10. YARGI PAKETİ ÇERÇEVESİNDE ENGELLİ MAHPUSLARIN KOŞULLU SALIVERİLMESİ
Av. Deniz YAZGAN ŞENAY
1. Giriş
Türkiye’deki hapishaneler, fiziksel altyapıdan sosyal uygulamalara kadar pek çok açıdan engellilerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Engelli mahpuslar; fiziksel çevreye uyum sağlayamama, sağlık hizmetlerinden eşit biçimde faydalanamama, temel insani ihtiyaçlarını karşılamada yetersizlik ve mahremiyetlerinin ihlali gibi çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu bağlamda, 04.06.2025 tarihinde kabul edilen 10. Yargı Paketi kapsamında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda yapılan değişiklik, engelli veya ağır hastalığı bulunan mahpuslara yönelik infaz hukukunda bir istisna mekanizması getirmiştir.
2. Yeni Düzenleme: Koşullar ve Hukuki Çerçeve
5275 sayılı Kanun’un 110. maddesine eklenen üçüncü fıkra uyarınca, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası dışındaki mahpuslar bakımından; ağır hastalık veya engellilik nedeniyle cezaevi koşullarında ihtiyaçlarını karşılamada sürekli desteğe ihtiyaç duyanların cezalarının konutta infazına infaz hâkimi tarafından karar verilebilecektir. Bu karar, yalnızca ilgili hükümlünün kamu güvenliği açısından ağır ve somut bir tehdit oluşturmaması durumunda verilebilecek; aynı zamanda kişinin durumu her yıl yeniden değerlendirilerek infaz rejimi güncellenebilecektir. Böylece infaz sistemine, süreklilik gösteren tıbbi ve sosyal ihtiyaçların gözetileceği dinamik bir değerlendirme mekanizması dâhil edilmiştir. Düzenlemenin temel amacı, engelli mahpusların cezasını insan onuruyla bağdaşır bir biçimde çekebilmesini sağlamaktır.
2.1. Koşullu Salıverilme Rejimi ve Engelli Mahpuslara Etkisi
Koşullu salıverilme, 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesi uyarınca cezanın belirli bir kısmını iyi hâlli olarak geçiren hükümlünün, geri kalan kısmını cezaevi dışında geçirmesini sağlayan bir infaz kurumudur. Bu kapsamda:
Genel hüküm olarak cezanın yarısının infazı hâlinde koşullu salıverilme mümkündür.
Terör, örgütlü suçlar ve özel katalog suçlar açısından bu oran üçte iki veya üçte dört olarak uygulanmaktadır.
Yargı Paketi ile m.110’da yapılan değişiklik uyarınca engellilik veya ağır hastalık hali, koşullu salıverilme sürecine konutta infaz ve yıllık gözden geçirme mekanizması yoluyla esneklik getirmiştir.
Ancak burada dikkat çeken husus şudur: Bu değişiklik koşullu salıverilme süresini kısaltmamakta, yalnızca mahpusun geri kalan cezasını konutunda çekmesine izin vermektedir. Yani, koşullu salıverilme süresi dolmadan cezaevi dışına çıkmak yalnızca belirli kriterlerle mümkündür.
Örneğin:
Ağır hastalığı olan bir mahpus koşullu salıverilmeye hak kazanmış olsa bile, idari gözlem kurulu tarafından iyi hâl gösterilmediği gerekçesiyle engellenebilmektedir.
Engellilik tespiti, yalnızca bir “engelli raporu” değil, aynı zamanda bu raporun Adli Tıp tarafından onaylanması ve cezaevinde yaşamsal ihtiyaçları tek başına giderememe koşulu ile ilişkilendirilmektedir.
Toplum güvenliği kıstası, çoğu zaman subjektif yorumlara dayandırılmakta; katalog suçlardan mahkûm edilenler yönünden ise otomatik olarak olumsuz değerlendirme yapılmaktadır.
