09. Gerçekleşmemiş haklar, engelli hakları üzerine 51 ülkeden durum analizleri ve dersler Av. Mustafa KESKİN

Çar, 07/15/2026 - 22:09 tarihinde GörevHukukYönetici tarafından gönderildi

GERÇEKLEŞMEMİŞ HAKLAR: ENGELLİ HAKLARI ÜZERİNE 51 ÜLKEDEN DURUM ANALİZLERİ VE DERSLER.

 

Çeviren: Av. Mustafa Keskin

 

Türkçeye çevirenin Notu.:

İşbu rapor, Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği’nin engelli haklarına ilişkin küresel durumu anlama ve bu hususta çalışmalar yapma amacı doğrultusunda, gönüllü ve gayri resmi bir çeviridir.  Çeviride hata ve eksiklik olmamasına özen gösterilmiştir. Metindeki hata ve eksiklikler çevirmene aittir.

Bu raporu okurken, herhangi bir kafa karışıklığına mahal vermemek için, aşağıdaki hususları göz önünde bulundurmanız önem arz etmektedir.

İşbu raporda, «Sivil Toplum Kuruluşları» (STK - Civil Society Organizations) ile “Engelli Bireyleri Temsil Eden Örgütler” (EBÖ - Organizations of Persons with Disabilities) arasında bilinçli ve kesin bir terminolojik ayrıma gidilmiştir. Metin boyunca EBÖ kavramı; yönetiminde ve karar mekanizmalarında bizzat engelli bireylerin yer aldığı, hak temelli ve temsil yetkisine sahip örgütleri ifade etmek için kullanılmıştır. STK kavramı ise daha geniş kapsamlı olup; engelli bireylere yönelik hizmet sağlayan ancak engelliler tarafından yönetilmeyen (hizmet odaklı) kuruluşları da kapsamaktadır. Çeviride, hak sahipliği ile hizmet sağlayıcılığı arasındaki bu stratejik farkı korumak amacıyla terminolojiye sadık kalınmıştır.

Metinde geçen “kurumsallaşma” (institutionalization) terimi; genel kullanımdaki örgütsel yapılanma anlamında değil, engelli bireylerin toplum temelli yaşam yerine yatılı bakım merkezlerine ve kapalı kurumlara yerleştirilmesi/kapatılması pratiğini ifade eden terminolojik anlamıyla kullanılmıştır.

: Metinde “hukuki ehliyet” olarak çevrilen legal capacity kavramı, bağlam gereği Türk Medeni Hukuku’ndaki “hak ehliyeti”nden ziyade; bireyin kendi kararlarını verme ve hukuki işlem yapabilme yetkisini ifade eden “fiil ehliyeti”ni ve bu ehliyetin vesayet mekanizmalarıyla kısıtlanmasını kapsamaktadır.

Gerçekleşmemiş Haklar: Engelli Hakları Üzerine 51 Ülkeden Durum Analizleri ve Dersler.

Yayınlayan: Küresel Engellilik Fonu (Global Disability Fund).

Tarih: 2. Güncelleme Ekim 2025’te yayınlanmıştır.

 

BM Küresel Engellilik Fonu (GDF) Hakkında

Küresel Engellilik Fonu (GDF - eski adıyla Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Ortaklığı Fonu), Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’nin (EHİS/CRPD) ve engelliliği kapsayan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA) dünya çapında uygulanmasını ilerletmek için BM kuruluşlarını, hükümetleri, Engelli Örgütlerini ve daha geniş sivil toplumu bir araya getiren benzersiz bir finansman mekanizmasıdır.

EHİS’e adanmış tek BM küresel fonu olan GDF’nin genel vizyonu, engelli bireylerin haklarına tam olarak saygı duyulması, bu hakların yerine getirilmesi ve tüm engelli bireylerin topluma tam ve eşit bir şekilde katılmasıdır. Bu vizyona ulaşmaya yardımcı olmak için Fon’un misyonu, dönüştürücü değişimi sağlamak adına çeşitli paydaşları birleştirerek ve  engelli örgütlerinin  tam katılımıyla, ülkelerin EHİS ve engelliliği kapsayan  sürdürülebilir kalkınma amaçlarını uygulamalarını hızlandırmalarını desteklemektir.

GDF’ye katılan BM kuruluşları şunlardır: ILO, OHCHR, ITU, UNHCR, UNDESA, UNDP, UNESCO, UNFPA, UNICEF, UN Women, UN-Habitat, UNDRR, WFP ve WHO. Diğer üyeler arasında Uluslararası Engelliler İttifakı (IDA) ve Uluslararası Engellilik ve Kalkınma Konsorsiyumu (IDDC) bulunmaktadır.

Fon, EHİS’in uygulanmasına adanmış tek kurumlar arası finansman mekanizmasıdır. Fonun ana bağışçıları şunlardır: Avustralya, Kanada, Avrupa Birliği, Finlandiya, Almanya, İrlanda, Meksika, Norveç, İspanya, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği ve Birleşik Krallık hükümetleri.

GİRİŞ

Fon, 2020-2025 Stratejik Operasyonel Çerçevesi kapsamında, 2020 yılından bu yana, katalizör niteliğindeki yatırımları teşvik etmek ve engelli bireyleri temsil eden örgütlerin (bundan sonra EBÖ’ler olarak kısaltılacaktır.) anlamlı katılımını desteklemek amacıyla, kanıta dayalı ve sonuç odaklı program tasarımına daha güçlü bir vurgu yapmaktadır. Bu yaklaşımın merkezi bir özelliği, Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin (EHİS) uygulanmasının ve engelliliği kapsayan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI’lar) ve insani yardım faaliyetlerinin ilerletilmesinin önündeki temel engelleri tanımlayan ülke düzeyindeki durum analizlerinin geliştirilmesidir. Bu analizler; öncelikleri müştereken belirlemek ve EHİS uygulamasındaki darboğazları ve eksiklikleri değerlendirmek üzere BM kuruluşları, hükümet muhatapları, EBÖ’ler ve diğer paydaşlar tarafından işbirliği içinde yürütülmektedir. Durum analizleri, program tasarımı için bir temel taşı görevi görmekte ve EHİS uygulaması ile kapsayıcı kalkınma konusundaki küresel bilgi tabanının oluşturulmasında araçsal bir rol oynamaktadır. 2022 ile 2024 yılları arasında, çok paydaşlı başlangıç eğitimleri ve ülke durum analizlerini içeren başlangıç aşamasını 51 ülke tamamlamış ve bu kanıtları iki yıllık Küresel Engellilik Fonu (GDF) destekli programlarını tasarlamak için kullanmıştır. Bu kapsamda; 2022-2023 döneminde 26 ülke, 2023 yılında 10 ülke ve 2024 yılında (Ukrayna ve Filistin/İşgal Altındaki Filistin Toprakları da dahil olmak üzere) 15 yeni ülke yer almaktadır.

İşbu rapor, GDF destekli programların başlangıç aşamasının bir parçası olarak, Küresel Engellilik Fonu’nun (GDF) analitik çerçevesi ve rehberliği kullanılarak yürütülen 51 ülke düzeyindeki durum analizinden elde edilen bulguların küresel bir genel görünümünü sunmaktadır. Rapor, EHİS uygulaması ve engelliliği kapsayan kalkınma ile ilgili ortak eğilimleri, engelleri ve dersleri belirlemek amacıyla bu analizler genelinde üretilen kanıtları sentezlemektedir.

Metodoloji

Rapor, tekrarlayan temaları belirlemek ve bulguları kategorize etmek amacıyla nitel ve nicel yöntemleri birleştiren bir meta-analiz gerçekleştirmektedir. Ulusal bir engellilik konseyinin varlığı gibi bazı veri noktaları nicel olarak ölçülebilirken; konseyin etkin bir şekilde işleyip işlemediğinin ve EBÖ’leri anlamlı bir şekilde dahil edip etmediğinin değerlendirilmesi gibi diğer hususlar nitel değerlendirmeyi gerektirmiştir.

Raporlar genelinde, savunuculuk odaklı anlatılardan daha teknik analizlere kadar uzanan ton ve terminoloji çeşitliliği göz önüne alındığında, küresel analiz metodolojisi bu nüansları yakalayacak şekilde yapılandırılmıştır. Bulgular, yalnızca engelin türünü değil, aynı zamanda ciddiyet derecesini veya sistemik etkisini de yansıtacak şekilde kodlanmış; böylece analizin farklı dilleri tutarlı bir şekilde yorumlamasına ve ülkeler genelinde tutarlı bir sentez üretmesine olanak tanınmıştır.

İlk analiz bir Excel veri tabanında derlenmiş ve GDF durum analizlerinden de yararlanan Küresel Engellilik Kapsayıcılığı Raporu: Değişen ve Çeşitlenen Dünyada Engellilik Kapsayıcılığını Hızlandırmak (2025) bulgularıyla çapraz kontrolden geçirilmiştir. Bu süreci desteklemek amacıyla, 51 durum analizinin tamamındaki politika ve sistemik boşluklardaki kalıpları belirlemek için yapay zeka araçları (ChatGPT dahil) kullanılmıştır. Yapay zeka tarafından üretilen çıktıların manuel analizden ayrıştığı durumlarda, sonuçlar daha yakından bir okuma ile gözden geçirilmiş ve düzeltilmiştir.

2020 yılında GDF, yeni 2020-2025 Stratejik ve Operasyonel Çerçevesi’nin bir parçası olarak; proaktif ve sonuç odaklı tasarıma, katalizör niteliğindeki yatırımlara ve engelli bireyleri temsil eden örgütlerin (EBÖ’ler) anlamlı katılımına daha fazla vurgu yapan yeni bir program tasarımı yaklaşımı benimsemiştir. Bu yaklaşımın temel özelliklerinden biri; kilit paydaşlar (BM, hükümet ve EBÖ’ler) için başlangıç eğitimlerini ve EHİS uygulaması, engelliliği kapsayan SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI’lar ve insani müdahale önündeki temel engelleri belirlemeyi amaçlayan ülke düzeyinde durum analizlerinin geliştirilmesini içeren yapılandırılmış bir başlangıç aşamasının getirilmesi olmuştur.

2021 yılında GDF, stratejiyi işlevsel hale getirmek için dördüncü fon çağrısını başlatmış ve 132 BM Ülke Ekibini (UNCT) Niyet Beyanlarını sunmaya davet etmiştir. Toplamda 110 başvuru alınmıştır. Başarılı ülke ekiplerine, ulusal paydaşlar tarafından ortaklaşa belirlenen öncelikleri ele alacak iki yıllık bir program tasarlamadan önce, çok paydaşlı bir Başlangıç Eğitimi vermek ve bir ülke durum analizi yürütmek üzere bir başlangıç aşaması bütçesi tahsis edilmiştir.

2022/23 döneminde, ülkelerden yirmi altısı çok paydaşlı başlangıç eğitimini tamamlamış ve durum analizlerini gerçekleştirmiştir. 2023 yılında, 10 ülkeye daha aynısını yapmaları için fon sağlanmıştır. Tüm bu ülkeler, durum analizi kanıtlarını iki yıllık GDF destekli bir program tasarlamak için temel olarak kullanmıştır. 2024 yılında, Ukrayna ve İşgal Altındaki Filistin Toprakları (İAFT) dahil olmak üzere 15 yeni ülke, başlangıç eğitimini ve durum analizi sürecini üstlenmeye davet edilmiştir.

NEDEN ÜLKE DURUM ANALİZİ?

Pek çok ülke, EHİS’i engelli bireylerin haklarını güvence altına alan somut politikalara, sistemlere, programlara ve hizmetlere dönüştürmekte hâlâ zorluk yaşamaktadır. Hükümetlerin ve uygulama ortaklarının, SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI taahhütlerini EHİS uyumlu müdahaleler yoluyla yerine getirmeleri aciliyet arz etmektedir.

Ülkelere en katalizör şekilde destek olabilmek için, her ülkede EHİS’in yerine getirilmesiyle ilgili temel darboğazları ve öncelikleri anlamamız gerekmektedir. Kilit paydaşların kimler olduğunu, uygulama/izleme mekanizmalarının nasıl işlediğini (veya işlemediğini), paydaşların hangi kapasitelerinin geliştirilmesi gerekebileceğini ve hangi devam eden kalkınma ve insani süreçlerin daha engelli kapsayıcı hale getirilmek üzere kaldıraç olarak kullanılabileceğini anlamak kritik önem taşımaktadır.

Analizler, insan haklarına dayalı bir değişim süreci anlayışı üzerine inşa edilmiştir; burada hak sahiplerinin (engelli bireyler ve aileleri) güçlendirilmesi ve kolektif eylemi kilit bir unsurken, yükümlülük sahiplerinin ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelerde belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmek için yeterli kapasiteye ve yetkiye (beşeri, sistemsel ve mali) sahip olması gerekmektedir.

Durum analizi süreci şunları amaçlamaktadır:

EHİS uygulamasını ve engelliliği kapsayan Sürdürebilir  kalkınma amaçlarını ilerletmek üzere iki yıllık ortak programların tasarımı için sağlam bir kanıt tabanı sağlamak ve bu programlar ile diğer engellilik kapsayıcılığı programları için bir referans noktası (baseline) oluşturmak.

BM Ülke Ekiplerini, Ülke İşbirliği Çerçevesi ve diğer devam eden ulusal kalkınma ve insani süreçler ile programlardaki engellilik kapsayıcılığı konusundaki boşluklar hakkında bilgilendirmek ve gerektiğinde daha derinlemesine analiz önerisinde bulunmak.

Gelecekteki ortak programların birlikte tasarlanması için bir temel olarak; BM kuruluşları, hükümet, EBÖ’ler ve diğer sivil toplum kuruluşları ile özel sektör ve akademi arasında karşılıklı anlayış ve çalışma ilişkileri temeli oluşturmak.

Paydaşların, EHİS’te belirtildiği üzere engelli bireylerin haklarını daha etkin bir şekilde dahil etme ve ele alma kapasitesini güçlendirmek.

EBÖ’ler ve diğer sivil toplum ortakları için bir savunuculuk aracı olarak hizmet etmek.

Sektörel politikalar, yoksulluğu azaltma politikaları ve SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI ulusal planları dahil olmak üzere, politika planlaması ve uygulaması için yararlı bilgiler sağlamak.

İlgili olduğu ölçüde bölgesel ve küresel analizlere katkıda bulunmak.

ANALİTİK ÇERÇEVE

Durum analizleri, GDF 2020-2025 stratejisinin ve Değişim Teorisi’nin temelini oluşturdukları için, engellilik kapsayıcılığının beş ön koşuluna ve kesişen üç konuya odaklanmıştır.

Şekil 1: GDF Değişim Teorisi 2020-2025’te belirtilen kapsayıcılık ön koşulları

Eşitlik ve ayrımcılık yasağı

Erişilebilirlik

Kapsayıcı hizmet sunumu

EHİS uyumlu bütçeleme ve mali yönetim

Hesap verebilirlik ve yönetişim

Şekil 2: Kesişen konular

Katılım: Engelli bireylerin tam ve etkin katılımının sağlanması

Eşitsizlikler: Engelli bireylerin marjinalleştirilmiş ve yeterince temsil edilmeyen gruplarının kapsanmasının sağlanması

Son olarak, ülkelerden; ana akım ulusal kalkınma, insani yardım, afet riskinin azaltılması ve iklim uyumu süreçlerinin; istişarelere, hedeflere, bütçelere, göstergelere, uygulamalara ve izleme mekanizmalarına engelli bireyleri ne kadar açık, görünür ve anlamlı bir şekilde dahil etmeyi başardığını analiz etmeleri istenmiştir.

Analiz süreci boyunca ülke ekiplerinin, analizin amacının öncelikli olarak ülke düzeyindeki gelecekteki ortak BM programlamasına (hem sürdürülebilir kalkınma hem de insani müdahale ve iklim uyumu için) rehberlik etmek olduğunu akılda tutmaları gerekmektedir. Bu nedenle analiz şu gibi soruları yanıtlamalıdır:

Engelliliği kapsayan SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI’lara ulaşılmasını, EHİS uygulamasını ve engelli olan ve olmayan bireylerin eşitliğini engelleyen kritik sistemik darboğazlar nelerdir? İlerlemeyi ve olumlu ilerleme örneklerini de yakalamak istemekle birlikte, odak noktası; her ülkedeki BM ajanslarına somut, eyleme geçirilebilir önerilerin geliştirilmesine temel teşkil etmek üzere, EHİS uygulamasındaki engellerin ve boşlukların belirlenmesi olmuştur.

