİ YAKLAŞIM IŞIĞINDA BİRLEŞİK KRALLIK’TAKİ ENGELLİ HAKLARI SÜRECİNE GENEL BAKIŞ
Av. Çağrı YILDIRIM
Giriş
Bu makale, Birleşik Krallık’taki (BK) engelli hukukunun, refah ve tıbbi yönetim çerçevesinden, engelli bireyleri hak sahibi özneler olarak tanıyan bir sivil haklar modeline doğru evrilen sürecini aktarmayı amaçlamaktadır. Temel argüman, bu yasal yolculuğun, engelliliği bireysel bir trajedi olarak gören tıbbi modelden, toplumsal engelleri sorunsallaştıran sosyal modele ve nihayetinde bireylerin doğuştan gelen onurunu ve eşitliğini temel alan hak temelli bir yaklaşıma doğru sancılı bir geçişi yansıttığı yönündedir. Bu çalışmada sözü edilen yasal evrim, temel doktrinsel eleştiriler ve süreci şekillendiren yargısal yorumlar ışığında, hak temelli yaklaşım perspektifinden genel hatlarıyla incelenecektir.
1. Hak Arayışının Tarihsel ve Felsefi Temelleri
Birleşik Krallık’ta engelliliğe yönelik erken dönem yasal yaklaşımlar, bireyi hak sahibi bir vatandaş olarak değil, yönetilmesi gereken bir sosyal sorun olarak ele almıştır. Bu yaklaşımın kökleri, yoksulları “hak eden” ve “hak etmeyen” olarak tasnif eden 1601 tarihli Elizabeth Dönemi Yoksullar Yasası gibi düzenlemelere dayanmaktadır. Yüzyıllar boyunca bu zihniyet, 1845 ve 1890 tarihli Akıl Hastalığı Yasaları gibi düzenlemelerle zihinsel sağlık sorunları olan bireylerin akıl hastanelerinde ayrıştırılmasını ve kurumsallaştırılmasını meşrulaştırmıştır. Bu himayeci ve ayrımcı çerçeve, engelli bireyleri hayırseverliğin nesneleri veya kontrol edilmesi gereken özneler olarak konumlandırmıştır.
Bu paradigmanın kırılması, iki temel dinamikle mümkün olmuştur. Birincisi, iki dünya savaşının ardından çok sayıda engelli eski askerin toplumsal hayata katılması, kamuoyunun tutumunu rehabilitasyon ve istihdama doğru kaydırmıştır. İkincisi ve daha önemlisi ise, 1970’lerde Ayrımcılığa Karşı Fiziksel Yeti Yitimi Olanların Birliği (UPIAS) tarafından öncülük edilen “engelliliğin sosyal modeli”nin doğuşudur. Bu model, engelliliği bireysel bir tıbbi sorun (“yeti yitimi”) yerine, toplumsal engellerin yarattığı bir sosyal baskı (“engellilik”) olarak yeniden tanımlayarak entelektüel bir devrim yaratmıştır. Sosyal model, sorunun kaynağını bireyden alıp topluma yönelterek, engelliliği bir sivil haklar ve eşitlik meselesi olarak çerçevelemiştir. Bu felsefi dönüşüm, ayrımcılıkla mücadele yasası taleplerinin ve hak temelli yaklaşımın fikri temelini oluşturmuştur.
Bu arka plan üzerinde, 20. yüzyılda iki önemli yasa öne çıkmaktadır. 1944 tarihli Engelli Kişiler (İstihdam) Yasası, işverenler için %3’lük bir kota getirerek engelli bireylerin istihdamını teşvik etmeyi amaçlayan ilk genel düzenleme olmakla birlikte, rehabilitasyon odaklı kalmıştır. Buna ilaveten 1970 tarihli Kronik Hasta ve Engelli Kişiler Yasası (CSDPA), yerel yönetimlere konut uyarlamaları, evde yardım ve rekreasyonel tesislere erişim gibi bir dizi refah hizmeti sunma görevi yükleyerek bir dönüm noktası olmuştur. CSDPA, dünyada engelli bireylere açıkça haklar tanıyan ilk mevzuat olmasına rağmen bir ayrımcılıkla mücadele yasası değildir. Dolayısıyla etkinliği genellikle yetersiz finansmanla sınırlı kalmıştır. Nitekim R v Gloucestershire CC Ex p. Barry (1997) davasında Lordlar Kamarası, yerel yönetimlerin CSDPA kapsamındaki “ihtiyacı” değerlendirirken mali kaynaklarını dikkate alabileceğine hükmederek, yasanın bireylere tanıdığı hakların kapsamını daraltmıştır. Bu karar, hak temelli bir yaklaşımın temel ilkesi olan “hakkın mutlaklığı” ilkesini zedelemiş ve hizmet sunumunu idari takdire bağlaması hasebiyle eleştirilmiştir.