Bu çerçevede, koşullu salıverilme kurumunun engelli mahpuslar yönünden etkin ve öngörülebilir bir infaz alternatifi haline gelebilmesi için:
Engellilik tanımı ve tespiti, yalnızca sağlık raporuna değil, cezaevi ortamındaki yaşam becerilerine dayalı çok disiplinli bir değerlendirme ile yapılmalıdır.
İyi hâl değerlendirmeleri, kişisel gelişim, cezaevinde uyum, disiplin cezalarının yokluğu gibi objektif kıstaslara bağlanmalı; bu konuda idare ve gözlem kurullarının kararları denetime açık olmalıdır.
Toplum güvenliği değerlendirmesi, sadece suç tipi değil, kişiye özgü risk analizine dayandırılmalı; subjektif önyargılar bertaraf edilmelidir.
Koşullu salıverilme süreleri, engelli mahpuslar yönünden özel olarak yeniden düzenlenmeli veya erken erişim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
3. Engelli Mahpuslar: Sayılar ve Gerçekler
İnsan Hakları Derneği›nin 2025 yılı hasta mahpuslar raporu, cezaevlerinde bulunan engelli mahpusların yaşadığı çok yönlü hak ihlallerini ortaya koymaktadır. Rapor, engelli mahpuslara ilişkin verilerin sınırlı olmasına rağmen önemli tespitler içermektedir. Buna göre, Türkiye hapishanelerinde tespit edilebilen en az 1.412 hasta mahpustan 23’ü görme engelli, 2’si işitme engelli ve 8’i ortopedik engelli olarak sınıflandırılmıştır. Ayrıca zihinsel engelli en az 20 mahpusun bulunduğu ifade edilmektedir. Bu sayılar, veri eksikliği nedeniyle gerçeğin yalnızca bir kısmını yansıtmakta olup, hasta ve engelli mahpusların sağlık durumlarına dair tam ve güncel bilgiye erişim sınırlıdır. Raporda, ağır engelli ya da fiziksel engeli bulunan mahpusların cezaevinde yaşamlarını bağımsız sürdüremedikleri, bir kısmının sürekli desteğe ihtiyaç duyduğu, bazılarının ise düzenli kontrol altında tutulması gerektiği vurgulanmaktadır. Engelli mahpusların tek kişilik hücrelerde tutulmaları, yaşam alanlarının ıslak, nemli ve mikrobik koşullara sahip olması, pencere önlerinin tel kafesle kapatılması gibi uygulamalar yaşam hakkı açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Ayrıca fiziksel engelli mahpusların hastane sevklerinde kullanılan dar ring araçları, kelepçeli muayene uygulaması ve hasta-doktor mahremiyetine saygı gösterilmemesi gibi durumlar hem onur kırıcı hem de sağlık hakkını ihlal eden niteliktedir. Raporda, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin de görüşüne yer verilerek, ağır engelli, yaşlı ya da ölümcül hastalığı olan kişilerin sürekli hapsedilmeye uygun olmadığı belirtilmiştir. İHD, bu kişilerin dışarıdaki tam teşekküllü sağlık kuruluşlarına sevk edilmesi, cezaevinde tutulmalarının derhal sonlandırılması ve tedavilerinin ailelerinin yanında, devlet güvencesinde sürdürülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Engelli mahpusların cezaevlerinde insan onuruna uygun koşullarda tutulması, sağlık hizmetlerine engelsiz erişimlerinin sağlanması ve infazın ertelenmesinde toplum güvenliği gibi sübjektif kıstasların kaldırılarak yalnızca tıbbi gerekçelere dayanılması gerektiği önerilmektedir.
4. Uluslararası İçtihatlar: AİHM Perspektifi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, engelli mahpusların tutukluluk ve infaz koşullarını değerlendirirken, bu kişilerin özel ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığını AİHS’nin 3. maddesi kapsamında incelemektedir. Engellilik, kişiyi cezaevi koşullarına karşı daha kırılgan hâle getirdiğinden, Mahkeme kamu makamlarının bu kırılganlığa duyarlılık göstermesini gerekli görmektedir. Bu duyarlılığın gösterilmemesi hâlinde, tutukluluk insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye dönüşebilmektedir.