Engelli bireyler ve onların temsilci örgütleri (EBÖ’ler) tarafından değerlendirildiği üzere temel öncelikler nelerdir? Bu husus, durum analizi metodolojisinin bir parçası olarak EBÖ’lerin (hak sahiplerinin) anlamlı katılımını gerektirmiştir. Birçok (10) ülkede EBÖ’ler veri toplamaya da katılmış ve iki ülkede EBÖ’ler ülke raporunun ortak yazarları olmuştur.

GDF ve diğer donör fonları, ülke düzeyinde engellilik kapsayıcılığını en katalizör şekilde nasıl destekleyebilir? Kaldıraç olarak kullanılabilecek fırsatlar var mıdır? Analiz, GDF ve diğer donör fonlarının ülke düzeyinde engellilik kapsayıcılığını en etkili şekilde nasıl harekete geçirebileceğini incelemiş ve devam eden ulusal süreçlerden yararlanma fırsatlarını belirlemiştir. Yerel sahiplenmeyi ve reform öncelikleriyle uyumu sağlamak için hükümet temsilcileriyle anlamlı diyalog esas olmuştur.

Ekiplerden, öngörülen format ve çerçeveye bağlı kalarak durum analizi sorularını bağlamsallaştırmaları istenmiştir. Ekipler her bağlamda neyin mümkün olduğunu kapsamış ve nerede daha fazla araştırma veya analize ihtiyaç duyulduğunu not etmiştir.

Ülkelere destek olmak amacıyla, GDF Sekreteryası durum analizlerinin yürütülmesi için ayrıntılı Kılavuzlar sağlamaktadır. Bu Kılavuzlar; ilk 26 ülkeden alınan derslerden yararlanılarak, beklentileri netleştirerek, çerçeveyi basitleştirerek ve pratik örnekler içerecek şekilde 2023 yılında revize edilmiştir. Ayrıca, insani müdahale, çatışma ortamları ve iklim uyumu planlamasında engellilik kapsayıcılığına ilişkin bilgi toplamanın önemini vurgulayan, insani ve çatışma bağlamlarına özgü bir kılavuz da geliştirilmiştir. Güncellenen Kılavuzlar geri kalan 25 ülke tarafından kullanılmıştır.

Uygulamayı kolaylaştırmak amacıyla Sekreterya, danışmanlar ve ulusal paydaşlar için webinarlar ve takip oturumları düzenlemiştir. Kılavuzlar, özellikle engelli bireyleri temsil eden örgütlerin (EBÖ’ler) istişaresi ve katılımına odaklanarak, sürecin her adımı hakkında pratik ve metodolojik yönlendirme sunmuştur. Her bölüm, yaklaşımı ve toplanacak ilgili verileri gösteren örnekler içermiştir. Özel rehberlik, analizlerin; sistemik boşlukların bir meta-değerlendirmesini, reform alanlarının önceliklendirilmesini ve ülke düzeyindeki BM ajansları için somut, eyleme geçirilebilir önerileri içermesini sağlamıştır.

GÖZLEMLENEN TEMEL ÜLKE EKSİKLİKLERİ

Paydaş analizi

Paydaş analizi, ülke analizinin kritik bir temelini oluşturur. Hükümet kurumlarının, engelli bireyleri temsil eden örgütlerin, geniş sivil toplumun, kalkınma ortaklarının ve BM ajanslarının rollerinin ve mevcut koordinasyon mekanizmalarının anlaşılması; kapasite boşluklarının ve yatırım ihtiyaçlarının belirlenmesi ile GDF katılımı için kilit aktörlerin ve konuların tanımlanması açısından elzemdir.

51 durum analizinin tamamı, engellilik kapsayıcılığına yönelik taahhütlerin uygulanmasından ve izlenmesinden sorumlu paydaşların kapasitelerinde kritik boşluklar bulunduğunu teyit etmektedir. 51 ülkenin tamamı (ve orada çalışan insani ve kalkınma ortakları) tarafından EHİS’e yönelik politika düzeyinde taahhütlerde bulunulmuş olsa da, bu taahhütleri nadiren yeterli yetkilere, kaynaklara ve kapasitelere sahip yaptırım mekanizmalarının kurulması takip etmiştir. Çoğu ülke EHİS uygulaması için sorumlulukların belirlenmesi ve koordinasyon ile izleme mekanizmalarının kurulması konusunda ilerleme kaydetmiş olsa da, bu yapılar henüz tam olarak etkin değildir veya EHİS’in 33. Maddesi (Ulusal uygulama ve izleme) ile tam uyumlu değildir. Temel gözlemler şunları içermektedir:

EHİS uygulamasının genel sorumluluğu neredeyse her zaman (51 ülkeden 49’unda), genellikle kendi faaliyet alanı dışında etki yaratmak için sınırlı bütçeye ve yetkiye sahip olan bir Sosyal Refah Bakanlığı’na (veya benzerine) verilmiştir. Diğer Bakanlıklar genellikle engellilik kapsayıcılığına ilişkin sorumluluklarını kabul etmemekte veya katkılarını açıkça belirtmemektedir.

Çoğu ülke (51 ülkeden 36’sı), EHİS’in ve engellilikle ilgili ulusal yasa ve politikaların uygulanmasını denetlemek ve koordine etmek için bir tür engellilik konseyi kurmuştur. Uygulamada, bu konseylerin çoğunun (36’dan 31’i) ya işlevsiz olduğu ya da yetkilerinin sınırlı olduğu, genellikle Sosyal Refah Bakanlığı altında sadece danışma rolü üstlendiği ve sorumlulukların örtüştüğü rapor edilmiştir. Bu konseyler yaygın olarak kapasite ve kaynak kısıtlamaları, sınırlı yaptırım yetkisi ve EBÖ’lerin yetersiz katılımı ile karşı karşıyadır. Yalnızca birkaçı (beş) nispeten iyi işlemektedir, ancak bunlar bile kaynak sağlama, bağımsızlık ve yaptırım ile ilgili zorluklarla karşılaşmaktadır.

Her beş ülkeden yalnızca birinin, EBÖ’lerin ulusal engellilik koordinasyon organlarına anlamlı bir şekilde katıldığını belirtmesi özellikle kaygı vericidir. Bununla birlikte, çeşitli ülkelerde EBÖ kapasitesi ve etkisi artmakta olup, bazıları halihazırda iyi uygulama örnekleri sergilemektedir (Katılım bölümündeki örneklere bakınız).

İyi işleyen bir koordinasyon/uygulama mekanizmasının eksikliği, bazen birbiriyle örtüşen ve hatta çelişen, parçalı ve koordinasyonsuz girişimlere yol açmaktadır. Birçok ülke, hem ulusal hem de yerel düzeyde hükümet bakanlıkları bünyesinde engellilik odak noktalarının kurulması veya güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Neredeyse tüm raporlar; hükümet, kalkınma ortakları, sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ve EBÖ’ler arasında daha iyi bir koordinasyon ve EBÖ’lerin daha birleşik bir sese sahip olması çağrısında bulunmaktadır.

Politika geliştirme ve engellilik kapsayıcılığının izlenmesi konusundaki koordinasyon başarısızlıkları, birden fazla paydaştaki zorluklardan kaynaklanmaktadır. Hükümet temsilcileri genellikle etkin bir şekilde liderlik etmek için kapasite, yetki veya bütçeden ve bazı durumlarda siyasi iradeden yoksundur. Donörler, ortak girişimlere temel veya programatik destek sağlamaktan ziyade, kendi katkılarının görünürlüğüne öncelik verme eğilimindedir. Yerel düzeyde, sınırlı fon için rekabet işbirliğini caydırmaktadır. Sonuç olarak, girişimler sürdürülebilir, sistem çapında çabalar olmaktan ziyade sıklıkla izole pilot uygulamalar olarak kalmaktadır. Bulgular; zayıf koordinasyon platformları, hükümetin yetersiz makul düzenleme sağlaması ve anlamlı katılım için sınırlı EBÖ kapasitesinden oluşan, tekrarlayan bir döngüyü ortaya koymaktadır. Bazı durumlarda, iyi niyetli donörler hâlâ; kapsayıcı toplum temelli hizmetler ve destekler yerine, yenilenen veya yeni inşa edilen ayrıştırılmış okullar ve uzun süreli yatılı kurumlar gibi EHİS uyumlu olmayan programlara katkıda bulunmaktadır.

Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı

Engelli bireylerin haklarının korunması, teşvik edilmesi, yerine getirilmesi ve EHİS’in (Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme) uygulanması için elverişli bir yasal ve politik ortam kritik öneme sahiptir. Engellilik temelli ayrımcılık yasağına ilişkin yasal bir taahhüt bulunmalı ve EHİS’in 2. Maddesi (Tanımlar) ve 5. Maddesi (Eşitlik ve ayrımcılık yasağı) uyarınca, engelliliğe dayalı ayrımcılık, makul düzenlemenin reddini de kapsamalıdır. Ayrıca, sektörler genelindeki yasal ve politik çerçeve eşitliği taahhüt etmeli ve engelli bireylerin eşit fayda ve korumaya hakkı olduğunu güvence altına almalıdır.

Çoğu ülke (40) özel bir ulusal engellilik yasasına ve/veya kapsamlı bir engellilik politikasına sahip olduğunu bildirmesine rağmen, bunların tümü EHİS ile tam uyumlu değildir ve iki ülke dışındaki tüm ülkelerde yaptırımların zayıf ve düzensiz olduğu bildirilmektedir. Az sayıda ülke, (diğerlerinin yanı sıra) engellilik temelinde ayrımcılığı yasaklayan ayrımcılık karşıtı mevzuata sahiptir. Ancak çoğu durumda, makul düzenleme sağlamayı reddetmek veya sağlamamak, EHİS hükümlerine aykırı olarak yasal açıdan ayrımcılık olarak tanınmamaktadır. Ülkelerin yaklaşık yarısı, yeni ve ilerici bir engellilik yasasına rağmen, yürürlükte hala tam olarak EHİS uyumlu olmayan eski mevzuatın bulunduğunu bildirmektedir. Özellikle ruh sağlığı ve hukuki ehliyet ile ilgili olan bu eski yasalar, daha yeni yasalarla birlikte yürürlükte kalmaya devam etmekte ve aşağılayıcı bir dil içerebilmektedir. Eski ve yeni yasaların çeliştiği durumlarda, bu durum engelli bireylerin insan haklarını tam olarak kullanma ve eşit temelde katılım sağlama olanaklarını büyük ölçüde etkilemektedir.

Neredeyse tüm ülkeler (49), yasa uygulamasının (kolluk/yargı) yetersizliğini veya hiç bulunmamasını temel bir eksiklik olarak belirtmektedir. Bu durum, özellikle aşağıdaki bir dizi temel faktörden kaynaklanmaktadır:

Damgalama, önyargı ve engelliliğe yönelik ısrarlı tıbbi bakış açısı, çoğu ülkede değişimin önündeki ciddi engellerdir. Birçok ülkede engelli bireyler hâlâ yardım nesneleri, toplumun sırtında bir yük ve hatta büyücülük kurbanı olarak görülmektedir. Önyargı; karar vericiler, kamu sektörü çalışanları, işverenler, halk ve hatta engelli bireylerin kendileri arasında yaygındır. Tüm ülkeler bunu temel bir engel olarak belirtmektedir. Birçok ülke yasal politika çerçevesinde engelliliğe hak temelli bir yaklaşıma yönelik bir sürece girmiş olsa da, ülkelerin yarısından fazlası (30) hizmetlere ve sistemlere erişimde engelliliğe yönelik ısrarlı bir “tıbbi model” yaklaşımını ilerlemenin önündeki temel bir engel olarak tanımlamaktadır. Sadece çok az sayıda ülke, hem politika hem de uygulamada hak temelli bir yaklaşıma sahip olduğunu bildirmektedir. Tüm ülkelerde, engellilik kapsayıcılığını ele almak amacıyla engelli bireylere yönelik zararlı sosyal ve kültürel inançları ve tutumları değiştirmek için farkındalık yaratma konusunda güçlü bir çağrı mevcuttur.

Engelliliğin tanımındaki belirsizlik - EHİS’teki engellilik tanımı kesin hatlarla belirlenmediğinden, ülkeler belirli bozukluklara veya tıbbi durumlara dayalı kendi tanımlarını oluşturmuş ya da bu görevi genellikle yetersiz eğitime sahip bölge düzeyindeki tıbbi yetkililerin takdirine bırakmıştır. Bu nedenle, yeni engellilik mevzuatı, yasa onları bu şekilde tanımlamadığı için birçok engelli bireye uygulanmayabilir. Bu durum genellikle psikososyal engelli bireyler, sağır-kör bireyler ve albinizmli bireyler için geçerlidir. Washington Grubu Soru Seti de bu grubun tanımlanmasında bazı sınırlamalara sahiptir.

Yeni engellilik mevzuatı ve politikaları nadiren tahsis edilmiş bütçeler veya uygulama planları ile desteklenmektedir. Bu çerçeveler genellikle tüm uygulama sektörlerinde net sonuç hedeflerinden ve maliyetlendirilmiş stratejilerden yoksundur. Uygulama sorumluluğu sıklıkla, etkili ve sektörler arası uygulamayı sağlamak için genellikle hem yetki hem de kaynaklardan yoksun olan Sosyal Refah Bakanlığı’na veya Ulusal Engellilik Konseyi’ne verilmektedir. Zayıf hesap verebilirlik ve yaptırım: Engellilik mevzuatına uymamanın hiçbir yaptırımı yoktur. Bireyler, EBÖ’ler ve insan hakları komisyonları, ayrımcılık veya hak ihlali iddiasıyla yalnızca az sayıda dava açmıştır. Bu durum aynı zamanda engelli bireylerin hakları ve yasal yollara başvurma imkanları konusundaki sınırlı farkındalıklarından da kaynaklanmaktadır. Bu az sayıdaki dava genellikle yükseköğretim veya istihdamdaki ayrımcılığı içermektedir.

Umut vadeden reform örnekleri

Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti (URT), Kasım 2009’da EHİS’i ve İhtiyari Protokolünü onaylayerek engelli bireylerin haklarını koruma konusunda devam eden çabalar göstermiştir. Hem Anakara hem de Zanzibar, 2010 Engelli Bireyler Yasası (Anakara) ve (2022’de revize edilen) Zanzibar dahil olmak üzere engelliliğe özgü mevzuat ve politikaları yürürlüğe koymuştur. Bu yasalar, anayasal ayrımcılık yasağı güvencelerini tamamlamaktadır ve Zanzibar Engelli Bireyler Yasası ile Anakara Ulusal Engellilik Politikası, EHİS doğrultusunda eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerine uyacak şekilde revize edilmiştir. Yasalar, engelli bireylere sosyal destek, sağlık, eğitim, istihdam, erişilebilirlik ve rehabilitasyon hakkını garanti altına almaktadır.

Etkinleştirici faktörler:

Üst düzey atamalar yoluyla siyasi irade ve görünürlük.

Damgalama ve ayrımcılığı ele alan güçlü EBÖ savunuculuğu.

Engellilik kapsayıcılığı, ulusal kalkınma ve SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI izleme yapıları arasındaki bağlantılar.

 

Erişilebilirlik

Erişilebilirlik, engelli bireylerin bağımsız yaşayabilmeleri ve topluma tam ve eşit bir şekilde katılabilmeleri için kritik bir ön koşuldur. Çok çeşitli diğer hakların temelini oluşturur ve bu nedenle sözleşme boyunca çapraz referans verilmesinin yanı sıra EHİS’in temel bir ilkesidir. Erişilebilirliğin aşamalı olarak başarılması; sağlam bir yasal ve politik çerçeveye, standartlara ve yeni yatırımların, altyapının, bilginin, iletişimin, teknolojinin ve hizmet geliştirmelerinin engelleri sürdürmeyip aksine katılımı kolaylaştırmasını sağlamaya yönelik kasıtlı ve sürekli çabalara bağlıdır.