2. 1995 Tarihli Engelli Ayrımcılığı Yasası (DDA)
2.1. Yasal Çerçeve ve Temel Hükümler
1995 tarihli Engelli Ayrımcılığı Yasası (DDA), Birleşik Krallık hükümeti tarafından sunulan ve engelli bireylere yönelik ayrımcılığı kapsamlı bir şekilde ele alan ilk yasal düzenleme olarak nitelenebilir. Bu yasa, engelli hakları hareketinin yıllarca süren mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve engelliliği bir sivil haklar meselesi olarak yasal zemine taşımıştır. Yasa, istihdam, mal ve hizmetlere erişim, eğitim ve ulaşım gibi hayatın temel alanlarında engelli bireyleri ayrımcılığa karşı korumayı amaçlamıştır.
DDA, farklı bölümler altında çeşitli alanlardaki ayrımcılığı düzenleyen yapısal bir bütünlüğe sahiptir. Örneğin yasanın 2. bölümü işe alım, iş sözleşmesi şartları, terfi, eğitim ve işten çıkarma dahil olmak üzere istihdamın tüm aşamalarında engelli bireylere yönelik ayrımcılığı yasaklamıştır.
3. bölüm, yasanın kapsamını mal, tesis ve hizmet sunumuna genişletmiştir. Bu, ücretli veya ücretsiz olsun, kamuya sunulan tüm hizmetleri kapsamıştır. Örneğin, mağazalar, bankalar, kütüphaneler ve restoranlar bu bölümün içerdiği alanlardır.
4. bölüm ise, toplu taşıma araçlarına erişilebilirliği sağlamayı amaçlayan özel hükümler içermektedir. Özellikle Madde 32, taksiler için “erişilebilirlik yönetmelikleri” çıkarma yetkisi vermiş ve Madde 36 taksi şoförlerine tekerlekli sandalye kullanan yolcuları taşıma zorunluluğu getirmiştir.
Yasanın temel taşı ve aynı zamanda en çok eleştirilen yönü, 1. maddede yer alan engellilik tanımıdır. Buna göre 1 kişi, “normal günlük aktiviteleri yerine getirme yeteneği üzerinde önemli ve uzun süreli olumsuz bir etkiye sahip fiziksel veya zihinsel bir yetiyitimine” sahipse engelli sayılmıştır.
5. madde ayrımcılığı 2 görünüş biçimi üzerinden tanımlamıştır. Bunlar; “engellilikle ilgili bir nedenle daha az elverişli muamele” ve “makul uyumlaştırma yapma yükümlülüğünün ihlali” şeklinde sıralanabilir. Madde 6 ise, bir işverenin veya hizmet sağlayıcının, bir uygulamasının veya fiziksel özelliğinin engelli bir kişiyi “önemli bir dezavantaja” sokmasını önlemek için makul adımlar atma görevini düzenlemiştir.
DDA’nın en zayıf yönlerinden biri, yaptırım ve geri bildirim mekanizmasıdır. Yasa, ayrımcılığa uğrayan bireylerin, masrafları kendilerine ait olmak üzere, istihdam davaları için İş Mahkemelerine (Industrial Tribunals), diğer davalar için ise ilk derece hukuk mahkemelerine (county courts) başvurmasını gerektirmiştir. Bu, bireysel davalara dayalı bir sistem olması sebebiyle ve sistemik ayrımcılığı ele almakta yetersiz kaldığı gerekçeleriyle eleştirilmiştir. Buna ek olarak başlangıçta davaları destekleyecek ve stratejik davalar açacak güçlü bir kurum söz konusu olmamıştır. bu eksiklik ancak 1999 tarihli Engelli Hakları Komisyonu Yasası ile kurulan Engelli Hakları Komisyonu (Disability Rights Commission - DRC) ile giderilmiştir. DRC, ayrımcılığı ortadan kaldırmak, fırsat eşitliğini teşvik etmek, DDA’yı gözden geçirmek, resmi soruşturmalar yürütmek ve stratejik davalarda bireylere hukuki yardım sağlamak gibi önemli yetkilerle donatılmıştır.