Price/Birleşik Krallık kararında Mahkeme, ciddi fiziksel engelleri olan bir kişinin yeterli ısınma, uygun yatak ve hijyen koşullarından yoksun tutulmasını, kişiyi yaralanma riski altına sokan ve temel ihtiyaçlarını karşılamasını engelleyen bir tutukluluk hâli olarak değerlendirerek 3. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu karar, engelli mahpusların cezaevi ortamında kendi ihtiyaçlarını bağımsızca karşılayamamasının devletin sorumluluğu olduğunu vurgulamaktadır.
Benzer şekilde D.G./Polonya kararında, belden aşağısı felçli bir mahpusun ped, sonda ve duşa erişiminin sınırlı olması ve bu temel ihtiyaçlarını karşılamada hücre arkadaşlarına bağımlı bırakılması aşağılayıcı muamele olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, engelliliğin cezaevinde kişisel bağımsızlığı ciddi ölçüde sınırlandırdığı durumlarda, bu sınırların devlet eliyle hafifletilmemesini açık bir ihlal olarak kabul etmektedir.
Bazı davalarda ise Mahkeme, devletin olumlu yükümlülüklerini yerine getirdiğini tespit ederek ihlal bulmamıştır. Zarzycki/Polonya kararında, her iki ön kolu kesilmiş bir mahkuma temel protezlerin ücretsiz sağlanması ve ileri teknoloji protezler için mali destek sunulması, cezaevi idaresinin başvuranın özel ihtiyaçlarını karşılamada yeterli çaba gösterdiğini ortaya koymuştur. Mahkeme, engellilik durumuna rağmen uygun düzenlemelerin yapılmış olması nedeniyle 3. madde ihlali oluşmadığına hükmetmiştir.
Vincent/Fransa ve Grimailovs/Letonya kararlarında, Mahkeme engelli mahpusun hücresini bağımsız şekilde terk edemediği, cezaevinin fiziksel yapısının erişilebilir olmadığı durumların tutukluluğu insan onuruyla bağdaşmaz hâle getirdiğini değerlendirmiştir. Yine Arutyunyan/Rusya davasında, tekerlekli sandalyeye bağımlı bir kişinin haftada dört kez, sağlık için zararlı olabilecek şekilde, dört kat merdiven inip çıkmaya zorlanması insanlık dışı muamele olarak kabul edilmiştir.
Kişisel temizlik, banyo, giyinme ve tuvalet gibi temel faaliyetlerin bağımsızca sürdürülememesi de Mahkeme içtihadında önemli yer tutmaktadır. Engel/Macaristan, Helhal/Fransa ve Topekhin/Rusya kararlarında, bu faaliyetler için gerekli ekipmanın sağlanmaması veya yardımın sistematik olarak yetersiz kalması, mahpusun insan onurunun ihlal edildiği sonucunu doğurmuştur. Hüseyin Yıldırım/Türkiye kararında ise, engelli bir mahpusun naklinde tıbbi risklerin dikkate alınmadan jandarmalara sorumluluk verilmesi, aşağılayıcı muamele olarak nitelendirilmiştir.
Mahkeme, aynı zamanda tıbbi bakımın sürekliliğine ve belgelenmesine de önem vermektedir. Iacov Stanciu/Romanya kararında, kronik rahatsızlıkları olan mahpusun sağlık durumu hakkında düzenli kayıt tutulmaması ve kapsamlı bir tedavi planı oluşturulmaması nedeniyle cezaevi koşullarının insanlık dışı olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.