Ülke raporları, erişilebilirlik mevzuatının giderek daha fazla yürürlükte olduğunu ve çoğu ülkenin kamu binalarında ve ulaşımda erişilebilirliği zorunlu kılan yasalar veya standartlar kabul ettiğini göstermektedir. Bu umut verici bir eğilim olsa da neredeyse tüm ülkeler uygulama (yaptırım) konusunda zorluk yaşamaktadır. Yalnızca çok az sayıda ülke etkili erişilebilirlik yaptırım mekanizmalarına dair kanıt sunmaktadır. Çoğu ülkede erişilebilirlik yönergeleri mevcuttur. Ancak, tipik olarak bunları uygulamaktan sorumlu atanmış bir yetkili yoktur ve yapılı çevre, hizmet sunumu ve bilgi ve iletişim aktörleri genellikle erişilebilirlik gerekliliklerinden habersizdir veya bunlara uymamaktadır.

Bir ülkede, okullarda erişilebilir tuvaletler inşa edilmiş, ancak hepsi yüksek beton temeller üzerine yapılmış ve kapılar içe doğru açıldığından tekerlekli sandalye kullanan öğrencilerin bunları kullanması imkansız hale gelmiştir. Başka bir ülkede, rampalar o kadar dik bir eğimle inşa edilmiştir ki tekerlekli sandalye kullanıcıları için kullanılamaz halde kalmıştır. Diğer durumlarda, toplu taşıma düzenlemeleri her zaman uygulanmamıştır. Çeşitli ülke raporları, toplu taşıma sağlayıcılarının engelli bireylere hizmet vermeyi reddettiği vaka örnekleri sunmaktadır.

Bilgiye erişim de çoğu ülkede büyük bir eksikliktir. Özellikle görme, işitme ve zihinsel engelli bireyler, medya veya yazılı formatlar aracılığıyla sunulan hayati bilgi ve iletişime erişimde zorluklar yaşamaktadır. İşaret dili tercümesi ve anlaşılması kolay mesajlar, ulusal televizyondaki nadir durumlar dışında, kamu iletişiminde standart değildir. Birkaç istisna dışında, vatandaşlar için kilit öneme sahip web siteleri görme engelli bireyler veya zihinsel engelli bireyler için erişilebilir değildir. Covid-19 pandemisinde örneklendiği üzere, acil durumlarda bilginin bulunabilirliğindeki eksiklik, birçok ülkenin ciddi erişilebilirlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu göstermiştir.

Adalete erişim çoğu ülkede (%85) büyük bir zorluk olmaya devam etmektedir. Bildirilen engeller arasında fiziksel olarak erişilemeyen mahkemeler ve polis karakolları, suç bildirirken veya hukuki destek ararken karşılaşılan bilgi ve iletişim engelleri ve hakimler, polis ve mahkeme personeli dahil olmak üzere adalet personeli arasındaki ayrımcı tutumlar yer almaktadır. Ek engeller arasında yüksek yasal ücretler, sınırlı adli yardım ve yetersiz erişilebilir ulaşıma sahip mahkemelere uzun seyahat mesafeleri bulunmaktadır. Polise ifade verirken veya mahkemeye çıkarken işaret dili tercümesi ve diğer makul düzenlemeler nadiren sağlanmaktadır; birçok durumda, bireyler bu hizmetleri kendileri ayarlamak ve ödemek zorundadır. Adalete erişim, incelenen ülkelerin yaklaşık yarısında devam eden bir durum olan hukuki ehliyetinden yoksun bırakılan kişiler için de önemli bir insan hakları sorunudur. Birçok bağlamda EHİS uyumlu destekli karar verme sistemleri henüz kurulmamışken, eski mevzuat hüküm sürmeye devam etmektedir.

Adalete erişim, hukuki ehliyeti elinden alınmış ve ikame karar verme mekanizması altına (örneğin vesayet altına) yerleştirilmiş kişiler için önemli bir sorundur. Bu durum incelenen ülkelerin yarısında hala mevcuttur, zira EHİS uyumlu destekli karar verme sistemleri henüz uygulanmamıştır ve hukuki ehliyetin kaldırılmasına dayalı eski mevzuat geçerliliğini korumaktadır.

Tüm ülkelerdeki engelli bireyler, en acil ihtiyaçlarının ulaşım, bilgi, iletişim ve teknoloji alanlarında erişilebilirlik ve adalete erişim olduğunu bildirmektedir.

Ortaya çıkan erişilebilirlik stratejileri örnekleri

Ukrayna’da hükümet, Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan ve fiziksel, dijital ve iletişim ortamlarının erişilebilirliğini açıkça ele alan ulusal bir sektörler arası çerçeve olan Engelsiz Strateji 2030’u kabul etmiştir. Strateji, izole müdahaleler yerine erişilebilirlik için bütüncül bir hükümet yol haritası sunmaktadır. Uygulama düzensiz olsa da erişilebilir inşaat ve ulaşım için ulusal standartlar kanunlaştırılmıştır.

Kamu kurumları ve EBÖ’ler/STK’lar tarafından ortaklaşa yürütülen erişilebilirlik denetimleri; ulaşım merkezlerini, okulları ve sağlık tesislerini değerlendirmekte ve bulgular düzenlemeleri revize etmek ve yatırım önceliklerini bildirmek için kullanılmaktadır. Marrakesh Anlaşması’nın (2023) onaylanması, basılı materyal okuma engelli bireylerin yayınlanmış eserlere erişimini daha da garanti altına alırken, devlet e-hizmet platformlarının artık erişilebilirlik standartlarına uyması gerekmektedir. EBÖ’ler ayrıca uygulama ve uyumun izlenmesinde kilit bir rol oynamaktadır.

Etkinleştirici faktörler: Ukrayna’nın Engelsiz Strateji 2030’u, EBÖ katılımına dayalı bütünsel, sektörler arası bir politika çerçevesi olarak hizmet etmektedir. Düzenli ortak erişilebilirlik denetimleri ve ulusal stratejik yaklaşımın birleşimi, erişilebilirliği hem sistemik hem de katılımcı hale getirmektedir.

Kapsayıcı Hizmetler

ENGELLİLİK DEĞERLENDİRME VE SEVK SİSTEMLERİ

Engellilik değerlendirmesi ve tespiti/tanılaması; sosyal koruma, sağlık sigortası, rehabilitasyon, destek hizmetleri ve yardımcı teknolojiler gibi hizmetlere uygunluğun ve erişimin sağlanması için kritiktir. Değerlendirme, bir bireyin işlevselliği hakkında bilgi toplamayı içerirken; tespit/tanılama, bir kişinin engelli olarak tanınıp tanınmadığına ve bazı sistemlerde ne derecede engelli olduğuna dair resmi kararı ifade eder. Birçok ülkede bu tanınma, genellikle bir engelli kimlik kartı veya raporuyla belgelenen ve belirli yardımlara veya muafiyetlere erişim sağlayan resmi bir statü kazandırır. Ek prosedürler ayrıca belirli sosyal koruma, sağlık veya destek hizmetleri için uygunluğu yönetebilir.

Çoğu ülkede, engellilik değerlendirme ve tespit sistemleri, katılımı etkileyen çevresel veya sosyal engelleri ve işlevselliği değerlendirmek yerine, bireyin bozukluğunu ölçmeye veya kategorize etmeye odaklanan tıbbi bir paradigma içinde kalmaktadır. Bu tıbbileştirilmiş yaklaşım, genellikle engellilik anlayışını ve duyarlı sosyal koruma ve destek hizmetlerinin tasarımını sınırlamaktadır. Daha güçlendirici bir değerlendirme ve tespit sistemi, ülkeler genelinde engelli bireylerin temel önceliğidir. Bu aynı zamanda temel hizmetlere erişimleri için bir ön koşul ve uygun hükümet planlamasının bir sağlayıcısıdır.

Uzmanlaşmış hizmetlere ve yardımlara erişmek için, engelli bireylerin genellikle resmi engellilik değerlendirme ve tespit süreçlerinden geçmesi gerekmektedir. Yalnızca dokuz ülke (%16), bu sistemlerin DSÖ İşlevsellik, Engellilik ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) gibi uluslararası kabul görmüş bir çerçeveye dayandığını ve çok disiplinli ekipler kullandığını bildirmektedir. Geri kalan 42 ülke, değerlendirme sistemlerinde değişen derecelerde zayıflık tespit etmekte ve 11 ülke hiçbir birleşik veya tam işleyen sisteme sahip olmadığını bildirmektedir.

Yaygın sorunlar arasında EHİS uyumlu olmayan engellilik tanımları, belirsiz uygunluk kriterleri ve yeterli eğitimi olmayan doktorlar tarafından yürütülen tıbbileştirilmiş değerlendirme yöntemleri yer almaktadır. Birçok rapor ayrıca uzun seyahat mesafeleri veya özel doktorlara cepten ödeme yapılmasını gerektiren külfetli ve erişilemez prosedürleri tanımlamaktadır. Çeşitli ülkelerde destek uygunluğu, genellikle müdahaleci veya ayrımcı testlerle belirlenen belirli bir engellilik “derecesinin” tespitine bağlıdır. Sonuç olarak, engelli bireylerin sadece bir kısmı destek için uygun görülmekte ve bu durum genellikle bir engelli kartı veya eşdeğer sertifikanın verilmesiyle teyit edilmektedir. Her üç ülkeden ikisi, erişilemez, karşılanamaz veya damgalayıcı değerlendirme prosedürleri nedeniyle engelli bireylerin doğru şekilde tanımlanmadığını açıkça bildirmektedir. Ayrıca, bu süreçler güçsüzleştiricidir; çünkü kişiye destek ve makul düzenleme sağlandığında neler yapabileceğine odaklanmak yerine, kişinin yapamadığı her şeyi tanımlamayı amaçlamaktadır. Birkaç ülke, değerlendirme reformlarının ortaya çıktığı ve dışlanmayı ele almaya başladığı istisnalar olarak öne çıkmaktadır. Ancak reformların çoğu henüz pilot aşamasındadır.

Devam eden reformlar şunları içermektedir:

Azerbaycan, EHİS ile uyum sağlamak ve artışı hedeflemek amacıyla 2022 yılında tanı temelli değerlendirmeden işlevsel yetenek değerlendirmesine geçmeye başlamıştır. Şimdiye kadar bu durum, tanınan vakalarda keskin bir düşüşe ve yüksek reddedilme oranlarına yol açmıştır. Prosedürler, koordinasyon ve itirazlar hakkında birçok şikayet bulunmaktadır; bu da sistemin kalibrasyona ve daha net sorumluluklara ve şeffaflığa ihtiyaç duyduğuna işaret etmektedir.

Uruguay’da, birden fazla aracın yerini alan tek bir ulusal engellilik değerlendirme aracı (“baremo único”), Eylül 2024’te parlamento tarafından onaylanmıştır. Reform, 2023 nüfus sayımındaki Washington Grubu soruları ve entegre idari kayıtların (SIIAS) devam eden kullanımı ile eşleştirilmiştir; bu, kapsama takibi ve kalite kontrolü için iyi bir platformdur. Sonraki adımların; değerlendirici eğitimi, ajanslar arası uyumlu hale getirilmiş uygunluk ve kullanıcıların neyin ölçüldüğünü ve nasıl ölçüldüğünü bilmesi için kamuya açık bir yöntem notu içeren aşamalı bir sunum olması öngörülmektedir.

Malavi, yeni 2024 Engelli Bireyler Yasası (topluluk sevk görevlileri aracılığıyla uygulanan) kapsamında aşağıdan yukarıya bir engellilik değerlendirme ve sevk sistemi kurmaktadır. Henüz erken ve ilkel aşamadadır, ancak somut bir sistem değişikliğidir. Ulusal Engellilik Kaydı/portalının işlevsel hale getirilmesi ve belgeleme/giriş noktalarının (çevrimdışı kanallar dahil) standartlaştırılması için çalışmalar devam etmektedir; ancak daha geniş kapsamlı değerlendirme reformunun tasarlanması gerekmektedir.

Zambiya, ilgili bakanlıklarla geliştirilen UN Ortak Sosyal Koruma Programı (UNJPSP) kapsamında hak temelli bir engellilik değerlendirme aracını pilot olarak uygulamaktadır. Geliştirilmekte ve test edilmekte olup, belgeleme çalışmaları devam etmektedir.

Gürcistan ve Ukrayna da değerlendirme reformlarını planlamakta ve pilot olarak uygulamaktadır.

 

ENGELLİ DESTEK HİZMETLERİ

Engelli bireylerin günlük aktivitelerini gerçekleştirebilmeleri ve eşit temelde katılım sağlayabilmeleri için, toplum içinde yaşamayı ve katılımı destekleyecek uygun ve karşılanabilir destek hizmetlerinin mevcudiyeti hayati önem taşımaktadır. Bu tür mal ve hizmetlere erişim, genellikle doğuştan gelen insan onuruna saygı ve tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam ve eşit şekilde yararlanma için bir ön koşuldur.

Engelli destek hizmetleri şunları içerebilir:

Kişisel asistanlık gibi evde ve toplum içinde canlı destek.

Hareketlilik yardımcıları, yardımcı cihazlar ve teknoloji.

Destekli karar verme hizmetleri.

İşaret dili tercümesi, alternatif ve destekleyici iletişim gibi iletişim desteği.

Tüm ülke raporları, destek hizmetlerinin yetersiz geliştirildiğini ve yetersiz kaynağa sahip olduğunu belirtmektedir. Tanımlanan en yaygın eksiklikler, destekli karar verme dahil olmak üzere psikososyal ve zihinsel engelli bireyler için uygun ve erişilebilir hizmetlerin eksikliğidir. Toplum temelli destek çeşitli ülkelerde ortaya çıkmakta olsa da kurumsallaşma (kurum bakımı) çoğu ülkede hala ana seçenektir. Belirtilen nedenlerden bazıları, paradigma değişimi (uzman odaklıdan kullanıcı odaklıya) ve bütçe kalemlerinin (ulusal düzeyden yerel düzeye) kaydırılması sorunlarıdır. Toplum temelli hizmetler eksikse veya kalitesizse, kurumlar en güvenli ve tercih edilen seçenek olarak görünmektedir.

Diğer eksiklikler arasında temel hizmetlerin (örneğin; teknik yardımcılar, kişisel asistanlık, rehabilitasyon hizmetleri, temel ilaçlar ve güneş kremi) erişilemezliği ve karşılanamazlığı (uygunluk, mesafe veya farkındalık eksikliği nedeniyle) yer almaktadır. Engellilik ödenekleri genellikle son derece düşüktür ve yalnızca “uygun şekilde değerlendirilmiş” olanlara ulaşmaktadır. Eğitimli profesyonel eksikliği, yardımcı cihazların, hareketlilik yardımcılarının ve diğer mal ve hizmetlerin parçalı tedariki, genellikle ailelerin desteğin tek sağlayıcısı olmasına yol açmakta ve bu destek sıklıkla ücretsiz olmaktadır. İşaret dili tercüme hizmetleri ve diğer alternatif iletişim biçimleri, Sağır bireylerin ve Sağır-kör bireylerin katılımını ve kamu hizmetlerine erişimini engelleyen, özellikle kaynağı yetersiz bir alan olarak belirtilmektedir. Birçok insani yardım ve düşük kaynaklı ortamda, destek hizmetleri neredeyse hiç yoktur; bu da engelli bireyleri yüksek kurumsallaşma, terk edilme veya dışlanma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

Ortaya çıkan toplum temelli hizmet reformlarına örnekler:

Gürcistan — Bir belediye kişisel asistanlık hizmetinin 1 Ocak 2025’ten itibaren ülke çapında yürürlükte olması yasayla zorunlu kılınmıştır. Sistem ayrıca, belediyelerin yeni yerel sağlayıcılar oluşturması ve bağımsız yaşam destek programları kurması için hizmetleri merkezileştirmeme (yerelleştirme) çabasının yanı sıra, küçük grup evleri ve diğer toplum temelli barınma seçeneklerini de kullanıma sunmaktadır.