2.2. Hak Temelli Yaklaşım, Yargı Kararları ve Güncel Tartışmalar
DDA, hak temelli bir söylem başlatmış olsa da, bu söylemi tam anlamıyla hayata geçirecek yasal araçlardan ve felsefi tutarlılıktan yoksun kalmıştır. Yasanın temelindeki en büyük çelişki, sosyal modelin kazanımı olan bir hak yasasının, koruma sağlamak için tıbbi bir tanıma dayanmasıdır. Carol Woodhams ve Susan Corby gibi akademisyenler, yasanın bireyi hak talep edebilmek için öncelikle kendi “eksikliğini” ve “yetersizliğini” kanıtlamaya zorladığını, bunun da insan onuruyla bağdaşmayan bir durum olduğunu savunmuşlardır. Caroline Gooding ise, yasanın “maddi ve önemli” bir nedene dayanan gerekçelendirme savunmasını “tehlikeli derecede muğlak” olarak nitelendirmiş ve işverenlere ayrımcı uygulamaları meşrulaştırmak için geniş bir alan bıraktığını belirtmiştir.
Yargı, DDA’nın yorumlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Goodwin v Patent Office (1999) davasında İş Temyiz Mahkemesi (EAT), “engellilik” tanımının yorumlanmasında amaçsal bir yaklaşım benimseyerek, bir kişinin yapabildiklerinden ziyade, yapamadıklarına veya zorlukla yapabildiklerine odaklanılması gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, tanımın katı yorumlanmasının önüne geçmiştir. “Daha az elverişli muamele” kavramı ise Clark v TDG Ltd (t/a Novacold) (1999) davasında geniş bir şekilde yorumlanmış, ancak bu yorum daha sonra London Borough of Lewisham v Malcolm (2008) davasında Lordlar Kamarası tarafından daraltılmıştır. Yapılan bu dar yorum akademik çevrelerce eleştirilerek geriye gidiş olarak nitelendirilmiştir.
Makul uyumlaştırma yükümlülüğünün kapsamı da bir dizi davayla şekillenmiştir. Archibald v Fife Council (2004) davasında Lordlar Kamarası, bir çalışanın artık mevcut işini yapamaz hale gelmesi durumunda, onu rekabetçi bir mülakat sürecinden geçirmeden uygun bir alternatif pozisyona transfer etmenin makul bir uyumlaştırma olabileceğine hükmetmiştir. Bu karar, işverenlerin sadece mevcut rolde değil, daha geniş bir çerçevede uyumlaştırma düşünmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ancak, Jones v Post Office (2001) davası, bu yükümlülüğün sınırlarını çizmiş ve bir işverenin, uygun uzman görüşlerine dayanarak yaptığı bir risk değerlendirmesi sonucunda aldığı kararın “irrasyonel” olmadığı sürece, mahkemenin kendi değerlendirmesini işvereninkinin yerine koyamayacağına karar vermiştir. Bu karar, işverenin takdir yetkisinin sınırları konusunda önemli bir içtihat oluşturmuş, ancak bazı akademisyenler tarafından “makul cevaplar aralığı” testini ayrımcılık hukukuna taşıdığı için eleştirilmiştir. Hizmetlere erişim konusunda ise Roads v Central Trains Ltd (2004) davası, hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerini vurgulayarak, erişilebilirliğin sadece bir seçenek değil, bir hak olduğunun altını çizmiştir. Bu karar ortaya koyduğu çıktılar itibariyle hak temelli bakış açısı bağlamında bir mihenk taşı olmuştur.