Son olarak, Farbtuhs/Letonya ve Contrada/İtalya (no. 2) kararlarında, ileri yaştaki engelli mahpusların sağlık durumları göz önünde bulundurulmadan uzun süreli tutuklulukta ısrar edilmesi, insani olmayan koşullara maruz kalınmasına yol açmış ve Mahkeme tarafından ihlal olarak değerlendirilmiştir.
5. TİHEK’in Tutumu: Kurumsal Hak Temelli Denetim
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, 2022 tarihli bir başvuruyu değerlendirdiği kararında, engelli sağlık raporu bulunmadığı gerekçesiyle cezaevinden tahliye edilmeyen bir mahpusun durumunu ayrımcılık yasağı bağlamında incelemiştir. TİHEK, engellilik statüsünün yalnızca belgelenebilirlik kriterine indirgenmesinin, kişinin sağlık hizmetlerine erişim hakkını ve ceza infazında eşitliği zedelediğini; dolayısıyla bu yaklaşımın sistematik bir ayrımcılık pratiğine dönüşebileceğini belirtmiştir. Bu karar, kurumsal denetim organlarının yalnızca biçimsel değil, maddi eşitliği ve haklara erişimi esas alan bir tutum benimsemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
6. Uygulamadaki Sorunlar: İdari Keyfiyet ve Denetim Zayıflığı
Uygulamada karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, iyi hâl değerlendirmesinin objektif ölçütlerden yoksun oluşudur. İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararları, engelli mahpusların salıverilme süreçlerinde büyük belirsizlik yaratmaktadır. Ayrıca sağlık kurulu raporlarının geçersiz sayılması veya engellilik derecesine yönelik subjektif değerlendirmeler, infazın iyileştirme işlevini gölgeleyecek niteliktedir. Toplum güvenliği kriterinin genel suç tiplerine göre uygulanması, kişisel değerlendirme ilkesini ihlal ederek engelli mahpusların sistem dışına itilmesine neden olmaktadır. Denetimli serbestlik müdürlüklerinin işlevsel erişilebilirlik eksiklikleri, engelli mahpusların özel ihtiyaçlarına uygun mekanizmaların kurulmasını engellemektedir.
7. Sivil Toplum ve Baroların Rolü
Sivil toplum kuruluşları ve barolar, engelli mahpusların maruz kaldığı hak ihlallerini görünür kılma ve hukuki çözümler geliştirme konusunda kritik bir işlev üstlenmektedir. İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi’nin yayımladığı 2024 yılı raporunda; görme engelli bir mahpusun jandarma zoruyla imzaya yönlendirilmesi, tekerlekli sandalye kullanıcılarına hijyen malzemesi temin edilmemesi gibi uygulamalar, ceza infaz sistemindeki yapısal sorunlara işaret etmektedir. İHD’nin hasta ve engelli mahpuslara ilişkin 2024 yılı sonunda aldığı 212 başvurudan yalnızca %8’inin olumlu sonuçlanmış olması, bu alandaki idari kararların etkin denetlenmediğini göstermektedir.
İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi tarafından hazırlanan bu erişilebilirlik raporu, Maltepe L Tipi, Metris R Tipi, Bakırköy Kadın Kapalı ve Marmara Ceza İnfaz Kurumlarında yapılan saha ziyaretlerine dayanmaktadır. Rapor, hem engelli mahpusların cezaevi koşullarını hem de engelli avukatların bu kurumlara erişim ve mesleki faaliyetlerini sürdürme imkânlarını çift fazlı olarak incelemektedir. Fiziksel erişim açısından; eğik düzlemlerin yetersiz eğimde olduğu, turnike ve görüş alanlarının tekerlekli sandalye ile erişime uygun olmadığı, hissedilebilir yüzeylerin eksik ya da işlevsiz olduğu, kabartma yazı ve göz tanıma sistemlerinde görme engelliler açısından sorunlar yaşandığı tespit edilmiştir. Avukat görüş alanlarında masa yüksekliği gibi unsurlar da bağımsız hukuki yardım sunumunu zorlaştırmaktadır.