Ukrayna — Topluluklar (hromadalar) temel sosyal hizmetlerden sorumludur; savaş sırasında kapasite, personel ve finansman sıkıntılı olsa da destekli yaşam, gündüz hizmetleri ve kişisel asistanlık konularında aktif savunuculuk ve STK çalışmaları mevcuttur. Ulusal Sosyal Hizmet standartları denetlemektedir; EBÖ’ler/STK’lar, (yeniden) kurumsallaşmayı önlemek için toplum temelli alternatifleri zorlamaktadır – ki bu çok sık gerçekleşmektedir.

Botsvana — Politika gündemi toplum temelli alternatiflere doğru ilerlemekte ve kurumsal bakımdan uzaklaşmaktadır (2024 Engelli Bireyler Yasası). Mevcut gerçeklik: Toplum temelli destek hizmetlerinin sınırlı erişimi ve toplum temelli yaşam seçenekleri ile daha güçlü bölge düzeyinde sevk/değerlendirme sistemleri geliştirme çağrısıdır.

ANA AKIM HİZMETLER

Engelli bireyler; eğitim, mesleki eğitim, sağlık, adalete erişim, acil durum hizmetleri, sosyal koruma ve eğlence hizmetleri gibi engelli olmayan bireylerle aynı temel hizmetlere ihtiyaç duymakta ve bunlara hak sahibidir. Bu nedenle, bu hizmetlerin kapsayıcı olması ve gerektiğinde engelli destek hizmetleriyle bağlantı kurması temeldir. Bu tür hizmetler; mahkemeye çıkmak için işaret dili tercümanlarına erişimi, acil bir durumda tahliye olabilmek için toplum temelli destek mekanizmalarına erişimi veya ana akım okul sistemine devam etmek için uygun bir tekerlekli sandalyeye ve bunun nasıl kullanılacağına dair tavsiyeye erişimi içerir.

Neredeyse tüm ülkeler, engelli bireylerin sağlık, eğitim, sosyal koruma ve istihdam alanlarındaki ana akım hizmetlerden dışlanmaya devam ettiğini teyit etmektedir. Yatılı kurumlar, hastanelerdeki ruh sağlığı servisleri, ana akım eğitim sistemi dışındaki özel okullar ve korumalı işyerleri veya düşük ücretli istihdam gibi ayrıştırılmış veya özelleşmiş hizmetler hakimdir ve ana akım sistemlerin kapsayıcı olacak şekilde uyarlanması sınırlıdır.

Ülke analizleri, sağlık hizmeti ihtiyaçları genellikle engelli olmayan genel nüfustan daha fazla olmasına rağmen, engelli bireylerin diğer vatandaşların yararlandığı sağlık hizmetlerine erişimden yoksun olduğunu göstermektedir. Ana akım sağlık hizmetlerindeki sağlık personeli genellikle engelli bireylerle nasıl iletişim kuracağını veya onlara nasıl davranacağını bilmemekte ve istismarcı tutumlar sergileyebilmekte, hatta hizmet vermeyi reddedebilmektedir. Ayrıca, sağlık hizmetleri bünyesindeki tesisler ve bilgiler herkes için erişilebilir değildir. İşaret dili tercümesine, anlaşılması kolay iletişime veya diğer erişilebilir iletişim ve bilgi biçimlerine erişim, sağlık ortamlarında nadirdir. Ülkeler, muayene odaları ile temel sağlık hizmetleri ve ilaç sağlayan klinikler de dahil olmak üzere sağlık tesislerinin genellikle erişilemez olduğunu bildirmektedir. Ülke raporları özellikle, zihinsel ve psikososyal engelli bireylerin sağlık profesyonelleri tarafından yüksek düzeyde damgalanma ve ayrımcılığa maruz kaldığını ve genellikle hizmetlerin reddedildiğini veya bakıma eriştiklerinde tedavi için bilgilendirilmiş onam alınmadığını belirtmektedir. Yatılı uzun süreli bakım merkezlerinde kurumsallaşma veya ruh sağlığı hastanelerinde zorla tedavi, zihinsel engelli bireylere ve psikososyal engelli bireylere bakım sağlamada baskın yöntemlerdir. Ülkelerin yaklaşık üçte birinde toplum temelli hizmetlerde ortaya çıkan reformlar rapor edilmiştir. Ancak, toplum temelli desteği genişletmek ve ulusal düzeyde kurumsallaştırmak için daha fazla çabaya ihtiyaç vardır. Raporlara göre, toplum temelli destek şu anda yalnızca dört ülkede birincil odak noktasıdır.

Uluslararası Engellilik İttifakı Kapsayıcı Eğitim Küresel Raporu ve UNESCO’nun 2020 Küresel Eğitim İzleme Raporu, engelli çocukların engelli olmayan akranlarına göre okula önemli ölçüde daha düşük oranlarda kayıt olmaya devam ettiğini ve bu uçurumun açıldığını vurgulamaktadır. Mevcut izleme verilerine sahip ülkeler arasında, engelli çocukların temel eğitime kaydı yüzde 1 ile yüzde 46 arasında değişmektedir. Örneğin bir ülkede, engelli olmayan çocuklar için ilkokul kaydı yüzde 94’ün üzerindeyken, engelli çocuklar arasında bu oran sadece yüzde 1’dir. Dikkat çekicidir ki bu ülke, son on yılda kapsayıcı eğitim için önemli uluslararası destek almıştır; bu da mevcut yaklaşımların amaçlanan sonuçları vermediğini göstermektedir. Genel olarak analizler, politikaların yürürlükte olduğu durumlarda bile kapsayıcı eğitimin uygulanmasında ısrarlı ve önemli boşluklar olduğunu ortaya koymaktadır. Nedenler şunları içermektedir:

Genel okul sistemi yetersiz kaynağa sahiptir ve eğitimin kalitesi tehlikeye atılmıştır. Sınıflar kalabalıktır; öğrenme materyalleri eksiktir ve personel kapsayıcı eğitimi uygulamak için yeterli eğitime sahip değildir. Okul binaları, okullardaki WASH (Su, Hijyen ve Sanitasyon) tesisleri ve ulaşım güzergahları erişilebilir değildir.

Bazı durumlarda, yeterli destek ve kapsayıcı öğretim eksikliği, çocuklar için (diğer öğrenciler tarafından zorbalığa uğrama, öğrenimden dışlanma ve erişilemez WASH tesisleri ile ilgili sağlık ve güvenlik endişeleri dahil) ebeveynlerin onları kaydettirmekte isteksiz olmasına neden olan deneyimlerle sonuçlanabilir. Çoğu ülke engelli çocuklara ilişkin yeterli veriden yoksundur ve kapsayıcı eğitim ile bunun uygulamada neyi gerektirdiği konusunda ortak bir anlayış yoktur.

Engellilik etrafındaki damgalayıcı ve ayrımcı tutumlar, engelli çocuklar için düşük beklentilerle birlikte devam etmektedir.

Çoğu eğitim programı sonuç çerçevesi, okulda veya okul dışında olsun, engelli çocukların kaydını ve ilerlemesini izlemek için ayrıştırılmış göstergelerden yoksundur. Sonuç olarak, kapsayıcı eğitimin uygulanması düzensizdir ve engelli çocuklar için öğrenme çıktılarına ilişkin veriler büyük ölçüde eksiktir.

Benzer şekilde, sosyal koruma, istihdam ve gelir getirici sistemler, genellikle engelli bireylerin haklarını yeterince ele almakta başarısız olmakta, yaşam koşullarının iyileştirilmesindeki ilerlemeyi ve yeterli yaşam standardını sınırlamaktadır. Neredeyse tüm ülkelerde, engelli bireylerin işgücü piyasasına katılımı son derece düşük kalmakta olup; ayrımcılık, makul düzenlemelerin eksikliği ve erişilemez çalışma ortamları gibi süregelen engelleri yansıtmaktadır. Birçok ülkede, işgücü piyasasını düzenleyen yasalar hala engelliliğe dayalı ayrımcılığa karşı korumadan yoksundur. Küresel olarak, engelli olmayanların yüzde 56’sına kıyasla, çalışma çağındaki engelli bireylerin sadece yüzde 27’si istihdam edilmektedir. Engelli kadınlar, zihinsel engelli bireyler ve psikososyal engelli bireyler gibi bazı engelli grupları, işe erişimde daha yüksek ayrımcılık oranlarıyla karşı karşıyadır.

Ülkelerin yarısından fazlası engelli istihdam kotalarını kabul etmiş olsa da engelli bireyler arasındaki işsizlik yüksek seyretmektedir. Kota sistemlerinin yetersiz uygulandığı yaygın olarak bildirilmekte ve bazı durumlarda işverenler, kapsayıcılık için gereken işyeri düzenlemelerini yapmaktansa ceza ödemeyi tercih etmektedir. Makul düzenleme sağlamayı reddetmek, çoğu ülkede henüz yasalar kapsamında «ayrımcılık» olarak tanımlanmamıştır. Bu eşitsizlikler göz önüne alındığında, engelli bireylerin ve ailelerinin tüm ülkelerde yoksulluk içinde yaşayan insanların orantısız bir payını oluşturması sürpriz olmamalıdır. BM’nin 2024 tarihli Engellilik ve Kalkınma Amiral Gemisi Raporu’na göre, engelli olmayan bireylerin yüzde 60’ına kıyasla engelli bireylerin yüzde 80’i çok boyutlu yoksuldur. Ayrıca, engelli bireyler engelli olmayan bireylerden daha düşük gelir ve ücretlere sahiptir ve engelli bireylerin bulunduğu haneler, engelli birey bulunmayan hanelere göre kişi başına daha düşük gelir elde etmektedir.

Ülke raporları, kapsayıcı hizmetlerin uygulanmasındaki yavaş ilerlemenin altında yatan nedenler olarak aşağıdakilere işaret etmektedir:

Birçok düşük/orta gelirli ülkede, ana akım sosyal hizmetler genel olarak düşük nitelikli ve yetersiz finanse edilmekte olup; bu durum, engelli bireylerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik uyarlamalar ve beceri geliştirme faaliyetleri için kaynak bulunmasını güçleştirmektedir.

Pek çok ülkede, mevcut engellilik değerlendirme sistemleri hâlâ tıbbi modele dayanmaktadır; bu durum, sektörler genelinde kapsayıcı fırsatlara erişimi teşvik etmek yerine, engelli bireyleri ayrıştırılmış hizmetlere yönlendirme eğilimindedir.

Hizmetlere erişim, erişilebilir olmayan ulaşım sistemleri ve altyapı nedeniyle engellenmektedir. Buna ek olarak, birçok temel hizmet kentsel alanlarda yoğunlaşmış olup, kırsal bölgelerde mevcudiyet sınırlıdır.

Hizmetleri sektörler (eğitim, sağlık, sosyal koruma ve çalışma/istihdam) arasında koordine edecek eğitimli personelin mevcudiyeti sınırlıdır.

Tüm ülkelerde, engellilik kapsayıcı hizmet reformları için bütçeler/finansman yetersizdir.

Engelli bireylere/kadınlara karşı önyargı hâlâ mevcuttur. Bu nedenle engelli bireyler sıklıkla reddedilmekte ve “özel hizmetlere” sevk edilmektedir.

Ulusal ve yerel çabalar koordine edilmemekte ve müdahaleler arasında rekabet bulunmaktadır. Birçok pilot uygulama asla ölçeklendirilmemekte ve donörlerin katılımı sona erdiğinde yürürlükten kalkmaktadır.

Kurum bakımı ve ayrıştırılmış özel hizmetler hâlâ yoğun bir şekilde finanse edilmekte olup; geçiş planları, kapsayıcı alternatiflerin zayıf/yavaş gelişimi, uzun süreli profesyonel personelin direnci ve engellilik camiası içinde kapsayıcı alternatiflere duyulan güvensizlik nedeniyle sekteye uğramaktadır.

Program tasarımında EBÖ’lere (Engelli Bireyleri Temsil Eden Örgütler) danışılmamaktadır.

Ülke raporları, engelli bireylerin kapsanmasının büyük ölçüde sağlık, eğitim ve sosyal koruma gibi genel sosyal hizmet sistemlerinin genel işleyişine ve kalitesine bağlı olduğunu öne sürmektedir. Bu, engellilik kapsayıcılığının yalnızca hedefe yönelik engellilik kapsayıcılığı çabalarına değil, aynı zamanda bu sistemlerin genel mali ve beşeri kaynaklarına – ve tutumsal değişikliklere – yatırım yapılmasını gerektirdiği anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla, ayrıştırılmış çözümlerin hâlâ tüm ülkelerin hizmet sistemlerinin bir parçası olması ve engelli bireylerin ve EBÖ’lerin kendilerinin de genellikle – kısa vadede – bunları tercih etmesi şaşırtıcı değildir. Daha iyi (veya benzer) kapsayıcı bir seçeneğin mevcut olduğunu teyit etmeden bu az sayıdaki fırsattan vazgeçmek konusunda isteksizdirler. Kapsayıcı ve erişilebilir olan toplum temelli hizmetlere ve desteğe yönelik somut, geniş çapta istişare edilmiş ve iyi finanse edilmiş geçiş planları, başarılı bir değişim için ön koşuldur.

 

EHİS Uyumlu Bütçeleme

MALİ PLANLAMA VE İZLEME

Bir ülkenin yerel ve uluslararası kaynaklarının engelli bireylerin kapsanmasını ne ölçüde teşvik ettiğini analiz etmek; bu konunun öncelik sıralamasını anlamak, harekete geçirilebilecek kullanılmayan kaynakları belirlemek ve yeterli politika ve bütçe planlamasını desteklemek açısından kritiktir. EHİS uyumlu bütçe analizi, engellilik kapsayıcılığı taahhütlerini ve engelli bireylerin haklarını politika ve mevzuat yoluyla eyleme dönüştürmeye yönelik politika çabalarına ilişkin benzersiz bir perspektif sağlar. Derinlemesine ulusal istatistiksel veri analizi ile birleştirildiğinde, yatırılan kaynaklar ile engelli bireylerin karşılaştığı engellerin ve sorunların ölçeği arasındaki boşlukların net bir resmini sunar.

Çoğu ülke, mevcut ulusal, yerel ve donör bütçelerinin EHİS’i tam olarak uygulamak için yetersiz olduğu sonucuna varmıştır. Engellilik yasaları ve politikaları genellikle bütçelendirilmemiştir ve engellilik kapsayıcılığına ilişkin harcamalar, hükümet sektörleri ve kademeleri genelinde izlenebilir değildir. Birkaç ülke ortaya çıkan iyi uygulamaları ve artan tahsisatları bildirse de, çoğu ülke (44) engelliliğe yönelik tahsisatların var olduğunu ancak küçük, parçalı, harcanmamış veya büyük ölçüde görünmez olduğunu bildirmektedir.

Daha önce belirtildiği gibi, EHİS’in ve engellilik mevzuatının uygulanması sorumluluğu genellikle bir Sosyal Refah Bakanlığı’na ve/veya bir Engellilik Konseyi’ne verilmiştir; ancak bu kuruluşlara bütçeleme gücü veya harekete geçmesi gereken diğer bakanlıklar üzerinde yetki tanınmamaktadır. Bazı ülkelerde, engellilik ödenekleri, rehabilitasyon hizmetleri, özel eğitim veya kurumsal operasyonlar gibi engellilik odaklı (ayrıştırılmış) müdahaleler için ulusal bütçeleri izlemek mümkün olsa da; engelliliğin “ana akımlaştırıldığı” söylenen icracı bakanlıkların ve yerel yönetimlerin bütçelerinde engellilik kapsayıcılığını izlemek genellikle imkansızdır. Kurum bakımından geçiş yapan ülkelerde, daha az maliyetli toplum temelli hizmetlere finansman sağlanması hâlâ yaygın olarak reddedilirken, daha pahalı olan kurumsal bakım ve kurumların iyileştirilmesi devam etmektedir.

Ana akım sektör programları ve ulusal kalkınma programları, engellilik kapsayıcılığına mali katkılarını hâlâ tutarlı bir şekilde raporlamamaktadır. Birincisi, genellikle ayrıştırılmış, engelliliğe özgü hedeflerden ve izleme göstergelerinden yoksundurlar. Bunlar mevcut olduğunda bile, ihtiyaç duyulan spesifik müdahaleler için nadiren açık bütçeler tahsis edilmiştir. İkincisi, yetkilerin yerel düzeylere devri, bütçeleme sorumluluğunun da transferini içermektedir. Engellilik kapsayıcılığı taahhütlerine ilişkin farkındalık genellikle bu düzeylerde daha düşüktür ve yürürlükte bir engellilik takip sistemi olmadığı sürece mali katkıların izlenebilirliği kaybolacaktır. Sonuç olarak, anlatıdaki uzun «kırılgan gruplar» listesinde «hedef grup» olarak belirtilseler bile, çoğu program engelli bireyleri kapsamayacaktır.