3. 2010 Tarihli Eşitlik Yasası (EqA)
3.1. Yasal Çerçeve ve Temel Hükümler
2010 tarihli Eşitlik Yasası (EqA), Birleşik Krallık’taki ayrımcılık hukukunda bir milat olarak kabul edilmektedir. Yasa, DDA dahil olmak üzere Cinsiyet Ayrımcılığı Yasası (1975) ve Irk İlişkileri Yasası (1976) gibi çok sayıda mevzuatı tek bir çatı altında birleştirerek hukuki düzenlemeleri yeknesak hale getirmeyi ve korumaları güçlendirmeyi amaçlamıştır. Ancak bu birleştirme, engelli hakları savunucuları tarafından karmaşık tepkilerle karşılanmıştır. Birçok engelli birey ve örgütü, özel bir yasa ve özel bir komisyon (DRC) altında haklarının daha iyi korunduğunu ve tek bir çatı altında engelliliğe özgü sorunların göz ardı edilebileceği endişesini dile getirmiştir.
EqA, DDA’nın temel yapı taşlarını devralırken, bunları daha sofistike ve uyumlaştırılmış bir çerçeveye oturtmuştur. Madde 6, DDA’daki temel engellilik tanımını korumuştur.
Madde 13, “doğrudan ayrımcılığı” engellilik temelinde daha az elverişli muamele olarak tanımlamıştır. 19. madde dolaylı ayrımcılık kavramını ilk kez resmi olarak engellilik alanına uygulamıştır. Yasanın en önemli yeniliği ise 15. maddeyle getirilen “engellilikten kaynaklanan ayrımcılık” kavramıdır. Bu hüküm, bir kişinin engelliliğinin kendisinden ziyade, ondan kaynaklanan bir sonuç (örneğin, hastalık izni) nedeniyle elverişsiz muamele görmesini yasaklamaktadır. Madde 20 ise, DDA’daki makul uyumlaştırma unsurunu devam ettirmiş ve yeni yasaya uyarlamıştır.
Yaptırım ve geri bildirim mekanizmaları da EqA ile yeniden yapılandırılmıştır. DRC’nin yerini, 9 “korunan” özelliğin tamamını kapsayan daha geniş bir yetki alanına sahip olan Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (Equality and Human Rights Commission - EHRC) almıştır. EHRC, resmi soruşturmalar yürütme, yasal olarak bağlayıcı anlaşmalar yapma ve stratejik davalarda bireylere hukuki yardım sağlama gibi geniş yetkilere sahiptir. Ayrıca, 149. madde ile getirilen Kamu Sektörü Eşitlik Görevi (Public Sector Equality Duty - PSED), kamu otoritelerine, görevlerini yerine getirirken ayrımcılığı ortadan kaldırma, fırsat eşitliğini ilerletme ve iyi ilişkileri teşvik etme ihtiyacına “gereken özeni gösterme” (have due regard) yükümlülüğü getirmiştir.
3.2. Hak Temelli Yaklaşım, Yargı Kararları ve Güncel Tartışmalar
EqA’nın getirdiği bu ilerlemelere rağmen, yasa, hak temelli bir yaklaşımla tam uyum sağlama noktasında eleştiri konusu yapılmıştır. Bu tenkitlerin merkezinde, Birleşik Krallık’ın 2009’da onayladığı Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (EHİS) yer almaktadır. EHİS, engelliliği bir insan hakları meselesi olarak tanıyan ve taraf devletlere engelli bireylerin tüm insan haklarından tam ve eşit bir şekilde yararlanmasını sağlama yükümlülüğü getiren, dönüm noktası niteliğinde bir belgedir.
Bu noktada, EqA’nın en temel çelişkisi ortaya çıkmaktadır. Yasa, DDA’dan miras aldığı tıbbi modele dayalı engellilik tanımını büyük ölçüde korumuştur. Leeds Üniversitesi’nden
Profesör Anna Lawson gibi önde gelen akademisyenler, bu durumun EHİS’in ruhuyla tutarsız olduğunu ve yasal güvence arayan bireyleri yine kendi “yetersizliklerini” kanıtlamaya zorladığını savunmaktadır. Nitekim Hak temelli bir yaklaşım, hakların bireyin bir “durumu” kanıtlamasına bağlı olmaması gerektiğini, aksine devletin ve toplumun ayrımcı engelleri ortadan kaldırma yükümlülüğüne odaklanması gerektiğini ileri sürer. Bu bağlamda yapılan bu eleştirinin isabetli olduğunu söylemek mümkündür.