Mahpusların tutulma koşullarına ilişkin olarak ise, sağlık hizmetlerine erişimde gecikmeler, revir ve hastane sevklerinde keyfi uygulamalar, kelepçeli muayeneler, hijyen malzemeleri ve içme suyunun ücretli ve pahalı olması, beslenme kalitesinin düşük olması, özellikle alerji ve özel diyet gerektiren durumlarda yetersiz hizmet sağlanması, rehabilite edici ve kültürel etkinliklerin yetersizliği gibi yapısal hak ihlalleri belirlenmiştir. Engelli mahpusların ihtiyaçlarına özel çözümler sunulmadığı; işitme, görme ve yürüme engelli mahpusların hem fiziksel koşullardan hem de sosyal dışlanmadan etkilendikleri gözlemlenmiştir.
8. Sonuç ve Değerlendirme: 10. Yargı Paketi Kapsamında Yeni İnfaz Modeli
5275 sayılı Kanun’un 110. maddesinde 10. Yargı Paketi ile yapılan değişiklik, özellikle üçüncü ve beşinci fıkralar bağlamında değerlendirildiğinde, önemli bir ilk adım olsa da, uygulamada anlamlı etki yaratabilmesi için somut yapısal ve kurumsal değişikliklerle desteklenmelidir.
AİHM kararlarında da vurgulandığı üzere; sağlık, hijyen, kişisel bakım, tedaviye erişim ve bağımsız hareket gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan mahpusların cezaevi koşullarına maruz bırakılması, 3. madde kapsamında insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye yol açmaktadır. AİHM, fiziksel engeli nedeniyle temel ihtiyaçlarını kendi başına gideremeyen mahpuslara gerekli desteği sağlanmamasını devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi olarak yorumlamaktadır. Aynı zamanda TİHEK kararları, engelliliğin yalnızca belgelenebilir bir statü değil, fiilen karşılanan ya da karşılanmayan ihtiyaçlar bütünü olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.
İnsan Hakları Derneği›nin ve İstanbul Barosu’nun saha gözlemleri ise, yasal değişikliklerin uygulamada etkisiz kalmasına neden olan keyfi idari değerlendirmeleri ve denetim zayıflığını ortaya koymaktadır. Nitekim iyi hâl değerlendirmelerinde şeffaflık eksikliği, tıbbi belgelerin yok sayılması, fiziksel koşullara duyarsız denetimli serbestlik uygulamaları ve engellilere özgü ihtiyaçların görmezden gelinmesi, reformların etkisini azaltan başlıca sorunlardır.
Bu nedenle, yapılan düzenleme ancak şu koşullarda anlamlı hale gelebilecektir:
Engellilik değerlendirmeleri, yalnızca tıbbi rapora değil, cezaevi koşullarında bağımsız yaşam kabiliyetine dayalı çok boyutlu analizlerle yapılmalıdır.
Kamu güvenliği kriteri, soyut ve genelleyici değil, kişisel risk analizine dayalı olmalıdır.
İnfaz hâkimlerinin kararları, etkili bir yargı denetimiyle izlenmeli; uygulama süreçleri açık, ölçülü ve hak temelli biçimde yürütülmelidir.
Cezaevi dışı alternatif tedavi ve bakım sistemleri, sivil toplum, barolar ve sağlık hizmet sunucularıyla birlikte inşa edilmelidir.
Sonuç olarak, 10. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme önemli bir adım olmakla birlikte, engelli mahpusların maruz kaldığı ayrımcı uygulamaların ve kötü muamelenin sona erdirilmesi, yalnızca yasal reformlarla değil, bu reformların kurumsal, erişilebilir, denetlenebilir ve hak temelli biçimde uygulanması ile mümkündür. Engelliler için infaz rejiminin, kişisel başvurulara ihtiyaç bırakmayacak şekilde, sistematik ve yapısal bir biçimde insan onuruna uygun hale getirilmesi gerekmektedir.