Çok az ülke, hükümet sektörleri genelinde engellilik bütçelemesini ve harcamalarını izlemek için yeterli sistemlere sahip olduğunu ve EBÖ’lerin bütçeleme ve izleme süreçlerine anlamlı bir şekilde dahil edildiğini bildirmektedir. Yine de, ders çıkarılabilecek bazı engellilik bütçe takibi örnekleri ortaya çıkmaktadır.

Ortaya çıkan engellilik kapsayıcı bütçeleme girişimleri

Zambiya, 2023 yılında (UNICEF/GDZ desteğiyle, 2019-2022 dönemini kapsayan) ilk ulusal engellilik bütçe analizini gerçekleştirmiştir. Bakanlıklar ve bölgeler genelindeki izlenebilirlik zorluklarına rağmen analiz, düşük yatırım seviyelerini ve engellilikle ilgili finansmandaki sistemik boşlukları ortaya çıkarmıştır.

Bütçe analizi için kolaylaştırıcılar:

Kamuya açık, ayrıntılı bütçe kitapları ve çıktı bazlı bütçeleme, engellilikle ilgili kalemleri belirlemek için anahtar kelime aramalarına olanak sağlamıştır.

Engellilik için net bütçe yetkililerinin varlığı. Tahsis edilmiş bütçe kalemlerine sahip birkaç tanımlanabilir kurumun bulunması.

Maliye ve Ulusal Planlama Bakanlığı’nın liderlik etmesi ve icracı bakanlıklara (“engellilik konusunda ne yapıyorsunuz”) aktif olarak danışması, hükümetler arası bütçe analizi için doğal bir giriş noktası oluşturmuştur.

Bütçe ayrıştırması hâlâ zayıf olsa da, ölçeği ve ihtiyacı bağlamsallaştırmak için temel veri altyapısı (2015 Ulusal Engellilik Araştırması; Washington Grubu sorularını kullanan 2022 Nüfus Sayımı/LCS) mevcuttur.

UNICEF teknik desteği.

Analiz, EHİS uyumlu bütçeleme için neyin gerekli olduğunu söylüyor:

Planlama ve İzleme & Değerlendirme genelinde sistematik etiketleme/ayrıştırma (en büyük engel: ayrıştırılmış bütçe/program verisi eksikliği).

Kayıt ve değerlendirme reformu: boşluğu kapatmak (63.340 kayıtlıya karşılık ~1,5 Milyon tahmini); hak temelli değerlendirmeye geçmek ve kaydı güncellemek.

Maliye Bakanlığı liderliğini resmileştirmek; icracı bakanlık bütçe yöneticilerini eğitmek; engelliliği yıllık planlara yerleştirmek; Maliye Bakanlığı liderliğindeki istişareleri sürdürmek.

Yerel finansmanı (örneğin, Seçim Bölgesi Kalkınma Fonları) kaldıraç olarak kullanmak: yöneticileri kapsayıcı bütçeleri değerlendirmeleri ve EBÖ’leri başvurmaları için eğitmek.

Diğer sektörleri ölçeklendirirken kapsayıcılığı sosyal korumaya sabitlemek (örneğin, Zambiya, ağır engelli bireylere sahip haneler için Sosyal Nakit Transferi (SCT) transfer değerlerini iki katına çıkarmıştır).

Sırbistan’da, MDRI-S (zihinsel ve psikososyal engelli bireylerin haklarına odaklanan Belgrad merkezli bir STK) liderliğindeki bir pilot proje olan Yerel Yönetim Birimlerinde Engelli Bireyler için Kapsayıcı Bütçeleme, AB desteğiyle (2023–2026) uygulanmaktadır. Proje, belediyeler için engellilikle ilgili bütçe tedbirlerinin EHİS doğrultusunda nasıl planlanacağı, etiketleneceği ve raporlanacağı konusunda resmi kılavuzlar üretmiştir. Ulusal düzeyde, engellilik harcamalarının izlenmesine izin veren bir sistem henüz mevcut değildir.

 

DÜZENLEME VE ENGELLİLİĞİN EK MALİYETLERİ İÇİN DESTEK

Araştırmalar tutarlı bir şekilde, engelli bireylerin hem doğrudan (örneğin; yardımcı cihazlar, kişisel destek, ulaşım, sağlık hizmetleri) hem de dolaylı (örneğin; kaybedilen kazançlar, bakım veren gelir kayıpları) olmak üzere engellilikle ilgili önemli ek maliyetlerle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Bu maliyetler, yoksulluk veya sosyal koruma tedbirlerinde ve politikalarında genellikle göz ardı edilmektedir. Örneğin, “yaşam standardı” yöntemini kullanan çalışmalar, engelli bireylerin engelli olmayan akranlarıyla aynı yaşam standardına ulaşmak için genellikle yüzde 10 ila 40 daha fazla gelire ihtiyaç duyduğunu tahmin etmektedir. Bu ek maliyetleri ele almak için açık bütçeleme son derece nadirdir. Çoğu ülkede sosyal koruma programları ve politikaları bu ek maliyetleri hesaba katmamaktadır. Engelli bireyler genellikle destek hizmetleri ve uyarlamalar için kendi ceplerinden ödeme yapmak zorundadır; bu da onların istişarelerden, karar alma süreçlerinden, eğitimden, sosyal hizmetlerden ve adalete erişimden dışlanmalarına katkıda bulunmaktadır.

Hesap Verebilirlik ve Yönetişim

Nicel ve nitel veriler; engelli bireylerin durumunu, yaşadıkları eşitsizlikleri ve eşit temelde katılımın önündeki engelleri anlamak için esastır. Veriler ayrıca, ilerlemeyi raporlamak ve engelli bireylerin bütçe, politika ve programlama kararlarına dahil edilmesini sağlayarak engellerin ve eşitsizliklerin ele alınmasını temin etmek için de kilit öneme sahiptir.

KAPSAYICI KANIT VE VERİ TOPLAMA SİSTEMLERİ

Veri eksikliği, neredeyse tüm ülkeler tarafından engellilik kapsayıcı programlama ve izlemenin önündeki temel bir engel olarak belirtilmektedir. Birçok ülke EHİS uyumlu bir engellilik tanımı kullanmamakta, bunun yerine katı tıbbi bozukluk tanımlarına dayanmaktadır. Ülkelerin yalnızca üçte biri veri toplama sistemlerinde Washington Grubu Kısa Engellilik Soru Seti’ni kullanmışken, diğer bazıları bunu yapmayı planlamaktadır. Bu soru seti, mevcut, ulusal olarak geliştirilmiş kategorilerden ve tanımlardan daha yararlı olsa da, bazı psikososyal ve zihinsel engelli bireylerin tanımlanmasında bazı zorlukları beraberinde getirmektedir.

Neredeyse tüm ülke raporları, engellilik yaygınlığının bilinmediğini, hafife alındığını, tutarsız olduğunu veya karşılaştırılabilir olmadığını belirtmektedir. Bazı ülkelerde istatistikler idari/tıbbi sertifikasyon verilerine (örneğin, yalnızca engellilik yardımlarına başvuranlar) dayanmaktadır ve bu da eksik sayıma yol açmaktadır. Diğerleri, birden fazla, çelişkili araştırmaya (farklı bakanlıklar farklı rakamlar bildirmektedir) atıfta bulunmaktadır. Engellilik araştırmaları genellikle belirli bir soruna yanıt vermek için geçici (ad hoc) olarak kurgulanmakta ve engelliliğe farklı tanımlar ve yaklaşımlar kullanabilmektedir. Ajanslar ve kurumlar nadiren veri paylaşmakta veya karşılaştırmaktadır. Bu eksiklik, çeşitli sektörlerden ve hane halkı araştırmalarından istatistiksel bilgilerin derlenmesi ve karşılaştırılması yeteneğini etkilemektedir. Son olarak, insanların kendilerini tanımlamamalarına (beyan etmemelerine) yol açan damgalanma korkusu mevcuttur.

Raporlar, veri sistemlerinde aşağıdaki temel boşluklardan bahsetmiştir:

Ulusal istatistik sistemleri, engelli bireyler hakkında doğru bilgiden yoksundur veya mevcut verileri koordine edip kullanmamaktadır.

Bu durum planlama ve bütçeleme yeteneğini etkilemektedir. Neredeyse tüm ülkeler (49), güvenilir istatistik ve veri eksikliğini temel bir boşluk olarak belirtmektedir.

Çoğu hükümet ve kalkınma ortağı, programlarının ve müdahalelerinin etkilerini izlemek için henüz engelliliğe göre ayrıştırılmış amaçlara, hedeflere ve göstergelere sahip değildir.

SKA (Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları) engellilik göstergelerine ilişkin raporlama yetersizdir. BM ajansları bu konuda ulusal kalkınma süreçlerine yardımcı olmak için daha fazlasını yapabilir.

Çatışma veya insani yardım bağlamlarında, yetkililer tarafından kontrol edilmeyen bölgelerden güvenilir engellilik verisi elde etmek zordur veya bu veriler gizli bilgi olarak etiketlenebilir.

ULUSAL HESAP VEREBİLİRLİK MEKANİZMALARI

Mevzuat ve politikalar ülkeler genelinde giderek daha fazla EHİS (Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme) ile uyumlu hale gelse de, hesap verebilirlik ve yönetişim sistemleri ile yapılarındaki boşlukları yansıtacak şekilde tüm ülkelerde uygulama (yaptırım) boşlukları mevcuttur.

Ülke raporlarına göre, bu boşluklar aşağıdakilerle ilgilidir:

İnsan hakları izleme mekanizmaları ve adli yardım sistemleri, engelli bireylerin haklarını destekleme açısından hâlâ zayıftır.

Raporlama geçici (ad hoc) niteliktedir ve yalnızca birkaç hukuki dava açılmıştır.

Ülkelerin üçte biri (17), EHİS Madde 33(2): Ulusal uygulama ve izleme uyarınca işleyen bağımsız bir izleme mekanizmasına sahip olmadıklarını bildirirken; diğer birçoğu (27), mevcut izleme mekanizmalarının yeterli kapasiteye sahip olmadığını rapor etmektedir.

Yalnızca bir avuç ülke (7), iyi işleyen bağımsız bir izleme mekanizmasına sahip olduğunu bildirmektedir.

Engelli bireyler, genellikle seslerini duyurmayı beklemedikleri, raporlama prosedürleri erişilemez olduğu, raporlamak için gereken desteğe sahip olmadıkları (örneğin, hukuki ehliyete veya resmi şikayette bulunmak için gereken desteğe erişime sahip olmayabilirler) veya haklarını bilmedikleri için hak ihlallerini genellikle bildirmemektedir.

EBÖ’ler (Engelli Bireyleri Temsil Eden Örgütler), genellikle davet edilmedikleri ve/veya kapasite ve ses birliğinden yoksun oldukları için ulusal kalkınma veya insani yardım programlarının izlenmesine anlamlı bir şekilde dahil edilmemektedir. Ancak, insani yardım bağlamları da dahil olmak üzere EBÖ savunuculuk kapasitesi ve katılımı artmaktadır. EBÖ katılımı hakkında daha fazla bilgi için yukarıya bakınız.

SEKTÖRLER ARASI KOORDİNASYON

Paydaş analizi altında belirtildiği gibi, zayıf koordinasyon mekanizmaları tüm ülkelerde temel bir boşluk teşkil etmektedir. Hükümet, kalkınma ortakları ve EBÖ’ler genellikle kendi hedeflerine ulaşmak için kopuk (silo halinde) çalışmaktadır. Kısmen finansman gereklilikleri, sınırlı yetkiler ve kötü işleyen koordinasyon mekanizmaları nedeniyle bütüncül bir yaklaşım benimsemeleri ve sinerji aramaları zordur. Bu durum, müdahalelerin etkinliği üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve mükerrerlik (duplikasyon) risklerini artırmaktadır.

Mozambik’te yönetişim ve hesap verebilirlik konusunda umut verici ilerleme

Engelliliği Sürdürülebilir kalkınma amaçları izleme ve ulusal planlama ile ilişkilendiren, EBÖ katılımlı bir Ulusal SKA Referans Grubu’nun kurulması.

Sosyal güvenlik programlarını kırılgan grupları kapsayacak şekilde revize eden ve engellilik kapsayıcılığını kurumsallaştıran 47/2018 Sayılı Kararname.

Koordinasyonu güçlendirmek için Sosyal Eylem Bakanlığı ve CNAS bünyesinde kurumsal yeniden yapılanma.

Etkinleştirici Faktörler

Ekonomi ve Maliye Bakanlığı aracılığıyla üst düzey siyasi taahhüt ve Dışişleri Bakanlığı’nın SKA izleme sürecine katılımı.

Hükümet, EBÖ’ler, özel sektör, akademi ve BM ajanslarını içeren geniş çok paydaşlı platformlar.

Uluslararası çerçevelerden (SKA’lar, EHİS) gelen ivmenin kurumsal inovasyonu zorlamak için kaldıraç olarak kullanılması.

KESİŞEN YAKLAŞIMLAR

Katılım

EBÖ’lerin katılımı sadece iyi bir uygulama değil, aynı zamanda temel bir insan hakkıdır. Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin (EHİS) Genel Yükümlülükler başlıklı 4. Maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtildiği üzere; hükümetler, mevzuat ve politikaların uygulanması ve yaşamlarıyla ilgili diğer karar alma süreçlerinde, engelli çocuklar da dahil olmak üzere engelli bireylerle, onları temsil eden örgütleri aracılığıyla yakından istişare etmelidir.

Tüm ülke raporları, koordinasyon, uygulama ve izleme mekanizmalarında EBÖ katılımının artırılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Bulgular; etkili koordinasyon mekanizmalarının sınırlı olduğu, bu mekanizmalar mevcut olduğunda hükümet ve kalkınma ortaklarının erişilebilir önlemlerinin eksikliğinin EBÖ katılımını sınırladığı ve EBÖ’lerin anlamlı katılım için genellikle teknik kapasiteden yoksun olduğu bir kısır döngüye işaret etmektedir.

Çoğu ülke (%67), engelli bireyleri temsil eden örgütlerin (EBÖ’ler) koordinasyon mekanizmalarına anlamlı bir şekilde katılmak ve politika kararlarını etkilemek için yeterli finansman ve kapasiteden yoksun olduğunu bildirmektedir. Ülkeler, özellikle yerel düzeyde operasyonlarını sürdürmek, savunuculuklarını koordine etmek ve politika diyaloğuna girmek için EBÖ kapasitesi ve finansmanında boşluklar olduğunu bildirmektedir. EBÖ’ler ayrıca temsil edilebilirlikle ilgili zorluklarla karşılaşmaktadır; birçoğunun sınırlı üyeliği vardır, başkentlerde yoğunlaşmıştır veya yalnızca belirli engelli gruplarını temsil etmektedir. Çeşitli bağlamlarda, EBÖ’ler bireysel liderler veya öncüler etrafında kurulmuştur ve onlara büyük ölçüde bağımlı kalmaktadır. Sonuç olarak, nispeten iyi kaynaklara sahip birkaç EBÖ engellilik hareketine hakim olma eğilimindedir ve bazı kesimler hiç temsil edilmemektedir.

Aynı zamanda, birçok durum analizi; yükümlülük sahiplerinin ve donör kuruluşların EBÖ’lere ulaşmaya yeterince odaklanmadığını ve EBÖ’lerin politika diyaloğuna anlamlı bir şekilde katılabilmesi için kapsayıcı ve erişilebilir istişare süreçlerine yatırım yapılmadığını teyit etmektedir. Bu tür bir destek; finansman, kapasite geliştirme, hazırlık toplantıları ve diyalog için yeterli zamanı içermelidir.