Yargı kararları çoğu zaman olduğu gibi bu yasal çerçevenin pratik anlamını şekillendirmede de kritik bir rol oynamaktadır. Firstgroup Plc v Paulley (2017) davasında Yüksek Mahkeme, bir otobüs şirketinin, tekerlekli sandalye alanını boşaltması için diğer yolculardan sadece “talepte bulunma” politikasının yetersiz olduğuna, şoförün yolcuyu ikna etmek için daha fazla çaba göstermesi gerektiğine hükmederek, makul uyumlaştırma görevinin pasif bir adımdan daha fazlasını gerektirdiğini ortaya koymuştur. Eğitim alanında, Abrahart v University of Bristol (2024) davası, bir üniversitenin şiddetli sosyal anksiyetesi olan bir öğrenci için sözlü değerlendirme yöntemlerini uyarlamamasının, makul uyumlaştırma görevinin ihlali ve engellilikten kaynaklanan ayrımcılık olduğuna karar vererek önemli bir örnek teşkil etmiştir. Mahkeme, üniversitenin, öğrencinin durumu hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu ve değerlendirme yöntemlerinin bir “yetkinlik standardı” (competence standard) olarak kabul edilip uyumlaştırmadan muaf tutulamayacağını belirtmiştir. Bu dava, uyumlaştırma yapmamanın yıkıcı sonuçlarını ve kurumların proaktif olma sorumluluğunu vurgulamıştır. İstihdam alanında ise Rentokil Initial UK v Miller (2024) kararı, artık mevcut işini yapamayan bir çalışan için alternatif bir rolde deneme süresi sunmanın makul bir uyumlaştırma olabileceğini teyit ederek, işverenlerin esnek ve yaratıcı çözümler düşünmesi gerektiğini göstermiştir.
Son olarak, Mrs R Wright-Turner v London Borough Council of Hammersmith and Fulham davasında, DEHB ve TSSB’si olan bir çalışana yönelik uyumlaştırma yapılmaması nedeniyle mahkeme, davacıya yaklaşık 4.6 milyon Sterlin tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu rekor tazminat, davacının yaşadığı psikiyatrik hasar ve gelecekteki çalışma hayatının sona ermesi gibi ağır sonuçları kapsamakta olup yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenler için ciddi mali sonuçların doğabileceğinin altını çizmiştir. Bu kararlar, yasaların kağıt üzerindeki metninin, mahkemeler tarafından nasıl yorumlandığına ve hayata geçirildiğine bağlı olarak şekillendiğini göstermektedir. Bu bağlamda irdelendiğinde mahkemelerin çoğu zaman yasayı geniş yorumlayarak engelli bireyler açısından destekleyici kararlar verdiğini söylemek mümkündür.
4. 2024 Yılı Gelişmeleri ve Hak Temelli Yaklaşımın Mevcut Durumu
4.1. Yasal ve Politik Düzenlemeler
2024 yılı, Birleşik Krallık’ta engelli hakları alanında hem yasal düzenlemeler hem de politika tartışmaları açısından hareketli bir yıl olmuştur. Bu dönem, mevcut yasal çerçevenin yorumlanmasını genişleten ve aynı zamanda hükümetin yaklaşımına yönelik ciddi eleştirileri de beraberinde getiren gelişmelere sahne olmuştur. 1 Ocak 2024’te yürürlüğe giren Eşitlik Yasası 2010 (Değişiklik) Yönetmeliği 2023, engellilik tanımını istihdam bağlamında genişletmiştir. Bu düzenleme, bir yeti yitiminin “normal günlük aktivitelere” olan etkisini değerlendirirken, artık kişinin “çalışma hayatına diğer çalışanlarla eşit bir temelde tam ve etkili bir şekilde katılma yeteneğinin” de dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun yanı sıra, Nisan 2024’ten itibaren esnek çalışma talebinin “ilk gün hakkı” haline gelmesi ve çalışanlara engelli bir yakınına bakım sağlamak için bir yıla kadar ücretsiz izin hakkı tanıyan Bakım Veren İzni Yasası (Carer’s Leave Act) gibi düzenlemeler de yürürlüğe girmiştir.
Hükümet düzeyinde, Şubat 2024’te yayınlanan Engellilik Eylem Planı, acil durum planlamasından NHS kayıtlarında dijital bir “makul uyumlaştırma bayrağı” oluşturulmasına kadar 32 pratik adımı özetlemektedir.