9. Yargı Paketi Sonrası Engelli Mahpuslara Yönelik Etkili Bir Koşullu Salıverilme Mekanizması İçin Öneriler
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda yapılan değişiklikler, engelli mahpusların cezaevi dışında infaz imkânına erişimini kolaylaştırma yönünde önemli bir adım olmakla birlikte, uygulamada etkili ve sürdürülebilir bir sistem inşa edilebilmesi için aşağıdaki politika önerilerinin hayata geçirilmesi gerekmektedir:
1. Engellilik Tanımında Çok Disiplinli Değerlendirme Modeline Geçiş
Engelliliğin yalnızca tıbbi bir raporla değil, cezaevi ortamında bağımsız yaşama yeterliliğini esas alan işlevsel ve çok disiplinli ölçütlerle değerlendirilmesi sağlanmalıdır.
Değerlendirme sürecine psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve rehabilitasyon uzmanları gibi farklı meslek grupları dâhil edilmelidir.
2. Koşullu Salıverilme Süresinde Esneklik Sağlanmalı
Engelli mahpuslar için koşullu salıverilme süreleri yeniden düzenlenerek, cezanın infazına daha erken aşamada cezaevi dışında devam edebilme imkânı tanınmalıdır.
Sürekli desteğe ihtiyaç duyan mahpuslar için konutta infaz düzenlemesi, infaz rejiminin asli bir unsuru haline getirilmelidir.
3. İyi Hâl Değerlendirmelerinde Objektiflik ve Denetim Güvencesi
İyi hâl kararlarının somut, ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlere bağlanması gereklidir.
İdare ve Gözlem Kurulu kararlarına karşı etkili itiraz ve yargısal denetim yolları açık olmalıdır.
4. Kamu Güvenliği Kıstasının Nesnelleştirilmesi
Kamu güvenliği kriteri, yalnızca suç tipi üzerinden değil; kişinin güncel durumu, risk profili ve cezaevi içindeki davranışları esas alınarak bireysel analiz temelinde yapılmalıdır.
Suçun türüne göre otomatik dışlama uygulamalarına son verilmelidir.
5. Veri Şeffaflığı ve İzleme Mekanizmalarının Güçlendirilmesi
Engelli mahpuslara ilişkin veriler (engellilik türü, ihtiyaçlar, koşullu salıverilme başvuru durumu vb.) düzenli ve erişilebilir şekilde yayımlanmalıdır.
Barolar, insan hakları kurumları ve sivil toplum aktörleriyle birlikte bağımsız izleme mekanizmaları kurulmalıdır.
6. Denetimli Serbestlik Hizmetlerinin Erişilebilir Hale Getirilmesi
Denetimli serbestlik müdürlükleri, engelli mahpusların fiziksel erişimine ve bireysel ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
Sosyal destek, sağlık takibi ve rehabilitasyon hizmetleri bu süreçte etkin şekilde entegre edilmelidir.
7. Sivil Toplum ve Baro Temelli Destek Sistemleri
Engelli mahpuslara ilişkin başvuru süreçlerinde, hak arama mekanizmalarına erişimi kolaylaştıracak adımlar atılmalı; baroların engelli hakları merkezleri süreçlere aktif şekilde dâhil edilmelidir.
Sivil toplum örgütleriyle iş birliği içinde, bireysel destek sistemleri ve bağımsız danışmanlık hizmetleri kurulmalıdır.
Kaynakça
İnsan Hakları Derneği (İHD) (2025). Hasta Mahpuslar Raporu 2025. Ankara: İHD Genel Merkezi.
İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi (2024). Erişilebilirlik Raporu: Maltepe L Tipi, Metris R Tipi, Bakırköy Kadın Kapalı ve Marmara Ceza İnfaz Kurumları. İstanbul: İstanbul Barosu.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) (2022). Karar No: 2022/768, Başvuru No: 2021/671, 25.10.2022.