Birçok durum analizi, EBÖ’lerin kapasitelerini geliştirmek ve katılımları için maliyetleri karşılamak üzere kendi imkanlarını bulmaları gerektiğini bildirmektedir. Bu durum, EBÖ katılımı eksikliğinin yalnızca kapasite kısıtlamalarına bağlanamayacağını göstermektedir. Çoğu bağlamda, EBÖ’lerle istişare için resmi veya zorunlu platformlar yoktur ve hem hükümetler hem de donörler, karar alma süreçlerine etkin ve anlamlı katılımlarını sağlamak için yetersiz destek sağlamaktadır. Bu aynı zamanda; dışlayıcı uygulamalar, önyargı ve yükümlülük sahipleri ile donörler arasındaki sınırlı farkındalık ve anlamlı katılımı sağlamak için makul düzenlemelerin yetersiz sağlanması gibi daha geniş engelleri yansıtmaktadır.

EBÖ’lerin kapasitesi, temsiliyeti ve istişare mekanizmalarıyla ilgili sorunlar olsa da, ülkelerin üçte biri EBÖ’lerin engellilik politikası oluşturma, EHİS izleme veya insani yardım müdahalesinde giderek daha aktif, organize ve etkili olduğunu not etmektedir.

Bazı örnekler ve çıkarılan dersler:

Uruguay’da, Ulusal İnsan Hakları Kurumu (INDDHH) bünyesindeki Bağımsız İzleme Mekanizması’na bağlı Fahri Danışma Konseyi’nin kurulması, EBÖ’lere EHİS izlemede daimi bir rol vererek büyük bir ilerleme sağlamıştır. Ülke genelinde 350’den fazla EBÖ aktiftir ve kilit organlarda resmi temsiliyete sahiptir.

Gürcistan’da EBÖ’ler, kurum bakımından çıkış (deinstitutionalization) reformlarında ve vesayet reformu savunuculuğunda etkilidir.

Nijerya’da EBÖ’ler, 2018 Engellilik Yasası’nın uygulanmasında ve kapsayıcı bütçeleme savunuculuğunda aktiftir.

Kosta Rika’da, Engelli Bireyler Danışma Forumu, EBÖ’lerin yasa tasarılarını, politikaları ve programları incelemesi ve yorumlamada aktif rol üstlenmektedir

Katılım konusundaki durum analizindeki bu ve diğer örneklere dayanarak aşağıdaki etkinleştirici faktörler belirlenmiştir:

EBÖ katılımı, yasal veya yapısal olarak zorunlu kılındığı durumlarda en güçlüdür.

Alan ve kaynak verildiğinde, EBÖ’ler reformları ve insani yardım müdahalelerini şekillendirebilmekte ve şekillendirmektedir.

EBÖ’lerin eğitilmesi ve kaynakla desteklenmesi, politika diyaloğuna etkili bir şekilde katılma yeteneklerini artırmaktadır.

Ulusal çatı EBÖ’leri, koordineli katılım için bir giriş noktası sağlamaktadır.

Ulusal ve yerel siyasi parlamentolarla bağlantılı resmi istişare mekanizmaları oluşturulursa, EBÖ’ler siyasi karar alma süreçlerine dahil olabilirler.

Bu durum, katılımı artırmaya yönelik müdahalelerin odağının şunlar olması gerektiği anlamına gelmektedir:

a) Planlama, bütçeleme, uygulama ve izleme mekanizmaları ile süreçlerinde EBÖ katılımının zorunlu hale getirilmesi ve resmileştirilmesi,

b) Anlamlı bir şekilde yer almaları için EBÖ’lerin eğitilmesi ve kaynakla desteklenmesi ve

c) Koordineli EBÖ eyleminin kolaylaştırılması.

 Marjinalleştirilmiş Gruplar

Tüm engelli bireyler dünya genelinde ayrımcılık ve dışlanma ile karşı karşıyadır. Zihinsel engelli bireyler, sağır-kör bireyler, albinizmli bireyler veya psikososyal engelli bireyler gibi yeterince temsil edilmeyen gruplardan gelen engelli bireyler, daha da büyük bir marjinalleşme ve dışlanma yaşamaktadır. Yaş, toplumsal cinsiyet, ırk, etnik köken, cinsel yönelim ve diğer kimlikler veya özellikler gibi birden fazla kimlik veya özellik kesiştiğinde, engelli bireyler için katılımın önündeki engeller daha da artmaktadır.

Marjinalleştirilmiş ve yeterince temsil edilmeyen gruplar için; ulusal yasalar, politikalar ve sistemler haklarını, önceliklerini ve temel hizmet ile destek ihtiyaçlarını yeterince ele almadığında yoksulluk, dışlanma ve kaynaklara ve hizmetlere sınırlı erişim yoğunlaşmaktadır. Ayrıca, marjinalleştirilmiş ve yeterince temsil edilmeyen engelli gruplarının ulusal sivil toplum yapılarında temsil edilmemesi, EBÖ’lerin gösterdiği hayati savunuculuk çabalarına rağmen, seslerinin ve bakış açılarının ulusal savunuculuk çabalarında daha az görünür olması anlamına gelmektedir.

Tüm ülke raporlarında, daha marjinalleştirilmiş ve yeterince temsil edilmeyen grupları temsil eden örgütlerin, karar alma alanlarına, kaynaklara ve kapasite geliştirme fırsatlarına çok daha az erişimi olduğu görülmüştür. Ülkelerin çoğunda, yeterince temsil edilmeyen ve marjinalleştirilmiş engelli bireyler; kurum bakımı (kurumsallaşma), zorla veya cebren tıbbi tedaviler, şiddet ve istismar ile adalet hizmetlerine ve desteğe erişim eksikliği gibi vahim insan hakları ihlalleriyle karşılaşmaya devam etmektedir.

Engelli çocuklar, duygusal ve (yaşa uygun) pratik destek için bakım verenlerine bağımlı olduklarından ek marjinalleşme ile karşı karşıyadır. Raporlarda hem aşırı korumacılık hem de ihmal birer engel olarak belirtilmektedir. Durum analizleri, ulusal politika, yasa ve sistem reformlarının başlangıcında marjinalleştirilmiş ve yeterince temsil edilmeyen grupların haklarının güvence altına alınmasının kritik önemini vurgulamıştır. Hükümetler, bu grupların hak önceliklerini, hizmet ve destek ihtiyaçlarını ulusal reformlara dahil etmeyerek, zararlı ve damgalayıcı uygulamaları sürdüren uzun vadeli ayrımcı ve dışlayıcı politika çerçeveleri yaratma riskiyle karşı karşıyadır.

Toplumsal Cinsiyet

Çoğu ülkede toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklayan güçlü yasal çerçevelerin varlığına rağmen, çoğu yasal ve politik çerçeve, engelli kadınların ve kız çocuklarının yaşadığı kesişimsel ayrımcılığı yeterince ele almamaktadır. Engelli kadınlar ve kız çocukları, hem daha geniş toplumsal cinsiyet eşitliği hareketleri içinde hem de engelli hakları alanlarında marjinalleştirilmiş kalmaya devam etmektedir.

İncelenen ülkelerin yarısında EBÖ’ler erkek egemen yapıdadır; kadınlar liderlik rollerinde, üyelikte ve karar alma mekanizmalarında önemli ölçüde eksik temsil edilmektedir. Ülkelerin yalnızca yaklaşık dörtte biri, özellikle engelli kadınları temsil eden EBÖ’lerin varlığını bildirmiştir. Tüm ülkeler, engelli kadınların eğitim, istihdam, sağlık hizmetleri, sosyal hizmetler ve karar alma fırsatlarına erişiminin önemli ölçüde daha az olduğunu bildirmektedir. Çeşitli anlatılar, ailelerin engelli kadınların ev dışında şiddet veya istismarla karşılaşabilecekleri korkusuyla hareket özgürlüklerini ve mahremiyetlerini nasıl kısıtladığını, onları fiilen eve hapsettiğini ve topluma tam katılım haklarını nasıl reddettiğini tarif etmektedir. Bazı ülke raporları, engelli kadınların daha sık bekar ebeveynler olduğunu ve bu durumun onları ekonomik olarak savunmasız bıraktığını belirtmektedir.

Tüm ülkeler, engelli kadınların, engelli olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riski altında olduğunu belirtmektedir. Buna rağmen, adalete, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korunma ve önleme programlarına erişimleri daha azdır. Bazı ülkeler, buna karşı getirilen mevzuata rağmen, engelli kadınları ve kız çocuklarını hedef alan zorla veya cebren kısırlaştırma ve/veya doğum kontrolü uygulamalarına hala devam etmektedir. Çok az sayıda ana akım Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı ve Hakları (SRHR) programı ve hizmeti, engelli kadınların karşılaştığı özel sorunları ele almaktadır ve engelli kadınları kapsadıklarında bile, hizmetler, bilgi ve iletişim genellikle erişilebilir değildir.

 

KALKINMA VE İNSANİ YARDIM BAĞLAMLARINDA ENGELLİLİK KAPSAYICILIĞI

Ulusal Kalkınma Programları

BM Sürdürülebilir Kalkınma İşbirliği Çerçevesi (UNSDCF), BM Ülke Ekipleri (UNCT’ler) ve hükümetler arasındaki işbirliği yoluyla engellilik kapsayıcılığını ilerletmek için önemli bir mekanizma olarak kabul edilmektedir. Çeşitli ülkeler, bir UNSDCF’nin varlığının onları GDF/PRPD fonuna başvurmaya motive ettiğini belirterek, bu çerçevenin kapsayıcılığı artırma potansiyelini ortaya koymuştur. Ancak, bu potansiyel büyük ölçüde kullanılmamaktadır. Bu durum, EHİS ve SKA taahhütlerini BM-hükümet işbirliği ile uyumlu hale getirmek için kaçırılmış önemli bir fırsatı temsil etmektedir. Ülkeler, yaklaşan durum analizlerinin bu tür bir uyumu daha sistematik ve stratejik hale getirmeye yardımcı olabileceğini vurgulamaktadır.

Tüm ülkeler, ulusal kalkınma programlarının engelli bireyleri giderek daha önemli bir hedef grup olarak dikkate aldığını teyit etmektedir. Ancak, yalnızca sınırlı sayıda ülke engelliliği SKA/ulusal kalkınma planlamasına ana akımlaştırma konusunda gerçek bir ilerleme göstermektedir. Birçok ülkede engellilik kalkınma planlama çerçevelerinde hala yer almamakta veya sembolik biçimde ele alınmaktadır. Çok az ülke, engellilik kapsayıcılığını gerçek ve ölçülebilir taahhütlerle kalkınmanın temel bir bileşeni olarak konumlandırmıştır. Programlar çoğunlukla politika reformlarına odaklanmış olup, pratik uygulama sınırlıdır. İlerlemeyi izlemek için engelliliğe göre ayrıştırılmış göstergeler genellikle kullanılmamaktadır ve güvenilir veri eksikliği önemli bir engel olarak öne çıkmaktadır.

Bazı ülkelerde başarılı pilot uygulamalar bulunsa da bunlar ölçeklendirilmemektedir. Odak çoğunlukla engelliliğe özgü projelerdir ve EBÖ’lerin ulusal kalkınma veya SKA koordinasyon organlarına anlamlı katılımı sınırlıdır.

Yetki devri, bazı ülkelerde EHİS uygulamasının önünde önemli engeller oluşturmaktadır. Yerel makamlar genellikle yeterli kaynak, kapasite ve koordinasyondan yoksundur. Ulusal ve yerel düzeyler arasındaki zayıf koordinasyon, taahhütlerin hayata geçirilmesini sınırlamaktadır.

İklim Değişikliği

Birçok ülkede engellilik kapsayıcılığı iklim değişikliği uyum planlamasında yeterince ele alınmamaktadır. Bulgular, engelli bireylerin iklim değişikliğinin etkilerinden orantısız biçimde etkilendiğini göstermektedir. Buna rağmen, engellilik perspektifleri ulusal iklim politikalarında büyük ölçüde eksiktir ve EBÖ’ler ilgili forumlara anlamlı biçimde dahil edilmemektedir.

Afet Riskini Azaltma / Afet Riski Yönetimi

Çok az ülke, afet riskini azaltma ve acil durum yönetimi planlarında engelliliği sistematik olarak ele almaktadır. İlerleme bildiren ülkelerde bile uygulamalar sınırlı ve çoğu zaman pilot düzeydedir. Durum analizleri, engelli bireylerin afet ve acil durum planlarında yeterince dikkate alınmadığını, veri eksikliğinin ise yaygın bir gerekçe olarak öne sürüldüğünü göstermektedir. Bu durum, EBÖ’lerin sınırlı katılımı ile birleştiğinde sistemik dışlanmaya yol açmaktadır.

İnsani Yardım Bağlamları

Mali, Filistin ve Ukrayna’ya yönelik durum analizleri; silahlı çatışma, uzun süreli kriz ve insani acil durum bağlamlarında engelli bireylerin karşı karşıya kaldığı kesişen engelleri vurgulamaktadır. Bu bulgular, çatışmanın hem yeni engellilik durumları yarattığının hem de engelli bireyler için önceden var olan engelleri büyüttüğünün ve engelli bireyleri aşırı insani dışlanma riski altına soktuğunun altını çizmektedir.1

İnsani yardım, engelli bireyler için büyük ölçüde erişilemez olmaya devam etmektedir. Dağıtım merkezleri ve barınaklar genellikle erişilebilir değildir ve yardım ile tahliye prosedürlerine ilişkin bilgiler nadiren erişilebilir formatlarda mevcuttur. Ayrıca, Washington Grubu sorularının sınırlı kullanımı ve engelliliğe göre ayrıştırılmış verilerin yokluğu nedeniyle; ÜİYEK (Ülke İçinde Yerinden Edilmiş Kişiler) kayıtları, sosyal koruma hedeflemesi ve ihtiyaç değerlendirmeleri dahil olmak üzere insani veri sistemlerinde engelli bireyler büyük ölçüde görünmezdir. Bu görünmezlik, yardım dağıtımı, planlaması ve bütçelemesinde öncelik sıralamasında geride kalmalarıyla sonuçlanmaktadır. Her üç ülke de EHİS ile resmen uyumlu yasa ve politikalara sahip olsa da, uygulama sıklıkla kriz koşulları altında çökmekte ve izleme ve hesap verebilirlik mekanizmaları zayıf kalmaktadır (Madde 33(2)). Raporlar ayrıca, çatışmanın tarafları ve zaman zaman uluslararası toplum tarafından uluslararası insani hukukun giderek daha fazla göz ardı edildiğini kaydetmektedir.

Engellilik, insani yardım bağlamlarında müdahale ve iyileştirme süreçlerinde ana akımlaştırılmak yerine, bir hayırseverlik veya tıbbi mesele olarak ele alınmaya devam etmektedir. Krizler sosyal koruma, sağlık, rehabilitasyon ve psikososyal hizmetleri sekteye uğrattığında, engelli bireyler temel desteğe erişimi kaybetmektedir. Eğitim genellikle öncelik listesinden çıkarılmakta ve engelli çocuklar okulu ilk bırakanlar arasında yer almaktadır. Dahası, engellilik yardımlarının şoka duyarlı sosyal koruma sistemlerine entegre edilememesi, acil durumlarda yardımın hızla ölçeklendirilmesini engelleyerek dışlanmayı daha da derinleştirmektedir.

Raporlar, güvenli ve yeterli barınak eksikliği nedeniyle engelli bireylerin karşı karşıya kaldığı artan şiddet riskini vurgulamaktadır. Kriz ortamlarında, güvenli olmayan bölgelerde geride bırakılan engelli bireyler de artan şiddet riski altındadır. Engelli kadınlar ve kız çocukları, tüm bu kriz ortamlarında Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet (TCDŞ), istismar ve ihmal konusunda yüksek risklerle karşı karşıyadır. Yine de insani yardım hizmetleri, toplumsal cinsiyet ve engelliliğin kesişimlerini nadiren dikkate almaktadır.