4.2. Hak Temelli Yaklaşımın Aşınması: Akademik ve Uluslararası Eleştiriler
Bu yasal ve politik adımlara rağmen, 2024 yılı aynı zamanda hak temelli yaklaşımın ciddi bir şekilde sorgulandığı bir dönem olmuştur. Mart 2024’te Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi (CRPD), Birleşik Krallık’ın Sözleşme’yi uygulama konusunda “önemli bir ilerleme kaydetmediğini” ve hatta bazı alanlarda “gerileme belirtileri” gösterdiğini vurgulayan son derece eleştirel bir rapor yayınlamıştır. Komite, hükümetin engelli bireyleri değersizleştiren ve insanlık onurlarını zedeleyen bir söylem kullandığını ve refah politikalarının sistematik hak ihlallerine yol açtığını vurgulamıştır. Bu durum hak temelli yaklaşımın dayanağını oluşturan “doğuştan gelen onura saygı” ilkesinin açık bir ihlali olarak yorumlanmıştır.
Akademik alanda ve öğrenci deneyimlerinde de benzer endişeler dile getirilmektedir. 2024 tarihli bir araştırma raporu, Abrahart v University of Bristol davasının yarattığı farkındalığa rağmen, engelli öğrencilerin neredeyse yarısının hala erişilebilir olmayan değerlendirme yöntemleri nedeniyle daha düşük notlar aldığını ortaya koymuştur. Bu durum yasal kazanımların uygulanabilirlik noktasındaki zorluklarını ve hakların kağıt üzerinde kalma riskini ortaya koymaktadır.
Hükümetin Engellilik Eylem Planı da ciddi şekilde eleştirilmiştir. Planın istihdam gibi kritik bir alanı dışarıda bırakması ve sistemik sorunları ele almak yerine kısa vadeli eylemlere odaklanması, engelli hakları savunucuları tarafından bir “gözden kaçırma” olarak nitelendirilmiştir. Benzer şekilde, 2024 Bütçesi’nde yer alan Çalışma Yeterliliği Değerlendirmesi’nin (WCA) sıkılaştırılması ve sosyal yardım suistimaline yönelik «sert» söylemler, engelli bireyler üzerinde daha fazla baskı oluşturma potansiyeli nedeniyle endişe yaratmaktadır. Bu gelişmeler, 2024 yılında yasal çerçevenin ilerlemesine rağmen, politika ve uygulama arasındaki uçurumun ve engelli bireylerin yaşadığı zorlukların devam ettiğini göstermektedir.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Yoksullar Yasaları’ndan 2010 Eşitlik Yasası’na uzanan yolculuk, tıbbi/refah paradigmasından sosyal/hak temelli bir paradigmaya doğru yavaş, zorlu ve tamamlanmamış bir geçiş olarak özetlenebilir. DDA 1995, gerekli ancak kusurlu bir başlangıç olarak nitelenebilir. Eşitlik Yasası 2010 ise DDA’nın birçok kavramsal hatasını düzelten daha sofistike ve kapsamlı bir halefidir.
En önemli sonuç, yasanın vaadi ile uygulaması arasındaki uçurumdur. Kağıt üzerinde katı yasal güvencelere rağmen, akademik çalışmalar, Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (EHRC) gibi kurumlardan gelen raporlar ve engelli bireylerin yaşadığı deneyimler, istihdam, ulaşım ve hizmetlere erişimde kalıcı engellerin devam ettiğini göstermektedir. 2024›teki gelişmeler, bu ikilemi daha da belirgin hale getirmektedir. Bir yanda Eşitlik Yasası›nı güçlendiren yasal düzenlemeler ve yeni hükümet eylem planları bulunurken, diğer yanda BM gibi uluslararası kuruluşlardan gelen ve Birleşik Krallık›ın engelli hakları konusunda gerilediğini belirten sert eleştiriler göze çarpmaktadır.
Gelecekteki ilerleme, daha fazla büyük yasal reformdan çok, uygulama açığının giderilmesine ve felsefi bir tutarlılığın sağlanmasına bağlıdır. Bu, işverenler ve hizmet sağlayıcılar arasında daha fazla farkındalık, daha erişilebilir ve etkili yaptırım mekanizmaları (mahkeme harçları gibi sorunların ele alınması) ve sosyal modelin ilkelerini içselleştiren kültürel bir değişim gerektirmektedir. Profesör Anna Lawson’ın da işaret ettiği gibi, belki de çözüm, mevcut eşitlik yasasını daha fazla eğip bükmekten ziyade, erişilebilirliği temel bir hak olarak tanıyan ve proaktif yükümlülükler getiren özel bir “Erişilebilirlik Yasası”nı tartışmaya açmaktır. Nihayetinde, Engelli hakları savunucularının ve akademisyenlerin de vurguladığı gibi, engelli bireylerin tam ve katılımcı bir yaşam sürmeleri, ancak insanlıklarının ve bu insanlığa içkin hakların tanınmasıyla mümkündür. Bu bağlamda, 1995 tarihli Engelli Ayrımcılığı Yasası (DDA) ve onun yerini alan 2010 tarihli Eşitlik Yasası (EqA), bu hak arayışının yasal düzlemdeki en önemli kilometre taşlarıdır. Ancak kaydedilen önemli yasal ilerlemelere rağmen, mevzuatın ruhuna sinmiş olan tıbbi model kalıntılarının ve uygulama mekanizmalarındaki zayıflıkların, hak temelli yaklaşımın tam anlamıyla hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engeller olmaya devam ettiğini söylemek mümkündür. Buna paralel olarak Birleşik Krallık’ın engelli hakları karnesi, EHİS’in getirdiği hak temelli standartlara ne kadar uyum sağladığıyla ölçülmeye devam edecektir.
KAYNAKÇA
Barnes, C., Mercer, G., & Shakespeare, T. (1999). Exploring Disability: A Sociological Introduction. Polity Press. (https://politybooks.com/bookdetail?book_slug=exploring-disability-2nd-edition--9780745634852)
Gooding, C. (1996). Blackstone’s Guide to the Disability Discrimination Act 1995. Blackstone Press. (((https://www.amazon.com/Blackstones-Guide-Disability-Discrimination-1995/dp/1854314998)))
Hardaker, R. M. (2007). Disability Loophole a critical analysis of the definition of Disability under the Disability Discrimination Act 1995. Doctoral thesis, University of Central Lancashire. (https://clok.uclan.ac.uk/8379/)
Oliver, M. (1990). The Politics of Disablement. Macmillan. (https://doi.org/10.1007/978-1-349-20895-1)
University of Leeds. (2015). Written evidence submitted to the House of Commons Women and Equalities Committee inquiry into Disability and the Equality Act 2010. (https://committees.parliament.uk/writtenevidence/58524/pdf/)
Woodhams, C., & Corby, S. (2003). Defining disability in theory and practice: a critique of the British Disability Discrimination Act 1995. Journal of Social Policy, 32(2), 159-178. (((https://www.cambridge.org/core/journals/journal-of-social-policy/article/defining-disability-in-theory-and-practice-a-critique-of-the-british-disability-discrimination-act-1995/FE455D5245DBD4500ECE58A3899599AC)))
Chronically Sick and Disabled Persons Act 1970 (https://www.legislation.gov.uk/ukpga/1970/44)
Disability Discrimination Act 1995 (https://www.legislation.gov.uk/ukpga/1995/50/contents)
Disabled Persons (Employment) Act 1944 (https://www.legislation.gov.uk/ukpga/Geo6/7-8/10/body)
Equality Act 2010 (https://www.legislation.gov.uk/ukpga/2010/15/contents)
Abrahart v University of Bristol EWHC 299 (KB) (https://www.casemine.com/judgement/uk/65cd07840455047d8c2eecd0)
City of Manchester v Romano EWCA Civ 834 (https://www.casemine.com/judgement/uk/5a8ff7b360d03e7f57eb1516)
Firstgroup Plc v Paulley UKSC 4 (https://www.supremecourt.uk/cases/uksc-2016-0076.html)
R v Gloucestershire County Council, ex parte Barry AC 584 (https://publications.parliament.uk/pa/ld199697/ldjudgmt/jd970320/barry01.htm)
Rentokil Initial UK Ltd v Miller EAT 37 (((((((((https://assets.publishing.service.gov.uk/media/65f2d9b2af6c1a001af65793/Rentokil_Initial_UK_Ltd_v_Mr_M_Miller__2024__EAT_37.pdf)))))))))
Wright-Turner v London Borough of Hammersmith and Fulham ET/2200198/2021 (https://www.blakemorgan.co.uk/employment-tribunal-award-of-almost-4-6-million-for-disability-discrimination-and-harassment/)