Her üç ülkede de insani krizler, sosyal koruma sistemlerinin ve destek hizmetlerinin çökmesi, engelli bireyleri yüksek şiddet, istismar ve ihmal riski altında bırakmıştır. Güvenli ve erişilebilir barınak seçeneklerinin yokluğu, kurumsallaşmanın (kurum bakımının) varsayılan bir yanıt olarak kullanılmasına yol açmış; bu durum engelli bireyleri daha fazla tacize, saldırıya ve sömürüye maruz bırakmıştır. Örneğin Ukrayna’da, toplum temelli bakım seçeneklerine yönelik savunuculuk çabalarına rağmen, yatılı kurumlar genellikle koruma için mevcut tek seçenek olarak görülmüştür. Bu durum, insani yardıma rehberlik eden insanlık, onur ve tarafsızlık temel ilkelerini baltalamaktadır. Ayrıca, dayanıklılık inşasına ve toplum temelli iyileşmeye ters düşmekte ve (kurumlar genellikle istismar, ihmal ve şiddet mahalleri olduğundan) koruma risklerini sürdürürken, kapsayıcı ana akım müdahale ve koruma çabaları yerine ayrıştırılmış veya dışlayıcı yanıtları pekiştirmektedir.

Her üç ülke genelinde de, EBÖ’ler (Engelli Bireyleri Temsil Eden Örgütler) dayanıklılık ve inisiyatif göstermektedir ancak yapısal engellerle karşılaşmaktadır. EBÖ katılımında bir miktar ilerleme görülmüş olsa da, çoğu insani yardım kümesinde (cluster) ve çalışma grubunda katılım sınırlı kalmaktadır. Her üç rapor da, insani yardım ve kalkınma aktörlerinin engellilik kapsayıcılığı konusunda daha iyi koordine edilmesi (ve eğitilmesi) gerektiğini – bağlantının (nexus) zayıf olduğunu – belirtmektedir. Bazı iyi uygulama örnekleri olsa da, insani yardım aktörleri tarafından mevcut mekanizmaların ve yapıların nasıl kaldıraç olarak kullanılabileceğini araştırmak yerine genellikle ayrı sistemler kurulmaktadır. Tüm bu zorluklara rağmen, kırılgan ve çatışmadan etkilenen bağlamlarda bile durum analizleri, ders çıkarılabilecek iyi uygulama ceplerini tanımlamaktadır.

Gözlemlenen iyi uygulamalar:

EBÖ’ler, mesajların ve sevklerin erişilebilirliğini artırarak insani yardım koordinasyonuna (kümeler/sektör çalışma grupları) giderek daha fazla katılmaktadır. (Filistin, Ukrayna)

Engelliliğe göre ayrıştırılmış kriz verileri ortaya çıkmaktadır. Pilot uygulamalar, hızlı ihtiyaç değerlendirmelerine ve 5W haritalamasına (Kim, Ne, Nerede, Ne Zaman, Kimin İçin) engellilik soruları (örneğin Washington Grubu tarzı) eklemektedir. (Ukrayna)

Devlet kapasite boşluklarını doldurmak ve erişilmesi zor alanlara ulaşmak için toplum/STK hizmet modelleri geliştirilmektedir (mobil rehabilitasyon, vaka yönetimi, yardımcı teknoloji onarımı ve nakit artı destekler). (Mali, Ukrayna)

Paydaşlar tarafından, acil durumlarda (yeniden) kurumsallaşmayı önlemek ve aile ve toplum temelli alternatifleri genişletmek için aktif bir çaba gösterilmektedir. (Ukrayna)

Engelli kadın örgütlerinin liderliğindeki girişimler, TCDŞ risk azaltımını, erişilebilir sevk yollarını ve hayatta kalan odaklı hizmetleri güçlendirmektedir. (Mali)

Savaş veya çatışmaya rağmen, temel engellilik yasal/politika taahhütleri devam etmekte ve insani eylemleri temellendirmek için kullanılmaktadır. (Ukrayna)

Eylem için öneriler:

EBÖ katılımını kurumsallaştırın: Engelli bireyleri temsil eden örgütlere (EBÖ’ler), koordinasyon yapılarında (kümeler, çalışma grupları ve ICCG/HCT) karar alma süreçlerini etkileme yetkisi ve kaynaklarıyla birlikte resmi ve daimi bir rol verin.

Engellilik verilerini ana akımlaştırın: Şablonlardan ve eğitimden sorumlu bir ekiple, koruma izleme ve Çok Sektörlü İhtiyaç Değerlendirmelerinde Washington Grubu Kısa Soru Seti’ni kullanarak engellilik verilerini sistematik bir şekilde toplayın.

EBÖ/STK ağları aracılığıyla hizmet boşluklarını kapatın: Tahliye, vaka yönetimi, mobil rehabilitasyon ve yardımcı teknoloji onarımı konularında topluluk ve STK ortaklarını dahil edin ve kamu sistemleri toparlandıkça bunları tekrar kamu sistemlerine bağlayın.

Kurumsallaşmayı önleyin: Toplum temelli destek (örneğin; kişisel asistanlık, toplum temelli rehabilitasyon) için finansmana öncelik verin ve EBÖ koalisyonları aracılığıyla hukuki ehliyet ve kurumsızlaştırma reformlarını sürdürün.

TCDŞ/Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı (SRH) müdahalelerine engelliliği entegre edin: Programları engelli kadınlar ve EBÖ’lerle birlikte tasarlayın, hayatta kalanlar için erişilebilir iletişim, sevk yolları ve ulaşım sağlayın.

Kriz yönetişiminde kapsayıcılığı sürdürün: Reform süreçlerini, Mukim Koordinatörlük Ofisi (RCO) liderliğindeki engellilik gruplarını ve net eş-başkanlara, bilgi yönetimine ve EBÖ katılımı için bütçeye sahip Engellilik Çalışma Gruplarını (DWG/ADWG) sürdürerek engellilik kapsayıcılığını sektörler genelinde sabit tutun.

Temel malzemeleri erkenden güvence altına alın: Rehabilitasyon girdilerini ve yardımcı teknolojileri güvenilir ortaklar (örneğin ICRC) aracılığıyla önceden konuşlandırırken, teslimat için EBÖ kapasitesini oluşturun.

Saha düzeyinde koruma kapasitesi oluşturun: Ortakları IASC “Yapılması Gereken 4 Şey” konusunda eğitin ve bunları Görev Tanımlarına (ToR), kontrol listelerine ve izleme çerçevelerine entegre edin.

Yerel sahiplenme ve liderlik için plan yapın: Tahliye haritaları, erişilebilir barınaklar ve geri bildirim döngüleri geliştirmek için EBÖ’lerle birlikte bölgesel ve belediye kapasitesini güçlendirin ve BM, hükümet, uluslararası STK’lar ve sivil toplum içinde engellilik kapsayıcılığını yönlendirecek öncüler belirleyin.

Covid-19’dan Edinilen Önemli Dersler

COVID-19 pandemisi, çoğu hükümetin müdahalelerinde engelli bireyleri yeterince dikkate almamasıyla birlikte, ülkelerin acil durum hazırlıklarındaki önemli boşlukları ortaya çıkarmıştır. Raporlar, erişilemez bilgileri, temel hizmetlerin kesintiye uğramasını ve destek tedbirlerinin özellikle yerel düzeyde sınırlı erişimini vurgulamaktadır. Bununla birlikte kriz, aynı zamanda katılımı ve erişimi genişletebilecek yeni dijital ve teknik çözümleri teşvik etmiş ve “daha iyisini inşa etmek” (build back better) için iyileştirme planlamasına engelli bireyleri temsil eden örgütlerin (EBÖ’ler) dahil edilmesi gerekliliğinin altını çizmiştir.

SONUÇLAR

Küresel düzeyde sonuçlar

Tüm ülkeler, Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’yi (EHİS) uygulamak ve engelli bireylerin kapsayıcılığını ilerletmek için önemli taahhütlerde bulunmuştur. Onaylamanın ötesinde, çoğu ülke, tanımlarda ve ruh sağlığıyla ilgili hükümlerde boşluklar kalsa da, genellikle EHİS uyumlu yeni engellilik mevzuatı ve politikaları kabul etmiştir. Ancak, sektörel yasalar buna paralel olarak revize edilmemiştir ve genellikle eski dil veya tıbbileştirilmiş engellilik kavramlarıyla pekiştirilen çelişkiler devam etmektedir.

Neredeyse tüm ülkeler yasaları, politikaları ve stratejileri “kağıt üzerinde” reforme etmiş olsa da, uygulama en büyük zorluk olmaya devam etmektedir. Ülkelerin yaklaşık %92’si zayıf yaptırım, sınırlı kapasite ve yetersiz bütçe tahsisi bildirmektedir. İncelenen 51 durum analizi genelinde, engellilik kapsayıcı kalkınmayı engelleyen yasalar, kurumlar ve kapasitelerde sistemik boşluklar devam etmektedir:

Engelliliğe ilişkin tıbbi ve hayırseverlik anlayışları hakim olmaya devam etmekte, politika yapıcılar, profesyoneller ve halk arasında damgalama ve ayrımcılığı sürdürmektedir.

Engellilik değerlendirme ve sevk sistemleri yaklaşım olarak ağırlıklı olarak tıbbi kalmakta, çok disiplinli veya hak temelli modellerin az sayıda örneği bulunmaktadır.

Maliyetlendirme ve engellilik bütçelemesinin eksikliği, nadiren net hedefler veya izleme göstergeleri içeren yasaların ve politikaların etkili bir şekilde uygulanmasını engellemektedir.

Koordinasyon mekanizmaları zayıf veya mevcut değildir; bu durum tutarlı ulusal sistemler yerine parçalı, donör güdümlü girişimlere yol açmaktadır.

Ülkeler genelindeki ısrarlı yaptırım ve uygulama boşlukları, yasal yükümlülükleri ve politika taahhütlerini yerine getirmek ve hesap verebilirliği sağlamak için gereken kurumsal mekanizmalara ve kapasitelere yapılan sınırlı yatırımı yansıtmaktadır.

Ulusal engellilik konseylerinin ve insan hakları komisyonlarının yetkileri örtüşmektedir ve çok azı Madde 33 uyarınca bağımsız, iyi kaynaklara sahip izleme mekanizmaları olarak işlev görmektedir.

Kapsayıcı hizmet sistemleri az gelişmiş durumdadır ve bu da ayrıştırılmış ve kurumsal modellere sürekli bağımlılığı teşvik etmektedir.

EBÖ’ler politika süreçlerine anlamlı bir şekilde katılmak için yeterli kapasite ve kaynaktan yoksundur, hükümetler ve donörler ise onların katılımı için nadiren elverişli koşullar yaratmaktadır.

Adalete erişim, özellikle kadınlar ve hukuki ehliyeti elinden alınmış kişiler için sınırlı kalmaktadır.

İnsani yardım ve iklim uyumu planları, orantısız risklerle karşı karşıya olmalarına rağmen engelli bireyleri nadiren dikkate almaktadır.

EBÖ’ler ulusal planlama ve bütçe süreçlerinde yeterince temsil edilmemekte, “kimseyi geride bırakmama” yönündeki üst düzey siyasi taahhütlere rağmen engellilik düşük bir öncelik olarak kalmaktadır.

Temel Kesişen Sonuçlar

Taahhütten Sistematik Dönüşüme:

Engellilik kapsayıcılığı, politika beyanlarının ötesine geçerek; kapsayıcılığı tüm bakanlıklar ve hükümet seviyelerinde kurumsal bir sorumluluk haline getiren entegre yönetişim, bütçeleme ve izleme mekanizmalarına doğru ilerlemelidir.

Katalizör Olarak Veri ve Hesap Verebilirlik:

Güvenilir, engelliliğe göre ayrıştırılmış verilerin yokluğu en önemli engellerden biri olmaya devam etmektedir. Washington Grubu sorularının kullanımının kurumsallaştırılması, engelliliğin SÜRDÜREBİLİR  KALKINMA AMAÇLARI ve ulusal istatistik sistemlerine entegre edilmesi ve bunun bütçe izlemeyle ilişkilendirilmesi hayati sonraki adımlardır.

Kapsayıcı, Toplum Temelli Hizmetler Ayrıştırmanın Yerini Almalı:

Erişilebilir, yüksek kaliteli toplum hizmetleri olmadan, hem hak sahipleri hem de yükümlülük sahipleri ayrıştırılmış seçeneklere yönelmeye devam etmektedir. Kapsayıcı eğitim, sağlık ve sosyal koruma sistemlerinin inşası, kurumsal modelleri geçersiz kılmak için esastır.

Anlamlı EBÖ Katılımı Temeldir:

Sürdürülebilir kapsayıcılık, hem EBÖ kapasitesinin güçlendirilmesine hem de hükümetlerin ve donörlerin katılımı (mevzuat, kaynak sağlama ve koordinasyon ve izleme organlarında resmi temsil yoluyla) yapısal hale getirmesine bağlıdır.

Kesişimsellik Eşitliğin Gerçekleştirilmesi İçin Anahtardır:

Kadınların, çocukların ve engelli bireylerin diğer marjinalleştirilmiş gruplarının ısrarlı dışlanması, toplumsal cinsiyete ve çeşitliliğe duyarlı yaklaşımlar olmadan engellilik kapsayıcılığının ilerleyemeyeceğini göstermektedir.

Sistem Dayanıklılığının Göstergesi Olarak İnsani Yardım ve İklim Kapsayıcılığı:

İnsani yardım müdahalesi ve iklim uyumunda engellilik perspektiflerinin yokluğu, sistemlerdeki daha geniş bir kırılganlığı yansıtmaktadır. Bu alanların güçlendirilmesi, daha geniş yönetişim mekanizmalarının kapsayıcılığını test edecek ve pekiştirecektir.

BM ve Fon sağlayan Uyumu Ölçeği Artırır:

İlerleme, BM Ülke Ekiplerinin, hükümetlerin ve fon sağlayıcıların BM Sürdürülebilir Kalkınma İşbirliği Çerçevesi (UNSDCF) altında hizalandığı ve bunu ortak bir hesap verebilirlik aracı olarak kullandığı durumlarda en yüksek düzeydedir. Tutarlı finansman ve ortak izleme mekanizmaları etkiyi ölçeklendirebilir ve sürdürebilir.

Siyasi İrade ve Süreklilik Önemlidir:

Hükümet, EBÖ’ler ve BM kuruluşları genelindeki bireysel öncüler, değişimi yönlendirmede kritik bir rol oynamaktadır. Liderliklerinin (yasal yetkiler, koordinasyon yapıları ve bütçelendirilmiş eylem planları gibi) kalıcı kurumsal çerçevelere yerleştirilmesi, ivmenin proje döngülerinin ötesinde devam etmesini sağlar.

Ortaya Çıkan Fırsatlar

Engellilik kapsayıcılığının Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve BM reform gündemine entegrasyonu, EHİS uygulamasının güçlendirilmesi için yeni giriş noktaları sağlamaktadır.

Durum analizlerinin kendisi diyalog için katalizör haline gelmiş, GDS 2025 taahhütlerini bilgilendirmiş ve EHİS’in 20. yıldönümü için bir kanıt tabanı sağlayarak sistemik reform için ivme yaratmıştır.

Kriz ve iyileşme sürecindeki ülkelerden (örneğin Mali, Ukrayna, Filistin) alınan dersler, “daha iyisini inşa etmek” ilkelerini vurgulayarak engellilik kapsayıcı insani yardım ve yeniden inşa planlamasına rehberlik edebilir.

Bölgesel düzeydeki farklılıklar

Çoğu zorluk küresel olarak benzer görünse de bölgesel farklılıklar da mevcuttur. Örneğin Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde (10 ülke), devam eden kurumsallaşma (kurum bakımı) uygulamaları ve işleri düzeltmek için «uzmanlara» ihtiyaç duyulduğuna dair inanç daha belirgindir ve toplum temelli çözümlere dönüşümün önünde özel bir engel teşkil etmektedir. Ayrıca, engelli bireylerin sıradan işgücü piyasasına girmesini engelleyen ve yalnızca geleneksel korumalı istihdam sunan ayrıntılı düzenlemelerin bulunması da yaygındır. Bu bağlamlardaki EBÖ’ler tarihsel olarak yarı-resmi (parastatal) hizmet sağlayıcılar/korumalı işyerleri olmuşken, bireysel, karizmatik aktivistlerin etrafında yeni hak temelli EBÖ’ler ortaya çıkmaktadır. Bu durum, birçok ülkede engellilik hareketinin henüz ortak bir gündem ve ses oluşturamadığı anlamına gelmektedir.

Asya ve Pasifik’te (10 ülke), iklim değişikliğinin sonuçları ve bunun engelli bireyler için getirdiği özel zorluklar, bu bölgedeki durum analizlerinde diğer yerlere göre daha belirgindir. Ülkeler, 2015-2030 Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi’nin önemine ve kapsayıcı acil durum müdahale mekanizmalarının geliştirilmesi ve test edilmesi ihtiyacına atıfta bulunmaktadır. EBÖ’lerin kendi yerel bölgelerindeki engelli bireyleri belirleme ve onlara ulaşmadaki rolü, keşfedilmesi gereken önemli bir alan olarak belirtilmektedir. EBÖ’lerin afet riskini azaltma planlaması ve izleme mekanizmalarına dahil edilmesi hayati önem taşıyacaktır.

Sahra Altı Afrika’da (17 ülke), çeşitli ülkeler, engelli bireylerin siyasi temsili de dahil olmak üzere ilgi çekici toplum temelli kapsayıcı kalkınma (CBID) modelleriyle aktif olarak çalışmaktadır. EBÖ’lerin sesi giderek daha fazla duyulmaktadır. Temel engeller, yüksek yoksulluk seviyeleri ve eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi önemli temel hizmet sektörlerinde genel beşeri ve mali kaynak eksikliğidir. Ayrıca, yetkilerin yerel yönetimlere devri politika uygulamasını zorlaştırmaktadır. Hizmetlerin düşük kalitesi ve yüksek yoksulluk seviyeleri, diğer bölgelerdeki düşük gelirli ülkeler tarafından da belirtilmektedir.

Latin Amerika’da (11 ülke), çeşitli ülkeler başkentteki ve büyük şehirlerdeki nüfusun ötesinde engelli bireyleri belirlemekte ve onlara ulaşmakta zorlanmaktadır. Birçok durum analizi ayrıca engelli kadınlara yönelik yüksek düzeyde ayrımcılığı tanımlamakta ve bazıları devam eden zorla kısırlaştırma uygulamalarından da bahsetmektedir. Latin Amerika’daki temel engeller, toplumdaki genel yüksek eşitsizlik seviyeleriyle ilgili görünmektedir. Politikalarda, sistemlerde ve yapılarda çeşitli iyi uygulama örnekleri olsa da, marjinalleştirilmiş gruplara ulaşmadaki zorluklar hala bir sorundur. En marjinalleştirilmiş grupları temsil eden sınırlı sayıda EBÖ bulunmaktadır.

SÜREÇTEN ÇIKARILAN DERSLER

Birçok ülke, başlangıç aşamasının (eğitim ve durum analizi süreci) zorlu olmasına rağmen, paydaşları bir araya getirmeye ve ilişkiler kurmaya yardımcı olan önemli bir öğrenme süreci oluşturduğunu bildirmektedir. Birçok ülkede BM odak noktaları, sürecin çalışma ilişkilerinde iyileşmelere ve paydaşlar arasında engellilik konusunda farkındalığa yol açtığını teyit etmiştir. UNDIS yıllık raporları, ülkelerdeki kuruluşların yarısından fazlasının, Küresel Engellilik Fonu kapsamındakiler gibi hedefe yönelik projeler uyguladığını ve engellilik kapsayıcılığını daha geniş tematik çalışma alanlarına yerleştirdiğini vurgulamaktadır.

Durum Analizi sürecinden çıkarılan temel derslerden bazıları şunlardır:

Paydaş katılımı

Katılım düzeyi, danışmanlık ekiplerinin benimsediği yaklaşımlara ve paydaşların kapasitesine göre değişiklik göstermiştir.

Metodolojinin temel bir parçası olmasına rağmen süreçteki EBÖ katılımı değişkenlik göstermiştir. Durum analizlerinin 2021’de uygulanmaya başlandığı sırada, COVID-19 pandemisi genellikle mülakatların ve çalıştayların sanal ortamda yürütülmesini gerektirmiştir. Bu durum birçok insanı, özellikle de en marjinalleştirilmiş gruplardan ve kırsal topluluklardan gelenleri dışlamıştır. Yine de araştırma ekipleri, EBÖ temsilcileriyle görüşmeyi ve sanal olarak odak grup tartışmaları yürütmeyi başarmıştır. Birkaçı anket kullanmıştır. Ancak bu durum, ilk 26 durum analizi sürecinin bazılarında açıkça bir sınırlama olmuştur. O zamandan beri, ülke ekipleri metodolojiyi; EBÖ temsilcileriyle yüz yüze görüşmeleri, çeşitli yerlerde farklı engelli bireylerle odak grup tartışmalarını ve kişisel anketörlerle yapılan anketleri içerecek şekilde genişletmiştir. Çeşitli ülkeler (10), araştırma ekibinin bir parçası olarak ve/veya anketler veya odak grup tartışmaları ile yerel düzeyde ulaşmak için EBÖ ağlarını kullanarak EBÖ’leri sürece dahil etmiştir. İki ülkede EBÖ’ler raporun ortak yazarları olmuştur. Bazı ülkelerde engelli bireyler araştırma ekibinin bir parçası olmuş veya ekibe liderlik etmiştir. Buna rağmen değerlendirmelerimiz, EBÖ’lerin süreçte her zaman kendilerini yeterince dahil edilmiş hissetmediklerini göstermiştir. Az sayıda ülkede, ekiplerin metodolojik tercihleri veya EBÖ’lerin yanıt vermemesi nedeniyle yalnızca başkentlerdeki az sayıda EBÖ lideri katılmıştır. Birkaç ülke ayrıca, EBÖ’lerin sistemik düzeydeki tartışmalara/önceliklere anlamlı bir şekilde katılma kapasitesinin sınırlı olması ve hareketler içindeki parçalanmışlıkla ilgili zorluklarla mücadele etmiştir. Bu kısıtlamalar, EBÖ’ler için sınırlı ve genellikle öngörülemeyen fonlamanın daha geniş zorluğunu da yansıtabilir; bu durum onların araştırma ve öncelik belirleme süreçlerine sürdürülebilir katılımlarını zayıflatabilir. Durum analizi sürecine katılan en düşük EBÖ temsilcisi sayısı 15 olmuştur. En yüksek sayı ise (farklı yerleşim yerlerindeki anketler ve odak grup tartışmaları yoluyla) 400 civarında olmuştur. BM Ülke Ekipleri; katılımcı yaklaşımları en başından itibaren yerleştirerek, EBÖ’lere net roller vererek ve araştırma, kanıt üretimi ve bulguların ve önceliklerin katılımcı doğrulaması için eş-liderlik ve eş-tasarım modelleri kurarak hayati bir rol oynayabilir. Bu yaklaşım, EBÖ’leri eş-başkanlar veya teknik ortaklar olarak içeren BM Ülke Ekibi çalışma planlarına veya konsept notlarına dahil edilebilir. Bu ayrıca, durum analizi yönlendirme komitelerinde, araştırma veya doğrulama süreçlerinde EBÖ rollerini ana hatlarıyla belirten Görev Tanımları (TOR’lar) aracılığıyla da tesis edilebilir.

Sürece hükümet katılımı değişiklik göstermiştir. Çoğu ülkede hükümet, temel bilgi kaynakları olarak esasen başlangıç eğitimine ve doğrulama aşamasına katılmıştır. Birkaç ülkede (5), hükümet temsilcileri daha aktif bir rol üstlenmiş (hatta iki ülkede resmi ortak yazarlar olarak), bu da boşlukların daha temkinli bir şekilde tanımlanmasına ve elde edilen başarılara daha fazla vurgu yapılmasına yol açmıştır. Yine de mevcut boşluklar “iyileştirme alanları” olarak kabul edilmiştir. Açıkçası, hükümetin boşlukları belirleme ve tanıma konusundaki katılımı – ve sürece dahil olma istekliliği – sistemik değişikliklere yönelik önerilerin uygulanabilirliğini ve bu önerilerin GDF program teklifine, GDS taahhütlerine ve ulusal reform gündemine dahil edilmesini sağlamak açısından kritik önem taşımıştır. Durum analizi, hükümet aktörleri için öncelikleri netleştirmek, eylem için uygun giriş noktalarını belirlemek ve önerilen reformları mevcut politika çerçeveleriyle uyumlu hale getirmek için pratik bir araç olarak hizmet edebilir. BM Ülke Ekipleri ve sivil toplum, durum analizi süreci boyunca hükümetin katılımını teşvik etmede rol oynayabilir. Analizin paralel bir çalışma olarak değil, karar alma süreçlerine bir katkı olarak görülmesini sağlamak için sürecin değeri en başından itibaren vurgulanmalıdır.

Sürece BM Ülke Ekibi katılımı değişiklik göstermiştir. Mukim Koordinatör (RC) ofislerinin durum analizine rehberlik etme ve kalitesini sağlama konusunda aktif rol aldığı yerlerde, ortaya çıkan durum analizleri belirgin şekilde daha güçlü olmuştur. Ajanslar arası işbirliğini teşvik etmede ve EBÖ önceliklerini, hükümet çıkarlarını ve BM kapasitelerini dengelemede RC’nin liderliği, stratejik bir uzlaşıyı yansıtan eyleme geçirilebilir ve ulaşılabilir programlama önceliklerinin belirlenmesinde de hayati olmuştur. Bağlamlar genelinde, BM ajansları ve kalkınma aktörleri; uzun vadeli sürdürülebilirlikten, ulusal ortak sahiplenmeden veya somut sonuçlardan yoksun girişimler gibi sürdürülemez veya düşük etkili uygulamaların devam ettiği durumlarda sınırlı ilerleme için sorumluluğu kabul etmeli ve üstlenmelidir. Birçok bağlamda, sınırlı koordinasyon ve paralel planlama süreçleri, dışlanmanın sistemik itici güçlerini belirlemeyi ve yapısal etki sağlayan koordineli yanıtları önceliklendirmeyi zorlaştırmıştır. Ülke düzeyinde BM kalkınma sisteminin lideri olarak RC, EHİS ile uyumlu, paylaşılan ve tutarlı bir gündem sağlamak için ajanslar arasında uyumu ve işbirliğini teşvik etmede kritik bir role sahiptir. BM Ülke Ekipleri, durum analizlerinin kalitesine ve tutarlılığına rehberlik etmek için en başından itibaren güçlü RC liderliğini ve ajanslar arası işbirliğini sağlamalıdır. RC’nin bir araya getirme rolü, eyleme geçirilebilir, ulaşılabilir ve stratejik öncelikleri belirlemek için EBÖ’ler ve hükümetlerle eş-liderliği aktif olarak teşvik etmelidir. BM ajansları ve kalkınma aktörleri ayrıca, sürdürülemez veya düşük etkili uygulamaları aşamalı olarak kaldırmak ve ulusal sahiplenmeyi ve uzun vadeli etkiyi güçlendirmek için programlama yaklaşımlarını sistematik olarak gözden geçirmeli ve ayarlamalıdır.

Raporların kalitesi

Raporların kalitesi; bireysel danışmanlar tarafından benimsenen yaklaşımlara, veri toplama yöntemlerine, paydaş katılım düzeyine ve veri boşluklarına bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Ancak, 51 ülke süreci tamamlayarak tatmin edici bir kalite seviyesine ulaşmış ve kilit dersler edinmiştir. Birçok hükümet, BM Ülke Ekibi ve EBÖ; durum analizi önerilerini devam eden süreçleri, finansman tekliflerini ve GDS taahhütlerini bilgilendirmek için halihazırda kullanmaktadır ki bu da GDF Dördüncü Çağrısı’nın amacının ötesine geçmektedir.

Daha fazla rehberlik gerektiren teknik konular şunları içermiştir:

Engellilik tanımı ve zihinsel engellilik (intellectual disability) ile psikososyal engellilik arasındaki ayrım. Birçok ülke, son derece kafa karıştırıcı olan “akli dengesi yerinde olmayan/zihinsel özürlü” (mentally disabled) terimini kullanmıştır.

Psikososyal engelli bireylerin analize dahil edilmesine ilişkin zorluklar. Bazı ülkelerde bu grup, ulusal mevzuat kapsamında engelli bireyler olarak tanımlanmamaktadır. Bazı ülkelerde ekipler, güvenliklerini korumak amacıyla kurumlarda yaşayan veya vesayet altındaki kişilerle görüşmemiştir.

EBÖ’ler ile hizmet sağlayıcı STK’lar arasındaki karışıklık. Birçok ülkede, hizmet sağlayıcı STK’lar, engellilik üzerine çalışan kuruluşlara ilişkin ulusal kayıtlarda EBÖ’lerden ayrılmamaktadır. Bu ayrım insanların zihniyetinde de net değildir. Hizmet sağlayan bir kuruluş engelli bir kişi tarafından yönetiliyor olabilirken, bir savunuculuk örgütü engelli olmayan bir kişi tarafından yönetiliyor olabilir ve bu da kafa karışıklığını artırmaktadır. Genellikle EBÖ’lerin üyeleri vardır, ancak bu tür asgari gereklilikler konusunda bir rehberlik yoktur. Sıklıkla hizmet sağlayıcı kuruluşlar hükümet tarafından daha çok sevilmekte ve savunuculuk ve politika diyaloğu yerine “somut hizmetleri” finanse etmek isteyen donörler tarafından tercih edilmektedir. Çeşitli vakalarda, danışmanların uygun EBÖ’leri dahil etmenin önemi konusunda yönlendirilmeleri gerekmiştir.

Çeviri kalitesi genellikle zayıftı. Durum analizini ulusal dilden İngilizceye çevirmesi gereken ülkeler, çeviri kalitesine ve düzeltme okumasına genellikle yeterince özen göstermemiştir. Sekreterya, bu zorlukların bazılarını ele almak için temel terminolojiyi içeren İngilizce bir sözlük paylaşmıştır.

BM Ülke Ekiplerinin ve danışmanların kapasitesi ve rolü

Ülkeler, danışman/araştırma ekibi istihdam etme konusunda çok farklı yaklaşımlar benimsemiştir. Birkaçı, katılımı sağlamak için yararlı bir araç olan veri toplamada EBÖ’leri görevlendirmiştir. Birkaç ülke EBÖ’leri baş danışman olarak işe almıştır. Bu durum bir EBÖ perspektifinin dahil edilmesini sağlamış olsa da, bu kuruluşların kendi sektörlerindeki dinamikleri ve kapasite boşluklarını analiz etmesi de zor olmuştur. Beş ülke hükümeti ortak yazar olarak dahil etmiştir. Bu, sahiplenme ve sürdürülebilirlik açısından iyi olmuş ancak aynı zamanda zorlukların önemsiz gibi gösterilmesine yol açmıştır.

Çoğu ülke, araştırma kurumlarından veya danışmanlık firmalarından danışmanlar istihdam etmiştir. Danışmanların geçmişine bağlı olarak, bazıları daha çok belge incelemelerine (ikincil veri) ve nicel anketlere dayanırken, diğerleri öncelikli olarak kilit bilgi kaynağı mülakatları ve odak grup tartışmaları yoluyla nitel veri toplamaya yönelmiştir. Birkaç ülke, ulusal düzeyde engellilik konularında gerekli deneyime sahip danışman bulmanın zor olduğunu belirtmiş ve yerel meslektaşların desteğiyle liderlik etmesi için uluslararası danışmanları işe almayı tercih etmiştir.

Genel olarak, danışmanların çeşitli geçmişleri, raporların metodolojilerini ve kalitesini etkilemiştir. Birkaç vakada, Durum Analizinin doğrulanabilmesi için dört veya beş kez revize edilmesi gerekmiştir.

Çıkarılan temel dersler şunları içermektedir:

Danışmanların çalışmalarına rehberlik etmede ve kalitesini sağlamada aktif BM Ülke Ekibi katılımı, kalite ve sahiplenme açısından önemlidir.

Doğru becerilere sahip bağımsız danışmanların işe alınması önemlidir ancak her zaman kolay değildir. Kalitenin sağlanması için esastır ve daha fazla rehberlik gerektirebilir.

Tek bir baş danışman, içerik dengesini ve tutarlı bir yazım tarzını sağlayarak teslimat için genel sorumluluğu üstlenmelidir.

Baş danışmanlar hükümetten ve EBÖ’lerden bağımsız olmalıdır.

İngilizceye çeviri gerektiğinde, kalitesini sağlamak için yeterli bütçeler tahsis edilmelidir.